1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gül Gibi Geçinmek Varken

Konusu 'Kadın' forumundadır ve Suskun tarafından 11 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Gül Gibi Geçinmek Varken

    “Gül gibi geçinme” deyiminde geçimin güzelliği güle benzetilerek anlatılmış; bunun daha nesini düşünelim, demeyin. Gelin, neden “dünya hayatı, maişet, anlaşma” karşılığı olarak “geçim” yahut “geçinme” kelimesinin seçildiğini, benzetme unsuru gülün neye tekabül ettiğini birlikte sorgulayalım.

    “Gül gibi geçinmek” yahut “gül gibi geçinip gitmek”, hemen herkesin bildiği bir deyim. Bir arada yaşayan insanların birbirleriyle çatışmadan, mutlu, rahat, huzurlu bir hayat sürdürdüklerini anlatmak için kullanılıyor. Fakat bu deyimin lafzı ile manası arasındaki irtibat çok da sorgulanmıyor galiba. Çünkü durup düşünmek isteyenleri “geri kalmak”la korkutup nefes nefese koşuşturmaya mahkûm eden modern çağ, böyle deyimlerin hakikatine vâkıf olacak kadar bir vakfe imkanı tanımıyor insanlara.

    Halbuki medeniyetimizin diğer tezahürleri gibi, medeniyet bakiyesi deyim ve atasözlerimiz de, iman esaslarıyla tahkim veya tashih edilmiş müslümanca tasavvurlar barındırıyor derununda. Bunlar laf olsun diye öylesine söylenmiş harc-ı âlem sözler değil. Dünya üzerinden salimen geçip gitmemizi kolaylaştıran yol ve yürüyüş tariflerinin saklandığı bir definenin şifreleri adeta. Durup düşünmeden, üzerinde akıl yormadan ne kapısını aralıyor ne de esrarını açıyor.

    Gül gibi geçinme deyiminde geçimin güzelliği güle benzetilerek anlatılmış; bunun daha nesini düşünelim, demeyin. Gelin, neden “dünya hayatı, maişet, anlaşma” karşılığı olarak “geçim” yahut “geçinme” kelimesinin seçildiğini, benzetme unsuru gülün neye tekabül ettiğini birlikte sorgulayalım.

    Ömür dediğin


    Deyimdeki “geçinmek” kelimesi, “yaşamak, ömür sürmek, hayatını idame ettirmek” demek. Bu süreç, muvakkat (geçici) olması, belli bir zaman aralığında başlayıp bitmesi sebebiyle “geçinmek”le karşılanmış.

    Dünya hayatımızın geçiciliği, Allah Tealâ’nın takdir ettiği bir ömrü yaşadıktan sonra bir gün mutlaka nihayete ereceği, müslümanlar olarak en temel kabullerimizden biri. Anadolu’da yaşlılar bugün de bir tanıdıklarının vefatını, “falanca geçinmiş” diye haber vererek, onun dünya yolculuğunu tamamladığını aktarıyor birbirine.

    Dolayısıyla geçinmek; ölümle biten bir yürüyüşü, bir yol almayı, bir geçip gitmeyi de ifade ediyor. Kısaca, “Dünyada garip bir yolcu gibi ol.” hadis-i şerifinin özeti bu kelime.

    Geçim veya geçinmeye daha sonra verilen “maişet” manası ise, yürüyebilmek için gerekli olan iaşe zaruretine işaret etmek yanında, bu zaruretin sınırlarını ve maksadını da belirliyor.

    Yani ancak dünya üzerinden geçip gitmemize imkan sağlayacak, bu geçici yürüyüşü mümkün kılacak kadar dünya metaına, bunların maksat değil vasıta olduğunu bilerek meyletmemiz gerektiğini söylüyor bize. Daha azının takatten düşürüp yürümeyi engellediği gibi, daha çoğunu yüklenmenin, istiap haddini aşmanın da yol almayı engelleyeceğini ihtar ediyor.

    Nihayet yolun ve yolculuğunun farkında olan, zaruret sınırları içinde tuttuğu dünya metaına, sadece istikamet üzere yürüyebilmesini sağladığı için değer veren insanlardaki kanaat, istiğna ve mülayemet hali, “geçinme”ye “anlaşma, uyum, imtizaç” manasını yüklüyor.

    Bunun aksi bir tutum, yani geçimi sadece maişetten ibaret sanıp bunu fazlaca dert etmek ve dünyalık talebindeki ifrat, hem geçişimizi sekteye uğrattığı, hem başkalarıyla çekişip çatışmaya sürüklediği için “geçimsizliğe” sebep oluyor.

    Gülün adı

    Geçinmenin, yani üç günlük dünya hayatını, bu hayatın zaruretlerini meşru ölçülerde karşılamaya çalışarak, kavgasız gürültüsüz, ne kendine ne başkalarına zarar vermeden istikamet üzere yaşamanın niçin güle benzetildiğine bakalım şimdi de.

    Bu benzetme öncelikle böyle bir “geçim”in güzelliğine olduğu kadar geçiciliğine, kısalığına da vurgu maksadı taşıyor. Gül güzeldir şüphesiz ama ömrü kısadır. Kısa süren bu güzelliği nasıl sadece bahar şartlarında yaşamak mümkünse, bir göz açıp yummuş gibi çarçabuk geçip gidecek dünya hayatını da ancak İslâm’ın bahara benzeyen zemininde güzelleştirmek mümkün olabiliyor. Öte yandan gül, dikenlere rağmen açılıp güzelliğini sergilediğine, dikenin varlığı gülün güzelliğine mani olmadığına göre, “gül gibi geçinmek”, meşakkatsiz bir ömür manasına gelmiyor. Yahut bu deyim, türlü sıkıntılar içinde de insanın güzel bir yürüyüşle dünya üzerinden geçip gidebileceğini böylece anlatıyor.

    Bütün bunların ötesinde gül, dünyadan nasıl geçip gideceğimiz, dünya hayatını nasıl yaşayacağımız hususunda bir usve-i hasene, yani en güzel örnek olan Hz. Peygamber s.a.v.’e işaret ediyor aslında. Zira bizim irfanımızda gül denince alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz s.a.v. akla gelir öncelikle. O, kainatın en güzel gülüdür çünkü. Bütün güller kokusunu O’ndan almış, bütün güzellikler O’ndan sâdır olmuştur.

    Gül gibi geçinip gitmek, şu geçici dünya hayatını Rasul-i Ekrem s.a.v. gibi yaşamak demek öyleyse. O’nun gibi yaşamak ve yolu O’nun gibi yürümek için de O’nu tanımak, O’na tam bir teslimiyetle tabi olmak, O’nun bize bıraktığı sünnet-i seniyye izlerini takip etmek gerekiyor. Unutmayalım ki bir zamanlar başucu kitaplarımız arasında Siyer-i Nebileri bulundurduğumuz için gül gibi geçinip gidiyorduk bizler.

    Dünyadan geçmeyince

    Dünya kimseye baki değil. Fakat ömür denilen geçici yolculuğumuzun bizi ebedî hayatta felaha ulaştırması gül gibi geçinip gitmeye bağlı. Yolda olduğumuzu, bizi bu yolculukla sınayanı, yolun sonunu unutmadan; hep zikreden, hep şükreden bir kul olarak istikamet üzere yürümeye bağlı.

    Gül gibi geçinmek, dünyadan geçmeyi gerektiren, dünyadan geçmeyince gerçekleşmeyen bir yürüyüş hali esas itibariyle. Böyle bir yürüyüş, her şeyden evvel kâmil bir imanın kararlılığını ve ölçü riayetini gerektiriyor; tevazu, müsamaha, muhabbet ve merhametle güzelleşiyor.

    Bazen hüzün seneleri çıkabiliyor karşınıza; sizden yeis, ümitsizlik ve şikayetten kaçınmanızı, sabır ve metanet göstermenizi istiyor. Yol halidir, sürur da öfke de uğrayabiliyor kalbinize ama sizin her halükârda adaletten ayrılmamanız gerekiyor.

    Yürüyüşünüzdeki gül güzelliği, ihtişam, konfor ve debdebe ile değil; kanaatle, ancak kifaf miktarı, yani yaşamaya yetecek kadar rızık talebi ile her dem tazeleniyor. Fakat yol üzerindeki makam, servet, şöhret tuzaklarına gözünüz kaydığı an vakitsiz soluveriyor.

    Gül gibi geçinmek mutedil olmaktır. Fakirlikte de zenginlikte de iktisadı elden bırakmadan, ifrat ve tefrite kaymadan sağlanabiliyor itidal yahut denge. Ancak itidal ile güzel yürüyenlerdir ki şartlar ne olursa olsun sıla-i rahimi elden bırakmıyor, akrabası gelmese de kendisi gidiyor, esirgeyene veriyor, kendisine zulmedenleri bile bağışlayabiliyor.

    Allah Rasulü s.a.v.’den sonra, O’nun vârislerince de izleri sürülerek bugüne taşınan böylesi bir hayat tarzı, dünyadan salimen geçebilmenin tek ve en güzel örneği. Hülasa bu en güzel örnek, dünyadan geçmeyince gül gibi geçinilemeyeceğini anlatıyor bizlere.

    Gül gibi geçinip gitmek varken, dünyadan geçemeyip geçimsizliğe düçar olmak akıl kârı mıdır öyleyse?


    Ali Yurtgezen ​
     

Sayfayı Paylaş