1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

(Gurbet Kuşu )

Konusu 'Güzel Sözler' forumundadır ve Çirkin Kral tarafından 11 Eylül 2006 başlatılmıştır.

  1. Çirkin Kral

    Çirkin Kral Forum Tutkunu

    Katılım:
    4 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.919
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Gümrükçü
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    246 ÇTL
    Gurbet Kuşu
    Öğretmen okulu sınavını kazanmam, beni, annemi ve babamı sevince boğmuştu. Her yeni haber gibi, bu haber de kısa zamanda köye yayılmıştı. Beni görenler tebrik ediyor, bazıları da “hayırlı olsun” demek için evimize geliyorlardı. O kadar çok sevinçliydim ki tarifi zor duygular yaşıyordum.

    Okula kayıt zamanı gelince babam Ankara’ya gitti. Öyle merak ediyordum ki babamın gelmesini, dört gözle bekliyordum. Bakalım neler anlatacaktı.

    Evimizin balkonundan köyün girişi görünürdü. Sık sık balkona çıkıp köyün arabası geliyor mu diye yola bakıyordum. Benim telaşlı hâlim, sonunda annemi
    kızdırdı:
    - Gezinip durma oğlum. Köy otobüsünün her gün geliş saati belli. Sen telâş edince erken mi gelecek sanıyorsun?
    - Biliyorum anne, elimde değil ne yapayım. Merak ediyorum. Babam bir gelseydi. Bir aksilik çıkar diye korkuyorum.
    - Gelir inşallah oğlum. İçini ferah tut. Hadi bu arada hayvanların yemini veriver. Baban gelirse kızar sonra...
    Haklıydı annem. Babam gelmeden hayvanların yemini vermeliydim. Giderken sıkı sıkı tembih etmişti. Bir yere giderken hep aynı sözler: “Onların da canı var oğlum. Biz nasıl açlığa dayanamıyorsak onlar da dayanamaz. Ağzı yok
    dili yok, acıktım diyemez ki...”

    Ahırdaki hayvanlara yemlerini verdim, su içtikleri leğenleri doldurdum ve tekrar eve çıktım. Balkondan bakmamla köyün otobüsünü görmem bir oldu. Köylüleri her gün şehre götürüp getiren bu küçük otobüs, mezarlığın yanından tozuta tozuta geliyordu.

    Ocağın başında yemek yapan anneme “araba geldi” diye bağırıp hızla aşağıya indim. Yolcuların ineceği meydana kadar koşarak gittim. Nefes nefese
    kalmıştım. Babam elinde birkaç poşetle indi. Ben elinden poşetleri alırken
    yavaş bir sesle, tane tane konuştu:
    - Yürüyerek gelsen olmuyor mu oğlum? Gören de önemli bir şey var sanacak.
    “Benim için önemli” dedim, kısık bir sesle. Babam güldü:
    - Anladım. Senin aklın fikrin yeni okulunda, dedi.
    Babamla eve doğru yürüyorduk. Ben arka arkaya sorular yöneltiyordum babama. O, beni meraklandırmak için cevap vermiyor, “eve bir varalım, her şeyi konuşuruz, acele etme” diyordu.

    Akşam evde her şeyi anlattı babam. Okula kaydımı yaptırmıştı. O anlattıkça ben daha bir heyecanla dinliyordum. “Tamam mı küçük bey, başka sorun var mı?” dedi. Bakışları sevgi doluydu, o anda sarılıp öpmek geldi içimden.

    “Aslan babacığım” dedim. Sarıldım ve yüzüne kocaman bir öpücük kondurdum. O
    da karşılığını vermekte gecikmedi.
    Okulların açılma tarihi yaklaştıkça bende bir tedirginlik başladı. İlk zamanlardaki sevinç ve coşku, yerini başka duygulara bırakmıştı. Hüzün mü desem korku mu desem bilmiyorum. İlk defa ailemden ve köyümden ayrılacaktım.
    Türkülerde ve şiirlerde söyleyip durdukları gurbetle tanışacaktım. Dayanabilecek miydim? Ayrılık acısı şimdiden ince ince içimi sızlatmaya başlamıştı.

    Ben böyleydim ya, bir de annemin ve babamın halini görseydiniz acırdınız. Bir tanecik çocuklarını gurbete göndereceklerdi. Annem gözyaşlarına engel olamıyor, babam da ona kızıyordu, “çocuğun önünde ağlama, onu da üzeceksin” diye. Babamın da gözleri nemliydi, fakat duygularını belli etmek istemiyordu. Canım babacığım benim, ben yokken ne kadar gözyaşı döktüğünü bilmiyorum sanıyordu. Oysa annem her şeyi anlatıyordu bana.

