1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Günümüzün yeni statü sembolü: stresli olmak

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve dderya tarafından 5 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.295
    Beğenileri:
    7.479
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    204 ÇTL
    Stresli olmak, ne zaman bir statü sembolü halini aldı ben de
    bilmiyorum. Ama bildiğim, ’stress envy’(stresli olmaya
    özenmek) denen durumun, ülkemizde ve dünyada, ruh
    hallerini ve sohbetleri, bir salgın gibi sardığı
    Stresli olmak, ne zaman bir statü sembolü halini aldı ben de
    bilmiyorum. Ama bildiğim, ’stress envy’(stresli olmaya
    özenmek) denen durumun, ülkemizde ve dünyada, ruh
    hallerini ve sohbetleri, bir salgın gibi sardığı.
    Günlük sohbetlerinize, uzun zamandır görmediğiniz kişilerle
    aranızda geçen konuşmalara bir bakın. Fark edeceksiniz ki,
    birinin sıkıntısını anlatması bitmeden, diğerinin dertli
    cümleleri sohbetin içine giriveriyor. Eskiden böyle miydi? Bir
    insan stresliyse, öteki ona melisa çayı yapar, veya bir içki
    koyar, rahatlatmaya çalışır, ‘aman sen de çok çalışıyorsun ne
    gerek var bu kadar kendini yormaya’, ya da ‘boşveer ölümlü
    dünya!’ ve benzeri cümleler sarf ederdi. Şimdi ise adeta bir
    ‘kimin hayatı daha stresli’ yarışı var.
    Amerika’da, bildiğim kadarı ile 2000 senesinde ortaya çıkan
    ‘stress envy’ (stresli olmaya özenmek) kavramı;
    koşuşturmanın, çok meşgul olmanın, az uyku uyumanın,
    stresten gelen baş ağrılarının, hastalıkların yeni statü
    sembolü olması ile ilgiliydi. Telefonu çok çalanın, aynı anda
    birçok yeri idare etmeye çalışanın, koşuşturmalar içinde
    arkadaşlarına vakit ayıramayanın, kafasında dolaşan bin bir
    konudan dolayı sürekli başı ağrıyanın daha akıllı, cool ve
    başarılı algılandığı bir dünya bizi bekliyordu.
    Ben günümüze ve ülkemize baktığımda, zaten ‘dertlenmeye’
    müsait toplumsal yapımızın, bu küresel ‘stress envy’ salgını
    ile bir güzel harmanlandığını fark ediyorum. Sanki o meşhur
    şarkının ‘dertleri zevk edindim bende neşe ne arar’ sözleri,
    bunalımlı kişilerin zihinlerinden buram buram tüterek çıktı,
    ‘özenilen’ bir ruh hali olarak çoğunluğun yaşamlarında yerini
    aldı.
    Artık çoğu insan, kendini iyi hissetse bile, dert anlatanları iki
    cümleyle teselli edip, mutlaka kendine ait bir sıkıntı yaratıp
    anlatıyor.
    Çok meşgul olmayan da ya sinemada telefonunu kapatmayı
    reddedip sessize alıyor ya da tatile gidesi varsa da ‘işsiz ve
    stressiz’ gözükür korkusu ile hafta sonları ile yetiniyor. Şu
    cümle artık ‘nasılsın?’ demek kadar yaygın bir hal aldı: ‘Yok
    ben öyle bir hafta tatile gidemem sıkılırım. Çalışmadan
    duramam. Bana Perşembe-Pazar gitmek bile çok!’ İtiraf
    etmeliyim ki, bu cümleyi zaman zaman ben de sarf
    ediyorum. Ve sonra acaba ben de mi bu salgınına yakalandım
    diye düşünüyorum.
    Statü sembolleri, ayakkabılardan, çantalardan, evlerden,
    arabalardan, yatlardan çok uzakta, soyut oluşumlarda da
    kendini göstermeye devam ediyor. Kim derdi ki bir gün ‘çok
    stresli’ ya da ‘çok dertli’ olmak çok havalı bir şey olacak! Bu
    gidişle rahatlamak, kafa dinlemek, hatta mutlu olmak
    utanılacak bir durum halini alacak gibi gözüküyor. Spa’lar,
    dinlenme yerleri, ‘dünyayı soyutlayan’ oteller dikkat! Odada
    televizyon, telefon, internet bağlantısı olmaması 2000
    yılından önce belki bir artıydı, ama şimdi çoğunluk, masajını
    olup rahatlarken, bir yandan çok meşgul hissetmeye ve
    gözükmeye devam etmek istiyor. ‘Derdin yoksa çözmen
    gereken meselen de yok, bu yüzden eksik bir insansın’, ya da
    ‘halletmen gereken yüzlerce iş, olman gereken onlarca yerin
    yoksa, önemsiz birisin’ algısının yarattığı baskı, insanların
    yaşam kalitesini düşürüyor. Sanıyorum insanların kendilerini
    daha da stresli hissedip gösterebilecekleri hizmetler,
    projeler, iş dünyasında önümüzdeki yılların parlayan yıldızları
    olacak. Ne kadar üzücü bir durum!

    Yazar: Güneş Mutlu Mavituncalılar
     

Sayfayı Paylaş