1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gümüşhane Efsaneleri

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL



    [​IMG]
    Gümüşhane Efsaneleri
    [​IMG]
    Tomara Şelalesi'nin efsanesi
    "Seydibaba Köyü çobanı kendi kendine sürüyü otlatıyormuş. Öğlen saatlerinde sürüyü götürüp ıssız yerde yatırıp, abdestini alır, namazını kılarmış. Köylü, çobanı sürüyü susuz bırakıyor diye dava etmiş. Bir gün, çobanı takip etmişler. Tam öğle zamanı çoban yine sürüyü aynı ıssız yere indirmiş. Elindeki değneğini toprağa vurmuş. Çıkan sudan kendisi abdest alıp namazını kılmış, sürü de suyunu içmiş. Çoban namazını kıldıktan sonra bakmış ki köylü kendini seyrediyor. Buna çok kızan çoban kavalını bir tarafa, bıçağının kılıfını bir tarafa savurmuş. Biri düşmüş Tomara Şelalesi'ne, diğeri de Çamoluk İlçesi'nin Mindaval Köyü'ne. Kaval ile bıçağın kınının düştüğü yerden sular fışkırmış. Kırk ayrı yerden su çıkan Tomara Şelalesi'nin diğer bir adı da Kırk Gözeler olarak günümüze kadar gelmiş.



    Dikmetaş Efsanesi​

    Bayburt Çaykara yolu üzerinde buğdaylı(Danzut) yolunun ağzında bir dikmetaş vardır.Yöre halkı buraya düzükar adını verir.Efsaneye göre:
    Bir zamanlar bu dikme taşın yerinde bir ot yığını durmaktadır.O yıl zorlu bir kış geçiren yöre halkı çok zor durumda kalır.Hayvanları bir bir ölmektedir.Besicilerden biri ,ot sahibine gider ve ot ister.Adamın gözü besicinin kızındadır. "Kızını verirsen olur" der.Besici eve döner durumu kızına anlatır.Kız,babasının çok güç durumda olmasa böyle bir şey istemeyeceğini bildiğinden çaresiz razı olur ama içinden de
    Estir kaba yel estir
    Bu gün dağlara destur
    Gavurun yığının
    Sabahınan taş kestir.
    diye beddua eder.
    O gece bir güney yeli karları eritir ve çevreyi otlar bürür.Ot sahibinin yığınıda taşlara döner.

    Taşa yakından bakanlar onu ot yığınına benzetmesi bu olayın delili olarak gösterilir.



    [​IMG]
    GÜMÜŞ KIZ EFSANESİ

    Bu, Gümüşhane adı üzerine kurulmuş bir hazin hikâyedir. Dr.Mehmet Önder'in 1972'de Yapı Kredi Bankasınca basılan "Şehir'den Şehir'e, Efsâneler, Destanlar, Hikâyeler" adlı kitabının 65.sayfasından aktarılmıştır:
    "Bir zamanlar bu bölge'nin bir Bey'i, Bey'in GÜMÜŞ adında güzel bir kızı varmış. Kızın güzelliği dillere destan. Şöyle salına salına bir çıktı mı, herkesin gözleri kamaşır, yüreği hoplarmış. Kızı, Komşu Beylerden isteyen çokmuş, ama, onun gönlü, ne Bey'de, ne Paşa'daymış. O fakirliğine fakir, fakat yakışıklı, yiğit bir delikanlıya aşıkmış.
    Gel gör ki, Babası : "İlle de Beyler'den biriyle evleneceksin" diye tutturmuş. Gönül bu, ferman dinler mi ? Kız: "Ölürüm de varmam" demiş. Bey, bakmış olacak gibi değil, biricik kızına da kıyamamış, Gümüşhane'nin bulunduğu yerde, gümüşten bir köşk yaptırarak, kızını bu gümüş köşke kapatmış. Kızcağız ömrünün çilesini bu köşkte doldurmuş, aşkının karşılığını böylelikle ödemiş. Altın sarısı sırma saçları gümüş gümüş tel oluncaya kadar...
    Sonra bir şehir kurulmuş burada, adına da "Gümüşhane" demişler.

    [​IMG]
    BÎR EFSANEDE ŞÖYLE

    Tarih Öğretmeni Şeydi Köktürk'ün 12 Ağustos 1943 tarihli Gümüşeli, Gazetesi'nde "Gümüşhane Üzerine" başlıklı yazısından :
    Şeydi Köktürk, Annesi, Değirmenbahçesi'nden Hayriye Ekinci'den ve Canca Mahallesi'nden Hanımoğlu Battal Ağa'dan dinlendiğine göre:
    Canca Kal'ası Komutanı, Gümüş Dağ'da, gümüş bir sarayda otururmuş. Bu Komutan'ın bir tek kızı varmış. Bu kız bir dünya güzeliymiş. Güldükçe güller açılır, ağladıkça gümüşler saçılırmış. Adı da zaten "Gümüş Kız" mış.
    Bu kız, her gün gümüş nalınlar giyer, gümüş testisini eline alır, gümüş dağdan iner, gümüş tasla, gümüş testisine su doldurur, dönermiş. Bu gidiş gelişlerde, ter bıyık bir çobana âşık olmuş. Oysa ki babası onu, kendi Komutanları'ndan birine verecekmiş. Öyle ya ! Develer bile yolda giderken zilleri, "Dengi dengine ! dengi dengine !" der de vurur. Koca Komutan, bir çoban parçasına, dünya güzeli kızını nasıl versin ? Eller ne der sonra! vermemiş.
    Kız deli-divâne dağlara vurmuş. Babası ne dediyse, ne ettiyse yola gelmemiş, O'na "He! " dedirtmemiş. Ne yapayım, ne edeyim, derken tutmuş bir yerde kızına gümüşten bir saray yaptırmış, yüreğine taş bağlayarak da, dünya güzeli kızını bu saraya hapsetmiş. Derler ki bugünkü Musalla deresi, bu gümüş kızın göz yaşları imiş. Gümüşhane, adı da ordan kalmış.
     

Sayfayı Paylaş