    Köyden ayrılmamdan bir gün önce annem valizimi hazırlıyordu. Elinde bir mendil, sık sık burnunu siliyor, ağladığını belli etmemek için bazen dışarı çıkıyordu. Babam bir yandan çay içiyor, diğer yandan bana moral vermek için konuşuyordu. Tarihte önemli insanların hayatlarından örnekler veriyordu.

    “Onlar da zamanında çok sıkıntı çekmişler. Büyük adam olmak kolay mı?” diyordu.

    Ben ise boş gözlerle babama bakıyordum. Bazen dalıp gidiyordum uzak diyarlara. Yarın benim için yeni bir hayat başlayacaktı.

    Ayrılık günü geldi çattı. Bir gün sonra okullar açılacağı için, pazar günü köyden ayrılmadan önce babamla birlikte son hazırlıkları yaptık. Annem gözyaşları içinde uğurladı bizi. Başarılı olmam için dualar etti, birçok
    tavsiyelerde bulundu. Yüzümü, gözlerimi, saçlarımı öptü kokladı, öptü kokladı. Ben de annemin elini ve yüzünü öptüm. İkimiz de hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk. Babam bu manzaradan oldukça etkilenmişti. Ağladığını belli etmemek için sık sık arkasını dönüyor, gözyaşlarını mendille siliyordu.

    Nihayet köyün meydanına geldik. Orada bulunanlarla tek tek vedalaştım. Hepsi de benim başarılı olmam için dua ettiler. Babamla birlikte otobüse bindik. Bizi uğurlayanlara defalarca el salladım. Annem yemenisinin ucuyla
    gözyaşlarını siliyordu. Canım annem. Bir tanecik çocuğunu gurbete göndermek onu ne kadar üzmüştür kim bilir. Evden çıkarken bana sarılıyor, “kara gözlü Selim’im, gurbet kuşum benim, sen olmadan anan nasıl duracak buralarda” diyordu. “Ben bu eve köye sığmam gayrı yavrum” diyordu. Ben de içimden “Ya ben ne yapayım anacığım? Şimdiye kadar hiç ayrıldım mı senden? Aylarca sürecek bu hasrete nasıl dayanacağım?” diyordum.

    Otobüs köyün toprak yollarında ağır ağır ilerliyor, uzun ince yollar bizi köyden uzaklaştırıyordu. Geriye dönüp baktığımda görebildiğim tek şey, caminin minaresi oldu. Oldukça zarifti, bir kurşunkalemi andırıyordu. Babamla yan yana oturmamıza rağmen konuşmuyorduk. Anlaşılan ikimiz de hâlâ ağlama faslının etkisini üzerimizden atamamıştık.

    Ankara’ya gelince vakit kaybetmeden öğretmen okuluna gittik. Şehrin dışında, oldukça ıssız bir yerdeydi. Çevrede kocaman boş tarlalar gözüme çarpmıştı. Araba okulun yakınında durdu. Bizimle beraber birkaç kişi daha
    indi. Babamın elinde bana ait iki valiz vardı. Okulun kapısında bir adamla karşılaştık. Okulun müdür yardımcısıymış. Babam beni kayıt ettirmek için geldiğinde kendisiyle tanışmış. Selamlaştılar. Bize “hoş geldiniz, delikanlı bu mu?” derken eliyle de saçlarımı okşadı.

    Bizi odasına götürdü. Babamla sohbete başladılar:
    - Hocam burası da sanki köy gibi. Her zaman böyle sakin mi olur?
    - Bugün tatil olduğu için böyle. Okul açılınca cıvıl cıvıl olur, o zaman da gürültüden rahatsız oluruz.
    - Bizim Selim alışabilir mi buraya hocam? İlk defa bizden ayrılıyor da...
    - Alışamayacak bir şey yok. Birkaç günde alışır, hiç merak etmeyin. Hepsi bunun gibi, birçok arkadaşı olacak.
    Müdür yardımcısı bizi yatakhaneye götürdü. Valizleri bir köşeye koyduk ve dışarı çıktık. Babam müdür yardımcısına veda etti:
    - Ben gidiyorum hocam, bugün köye dönmem lâzım. Selim önce Allah’a sonra
    sizlere emanet. Herhangi bir şey olursa bize telefon edersiniz. Bir emriniz
    var mı hocam?
    - Emrimiz olmaz ricamız olur, dedi müdür yardımcısı. Konuşmaya devam etti:
    “Siz Selim’i merak etmeyin. Bundan sonra bir annesi babası da biziz burada. Ona moral verin. Buradaki bütün öğrenciler aynı şartlarda. Göreceksiniz en kısa zamanda alışacak. O kadar çok arkadaşı olacak ki... Gözünüz arkada
    kalmasın. Ben sizi baş başa bırakayım, size hayırlı yolculuklar...
    Babamla beraber okul bahçesinin kenarına gittik. Kavak ağaçlarının altındaki kanepeye oturduk. Babam oldukça duygulu bir sesle konuşuyordu.
    Sesi titriyordu. Sanki ağlayacak gibiydi:

