1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gözümün Cenini

Konusu 'Şiir' forumundadır ve UmuT ÇiÇeĞİ tarafından 24 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. UmuT ÇiÇeĞİ

    UmuT ÇiÇeĞİ Usta

    Katılım:
    16 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    500
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    ERZURUM
    Banka:
    0 ÇTL
    İstanbul'dun…
    İsten bulmuştum seni kirli kentte…
    İstemeden dulu kaldım yokluğunun…
    Yok oldum…

    Gözümü ağladım güzümün önünden gitmedi gidişin,
    Gök gözlü gözlerinin götürdükleri ve yalnızlığa örttükleri özünden başkası değildi…

    Gözümün cenini,
    Seni gözümde büyütemedim ki,
    Kalmadın ki sen,
    Olmadın ki gözümün bebeği…

    Alfabetik sıralamalarla sürüldüm sürgünlere…
    Önce Aşk'tan ayrılığa…
    Sonra Bahar'dan solgunluğa…
    Şimdiyse Canım'dan mezralaşmış mezarlığa…

    Vazgeçişlerdeki kendime az göçüşlerde,
    Ben senden men,
    Sen bensizliğe mensup,
    Aşk bizi har vurup darmadağın bırakırken,
    Harman savrulmalarında bir ben kaldım,
    Katledilerek,
    Katli zecri bilinerek,
    Kat kat üstüme sensizlikler giyinerek,
    Yokluğundan az önce oda da unuttuğun tokalarından tokatlar yiyerek ve katlanarak her parçamın üzerine çok kere,
    Anlamadın mı yazık kaldık gittiğinde biz boş yere…

    Bizi ikiye bölendin,
    Bizi ikide bir ölendin,
    Bizi ikindi vakti etmiş bir öğlendin,
    Geç şimdi,
    Geç öğrendin…

    Yalnızlığı sevişmelerde sicimsiz,
    Yalnızlığı sövüşmelerde içimsiz,
    Yüreğinin rahminde bir ölü cenin,
    Cesedimin üzerinde okuduğun gazete sayfaları var senin…

    Yarım kalmış manşetlerden mahşer korkusuyla sır bilip sırat ettiğin dehşetlerden,
    Deşip en derinime kendini gömdüğün afetlerden,
    Eşip can yerimi yerime bir başka et getirdiğinden,
    Öldüm ben…

    Ardında ölüşümle düşsüz kaldım,
    Süzüldü aşktaki aklım,
    Çözüldü baştaki sancım,
    Düşürüldü başımdaki senden olma tacım…

    İçinde dar kaldım kendimin…

    İsminle har yanığı kaldığım anlarda yar kıldığım,
    Beş vakit âmin ettiğim varlığına,
    Durmadan gidişlere beni giydiğin kılığına,
    Kırk bir kere naaş bağışladın sen kadavramı bana yağışlarınla…

    Gözlerinle sis topladığın is ağaçlarının gölgesinde,
    Diz çökmüş yarayım,
    Tohumlarının tortularındaki torunlarına…
    Yosunlarına yeşili susan dilimse, sustum…
    Susuyorsun'larına kır çalan kırmızı kanımsa allardan daha al damlayan,
    Al…
    Kal'dırma kendini yanımda…
    Kan'dırma kendini bir daha gözünün bebeğiyle açtığın yaralarımda…
    Tenimin rengine,
    Düşümün dengine sığmayan yörüngelerle gele-durmalarınla kazdırma kan doldurduğun gözlerimi mezar çukuru gamzelerinle…

    Ben bir de' bağlacıydım sende…
    Hiç bir tümceye ek olamadım,
    Hiç bir yüreğe yek duramadım,
    Hiç bir küreğe asılmadım senden öteye gitmek için sularında,
    Anlatamadım…

    Anımsattıklarınla,
    Alıp sattıklarınla,
    Çalıp sakladıklarınla…
    Kaldın,
    Kendinde, sende, sendeki ben motifli desende…

    Kendi kendine,
    Kendi kentine,
    Kendinde tükendiğinde,
    Gel oldun kip'ime…

    Kulağımdaki küpeye,
    Sırtımdaki küfeye,
    Kamburumdaki sen dolu günlere,
    Asıldın, saçlarından daha sarı ıslak ipinle…

    Ardında sözsüz kaldım,
    Üzüldü canım,
    Büzüldü kâğıtlarım,
    Yazmadım desem de…
    Adına yazdım adımın adımlarını, adak kaldım…

    Ramak saydım her gelmeyişinin saat başlarını,
    Gün bitti,
    Gece söküldü karalarıma,
    Beş karış odada,
    Beş karış suratla,
    Beş parmağımın her bir tırnağıyla kazıdım yokluğunu duvarlara,
    Duyanlara sağır kaldım,
    Soranlara sus,
    Selam aldım selam sattım ardından,
    Yetmedi kimse kendime,
    Nereye götürdünse aslımı,
    Nüshamı karaladı her gelen, hergele gelmeyişlerinde…

    Bir ”GİT” haresi yeterdi her şeyin götürülmesine…
    Bir ”KAL” tanesi eritirdi bütün bir ayrılığı…

    Şimdi sen,
    Uyuyor gibi susuyorsun,
    Düşünür gibi dalıyorsun,
    Damlayacakmış gibi akıyorsun,
    Avludan,
    Avucuma,
    Avutuşlarınla…

    Unutuşlarınla güveleniyorsun içime,
    İçimdeki güveler yerken beni her gün dönümünde,
    Gidişine göç güzleri erişiyor,
    Kalışıma öç gözleri kemleşiyor…

    Demleniyorum deminde…
    Emiliyorum dediklerine…
    Dünde yoktun sen,
    Deminde,
    Şimdide…

    Her an yeniden yeni bir yenilik yenileniyor yüreğimin düşünde, eski bozgunları bozuşlarına hitaben…
    Susmadım ben…
    Öldüm…

    Ben seninle içimde ödeşmişken,
    Dışımı bana dışlatmalarının kavim düşlerinde,
    Ağzıma geleni yutkunuşlarım içime hasat sonralığı bir hastalığı örtüyor…

    Sesimi sussam?
    Tınımı tutsam?
    Yirmi dokuz harbin suslu boyası olsam?
    Yankımı da sende bir yerde suçlu bıraksam?

    Gözlerin şah damarımda neşter gibi beni terlerken ve terk edip tek kederi bile yanına almamışken sen…

    Söyle,
    Ben olmasam,
    Seni kim acıyacak içimde?

    Üşüdüm gözlerini,
    Bak bana artık…
    Dön…
    Gelmezsen,
    Hiçbir ‘sen' yakışmayacak ben'in yanına bir daha…

    Emre GÖKCE
     

Sayfayı Paylaş