1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Güncem.........

Konusu 'Serbest Kürsü' forumundadır ve yaren* tarafından 21 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    Üşümem gerekti ama üşümüyordum .. Belki de gecenin örtüsüydü, ıslık çalan rüzgarın serinliğinden beni koruyan .. Ya yolumu kaybetmiştim, ya da aklımı .. Belki de ikisi birden .. Hiç bilmediğim bir ormanda, ürkek adımlar atıyordum, hem de kendimi bilmeden .. Buraya nasıl geldiğimi hatırlayamadan .. Hah ! Şimdi üşümeye başladım işte .. Ne zaman söz konusu bilinmezlikler olsa muhakkak ürperirim .. Şu anda olduğu gibi .. Defalarca kez tekrarladığım soruları bir kez daha hatırlattım kendime .. Nerdeyim ? Ve buraya nasıl geldim ? Hani cevap ?

    Yok ... Bari bir ipucu .. I ıhh o da yok .. Yürüyorum ama nereye ? Üstelik ne garip bir orman burası ..! Gecenin bu vakti hiç mi ses çıkmaz ? Dallar çatırdamaz mı ? Uzaklardan ulumalar gelmez mi ? Yahut gece kuşları konuşmazlar mı aralarında ? Ama yok .. Tek bir çıt sesi bile yok ..


    Hatta attığım adımlar bile dilsiz, ses çıkarmaz olmuşlar .. Ne kuru dallar, ne yapraklar, ne de orman sakinleri .. Hiç kimseden ses yok .. Bir tek ıslık çalan rüzgar var .. O da çok hafif bir tonla eşlik etmekte bana .. Belli belirsiz bulutlar ardında ayı görebiliyorum .. Sanki arkamdan dürtüyor ve güven telkin ediyor bana .. ‘ Yürü be oğlum, bir şey olmayacak ’ der gibi .. Yürüyorum zaten .. Nereye gittiğimi bilmeden, gidiyorum sahiden ..

    Şimdi duyduğumu sandığım su şırıltısı değil miydi ? Muhakkak yakınlarda bir tür akarsu olmalı .. Duyduğum bu su sesi, ormanın nihayet konuşmaya başlamasından keyif aldığım ilk cümlesi oluvermişti .. Sese doğru yürüdüm .. Az sonra dereyi görebilmiştim .. ‘ Paçaları da sıvayayım bari ’ dedim kendi kendime .. Böylesi bir durumdayken bile espri yapabilme güdüme de ayrıca şaştım .. Dere boyunca yoluma devam ettim .. Her an karşıma bir canlının çıkabileceği beklentisi de ayrıca geriyordu beni .. Tabiat yaşamından pek anlamazdım ama, geceleri orman hayvanlarının su içmek için nehir kenarlarına indiklerinden de haberim vardı ..

    Nihayet biraz uzakta, hayvan değil de sanki bir ışık gördüğümü sandım .. Yaklaştım .. Yaklaştıkça ışık sandığım şeyin yanmakta olan küçük bir ateş olduğunu fark ettim .. Başka şeyler de fark etmeye başlamıştım .. Önce kulaklarım, iki ayrı ses tonunun varlığına şahitlik ettiler daha sonra gözlerim de bu şahitliği desteklediler .. Az ötede, hemen ateş başında oturmuş iki insana bakmaktaydım .. Eğer yanılmıyorsam tartışıyorlardı .. Ve yine eğer yanılmıyorsam biri daha çocuktu .. Onlara doğru yaklaştıkça, onlar da konuşmayı bıraktılar ve bana doğru bakmaya başladılar .. Sonunda yanlarına vardığımda, ilk konuşan yaşlı adam oldu.

    ‘ Ayakta durma da otur haydi .. ’ Sanki bir emir eri itaatiyle oturdum bende ateş başına .. Çocuğu görür görmez tanımıştım .. Bir insanın kendi çocukluğunu tanımaması düşünülemez zaten .. Karşımda duran on, on iki yaşlarında ki ben olmalıydım .. Ömrümün sonuna dek sağ yanağım üzerinde taşıyacağım yara izlerini, ay ışığı altında dahi açıkça fark edebiliyordum .. Doğrusu çocukluğumu ne denli özlediğimi hatırladım bir anda .. Öyle güzel, öyle saf bakışları vardı ki, kalkıp sarılasım geldi o anda ama yapamadım .. İhtiyarın sesiyle irkildim ..

    ‘ Belli ki onu tanıdın. Ya beni ? ’
    Bir müddet hiçbir şey anlamadım .. Baktığım halde görememiş, gördüğüm halde fark edememiştim .. Saçları kısacık kesilmiş ve bembeyazdı .. Alnında ki çizgilerin derinliğine şaşırmamak elde değildi .. Sanki bıçakla derince açılan kesikler gibiydiler .. Tahminimce yetmiş yaşlarında olduğunu düşündüğüm bu ihtiyarın yüzünde de, aynı yara izleri, sağ yanağı üzerinde kimlik numarası gibi durmaktaydı .. Ancak onu asıl tanımama sebep olan şey bakışlarıydı .. Bu bakışlar bana aitti .. ‘ Sen ..!! Ben misin ? Bu ..! Bu olabilir mi ?!! ’ Şaşkınlığım dile gelmişti sonunda .. İhtiyar hemen cevapladı ..

    ‘ Zamanın olmadığı bir mekanda olabilir delikanlı .. Ben, senim .. Sende ben .. Ve o da biz .. ’ Bunu söylerken parmağıyla, çocukluğumu işaret etmişti .. Bir kez daha sordum .. ‘ Sen ihtiyarlığım, o da çocukluğum öyle mi ? ’

    ‘ Aynen öyle ’ dedi ihtiyar adam .. Tamam işte olsa olsa bu bir rüya olabilir .. Çok çok garip bir rüya ..
    ‘ Rüya değil. ’ Konuşan bu kez çocuk olmuştu .. Aklımı okuyabildiğine mi şaşayım, yoksa aklımın hala yerinde olmasına mı karar verememiştim ..

    İhtiyar dedi ki .. ‘ Biz senin gelmeni bir süredir bekliyorduk .. Sınırlı algılarının ve mantığının sana verdiği cevap rüya üzerine olsa da, şu anda önemli olan burada ne olduğu değil, burada neler konuşacağımızdır. ’

    Hemen sordum .. ‘ Ne konuşacakmışız ? ’
    ‘ Seni, beni, onu .. Bizi .. ’ Hafifçe sırıttım elimde olmadan .. Çocukluğuma tıpatıp benzeyen bir çocuk ve sözüm ona benim ihtiyar halim olduğunu iddia eden yaşlı bir kaçıkla, bilmediğim bir zamanda ve bilmediğim bir mekanda felsefik bir konuşma dinlemeye hazırlanıyordum resmen .. Bu arada ihtiyar konuşmasına devam ediyordu ..

    ‘ Sen gelmeden az öncesine kadar ufaklıkla tartışıp duruyorduk .. Ona göre bu halde olmamızın sebebi benmişim ..’
    Çocuk bir nefeste tekrarladı .. ‘ Evet sensin tabi .. ’
    İhtiyar itiraz etti .. ‘ Yapma evladım .. Bak işte gençliğin de burada .. Şikayetlerini şimdi ona söyle haydi .. Bütün bunların sorumlusu o sonuçta ’

    Dayanamamıştım artık .. Sesimi yükselterek sordum .. ‘ Ne oluyor ya ? Neyin sorumlusuymuşum .. ? ’

    ‘ Bunun ’ dedi çocuk .. Bu arada sağ elini bana doğru uzatmış avucunda olan bir şeylere bakmamı bekliyordu .. Baktım .. Önce onları küçük buz parçaları sandım ama değil gibiydiler. Çocuk, çelişkime hemen yanıtını verdi ..


    ‘ Bunlar benim göz yaşlarım .. Bir süredir normal olarak ağlayamıyorum .. Ne zaman ağlasam gözlerimden yaşlar bu şekilde çıkıyorlar ve çok canım yanıyor .. Dediler ki kalbim kararmış, katılaşmış, o yüzden de göz yaşlarım şekil değiştirmişler .. Ama benim kalbim tertemiz, ben bir çocuğum nasıl olurda kalbim kararsın katılaşsın .. Bunun sorumlusu ya sensindir ya da o .. ’

    İhtiyar yeniden itiraz etti .. ‘ Ben değilim oğlum, onun suçu .. ’
    İhtiyarın o dediği bendim ve kızmaya başlamıştım .. ‘ ALLAH aşkına buna bir son verin artık. Sizi tanımıyorum, tanımayacağım da ve hiçbir şeyinde sorumlusu değilim . Ayrıca burada olmak da istemiyorum .. Biliyorum ki bu bir rüya ve hemen uyanmak istiyorum hemenn ... ’

    Bu sert çıkışımdan sonra birkaç saniye sürdü sessizlik .. Akabinde sözü alan ihtiyar olmuştu ..
    ‘ Eee .. Uyanabildin mi ? Bir şey değişti mi ? Bak hala buradasın .. Neden biliyor musun ? Çünkü biz de buradayız .. Biz kalkmadığımız sürece senin kalkıp gitmen mümkün değil .. Buradasın ve dinleyeceksin .. Dinleyecek ve anlayacaksın .. Bana bir bak .. Fazla vaktim kalmadı .. Ebedi yolculuğa çıkmam an meselesi .. Günlerdir düşünüyorum .. Diğer aleme göçerken yanımda ne götürebileceğim diye ?!.. Cevabı belli .. Salih ameller .. Ama bakıyorum da heybeme .. Neredeyse hiç yok .. Hiç biriktirmemişim .. Yetmiş sekiz yıllık bir ömrün neredeyse altmış beş yılını akil baliğ biri olarak geçiren ben, ne yazık ki gerekli hazırlığı yapmamışım .. Şimdi çocukluğum haklı olarak benden hesap soruyor .. Kalbimizi neden kirlettiğimi soruyor .. Bunun asıl sorumlusunun sen olduğunu söylüyorum ona .. Sensin, çünkü kuvvet sende, gençlik nimetlerinin zirveye çıktığı andasın .. Ve sen, işte tam bu anda anlayabilseydin eğer, şimdi burada ne ben ne de çocukluğumuz tedirginlik içinde olmayacaktık. ’
    ‘ Neyi ? Neyi anlayabilseydim ? ’

    ‘ Neden yaratıldığını .. Aynaya baktığında süzerken bedenini, aklınla da ruhunu süzmeliydin .. Gücün kuvvetin yerindeyken, aklın başındayken, gözlerin görüyor, kulakların duyuyorken sorgulamalıydın varlık amacını .. Ancak bunları yapmadın .. Hep sonraya erteledin .. Dünya hayatıyla o derece meşguliyetteydin ki, ahreti benim üzerime attın .. Yaşlanınca nasılsa namaza başlarım dedin .. Hele bir ihtiyarlayalım elbet yüzümüzü döneriz ALLAHA dedin .. Buyur işte bak şimdi halime ..

    Ne doğru dürüst gören gözlerim, ne de adam gibi duyan kulaklarım var .. Güç kuvvet dersen bir çocuk bile beni yere yıkabilir .. Her yeni bir güne yeni hastalıklarla ve ağrılarla uyanıyorum .. Ama en kötüsü de artık hissedemiyor, algılayamıyorum .. Eskiden hiç değilse, bazen ALLAH denildiğinde içimde bir şeyler kıpırdanır gibi olurdu ama sayende artık hiçbir yaprak kımıldamıyor .. Tüm bunların sorumlusu senin sorumsuzluğundur işte .. ’

    Beceriksizce itiraz etmeye çalıştım .. ‘ İyi ama ben kötü biri değilim ki .. Bakın sorun çevremdekilere .. Beni severler .. Yani ben en azından kimseyi öldürmedim, hırsızlık yapmadım, ne biliyim şuç sayılabilecek bir çok şeyi yapmadım .. Sonuçta düzgün bir adam sayılırım.. Hem Rabbime de hiç ortak koşmadım .. Sonra 5 vakit kılamasam da cumaları hiç kaçırmadım .. Ramazanlarda da orucumu hep tuttum .. Kısacası ben pekala elimden geleni yaptım diye düşünüyorum .. Yanılıyor muyum ? ’
    Bu kez cevap veren çocuk oldu .. ‘ Peki Onu hiç sevdin mi ? ALLAH sevgisi üzerinde hiç düşündün mü ? Ona ulaşmayı hiç diledin mi ? ’

    ‘ Ben .. Yani .. Tam hatırlamıyorum ama düşünmüşümdür heralde .. Hem Ona nasıl ulaşılır ki ? Yaşarken ALLAHA ulaşılamaz ki .. Nasılsa herkes ölünce huzuruna çıkmayacak mı ? ’
    İhtiyar aldı tekrar sözü .. ‘ Elbette huzuruna çıkacağız ama yaşarken de Ona ulaşılabilir .. Tek yapman gereken hayatın boyunca yaptığın her işte Onun rızasını gözetmek .. Eğer bunu yapabilirsen farkında olmadan Ona ulaşmış olur ve Onun kulu olduğunu tarif edilemez bir haz ile hissederdin .. Fakat şimdiye dek bunun için en ufak bir çaba bile göstermedin .. Bu zamana değin, nefsin seni nereye çekerse o tarafa gittin .. Yaptığın işlerde ALLAHIN rızasını gözetmek yerine, başkalarının rızalarını aradın .. Dilinle Ona inandığını söylesen de kalbinle henüz bunu söylemedin, söyleyemedin .. Sana indirilmiş olan Kitabı bir kez bile merak etmedin .. ALLAHIN yazdırdıklarını okumayı bir kez bile istemedin .. Aklı sana veren O olduğu halde aklın sahibine yönelmedin .. Üstelik sen bu kadar nankörken, O sana karşı hep cömert oldu .. Sana sağlıklı bir vücut, berrak bir zihin verdi .. İlgili ebeveynler ve seni seven hısım akrabalar ihsan etti ..

    Çevreni dünya nimetleriyle donattı ve bunlara ulaşmanda sana zorluk çıkartmadı .. Bu arada üzerinden de merhametini hiç eksik etmedi .. Seni kazalardan ve musibetlerden korudu .. Bütün bunların üzerine sana Kendi ilminden verdi ki düşünüp anlayabilesin diye .. Sense ısrarla düşünmekten kaçtın .. Hafife aldın .. Nasılsa kalbim temiz, affedilirim elbet dedin .. Oysa kalbi temiz olan ne sen ne de ben değilim ama yanı başımızdaki çocuk .. Evet o, onun kalbi temiz .. Ancak onun bize emanet ettiği kalbi de zamanla kirlettik ve şimdi haklı olarak bizden hesap sormakta .. ’

    Doğrusu ihtiyarın sözlerinin her biri kafama vurulan tokmaklar gibiydi .. Başımı değil ruhumu ağrıtıyorlardı .. Kafamın içinde kayan bir yazı sağa sola çarpıp durmaktaydı .. Kocaman harflerle ‘ Sen ne yapıyorsun ? ’ yazıyordu .. Gerçektende, ne yapıyordum ben !!! Fıtratımdan neden bu kadar uzaklaşır olmuştum .. En mutlu anlarımda dahi hep bir şeylerin eksikliğini hissetmiştim .. ALLAHIM ! Bu kadar mı uzaklaşmışım senden ?.. Rabbim !.. Anlayamadım, fark edemedim ... Şimdi yavaş yavaş açılırken ufkum, ihtiyarın dudakları da tekrar kımıldamaya başlamıştı .. Anlatmaya devam ediyordu ..

    ‘ Gençlik çok büyük bir nimettir .. Ancak o nimeti doğru şekillerde kullanmadığın sürece, nimet sana israf olur .. Sen yıllarca bu nimeti israf ettin .. Günleri, ayları, yılları hep bana yükledin .. Nasılsa yaşlanınca ahreti düşünürüm, o zaman hazırlığımı yaparım dedin .. Oysa şu halime bir bak .. Sen zamana yaslandıkça, iman ateşime odun atmayı unuttun ve sonunda kalbim karardı .. Şimdi içimden ne ibadet etmek ne de Yaradana kulluk etmek gelmiyor .. Hem gelse ne olacak !! Kızıl denizde boğulmak üzereyken, ölüm korkusuyla iman eden Firavundan ne farkım olacak ? ALLAH aşkına .. Şu çocukluğuna bir bak .. Düşünsene o denize düşse, onu denizden hangimizin kurtarması daha garantidir ? ’

    ‘ Benim .. ’ diye cevapladım .. Varmak istediği noktayı anlamıştım ..
    ‘ O halde neden şimdiye dek bir şeyler yapmadın ? Durmanın sırası değil .. Nefsini dünyayla kandırmak yerine ruhunu Yaradanla doldurmak zamanıdır .. Yarınlarında umut olması için, bugününde ALLAH olmalı .. Artık ayaklan .. Ayaklan ki hem beni hem de şu yavrucağın ahretini kurtar .. ’
    Başımı çocukluğumdan tarafa çevirdim .. Gözlerinde ki merhameti gözlerimde gördüğümü sandım .. Bir şekilde onda ben oldum .. Ben de o vardı .. ‘ Bizi kurtar ..’ dedi .. Ağzımı bıçak açmıyordu sanki .. Ama gözlerimle haykırıyordum .. Söz diyordum .. Söz bizi kurtaracağım .. Hele bir uyanayım söz veriyorum size neden yaratıldığımı hatırlayacağım .. Derken .. Önce anlam veremediğim bir tiz ses .. Sonra araba kornaları sandığım bir çeşit gürültü duydum .. Birden bire artık yalnız olduğumu da fark ettim .. Kamp ateşi sönmüş, çocukluğum ve ihtiyarlığım gitmişlerdi .. Korna sesleri daha da fazlalaşmışlardı .. Sıcak .. Çok sıcak olmuştu .. Sıçradım .. Kalabalık bir belediye otobüsü içinde, oturduğum koltukta uyuyakalmıştım .. Trafik neredeyse akmıyor gibiydi .. Korna seslerinin nereden geldiğini şimdi anlamıştım .. Saatime baktım .. Taş çatlasın yirmi dakikadan fazla olmamıştır, kendimden geçeli .. ALLAHIM .. Bu nasıl bir rüyaydı .. Sırılsıklam olmuş, ter içinde kalmıştım ..

    Otobüsten inmek, deli gibi koşmak istiyordum .. Nereye varacağımı bilmeden öylesine koşmak .. Koşarken kollarımı iki yana açıp haykırmak istiyordum .. ALLAH diye bağırarak .. Bir an için onları gördüğümü sandım .. Karşı yolun kaldırımında el ele tutuşmuş gidiyorlardı .. Kısacık kesilmiş beyaz saçlarıyla ihtiyarı ve ihtiyarın elinden tutmuş küçük çocuğu .. Sonra onları kaybettim .. Göremedim .. Artık inmek istiyordum .. Bu otobüsten inip rahmet yolculuğuna çıkmak istiyordum .. Öyle de yaptım .. O gün o otobüsten indim ..
    __________________
     

Sayfayı Paylaş