1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gülben ergen'le çok özel röportaj!

Konusu 'Sanatçılarla Röportajlar' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 14 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    ŞEHRIN HEM IÇINDE HEM DIŞINDA. GÜZEL BIR EV. KOCAMAN, AYDINLIK, IŞIKLI ÜÇ KATLI BIR EV. ÖZENMIŞ. ORAYI YUVA YAPMIŞ, HER ŞEYI ILE TEK TEK ILGILENMIŞ.

    [​IMG]

    Kesin 36 bedendir ve yağ oranı benden düşüktür!

    Belli ki bu evlilik, çocuk, aile halini sevmiş, benimsemiş. Yaşayan bir ev, elma yeşili bir mutfak, mercimek çorbaları pişiyor Atlas’a. Annesi bu işlere meraklı ya, doğal ve organik besleniyor Atlas. Salon, havuza bakıyor, geri kalan her alan çim ve arkada koca bir orman. En alt katta Mustafa Erdoğan’ın spor salonu var, sabahları çalışıyor, orada Gülben’in de bir "artist odası" var, aman Allah’ım Canan Yaka tuvaletler sıra sıra, yüzlerce. Yukarıda bir banyoları var ki, evlere şenlik. Normal bir evin oturma odası büyüklüğünde. Kesin bu kadının banyo takıntısı var, daha önceki evleri de böyleydi. Devasa bir banyo ve her yer krem. Topuk takıntısı da devam, hálá topuklarına Bepanten sürüyor. Sohbetimiz bitti, Nihat Odabaşı eve girdi. Kendi kurallarıyla. Her şeyi ayarladı ve bu güzel fotoğrafları çekti. Neden kadınların hep Nihat’a fotoğraf çektirmek istediklerini de bir kere daha anlamış oldum...

    Eşinizin dansçı bir kızla ilişkisi olduğu söyleniyor, ne diyorsunuz?

    - Ne diyebilirim ki? Ben sürekli içlerindeyim. Hangisi olduğunu merak ediyorum! Kesin 36 bedendir ve yağ oranı benden düşüktür!

    Demek durumu tiye alıyorsunuz...

    - Mustafa’nın dansçı bir kızla ilişkisi olması komik olurdu, çünkü daha önce denediği bir şey. Benimle evlenmeden önce bir sürü dansçı flörtü olmuş. Bunların hepsini biliyorum. Ama artık bunlar geride kaldı. Hamileyken bile ihanet etmedi, şimdi bebeğimiz varken de etmiyordur. Yüzde 99. 9 eminim. Ama tabii her zaman yüzde 0.1’lik bir pay vardır.

    Siz nasıl duydunuz bu dedikoduyu ve tepkiniz ne oldu?

    - Paris’teydim, haberi telefonla aldım. Hiç öyle serinkanlı filan davranmadım, yüreğim ağzıma geldi. Hemen Mustafa’yı aradım,"Bana bak, böyle böyle söylüyorlar, skandal olur, var mı böyle bir şey, varsa söyle ona göre davranayım" dedim. Gülmeye başladı, "Deli misin sen?" dedi. Durumla o kadar eğleniyor ve alay ediyor ki. Bu sabah sen gelmeden de, "Ayşe de soracaktır" dedim. Yine gülüyor. Şöyle diyeyim, adamın gözlerinin içi parlıyor, hoşuna gitti galiba bu dedikodular!

    Kızın adını veriyorlar, yemin billah ediyorlar, hiç mi kuşkulanmıyorsunuz...

    - Neymiş adı? Sen ne diyorsun, çıkar mı böyle bir şey? Valla ne diyeyim bilemiyorum, takip etsinler o zaman. Adam, her gün evinde, iyiyiz mutluyuz. Ama belli mi olur. Ben şöyle bakıyorum olaya: Bizde adettir, popüler insanların ayrılmaları, iniş- çıkışları, boşanmaları hep iyi malzemedir. Haber yoksa da yaratacaksın. Ama bak Yenişafak’a dava açtım, "Mahkemeye başvurdular, boşanıyorlar" yazmışlar. Yok artık deve, senin benim evliliğime kastın varsa, ben de seni dava ederim! Sonra da asistanımı arayıp, "Kusura bakmayın öyle bir duyum aldık!" demişler. Bu işler duyumla- muyumla, olmaz, kanıtlayacaksın.

    Biliyorsunuz Hülya Avşar’ın da başına benzer şeyler geldi, Allah benzetmesin tabii, reddetti reddetti...

    - Ret mi etti?

    Başta reddetti ya, sonra kabul etti...

    - Evet çünkü bir düzine çıktı! Bizde öyle bir şey yok Allah’a şükür!

    Bütün bunları yaşamak nasıl bir şey? İnsanların gözünün bir şekilde sizin hayatınızda olması? Tam da hayatınız düzene girmişken...

