1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gözyaşımda Saklısın

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve Safir tarafından 15 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. Safir
    No Mood

    Safir Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.205
    Beğenileri:
    264
    Ödül Puanları:
    3.730
    Banka:
    151 ÇTL
    [​IMG]


    "Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben
    Düşeceksin sanırım kirpiklerimden…”
    Hatırladınız mı şarkıyı?
    Gözyaşında nelerin saklı olduğunu, hangi hüznün ve elemin, hangi gamın ve kederin, hangi sevincin ve neşenin, hangi sevginin ve sevgililerin ve kimlerin saklı olduğunu anlatan, söyleyen ve “hüngür hüngür” haykıran bu güzel şarkıyı hatırladınız mı?
    “Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben…”
    Sizin gözyaşlarınızda neler saklı?
    Kime ve kimlere mesken yaptınız gözyaşlarınızı?
    O güzelim buğulu gözleriniz kime ve kimlere “yataklık” ediyorlar?
    Sahi, nedir gözyaşı? Sığınak mı, barınak mı?
    Acı mıdır gözyaşı, sevinç mi?
    Ve,
    Nedir ağlamak?
    Neden ağlar insanlar, neden akıtırlar gözyaşlarını?
    Ve neden ağlamazlar?
    Neden ve niçin saklarlar gözyaşlarını?
    Neden ve niçin “iç”lerine akıtırlar “terkîbinde” nelerin saklı olduğu meçhul olan, kaynağı belirsiz o iki damla ıslaklığı?
    “Gözyaşı Medeniyeti”nin mensupları neden ağlamazlar?
    Ağlamak bir “küçüklük” tezahürü müdür?
    Medeniyetinin hamurunun gözyaşı ile yoğrulduğu söylenen bir toplumda ağlamamakta neyin nesi oluyor?
    Nereden çıktı bu “kadın gibi ağlama” lafları?
    O zaman siz “erkek” gibi ağlayınız…
    Yok hayır, “adam” ve “insan” gibi ağlayınız…
    Ağlamak…
    Nereden ve niçin geldiği belli olmayan iki damla sıvının “göz pınarları”ndan süzülerek, gözün “koruyucu melekleri” olan kirpiklerde bir yarım tur attıktan sonra, yavaş yavaş, kimseyi incitmeden, sadece kendi sahibinin “gönül telini” samimi bir şekilde titreterek, kendine has “eda”sı ile birlikte, yılların izini taşıyan “yüz” ün o kıvrımlarından süzülerek, bazen elin tersiyle silinerek, bazen de çene kenarlarından kayarak toprakla buluşma “eyleminin” adı…
    “Göz Pınarları.” Bu harika tamlamayı mensuplarına hediye eden medeniyetin çocukları, niçin ağla mıyorsunuz?
    Yoksa, gözlerde bir “pınar” olduğunu, o “pınar”ın “gözyaşı” ile dolu olduğunu, zaman zaman boşaltılmazsa sahibini rahatsız edeceğini, “musluk”larını ne kadar sıkı sıkıya kapatsanız da “o”nun mutlaka kendine bir “yol” bulacağını, sizin “o”na yol vermemeniz halinde “o”nun kendi güzergâhını kendisinin çizeceğini ve “o” parlaksı, efsunlu, sahibine ayrı bir “güzellik” katan güzelim sıvının “içinize” doğru akacağını ve nihayet sizin ağlamamanız halinde, “dışı”nızın ağlamaması halinde “içiniz”in ağlayacağını bilmiyor musunuz?
    “İçin için ağlamak” tabirini hiç duymadınız mı?
    Öyleyse neden ve niçin “dışın dışın” ağla mıyorsunuz?
    Ağlayın…
    Allah aşkına ağlayın…
    Bazen sessizce, bazen hıçkırarak, bazen de bağırarak ağlayın…
    İçinizin ağlamaması için dışınızı ağlatın…
    Akıtın gözyaşlarınızı göz pınarlarınızdan…
    Açın ellerinizi semaya, bükün boynunuzu, isteyin affınızı Yaratıcıdan ve ağlayın ki göreceksiniz meleklerinde sizin o ağlama “seansına” iştirak ettiğini…
    Günahlarınızın affı için ağlayın, mazlumların “âh”ını almamak için, kaprisleriniz için, gelmeyecek olan gençliğiniz ve gelmesi mukadder olan ihtiyarlığınız için, kendiniz için, ana-babanız için,çoluk-çocuğunuz için, benim için ve samimi dualarınızın kabul olunması için ağlayın…
    Elinizden “ağlamaktan başka bir iş” gelse de ağlayın “gelmese” de zira ki ağlamak başlı başına bir “iş” tir…
    Peki siz gözyaşının terkîbinde nelerin olduğunu biliyor musunuz?
    Ağlama “işi” nin hangi hastalıklara “şifa” hangi dertlere “deva” olduğunun farkında mısınız?
    Gözyaşının “renk körlüğü”ne iyi geldiğini bilir misiniz?
    Hani herşeyi “siyah ve beyaz” gören, arada kalan bütün renkleri “yok” sayan, görmeyen, grînin, yeşilin, mavinin, eflatunun ve diğerlerinin farkında olmayan “renk körü” gözleriniz var ya, işte onlara iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Gözyaşının gözdeki “perdelere” iyi geldiğini bilir misiniz?
    Hani o herşeyi “flû” gören, bir türlü net göremeyen, görmek istemeyen, al ve yeşil “lens” li gözleriniz var ya, işte onlardaki “bir türlü görmek istememe” hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz?
    Göremediğiniz zaman bilemeyeceğinizin, bilemediğiniz zaman ilgilenemeyeceğinizin, ilgilenemediğiniz zaman da ne ocakların söndüğünün, ne yuvaların yıkıldığının farkındasınız değil mi?
    Gözyaşının kulaklara faydalı olduğunu, “duymama/duymak istememe” hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz?
    Hani o bir türlü kimseyi duymayan, uzakları geçtik yakınındaki “âh”ları ve feryâd-u figânları işitmeyen kulaklarınız var ya, işte onlara en kaliteli “işitme cihazı” etkisi yaptığının farkında mısınız?
    Gözyaşının burnunuza faydası olduğunu bilir misiniz?
    Hani o “iyi” olan şeylerin kokusunu bile unutan, akşamleyin komşusundaki pişen yada pişmeyen çorbanın kokusu ile ilgilenmeyen, hep sunî kokulara alıştığı için gerçek kokuları bir türlü alamayan, yahu “gül” ün kokusunu bile unutan burnunuz var ya, işte ona da iyi geldiğinin farkında mıısınız?
    Gözyaşının dilinize iyi geldiğini bilir misiniz?

    Hani o tatmış olduğu bütün nîmetlerin asıl sahibini unutan, unuttuğu için şükretmeyen, hep yanlışın sesini çıkaran, bir türlü doğru sesi çıkartmayı beceremeyen, şükrü unuttuğu gibi zikri de unutan, malayâni şeylerle iştigâl eder hale gelen ve sahibine yani size “ölmüş kardeşinizin etini” yediren dilinize iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Gözyaşının ellere iyi geldiğini bilir misiniz?
    Hani o semaya açılmayı unutan, “yetimin başını okşama” hasletini kaybeden, hep “alan el” olmaya alışmış, bir türlü “veren el” olmayı beceremeyen/istemeyen, günahlarınızdan dolayı nasırlaşan ve kullandığınız “yan sanayi” kremlerin bile “görünmeyen” nasırlarızı örtemediği ellerinize iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Gözyaşının ayaklara iyi geldiğini bilir misiniz?
    Hani o mescidin yolunu unutan, bar ve pavyon gezmelerini “ezbere” bilen, dost gezmelerine ve hasta ziyaretlerine çağıranlara “bırakın bu ayakları” diyen ayaklarınıza iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Gözyaşının beyninize iyi geldiğini bilir misiniz?

    Hani o varoluş sebebi olan ve sizi hayvandan ayıran “düşünme” melekesini kaybeden, dumûra uğrayan, düşünemediği için işleyemeyen, işleyemediği için pas tutan ve sorgulama yeteneğini kaybeden, o yüzdendir ki “gelene ağam- gidene paşam” diyen beyninize iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Gözyaşının damar sertliğine, migrene, hazımsızlığa ve özellikle çağın illeti olan strese; her nevî sosyolojik ve psikolojik ve fizyolojik hastalıklara “şifa” olduğunun farkında mısınız?
    Ve,
    Gözyaşının kalbinize iyi geldiğinin farkında mısınız?
    Bütün kirli çamaşırlarınızı temizleyen ve hatta onları “beyaz ötesi” hale getiren temizlik maddelerinin temizleyemeyeceği kalbinizi temizleyen, sertleşmiş kalbinizi en kaliteli yumuşatıcının dahî yapamayacağı şekilde yumuşatabilen bir “GÖZYAŞINA” sahip olduğunuzun farkında mısınız?
    O gözyaşının size bir “insaf”, bir “vicdan”, bir “yürek”, bir “feraset” ve bir “GÖNÜL” olarak geri döneceğini biliyor musunuz?
    Ağlayın, hemen ağlayın ve akıtın gözyaşlarınızı toprağa…
    Yoğurun gözyaşlarınızla toprağı ve sulayın…
    Gözyaşlarınızla yoğrulan ve sulanan toprak filizlensin, o filizleri de sulayın…
    Ve o filizlerden “gül” fidanları derilsin, rengârenk “gül” fidanları…Her taraf “güllük-gülistan”lık olsun gözyaşlarınızla…
    Ve “gül” insanlar yetişsinler o gülistanda, işi-gücü “gül” olsun onların, “gül alsınlar gül satsınlar, gülden terazi kursunlar, gülü gül ile tartsınlar…”
    Ve,
    Hemen ağlayın! Aynı zamanda bir “gözyaşı” Peygamberi olan son Nebî’nin “gül” kokan, “gül” pınarlarından “gülyaşı” olarak sizin için dökülen o mübarek “gözyaşları”nın hürmetine, hemen ağlayın…
    Ve,
    Asla, asla “timsah gözyaşları” olmasın “göz pınarlarınız”dan gelen gözyaşlarınız…
    Ve,

    Ağlayınız, bazen “için için”, bazen “dışın dışın”, bazen “sessiz sessiz”, bazen “hıçkıra hıçkıra”, bazen “hüngür hüngür”, bazen de “bağıra çağıra”, ama yeter ki ağlayınız…
    “Ağlamaktan başka elinizden bir iş” gelse de ağlayınız gelmese de…
    Zira ki ağlamak “BAŞLI BAŞINA BİR İŞ” dir, hemi de çok ama çok önemli bir iş…
    Kendisine “husûsî” zaman ayrılması gereken önemli bir iş…
    Hadi bakalım, şimdi “ağlama molası” veriyoruz…
    VE
    Allah (c.c.) “göz pınarlarınızı” kurutmasın…



    Alıntı
     
Benzer Konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş