1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gül Kırmızı ve Aşk Sızı..

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 24 Kasım 2011 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL




    Sen gittin, hazan düştü bahçemize
    Sen gittin, tarumar oldu her şey
    Sen gittin, geriye
    doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

    Sevgili!
    önce kum deryalarına düştük sonra serâba
    bugüne kadar umutlardı bizi ayakta tutan
    sevdandı kimsesiz çöllerde yürekleri bir tutan,
    yalnızlığa açılır bütün kapılar sensiz
    sen yoksun diye, sicim sicim karanlık yeşerdi içimizde
    dalga dalga hasretindi kalbimizde alevlenen
    gönlümüze batan dikenler ne ki
    büyüttüğümüz güller sadece sen kokmak içindi.

    Sevgili
    en haşin haliyle girdaba düştük
    sensizliğe sürgün edildik ilkin
    sonra mağara arkadaşın bırakıp gitti bizi
    sonra kılıçların efendisi
    ardından cennet gençlerinin efendileri
    ve diğerleri birer birer bırakıp gittiler bizi
    dilimiz lâl, âmâ kaldı gözlerimiz
    sen olmasaydın kalpler sevmeyi öğrenebilir miydi!
    ey, ihsanda nisan bulutunu geçen Sevgili.
    örümcek, gözlerde hâlâ en kalın perdedir
    sırların sırrı kisranın sarayında
    ondört burcunun düştüğü yerdedir.
    en büyük mucizen Kur’an’dı, sonra Sen’din
    güneşi sağ eline, ayı da sol eline alsaydın
    yine de çözülmezdi ebterlerin kalbindeki kir!

    ey ay yüzlü güzel!
    bütün kelamları yazan kalemin emriydi gidişin
    oysa ne kadar çok beklemişti gelişini Hira
    ne kadar da çok yolunu gözlemişti Râhip Bahira
    bir tek Bilâl değil, cihan alışmıştı sana
    hüzündü ardında biriktirdiğimiz
    yokluğunun vadilerinde yuvarlanırken
    yaralı kalbimizin fısıltısına
    günâha battık ama konuşan gözlerimizin hıçkırığına
    “tebessüm sadakadır” fermânınla
    bir damla bengisu ver n’olur
    n’olur nûrunu gönder yoksul umutlarımıza.
    asırlardır yetimliğe açılır gözlerimiz
    bir pazartesi ilk defa, aşk gibi aşk yaşamıştı dünya
    ilk defa karşı karşıya gelince Bedir’de, baba ve oğul
    çoğalmıştı dillerdeki keşkeler,
    haberler uçuran bir güvercinin kanatları altında
    eleverir bizi ahir zaman.

    Sen gittin, hazan düştü bahçemize
    Sen gittin, tarumar oldu her şey
    Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

    hicretimiz var kervan kervan yurduna
    bizi de coşkuyla karşılar mı Medineli kadınlar
    kardeş kabul eder mi ensar bizi de
    ondört asırdır takvimlerde kalınca bahar
    adı Muhammed olmayan güller dövünür.
    omuzlarımızda taşıyamadığımız en ağır yük
    bestelenmemiş gidişindi, sevdandı
    hasretindi her taşa desen desen nakşettiğimiz!

    ey gecemizi gündüze çeviren sevgili
    kardeşin “Yusuf’u görüp
    ellerini kesen kadınlar
    seni görselerdi kalplerini keserlerdi”
    nisanı unuttu yokluğunda dünya
    nisyan sardı bütün cihanı sen olmayınca
    her hayat bir ırmaktır sana akan
    yolu sana kavuşamayanın
    daim zehirdir damarlarında dolaşan.
    yüzünü göster ağustos gülü oluversin ateş, çöller vaha
    sen olmayınca gökler bir damla rahmet indirir mi
    hasretinden çatlamış dudaklarımıza!
    Necâşi’nin Zeylâ’sından davet var yine!
    gel ki nisanı nisan gibi, baharı bahar gibi
    aşkı aşk gibi yaşalım bir daha!
    müjdelediğin gibi altı asırdır
    ezanlar hala dalgalanır Konstantin burçlarında.

    heybemizde senin özlemin
    dünya saltanatına bedel kaç insan
    hizmetkarın olmayı istemişti.
    şimdi bahtsız bir kıtada iz süreriz sana kavuşmak için
    şimdi resimlerle tarifsiz uçurum kenarında dünya
    gül iklimini çoktan yitirdik sevgili
    hicran mevsimine düştük, masallarla büyütüldük
    oysa adın anılınca susuyor bütün masallar
    kırmızı kokuyor özlemin, gül kırmızısı
    ne çok yakışırsınız birbirinize
    Sen ve kırmızı!

    Sen gittin, hazan düştü bahçemize
    Sen gittin, tarumar oldu her şey
    Sen gittin, geriye doyumsuz bir aşk bıraktın bize.

    kirli yağmurlarla ıslanıyor dünya
    güneş, ışığını suçlu indiriyor yeryüzüne
    yokluğunda geceler kavuşur mu gündüze!
    gel, yıldızlar dökülsün yollarına
    müjdelesinler tek tek Muhammed Mustafa’yı
    gel, yorgunluk çöreklendi yokluğunda omuzlarımıza
    gel, gülü koparmadan sevmeyi öğret bize

    seni yaşayınca gülistan oluyor dünya
    seni yaşayınca gül kokuyor insan.
    geldin! bin dört yüz seneler geçti
    rüzgarlara kapıldık firakınla, izini kaybettik
    sen sevmeyi, sevilmeyi öğretirken bize
    anne karnında kurşun sesleriyle tanıştı bebekler
    sen sevgi ekerken, biz ölüm, biz zulüm
    biz sevgisizlik koklamaya başladık
    ey nebi! senin getirdiğin nurla yeniden dirileceğiz
    düştüğümüz yerden, kaybolduğumuz yerden kalkacağız yeniden
    ey gelişiyle karanlıkları aydınlığa çeviren sevgili!
    bugün gibi, yine bir pazartesiydi gidişin
    yüz yirmi beş bin değil şimdi milyonlar diyor ki ey Resûl:
    "Allah"ın elçiliğini ifa ettin
    vazifeni hakkıyla yerine getirdin
    bize vasiyet ve nasihatte bulundun!"
    "Şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab! şâhid ol yâ Rab!"



    alıntı
    .. ​
     

Sayfayı Paylaş