    - Benim hayatıma ancak buradan vurabilirsin. Çünkü hem mesleğimde hem özel hayatımda, bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeye sahibim. Temeli sevgiyle kurulu bir evliliğim var, huzurluyum, mutluyum. Bakmaya kıyamadığım lokum bir oğlum var. Kocam desen, hoş, saygın bir adam. "Hocam, hocam" diye peşinden koşuyorlar, gerçi ben "Hoca yok, camiye gitti!" diye dalgamı geçiyorum ama olsun yine de hoca. Kariyerime baktığın zaman, olduğum yerden çok memnunum. Eskisi gibi tedirgin değilim, kendimi ifade etmekte zorlanmıyorum, seçiciyim. Albümümü yaptım, 15 gün daha koşturacağım, ondan sonra bütün yaz benim. İyiyim yani. O yüzden de, bu dedikoduların çıkmasını adetten buluyorum.

    Peki kim çıkarıyor bunları? Demet Akalın mı?

    - Yok canım, daha neler! Bir kişi değil, bir sürü insan. Bizde şöyle olur: Bir kadın hamile kalıp doğum yapmışsa, o 20 kilo onun üzerinde kalmalı, biraz alaturkalaşmalı, mesleğinden uzaklaşmalı. Budur yani. Biz de "Oh kadın bitti!" diye rahatlamalıyız. Ne yazık ki, bende öyle olmadı. Bir süre ortalıkta yoktum, onlar da bu sukünete alıştılar. "Ha tamam kadın yok oldu" derken, ben yeni bir albümle ortaya çıktım. E sinir tabii. Üstelik duruşuma, imajıma her şeyime dikkat ediyorum. Yanlış yapmamak için, fikrine inandığım insanlara danışıyorum. Bir sürü teklifi kabul etmedim. Çok önemli paraları reddettim. Ne jürilikler, ne gündüz kuşağı programları. Sürekli her şeyi kaliteli yapmaya çalışırken, her şeye bu kadar özen gösterirken bu olup biten nedir ya!

    Siz mutlusunuz diye insanlar sizi ayırmaya çalışıyor...

    - Aynen öyle! Benim resimde eksik bir şey yok. Bu evliliğin bana ve mesleğime getirdiği kısıtlamalar da yok. Sahneye çıkıyorum, işimi yapıyorum, konserimi veriyorum. Mustafa "Provadayım sabaha kadar" derse arıza yaratmıyorum. Bizimki gibi örnekler fazla değil etrafta, herkesin vazosu bir yerlerden çatırdıyor...

    Peki kocanızın gerçekten bir ilişkisi olsa haberiniz olabilir mi?

    - Nereden olacak? Olmaz tabii.

    Allah korusun böyle bir şey olsa, görmezden gelebilir misiniz? Çocuğunuz, mutluluğunuz hatırına...

    - Zannetmiyorum, yapım böyle bir şeye müsait değil. Mustafa’ya yakıştırmam bir, görmezden gelmem iki. Daha doğrusu, burnundan getiririm! Zaten söyledim Mustafa’ya "Bana bak bu aralar dikkatli ol!" dedim. Gerçi bu laf bir süredir varmış, birkaç dostuma söyledim, "Ooo günaydın!" dediler, meğer onlar da dedikoduyu duymuşlar ama beni üzmemek için söylemiyorlarmış...

    TOPUKLARIMA HÁLÁ BEPANTEN SÜRÜYORUM

    Nasıl uyutuyorsunuz Atlas’ı?

    - Valla, utanıyorum söylemeye ama hálá ayakta sallıyorum. Birkaç yerde okudum, yatağa koyun, ağlaya ağlaya kendi kendine uyumasını öğrenir diye. Beynime silah dayasan yapmam. Bacaklarım kopuyor ama hálá sallıyorum. Bir de ninniler söylüyorum, o da "Hı hı hı hı hı" yapıyor, o da bana ninni söylüyor, sonunda o uyanık kalıyor, ben uykuya dalıyorum...

    Bakım ve güzelliğinizle eskisi kadar ilgili misiniz?

    - A tabii. Gel banyomu göstereyim. Yaşadığım her evde banyomun kocaman olmasına özen gösteriyorum, ancak kremlerimi sıra sıra dizince rahat ediyorum. Ve tabii ki hálá topuklarıma Bepanten sürüyorum, hiç bırakmadım, bak nasıl pembeler...

    MUSTAFA’YA MİNNET BORÇLUYUM

    Aşk, sevgi bir yana ben Mustafa’ya minnet borçluyum. O kadar huzurlu bir hamilelik yaşattı ki bana. O kadar çok ve istediğim şekilde yanımdaydı ki. Aşerdiğimde, gecenin bir yarısı fırlayıp erik almasından bahsetmiyorum. Bu evde geçti hamileliğim, bir de Antalya’ya çok gittik geldik, Antalya’da kaldığımız gizli, güzel bir yer vardı, o kadar çok denize girdim, yüzdüm, yedim, içtim ki. Acayip sorunsuz, mutlu bir hamilelikti. Belli bir aydan sonra kilo alışım hızlandı, ne giyeceğimi bilemedim, makyaj yapıyorum yüzüm bir tuhaf duruyor, fön bile yakışmıyor. Bedenim benden çıkmış, yüzüm, saçım başka bir şey olmuş. Ama işte Mustafa, bedenimi, saçımı, karnımı çok sevdi, o zaman sen de kendini seviyorsun. Doğuma da güle oynaya gittim...

    MUSTAFA HARİÇ HERKES KİLO VERDİN DİYOR

    Mustafa, Adolf Hitler gibi. Birlikte çalıştığı bütün kızların yağ oranını ölçüyor, benimkini de. Sanki Nazi kampındayız. Herkes bana "Çok kilo verdin" diyor, Mustafa hariç. Sürekli egzersiz halinde bir adam. Günde 8 saat filan çalışıyor. Koreograf ama o gösteride izlediğin bütün dansları o da yapıyor. Ona "Egzersiz yaptım" deyince gülüyor, burnundan ter damlamadan yapılan egzersiz, egzersiz değilmiş!

    BENİM OĞLUM

    MUHALLEBİ DEĞİL KEREVİZ SEVER

    Atlas’ın favori yemeği, brokoli ve kereviz. Zaten sadece organik yiyor. Bahçede yetiştiriyoruz. Maydonoz, roka, tere, nane, domates, salatalık, aklına ne gelirse var. Kim mi uğraşıyor? Tabii ki Mustafa. Her gün 12 gibi çıkar evden. Erken kalkar, sporunu yapar, serasıyla ilgilenir. Ve tabii Atlas’a vakit ayırır, bir buçuk saat kadar baba-oğul baş başa. Biz kenara çekiliyoruz. Vecihe Hanım odasına gidiyor, ben de ortalıktan kayboluyorum, çok şeker vakit geçiriyorlar. Ben Mustafa’nın hayatı, bir baba olarak Atlas’a çok güzel bir şekilde anlatacağına inanıyorum.

    YILDIZ TİLBE’Yİ HANDE YENER

    ZANNEDİYORDU MUSTAFA

    Mustafa ile ilk tanıştığımda, Demirciköy’de yaşıyordu. Sadece NTV ve CNN Türk izliyor, Radikal ve Cumhuriyet okuyordu. Tabii ben onun hayatına girince, düzenini biraz bozmuş oldum: "Hadi Kral TV’yi ve Power’ı açalım, Canlı Canlı’yı izleyelim!" O da sesini çıkarmıyordu. O ilk zamanlarda, o kadar yabancıydı ki bu camiaya, Yıldız Tilbe’yi Hande Yener zannediyordu! Bana hálá çok şaşırır. O tabii Aristo, Marx, mitoloji filan takılıyor ya. "Benimle daha anlaşılır konuş!" diyorum, gülüyor. Biz, farklılıklarımızla eğleniyoruz. Benden bir tane daha çekilmezdi bu evde ama Mustafa’dan da bir tane daha çekilmezdi. Benim cinliğim ve hiperaktifliğimle onun sükuneti iyi gidiyor, birbirimizi tamamlıyoruz.

    LOHUSALIK SAÇMALIKLARI

    Lohusalık nasıl geçti? "Saçmalamışım" dediğiniz şeyler yaptınız mı?

    - Yapmaz mıyım? Yaptım tabii. Atlas’ı 11 ay emzirdim, yeni bitti daha. Gerçi hálá huzursuzsa "Sen gel bakalım" diyorum, emziriyorum, hemen sakinleşiyor. Daha yoğun emzirirken, haliyle hep evdeydim, 6. ay filandı, bana bir haller oldu. "Dur bir sahneye çıkayım, kendimi göstereyim" tripleri yaşadım. Ve saçmaladım. Hem emziririm hem şarkı söylerim hesabı. Pompam kuliste bile yanımdaydı, vücudumun bir uzantısı gibi, sütü sağıyorum, buz kutusu içinde şoföre teslim ediliyor, süt hooop eve gidiyor. Daha da acayibi Kıbrıs konseriydi. Sürekli süt sağdığım için terliyorum, kafamın içi bile terliyor, saçlarımdan ter akıyor ama ben güya çaktırmıyorum ve sahneye çıkıp "Ben sana abayı yaktım!"ı söylüyorum. Tabii olmadı. Orası ne rezervasyondan doldu taştı, ne de ben sahnede iyiydim. O yüzden 11 ay bekledim.

    Kıbrıs’tan da süt yolladınız mı buraya?

    - Aman sorma! Burada kasaplardan koliler alındı, içine buz döşendi, kilolarca buz, benim elimde süt sağma aleti, sağıyorum, otelin dipfrizine konuyor, sonra buraya geliyor. Durumu iyice abarttım...



    Kaynak:Ayşe ARMAN/Hürriyet
     

Sayfayı Paylaş