1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gözyaşı ile gidenler..

Konusu 'Şiir' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 14 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL




    Oyalı da bir mendil bırakıp gittin!
    Gözyaşı
    gibi içime akıp gittin!
    Sadece... Son defa... O kadar...
    Bakıp
    gittin!
    Mendiller de kâğıttan gayrı... Ağıtlar da...

    Vefasız bir çağa mı düştük; ağdan ağa mı...
    Biz dağdan dağa seslenir...
    duyardık birbirimizi...
    Öyleydi dünya; böyle oldu...

    Şimdi, "Vefasızlık nedir?" sorusunu anlamakta zorlanmaz(!) "yeni" gelenler.
    Lugatteki bir kelimeyi daha "yakînen" tanımış olurlar!

    Buna, mendil, derler/di çocuğum! Ayrılıklarda da işe yarardı!
    Bir taraftan gözyaşınızı biriktirirdiniz; bir taraftan -istasyonlarda hele-
    "veda"nın bir "yanı" bir "işlemesi" olurdu mendiller.

    Şimdi mendil kâğıtlar var; var da... eski ağıtlar da yok ki...

    Uçup giden aşklara,; uçup giden mendiller...

    Kenarı işlemeli de olurdu... Beyazından renklisine...

    Kaç bir çeşit hali var insanın.

    Yanınız da mendil, kalem/kağıt, annenizin duaları bir de...
    Düşerdiniz yollara...

    İsrafın kapıları sıkı sıkıya kapatılırdı.

    Yıkayıp dikip yamayıp bir daha
    giyerdiniz.

    Türküleri de olurdu eşyaların... Mendilim/de gül oya... Gülmedim doya doya...

    Sallasana, sallasana mendilini...


    Ot deyip taş deyip geçemezdiniz.

    Bir arkadaşlıktı ötekisinden, yenisinden, garibinden... Yakınlık, tanışmak,
    tanışmak... işimizdi bizim.

    Eşya ile olduğu kadar hastalıkla da yoklukla da "arkadaş" olurduk.

    Yıkılıp yıkılıp yapılmazdı evler...
    Sokakların tanıdığı... sokaklar tanıdığınızdı...

    Ne çok "samimi" idiniz öyle evle, bahçeyle...

    Yıldızlar, mevsimler,
    sabahlar, akşamlar... ile...

    Sadece mendili buruşturup atmadık ki...

    Kocaman bir yalnızlığın ortasına attık kendimizi...

    Aldık; sattık... Aldık; eskimeden attık...

    Bir hatırası var, demedik mesela
    sobanın; onu da yaktık!

    Sanmayın ki hatırını sor(a)madığım sesler, nefesler, mendiller, neler...

    Sanmayın ki sizden uzak daha yakınız hayata...

    Biz, hayatımızı "diri diri" toprağa gömerken bile ağlamayı unuttuk...
    Yaşamak ayaklarımıza sarıldıkça biz ona habire kabirler kazıyoruz.
    "Ölü şehir"lerin ortasında kalakaldık.

    Gölgelerimizi kesmişler; ah, bir de gölge etmeseler!

    Yolculuk; bu gece, bu sabah ha! Gidiyorsunuz...

    Aslında her yanım sel sel gözyaşı da...
    Ne mendilin adı okunuyor buralarda ne de tesellinin...

    HasbunALLAHu ve ni'me'l vekil...


    Ali Hakkoymaz
     

Sayfayı Paylaş