    - Köyün hâlini biliyorsun oğlum. Yoksulluk diz boyu. İş çok, para yok. Bizim çektiğimiz sıkıntıları bir de sen çekme. Biliyorum zor olacak ama dayanmak zorundayız. Zahmet olmadan rahmet olmaz derler. Senin istikbâlin
    için sen de biz de bu gurbetliğe, hasretliğe dayanacağız oğlum. Okulu bitirince elinde bir mesleğin olur. Kimseye muhtaç olmazsın. Maaşın olur, gül gibi geçinir gidersin. Beni anlıyorsundur inşallah.

    Başımı sallayarak söylediklerini onayladığımı belli ettim. Fırsat buldukça beni ziyarete gelmesini söyledim. Bu arada gözlerimden ince ince yaşlar süzülüyordu.

    Babamla okulun bahçe kapısının önünde vedalaştık. Ağladığını belli etmemek için büyük çaba harcıyor, mendiline burnunu silermiş gibi yapıyor, ama aslında gözyaşlarını siliyordu. Onun bu halini görünce boğazıma bir şey
    düğümlendi sanki, konuşmakta zorlanıyordum.

    - Ben gidiyorum oğlum, dedi ağlamaklı bir sesle. “Kendine iyi bak. Sık sık mektup yaz bize. Bir ihtiyacın olursa haberimiz olsun. Valizin içindeki cüzdanda para var. Gereken yerlere harcarsın. Sakın bizi düşünüp de derslerini ihmal etme. Ben işlerden fırsat buldukça gelirim. Allah’a emanet ol akıllı Selim’im benim...”

    Babamın elini ve yüzünü öptüm. Ağlamaktan kısılmış sesimle zoraki konuşabildim:

    - Güle güle git babacığım. Anneme çok selâm söyle. Onu şimdiden özledim. Benim için üzülüp hasta olmasın.

    Babam yüzümü ve gözlerimi öptü. Saçımı okşadı ve beni fazla üzmemek için hızla ayrıldı. Hem hızlı hızlı yürüyor hem de ara sıra arkasına dönerek bana el sallıyordu. Arkasından bakakaldım. Otobüs durağına giden babam, ilk gelen otobüse bindi ve çekti gitti.

    Hüzünlü duyguların etkisinde yatakhaneye gittim. Bir yatağın kenarına oturup uzun düşüncelere daldım. Annemin dediği gibi, ben artık bir gurbet kuşuydum.

    Okulun diğer öğrencileri birer ikişer gelmeye başlamışlardı. Yeni gelenlerle uzaktan birbirimize bakışıyorduk. Onlarda da bir tedirginlik ve hüzün göze çarpıyordu. Yatakhane oldukça genişti. Ranzalar yan yana dizilmişti. Beton duvarlar ve soğuk ranzalar içimdeki hüznü daha da arttırıyordu. O anda annem aklıma geldi. Ben ayrılınca ardımdan ne kadar ağladı kim bilir.

    İlk gece uzun süre uyuyamadım. Bir ara epeyce içlendim ve yorganı başıma çekip gizli gizli ağladım. Zaman zaman diğer ranzalardan da ağlama sesleri geliyordu. Anladım ki bu ilk gece ağlayan yalnızca ben değildim.

    Benim için gurbet günleri başlamıştı. Anneme verdiğim sözler aklıma geldi. Bütün zorluklara sabretmeye karar verdim. Onların umutlarını boşa çıkarmamak için var gücümle çalışacaktım. Bütün bunlara alışmağa mecburdum. Babamın her zaman tekrarladığı atasözü aklıma geldi: “Zahmet olmadan rahmet olmaz.”
     
Benzer Konular
  1. sherry
    Mesaj:
    1
    Görüntüleme:
    535
  2. Hazangülü

    Gurbet kusu

    Hazangülü, 27 Mart 2009, Paylaşıldığı Yer: Şiir
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    592
  3. Hazangülü
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    512
  4. Suskun
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    2.588
  5. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    766
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş