1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hacı Tevfik Efendi (Amasya Müftüsü)

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 21 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    HAYATI


    Hacı Tevfik Efendi 1866'da Amasya'da doğdu. Babası Amasya Müftülerinden Yumukosmanzade Hacı Şükrü Efendi'dir. Hacı Tevfik Efendi, ilk öğrenimini 1879'da mahalle mektebinde tamamladı. Bu arada "Hıfzı Kur'an-ı Kerim ile müşerref" oldu. Daha sonra eğitim ve öğretimini, babası Hacı Şükrü Efendi'nin derslerine katılarak devam ettirdi. Ancak babasının vefatı üzerine, Hacı Tevfik Efendi, Amasya Medresesi'ne kaydoldu. Burada Canikli Mehmet Hamdi Efendi'den aldığı derslerle yüksek öğrenimini tamamlayarak 1902 yılında icazetnamesini (diploma) aldı.

    Eğitim ve öğrenimi devam ederken, Amasya Şeriyye Mahkemesi'nde memuriyete başlayan Hacı Tevfik Efendi, 1905'te anılan mahkemenin Başkâtipliği'ne tayin edildi. 1915 senesi Ağustos ayının sonunda, Amasya Müftülüğüne aday olması nedeniyle görevinden ayrıldı. 15 Ekim 1915'te Müftülük için yapılan seçimde 23 oy almasına rağmen, Hacı Mustafa Tevfik Efendi'nin lehine adaylıktan çekildi. 12 Eylül 1915'te Amasya Medresesi Katipliği'ne tayin edildi ve; Mart 1916'da kendi isteğiyle bu görevinden ayrıldı. Aynı yılın 1 Kasımında da Amasya Medresesi Müderrisliği'ne tayin edildi.

    Osmanlı Devletinin son Meclis-i Umumi seçimleri 1918'de yapılmıştır. Amasya Sancağı'nda 1918 yılından itibaren dört sene müddetle Meclis-i Umumi Vilayet azalığına Hacı Tevfik Efendi de aday oldu. Onunla birlikte dört aday daha seçime katıldı. Seçime katılanlardan; Hacı Tevfik Efendi ve Mahmudbeyzade Hasan Bey 15'er, Zeynelzade Kâmil Efendi 2, Topçuzade Ali ve Yörköçzade Hüsnü Beyler de 1'er oy almışlardır. Dolayısıyla Hacı Tevfik Efendi, Mahmudbeyzade Hasan Bey ile birlikte Sivas Valiliği nezdinde Amasya Sancağı temsilcileri seçildiler. Bu arada Hacı Tevfik Efendi, 9 Nisan 1918'de Amasya Sancağı Livası İdare Meclisi üyeliğine seçildi. Aynı yılın 16 Mayıs'ında da İaşe Komisyonu üyeliğine getirildi.

    Hacı Tevfik Efendi, Müftü Hacı Mustafa Tevfik Efendi'nin 1 Ekim 1918'de Darü'l-Hikmetü'l-İslamiyye'ye tayin edilmesi üzerine münhal bulunan Amasya Müftülüğü'ne aday oldu. Yapılan seçim sonunda 30 oy aldı. Sivas Valiliğinin 19 Ekim 1918 tarihli teklifi üzerine Meşihat Makamınca 26 Kasım 1918'de Amasya Müftülüğü'ne tayin edildi.

    Hacı Tevfik Efendi, Müftü ve Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı iken 55 yaşında 1921 yılı Kasım'ında zatürreden vefat etmiştir.


    MÜFTÜ HACI TEVFİK EFENDİ'NİN MİLLİ MÜCADELE'DEKİ HİZMETLERİ

    1– İngilizlerin Amasya'yı İşgal Teşebbüsleri ve Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında 24 Aralık 1918'de Batum, 9 Mart 1919'da da Samsun İngiliz kuvvetlerinin işgaline uğramıştı. Bu arada 1919 yılı Mart ayı içinde Merzifonu da ele geçiren işgal kuvvetleri, Amasya'nın yakınlarına kadar gelmişlerdi. "Otomobillerinin tozunu Amasya üzerinde yayıyorlar, şehir içinde ve resmi makamlarda kendi emir ve isteklerinin geçerli olması için baskıda bulunuyorlardı. Ancak, Amasya İngilizlerin arzu ettikleri gibi boyun eğmiyordu. Samsun ve Merzifon'daki rahat hareketlerinin devamını bulmak kolay değildi. Amasyalılardan korktukları her hallerinden belli oluyordu. Amasya halkının inandığı doğru yoldan bir bütün halinde gitmeyi başaran Müftü Tevfik Efendi, İngilizler üzerinde büyük etki yapmıştı. Esas çekindikleri konu da buradan kaynaklanmaktaydı".

    İngilizler Amasya'yı da işgal etmeyi plânlamışlardı. Bu amaçla halkın tepkisini ölçmek üzere, bir tahkik komisyonunu Amasya'ya gönderirler. Fakat Komisyon üyeleri, başlarında Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin bulunduğu Amasyalıların sert tepkisiyle karşılaşırlar. Bu olaydan özellikle Müftü Hacı Tevfik Efendi'den, İngiliz İntellicens Servisi'nde görevli bir subay (Noil) raporunda;

    " Tahkikat Komisyonlarımızın beldesine girmesini istemeyen ve icap ederse, halkın silahlandırılarak üzerimize saldırtacağı haberini gönderip mümessillerimizi kabul etmeyen sarıklılardan birisi..." şeklinde söz etmektedir.

    Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin de girişimleriyle Amasya, düşman işgaline uğramaktan kurtulmuştur. Başka bir ifadeyle Müftü Efendi, bu olayla Amasya'da Milli hareketin önderliğini üstlenmiştir.


    2– Saat Kulesi Hadisesinde Din Adamları ve Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Amasya'yı işgal etmeyi göze alamayan İngilizler, bu defa şehirde karışıklık çıkartmak üzere faaliyete geçtiler. Mondros Mütarekesi'nin dördüncü maddesini gerekçe göstererek Merzifon'dan iki İngiliz subayı Amasya'ya gelerek cezaevindeki bütün mahkûmların serbest bırakılmalarını yetkililerden istediler. Ancak başta Mutasarrıf Sırrı Bey olmak üzere hapishane müdürü ve komiser İsmail Efendi İngilizlerin isteklerine boyun eğmedileR. Ayrıca Amasya'dan hemen ayrılmaları istendi. Bunun üzerine Amasya'yı terke mecbur kalan İngilizler başlarında İngiliz temsilcisi Solter olduğu halde ertesi günü tekrar şehirde göründüler. Fakat bu defa Mutasarrıf Sırrı Bey'i tutuklamak üzere gelmişlerdi.

    Bu arada Saat Kulesi'nin kapısını kırarak kulenin tepesinden Türk Bayrağını indirip, İngiliz bayrağını çektiler. Bu duruma şaşıran Amasyalılar, olaya tepki gösterdiler. Bundan sonraki gelişmeler şöyledir:

    "Topçu Yüzbaşısı Cevat Bey;

    "Biz muharebe meydanlarında bunun için mi cenk ettik?" diyordu. Amasya şehir merkezi kısa sürede olayın yayılmasıyla çalkalanıyor. Saathane önünde toplanan ahali hep bir ağızdan şiddetle protestoya başladı. Durumdan iyice korkan İngilizler Saat Kulesi'nin kapısını tuttular. Kendi bayraklarının kuleden indirilmesine engel olmaya çalışıyorlardı.

    "Çıkalım paçavrayı yırtalım gardaşlar!" sesleri arasında,

    "Susun, susun... hocaefendiler geliyor" diye bağırıldı. Halk ise hem yol açıyor, hem de "Olmaz, olmaz böyle şey" diyorlardı. Açılan yolda da Müftü Hacı Tevfik Efendi, Kadı Ali Himmet Efendi, Hoca Bahaeddin Efendi ve Vaiz Abdurrahman Kâmil Efendiler "Sakin olalım... sakin olalım" diyerek geldiler. Hepsi de endişeliydiler. Gözyaşlarını tutamayan Kadı Ali Himmet Efendi:

    "Allah büyüktür, bizim gibi asil bir milletin memleketinde böyle âlimler, evliyalar bulundukça, yabancı bayrağı buralarda dalgalanamaz." diye sesini yükseltti. Halkın galeyanı arasında ansızın beklenmeyen bir uğultu, peşinden de korkuyla oldukları yere yattılar. Kısa süren fırtına, Saat Kulesi'nin tepesinde dalgalanan İngiliz bayrağı'nı param parça ederek Yeşilırmak üzerine savurup attığını, ayağa kalkan bütün ahali gördüğü zaman sevinç nidaları her yanı sardı. Bütün gözler Saat Kulesi'nin üzerindeki bayrak direğinde birleşti. Tekbir sesleri getirerek ayağa kalkanlar İngiliz bayrağının yerinde olmadığını gördüler. Bir paçavra gibi yırtılıp sulara karışan İngiliz bayrağından geriye sadece boşluk kalmış ve halk Allah'a şükür dualarında bulunuyorlardı.

    Halkın âni cesaret bulması ve bayrağın parçalanıp yok olması karşısında korkan İngiliz askerleri geri çekildiler. Kule kapısından kaçan askerler, Hükümet konağı'na koşarak girdiler. Halk ise Kuleden indirilen Türk Bayrağını besmele ve tekbir sesleriyle tekrar yerine çektiler.

    Hükümet Konağı'nda Mutasarrıfın odasında tartışan İngiliz Temsilcisi Solter, dışarıda cereyan eden olaylar karşısında korkuya kapılıp, yanındaki askerleriyle otomobiline binip kaçtı. Köprü üzerinden geçerken toplanan Amasyalıların linç tehlikesini kıl payı atlattılar.

    3– Mustafa Kemal Paşa'nın Amasya'ya Davet Edilmesinde Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Din adamlarının toplum üzerindeki etkisi dolayısıyla 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, her gittiği yerde en evvel onlarla görüşmüş ve fikirlerini yoklamıştır. Bu arada Mustafa Kemal Paşa'yı karşılayanların ön saflarında din adamları yer almış ve kentleri adına Paşa'ya "Hoş geldiniz", demişlerdir. Bu konuda görgü tanıklarının ifadelerinden iki pasajı dikkatlerinize sunuyoruz:

    "... Hasta olan Mutasarrıf (Samsun) evinden çıkamadığı için dokuzuncu ordu müfettişini karşılamaya gelememiştir. Belediye reisi yok... Vekalet eden zat da Çarşamba'da arazisinin bulunduğu köydedir. Belediye meclisinden bir zat, Hacı Molla, Atatürk'e şehir namına "Hoş geldiniz" diyor ...".

    "... 25 Mayıs 1919 akşam üstü Havza'ya geldi. Ertesi günü, başlarında Ulemadan Hacı Mustafa Efendi'nin bulunduğu bir heyet kendisini ziyaret ederek memleket meseleleri hakkında görüşmelerde bulundular...".

    Belirtildiği üzere Mustafa Kemal ve yanındakilerin ikinci durağı Havza'dır. Paşa, buradan 28 Mayıs 1919'da kumandanlara , Vali ve Mutasarrıflara, miting tertip etmeleri, milli teşkilat kurmaları yolunda bir tamim gönderdi. Bu tamimde Mustafa Kemal Paşa; milli tehlikeye karşı Türk halkının kaynaşmasını, galeyanın uyanmasını ve milli kaynaşma halini alarak bir hedefe yönelmesini arzulamaktadır. Paşa, bu arada Zile'de bulunan Binbaşı Cemil Bey'den Amasya için malumat aldı. Beldenin en nüfuzlu şahsiyetinin Müftü Hacı Tevfik Efendi olduğunu öğrendi. Bu nedenle Amasya'ya gönderilen tamim, şehrin sözü en çok sayılan ve dinlenilen kişisi Müftü Hacı Tevfik Efendi'ye gönderildi. Bu tamiminde Mustafa Kemal Paşa şöyle diyordu:

    "... İzmir'e ve daha sonra ne yazık ki, Manisa'ya ve Aydın'a düşmanın girişi, gelecek tehlikeye daha açık olarak işaret etmektedir. Vatan bütünlüğümüzün korunması için, millî tepkilerin daha canlı olarak sürdürülmesi gerekir. Millî yaşayış ve bağımsızlığı bozan düşmanın yurda girişi ve vatan topraklarının kopartılıp alınması gibi olaylar, bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntüler dindirilmiyor. Milletin katlanamayacağı ve dayanamayacağı bu olayların hemen önlenmesi, bütün medeni milletlerle, bütün devletlerin adaletlerinden ve etkisinden sabırsızlıkla beklendiği yolunda, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre Pazartesi başlayıp Çarşamba gününe kadar her yerden yapılması ve büyük devletlerin temsilcileriyle Bab-ı Aliye etkili telgraflar çekilmesi ve yabancıların bulunduğu yerlerde bunlara etki yapmakla birlikte, milli gösterilerde düzenin son derece korunması ve Hristiyan halka karşı bir saldırıya ve düşmanlık gösterisine benzer davranışlardan sakınılması çok gereklidir."

    Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi aldığı bu tamime cevap olarak;

    "Amasya Halkı, müdafaa-i vatan, muhafaza-i din ve devlet yolunda mücadele edenleri bağrına basmakla müftehir olacaktır" şeklindeki telgrafını gönderdi.

    Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin daveti ve Amasya halkının kendisini "bağırlarına basacaklarını" bildirmeleri Mustafa Kemal Paşa için önemlidir. Paşa, Havza yakınlarındaki Merzifon'da İngiliz askerlerinin Pontus-Ermeni işbirliği ile rahat çalışmalarını engelleyebilecek haberleriyle sık sık ilgilenmek zorunda kalıyordu. Daha emin bir yer olan ve devamlı irtibat halinde bulunduğu Amasya kendisi için müsait bir belde olacaktır.

    Öte yandan davet, Amasyalılarca en çok sevilip sayılan, sözü dinlenen bir din adamı tarafından yapılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Havza'da tertiplediği miting ve toplantılarda din adamlarının halk üzerindeki etkisini yakinen görmüştü. Bu cümleden olarak, "Havza'ya ilk geldiği günlerde de camide böyle bir merasim tertip etmişti. Fakat her ne sebepten ise Hocanın gelmemesi yüzünden bu toplantı o kadar müessir olamamıştı".

    Kısaca belirtilen nedenlerden dolayı Amasya'ya gelinecektir. Ancak Paşa, Havza'dan Amasya'ya gelmeden evvel halktan ileri gelen ve güvenilir bir kaç kişi ile Havza'da görüşüp, yöre ve çevresi hakkında bilgi toplamak istedi. Bu istek doğrultusunda Komiser İsmail Efendi Başkanlığı'nda toplanan bir heyet ile birlikte Havza'da Mustafa Kemal Paşa ile görüşüldü. Sonuçta Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi'ye son cevap verildi.

    "… Yakında Amasya'dayız."


    4– Milli Mücadele Önderinin Amasya'ya İlk Teşriflerinde Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Mustafa Kemal Paşa'nın "Yakında Amasya'dayız" haberinin Amasya'ya ulaşması üzerine, birkaç gündür hazırlıkları sürdürülen İzmir'in işgalini tel'in mitinginin çalışmaları, karşılamayı bayram sevincine dönüştürdü.

    Mustafa Kemal Paşa'nın Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Hüsrev Bey (Gerede) karşılamayı şöyle anlatmaktadır:

    "12 Haziran 1919 günü karargahımızla beraber Amasya'ya hareket ederken, Ali Fuat Paşa'ya, Refet Bey'e (daha sonra Paşa), Rauf Bey'e Amasya'da randevu verdik. Yolculuğumuz, yol boyunca büyük ve gönülden karşılama içinde geçiyordu. Âdeta bambaşka bir havaya girmiştik. Sonra öğrendik ki, Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi, güzergahımızdaki yerlerin müftü, vaiz, imam ve eşrafına lâyıkı gibi karşılanmamızı ve ağırlanmamızı bildirmiş.

    En gönülden ve coşkun karşılama Amasya'da oldu. Başlarında Müftü Efendi olan beldenin mümtaz heyeti, bizi şehrin dışında karşıladı. Saraydüzü'ndeki bu merasim Paşa'nın gözlerini yaşarttı. Müftü Efendi itimad telkin eden beşuş güleryüzlü ve nurani çehresiyle ilerleyerek Paşa'ya yüksek sedâ ile:

    "... Paşam! Bütün Amasya emrinizdedir. Gazanız mübarek olsun..." dedi.

    Asla beklemediğimiz bu hitap, aynı zamanda istikbalin teşhisi idi. Peşinden elini uzatan bu mübarek insanın elini öpmek ister gibi eğildi. O, üzerinde üniforması olan Anafartalar Kahramanını muhabbetle kucakladı ve yanındaki zevâtı , birer birer tanıttı.

    "Milli Mücadele'de ilk defa bütün bir şehir, safhalarını öğrenme ihtiyacını duymadan, çetinliği besbelli vatan kurtuluşu mücadelesinin bayrağını açma kararındaki bir evlâdın safına katılıyor ve bunu mübarek bir din adamının rehberliği, delaleti, öncülüğü ile yerine getiriyordu. O gece yanında Miralay Kazım (Rahmetli General Kazım Dirik), başyaveri Cevat Abbas (Bolu Mebusu rahmetli Cevat Abbas Gürer) ile başbaşa kaldığımız zaman, Mustafa Kemal kendisinin İstanbul'a dönmesini isteyen Sadrazamın bir saat evvel aldığımız telgrafını okuyarak:

    "Buna en güzel cevabı Müftü Hacı Tevfik Efendi verdi" dedi.

    Ali Fuat Paşa da Rauf Bey (Orbay) le birlikte Amasya'ya gelişinden ve Müftü Efendi'den şöyle söz etmektedir:

    "... Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Amasyalıların candan tezahüratı ile karşılanmıştır. Merasim cidden parlaktı. İstikbalimize hemen hemen kasabanın bütün halkı çıkmıştı. Arabalardan indiğimiz zaman Paşa:

    "... Sizleri zahmete soktuk. Fakat buluşmamız çok iyi oldu" dedi. Hepimizin ellerini hararetle sıktı. Yanında elinden tuttuğu bir Hoca vardı. Kucaklaşmadan önce şöyle anlattı.

    "... Amasya Müftüsü Hoca Tevfik Efendi Hazretleri... Yalnız uhrevi tarikte değil, milli dâvâ yolunda da bizlere rehberlik ediyor. Müftü Efendi ve arkadaşlarının yarattığı müspet hava ve imkânlar için tasavvur ettiğimiz mesaiye burada huzur ve emniyetle devam edebiliriz" dedi. Bu cümleden hareketle, kucaklaşmamız daha da candan ve muhabbetle oldu".

    Ali Fuat Paşa, gece Saraydüzü Kışlası'nda misafir edildiklerini söylerken, Mustafa Kemal Paşa'nın anlattıklarını şöyle nakletmektedir:

    " Geldiğimizde sizi karşılayanlar arasında sağ taraftaki Amasya Müftüsü'nü gördünüz. Akşam yediğimiz iftar yemeği de evinden geldi. Samsun'a çıktığımdan beri mahalli din adamları, düşünce ve gayelerimize kalplerini ve imkânlarını açtılar. Halk da onlara inanıyor. Bu bizim manevi terkibimiz."

    "Ben, Amasya'ya girerken karşılayanların başında bulunan Müftü Hacı Tevfik Efendi, mütereddit mülkî, hatta askerî bir erkân arasında "Paşa Hazretleri, Amasya gaye ve hedeflerinizin istihsali yolunda sizin yanınızdadır. Emin ve müsterih olunuz!..." dedi ve sözlerinin ispatı için o andan şu ana kadar hiç bir himmeti diriği esirgemedi. İstanbul'dakilerin başta Şeyhûlislâm uleması, müstakil bir devlete sahip olma gayretimizin yanında ve önünde olacaktır. Elbette istisnalar çıkacaktır. Kanaatim odur ki, bizler kendilerine gayelerimizi izah edebildiğimiz ölçüde bu desteğe mazhar olacağız".

    "Rauf da ben de bu düşünceye iştirak ettiğimizi söyledik. Ben Ankara'da Müftü Börekçizade Mehmet Rifat Efendi'den, Kolordumuzun Ankara'ya geldiğinden beri gördüğümüz yardımları naklettim."

    Buraya kadar anlatılanları özetlersek, Amasya halkı Müftü Hacı Tevfik Efendi önderliğinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarını parlak törenlerle karşılamış ve bağırlarına basmıştır. Bu arada Milli Mücadele önderleri Amasya'da kaldıkları süre içerisinde Mustafa Kemal Paşa'nın ifadesiyle Müftü Efendi, onlardan "hiçbir himmeti esirgemedi".

    5– Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Kuruluşu ve Faaliyetlerinde Müftü Hacı Tevfik Efendi

    12 Haziran 1919 günü Amasya'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, aynı günün akşamı yemekten sonra Hükümet Konağı'nda hazır bulunan Amasyalılara uzun bir konuşma yaptı. Paşa, "Aziz Amasyalılar!" hitabıyla başladığı konuşmasına şöyle devam etti:

    "Padişah ve Hükümet, İtilaf Devletlerinin elinde esir bir vaziyettedir. Memleket elden gitmek üzeredir. Bu kötü vaziyete çare bulmak için sizlerle işbirliği yapmaya geldim. Hep beraber Aziz Vatanımızı ve İstiklâlimizi kurtarmak için gayretlerimizle çalışacağız.

    Efendiler!

    İzmir'in daha sonra Manisa ve Aydın'ın işgali gelecekteki tehlikeyi daha açık göstermektedir. İşgâl ve ilhak gibi hadiseler, asil milletimizin tamamen muhafazası için mitingler yaparak milli heyecanı çok canlı bir şekilde göstermek lâzımdır. Tahammülü imkânsız bu acıklı vaziyetin karşısında derhal bir teşkilat kurmak ve büyük devletlerin mümessillerine tesirli telgraflar çekmek lâzımdır.

    Amasyalılar!

    Burası, Havza'dan ötesi Pontus oluyor. Sivas'tan doğusu Ermenistan'a katılıyor. Memleket İngiliz Mandası altına giriyor. Tarihi büyük Türk Milleti böyle esareti kabul etmez, milletimizin tarihi şerefi vardır.

    Muhterem Amasyalılar!

    Memleketin her tarafından ateşli çalışmalar başladı. Türk vatanseverlerin gayretleriyle garp memleketlerimizde millî cepheler kuruldu. Cenupta (Güneyde) Fransızlarla elbirliği yapan Ermenilere karşı saldırmaya başladılar. Erzurum'da Ermeniler'e karşı mücadele başlamıştır. Amasyalılar... Ne duruyorsunuz, burada da mutlaka her türlü haklarımızı korumak için "MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ" kurmalıyız.

    Amasyalılar!

    Düşmanların Samsun'dan yapacağı herhangi bir huruç (çıkartma) hareketine karşı ayaklarımıza çarıklarımızı çekerek, vatanı en son kayasına kadar müdafaa edeceğiz. Allah Milletimize mağlubiyeti gösterirse, bütün evlerimizi, mallarımızı ateşe vererek ve vatanı bir harabezâra (virane) çevirerek boş bir çöl halinde düşmana bırakacağız.

    Amasyalılar, buna hep beraber yemin edelim."

    Mustafa Kemal Paşa'nın konuşmasının bitiminde salonda bulunan Amasyalılar, "Emirlerinizi bekliyoruz Paşam" diye bağırdılar.

    Bu coşku ile bütünleşen Amasyalılara da Mustafa Kemal Paşa:

    "Sağolunuz Amasyalılar, elele verip çalışırsak zaferi kazanacağız ve ne olursa olsun, vatanı kurtaracağız" dedi.

    Mustafa Kemal Paşa'nın Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulması isteği üzerine çalışmalara başlanıldı. Bu yöndeki çalışmalarda 13 Haziran 1919 Cuma günü Hoca Kâmil Efendi'nin Sultan Bayezid Camii'nde yaptığı-ileride üzerinde duracağımız–konuşmasının da etkisi olmuştur. "Başta Müftü Hacı Tevfik Efendi ve ileri gelenler Cemiyetin kurulabilmesi için önce küçük bir toplantı yaptılar. Nüfuzlu ailelerin isim listesi hazırlanıp tek tek evlerinde ziyaret edilerek 14 Haziran'da Atik–i Ali Mektebi'nde toplandılar. Kısa bir fikir alış-verişinde bulunup vatanın geleceği ve şu andaki durumu bir kere daha gözden geçirildi.

    Toplantı devam ederken, okula Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları geldiler. Kuracakları cemiyetin ve cemiyette görev alacakların vatan ve milletin saadeti için faydalı çalışmalar vereceğine inandıklarını bildirdiler. Paşa da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin çalışma şeklini izah ettikten sonra cemiyet içinde görev alacakların ve reisin seçilmesi işlemini gerçekleştirip, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini Amasya'da fiilen kurmuş oldu.

    Müftü Tevfik Efendi'nin Başkanlığı'nda çalışmalarına başlayan cemiyette diğer görev alanlar şunlardır:

    Hoca Abdurrahman Kâmil Efendi, Hoca Bahaeddin Efendi, Şeyh Cemaleddin Efendi, Harputzade Hasan Efendi, Topçuzade Mustafa Bey (Belediye Reisi), Eytam Müdürü Ali Efendi, Topçuzade Hilmi Bey, Hacim Mahmudzade Mehmet Efendi, Miralayzade Hamdi Bey, Kofzade Mustafa Efendi, Şirinzade Mahmut Efendi, Melekzade Süleyman Efendi, Veysibeyzade Sıtkı Bey, Seyfizade Ragıp Efendi, Yumukosmanzade Hamdi Efendi, Arpacızade Hürrem Bey".

    Cemiyet üyelerinin Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılıkları, Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin "Reislik vazifesini siz aziz muhterem Paşamıza muhabbetleriyle birlikte takdim etmekle şeref duyuyorum. Siz bizim ebedi reisimizsiniz" ifadesiyle dile getirildi.

    Bu bağlılık, Mustafa Kemal Paşa'yı şimdiden mutlu kılmaya yetiyordu. Zira karşılaşılacak engeller bu cemiyetin Amasya'da kurulmasıyla beraber ortadan kaldırılıyor ve yapılacak çalışmalar tek yönden huzurlu bir şekilde bilinçli olarak yürütüleceğinden dolayı, rahatlık ve huzurla çalışmalar yerine getirilebilecektir . Bu arada cemiyet, Abdurrahman Kâmil Efendi'nin biriktirdiği paraları Mustafa Kemal'e takdim etmesiyle dikkat çekti. Milli Mücadele'nin bu ilk yardımına diğer kurucu üyeler de eklemelerde bulundular. Bu yardımlar daha sonraki günlerde halkın da katılımıyla daha da arttı. Bu arada Maraş Müdafaa-i Milliyesi'ne gönderilmek üzere Amasya halkı ilk etapta 1000 lira teberruda bulundu. Bu para Müdafaa-i Hukuk Merkeziyesi Başkanı Hacı Tevfik Efendi tarafından Maraş'a gönderilmek üzere Ziraat Bankası Amasya Şubesine teslim edildi.Yardımlar daha sonraki günlerde de devam etti. Bu cümleden olarak, Havza ve Erbaalılarca, Amasyalıların İzmir için 30.000, Maraş için de 20.000 kuruşun "Mücahidin ve felâketzedeganına" yardım olmak üzere gönderildiğini görmekteyiz. Tesbit edilebilen maddi yardımın dışında o günlerin şartları içerisinde normal zamanlara kıyasla çok daha etkili olan manevi, moral destek bakımından da cemiyetin, Amasya ve çevresinde çalışmaları olmuştur. Aşağıda söz edileceği üzere işgalleri tel'in mitingleri, Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin özellikle başkanı Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin öncülüğünde tertip edilmiştir.

    Buraya kadar sunulan bilgileri özetlersek, Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kuruluşu ve faaliyetlerinde üstün hizmetlerini görmekteyiz. Onun çalışmalarının da katkısıyla Amasya, Milli Mücadele'nin önemli merkezlerinden birisi olmuştur. Bu gelişme, Hüseyin Menç'in de tesbit ettiği gibi "Amasya'nın Anadolu vilayetleriyle daha sıkı haberleşmelere girmesi ve Amasya'nın köprü vazifesi görmesine yol açtı".
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    6- İşgallere Karşı Gösterilen Tepkiler ve Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Daha önce ifade edildiği gibi Mustafa Kemal Paşa'nın "Yakında Amasya'dayız" haberinin Amasya'ya ulaşması üzerine bir kaç gündür hazırlıkları sürdürülen, İzmir'in işgalini tel'in mitingi, karşılamayı bayram sevincine dönüştürmüştü. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Amasyalılar bağırlarına basmışlardı. Bu arada Vaiz Abdurrahman Kâmil Efendi'nin Sultan Bayezıt Camii'ndeki konuşmasının da. tesiriyle ortam daha uygun durumdaydı. Amasyalılara verilen milli duygu ve çalışmalar kendini gösterdi. Yapılan toplantılar ve İstanbul'a çekilen telgraflarla halk bir bütünlük arzetmekteydi.

    Olumlu gelişme Mustafa Kemal Paşa'nın dikkatinden kaçmadı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne bir miting düzenlemesi talimatını verdi. Bu arada Paşa, birkaç gün önceden, yine Abdurrahman Kâmil Efendi'den Cuma günü vaaz etmesi ricasında bulundu. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nce mitingin 20 Haziran Cuma günü tertip edileceği Sancağın köylerine varıncaya değin duyuruldu. Bundan sonraki gelişmeleri Osman Fevzi El-Amasî tarafından yazılmış olan "Amasya Meşahiri" isimli el yazması eserden izleyelim:

    " 20 Haziran 1335 (1919) Cuma günü İkinci Bayezit Camii Şerifi'nde şüheda ruhuna ithaf edilmek üzere bir Mevlid-i Şerif okundu. Ve bunu müteakiben de umumi bir miting tertip olundu. O gün Amasya Kasabası mahşeri bir vaziyet arzediyordu. Bütün kaza halkı bu muazzam toplantıya iştirak ve vatani hizmetlerindeki vazifelerini paylaşmak için can atarak gelmiş bulunuyorlardı. Mevlidi Şerif kıraatından sonra, cemaat-i İslamiye tam bir iman varlığı ile ellerini semaya doğru kaldırarak Cami-i Şerifin haricindeki geniş sahayı bir anda doldurmuş bulunuyor, cemaatin kesafeti tahminen otuzbinden fazla, bundan eksik değildir.

    Mustafa Kemal Paşa, hitabesine başlayıp Türk Milletinin mukadderatı hakkındaki safahatı birer birer izaha çalışarak, bir hiddet-i milliye ile bu geçirilen felaketin ancak refah yolu açabilecek geleceğe kâni olduğunu söylemekle nutkuna son verdikten sonra, konuşma hakkını muhterem üstadımız Abdurrahman Kâmil Efendi hazretlerine tevdî buyurdu..."

    30 Ocak 1920 tarihinde yine Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin öncülüğünde bir miting daha yapıldı. Şehir halkı ve civar köylerden gelenler, yine Bayezit meydanında toplanarak Maraş'taki Fransız ve Ermeni mezâlimini tel'in ettiler.

    5. Fırka Kumandanı Cemil Cahit Bey'in 20. Kolordu Kumandan Vekili Mahmut Bey'e gönderdiği 30.01.1919 tarihli telgrafta "hükümetin siyasi teşebbüslerini haber almadıkça mitinge katılanların dağılmayacaklarını bildirerek, telgrafhane etrafında toplandıkları" haber veriliyordu. Bu arada mitinge katılanların her tarafa telgraflar yağdırdıkları ilave ediliyordu. Bu telgraflardan Heyet-i Temsiliye'ye Müftü Hacı Tevfik Efendi başta olmak üzere yirmi dört kişinin imzalarıyla gönderilen ve miting kararlarını da içeren telgrafta; Fransızların Ermeniler ile birleşerek Maraş halkı üzerinde uyguladığı katliam ve yağmacılığın önlenmesi istendi. Ayrıca şu görüşlere de yer verildi:

    "Müslüman Türkler'e tabii hakları olan hayatı bile çok görerek, onları hayvanlara yapılabilecek hunharlıkla imha etmek, sükûn ve asayiş fikri ile kabil-i te'lif midir? Hak ve adaletin Müslümanlar ve Türkler hakkında mânâlarının değiştirilerek hayatlarına kastedildiğini anlayan biz Türk Müslümanlar evvela Allah'ımıza daha sonra hakka istinaden, hayatımızı muhafaza için büyük bir miting yaptık ve şu esasları kararlaştırdık;

    a) Bize hayat hakkı tanınıncaya kadar her türlü vasıtaya müracaatla mevcudiyetimizi koruma azmindeyiz.

    b) Müslüman Türkler'in hayat ve namuslarına saldırılara devam edilirse, dünyada yeni yangınlar çıkacak, bunun mesuliyeti de müsebbiplerine ait olacak, Maraş'ta devam etmekte olan kadın, çoluk, çocuk kıtaline acilen son vermek ve bütün iman azmimizle protesto eder, zulme son verildiği haberini almadıkça makina başından ayrılmayacağımızı bildiririz".

    Öte yandan Şubat 1920'de Londra'da toplanan konferansın gündemindeki en önemli konular; Boğazlar sorunu, İstanbul'un geleceği ve Halife Sultan'ın durumuydu. Aralık 1919 sonlarında, İngiliz Başbakanı Lyod George'un İstanbul ve Boğazları beynelmilel bir hâle getirerek idaresinin müttefik İngiliz ve Fransız yetkililere bırakılacağına ve ayrıca İstanbul'un yalnız dinî bir merkez olacağına dair açıklaması Türk halkının sert tepkisine neden oldu. Anadolu'nun her tarafından İstanbul'a protesto telgrafları çekildi. 13 Ocak 1920'de İstanbul'daki İtilaf yetkililerine gönderilen Hamdi, Müftü ve bazı eşraf imzalı telgrafla da Amasyalılar olayı protesto etti.

    Ayrıca "İstanbul'un İtilaf kuvvetlerince işgal edildiği (16 Mart 1920) haberinin duyulması üzerine ilk tepki Amasya'dan geldi. Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Hacı Hafız Tevfik Efendi Ankara'daki Heyet-i Temsiliye'ye gönderdiği telgrafında; Osmanlı milletinin birlik ve beraberlik içinde olduğunu, canını, istiklâlini hiçbir tesir ve kuvvete feda etmemeye azmettiği belirtilerek, Ankara'dan irade ve talimatları beklediklerini bildirdi. Bunu takiben 19 Mart 1920 günü binlerce kişinin katılmasıyla büyük ve heyecanlı bir miting yapıldı. Mitingde alınan kararlar, İtilaf Devletleri temsilcilerine ve çeşitli yetkili makamlara bildirildi. 28 kişinin imzalarıyla bir sureti de Heyet-i Temsiliye'ye gönderilen kararda şöyle denilmektedir:

    "Hamiyet-i Düveliye içinde asırlardan beri istiklâlini müdafaadan başka bir gaye takip etmeyen Osmanlı Devleti kabul ettiği mütareke şartları ile Umumî Harpten çıktıktan sonra her fırsattan faydalanarak sulhun bir an evvel yapılmasını istemiş idi. Mütarekenin pek ağır görülen şartlarını, sadece umumî sükûnun ve huzurun sağlanacağı, iktisadî ve içtimaî kabiliyeti geliştirmek arzusuyla kabul etmiş idik. Büyük teessüfler ile arz ederiz ki o mütareke, biz Osmanlılara huzur ve sükûn yerine pek feci felaketler getirdi. Hâlâ da getirmektedir. Çünkü onu Osmanlı Devleti ile imza edenler, Osmanlı'ya karşı iyi hisler beslememekte idiler. Hâlâ da beslemiyorlar. Bunun bâriz ve canlı misâllerini mütarekenâmenin imzasının ertesi günü, şartların hilâfına İstanbul'a asayişi bozan hiç bir hareket görülmediği halde, Osmanlı memleketlerinden bazılarına asker gönderilmesi, İzmir'e mütarekenâmede asla bahis konusu olmayan bir devletin sebepsiz asker çıkartmasına ve neticesinde medeniyet ve medenî milletlere yakışmayacak cinayetlere göz yumulmasını, Adana, Maraş, Ayıntab ve Urfa'da yerli Ermenilerle Rumlar ileri sürülerek Müslümanlar aleyhine imha siyaseti takib olunmasının sonunda Maraş'ta müslüman ahalinin katliâm edilmesi gibi kat'î deliller açıkça göstermektedir.

    Biz Osmanlılar, Umumî Harbin felâketlerinden henüz kurtulan insanlığın ızdırablarına yeni yeni meseleler katmak ve asırlardan beri takip ettiğimiz sulh ve sükûn gayesini ihlâl etmemek maksadıyla hakkımızdan ve hakkımızın "medeniyet-i âdilece" teslim edileceğinden emin olarak ilk tecavüzleri Osmanlılığa sahip bir vakarla tahammül dairesinde karşıladık. Fakat milletlerin hayat ve istiklâline açıkdan açığa suikast yapıldığını görerek çaresiz müdafaa vaziyetini aldık. Her ferdin ve fertlerden mürekkep her milletin nefs-i müdafaa ve mevcudiyetini koruması tabii hakkı iken, bu ilâhi hak sadece Müslüman olduğumuz için bizlere çok görüldü. Bunun açık delili de payitahtımız, Hilafet ve Saltanat merkezimiz ile resmî makamların ve özellikle Meclis-î Mebusanımızın İngiliz Devleti tarafından resmen ve cebren işgal edilmiş olmasıdır. Bu işgal mütarekenâme ile millet ve Osmanlı hükümetini silâhından tecrid ettikten sonra vaki oldu. İnsanlık duygusu ile mütehassıs her milletin vicdanında derin tesirler uyandıracak olan şu tecavüz Osmanlı hâkimiyetinden ziyade yirmi asırlık bir medeniyetin meydana getirdiği hürriyeti, milliyet ve vatanperverlik esaslarına darbe teşkil etmektedir. Osmanlı milletinin geleceği ve istiklâli hususundaki azm ve imanı bu hadise dolayısıyla katiyyen sarsılmamıştır. Aleyhinde imha siyaseti tertip edildiğini her gün bir suretle maruz kaldığı şeni tecavüzlerden anlayan biz Osmanlılar binlerce "ehl-i tevhidin" iştirakiyle yüce dinimizin mabedi uğruna büyük bir miting akdederek mevcudiyetimizi kurtarmak için kat'î karar verdik.

    Hakkınızda reva görülen tecavüzler silsilesine, Payitahtımızın da işgali suretiyle yeni bir felaket şekli verilmesini medeni milletler kabul ederlerse tarihin pek büyük mesuliyeti altına girmiş olacaklarından, bunu yirminci asrın muazzam medeniyeti namına protesto eder ve bu vesile ile takdim-i hürmet eyleriz".


    7– Akbaş Cephaneliği Baskını ve Müftü Hacı Tevfik Efendi

    Gelibolu yarımadası Eceabat Kazası'nın Akbaş mevkiindeki depoda, Kafkas Cephesi'nde Ruslarla çarpışan Türk Kuvvetlerinin Ruslardan Kars, Ardahan ve Batum şehirlerini geri alırken ele geçirdikleri silah ve cephanenin önemli bir kısmı bulunmaktaydı. Bunlar sekiz bin Rus tüfeği, kırk Rus ağır makinalı tüfeği ve beşbin sandık cephane (başka bir belgeye göre) 20.000 sandık cephane şeklindeydi. Ayrıca depoda muhabere ve iskan malzemesi mevcuttu.

    İtilaf güçlerinden Fransız askerlerince korunmakta olan Akbaş cephaneliğindeki anılan malzemeye Kuva-yı Milliye'nin fazlasıyla gereksinimi bulunmaktaydı. Bu nedenle, 26-27 Ocak 1920 tarihinde Köprülü Hamdi Bey'in yönettiği bir baskınla sözkonusu cephane Anadolu'ya kaçırılır. Bu olay İtilaf Devletlerinin prestijini düşüren ve ona indirilen bir darbe idi. Bu sebeple öfke ve kızgınlığa kapılan İtilaf güçleri konuyla ilgisi olmayan yerli halkı tevkif ettiler. Başta Lapseki olmak üzere yörenin İtilâf güçlerince işgal edileceği söylentileri yayıldı. İtilaf güçleri, başta Köprülü Hamdi Bey olmak üzere sorumluların kendilerine teslim edilmesini İstanbul Hükümeti'nden istediler. Bu arada Bandırma'yı işgal ettiler.

    Her milli gelişmede ön saflarda yer alan Müftü Hacı Tevfik Efendi, Akbaş cephaneliği baskını sonrası gelişmeler karşısında onun yine aynı tavrı sergilediğini görüyoruz. Fransız ve İngiliz kuvvetlerinin yerli halka baskı yapması, silah kullanması ve işkence yapmaları yurt çapında infiale sebep oldu. Bu elem ve ıstıraba, yayınladığı genelgeyle karşı çıktı. Bu arada Köprülü Hamdi Bey'e de destek verdi. Müftü Efendi, Şubat 1920 tarihini taşıyan genelgesinde şöyle diyordu:

    "Ölümsüz sevgi ile vatanına bağlı kahraman bir mücahidin vatanın kurtuluşu uğrunda gösterdiği fedakârlıktan dolayı bir belde memurlarının sorumlu tutularak tevkif edilmesi ve cezalandırılması insanlık tarihinin kaydetmediği garabetlerden olduğundan bahisle derhal serbest bırakılmalarının sağlanması için İstanbul'daki Sadrazamlığa, Hariciye Nazırlığına ve Mebuslar ve Ayan Meclisleri Reisliklerine kesin ifade ile telgraflarla bildirildi. Sizler de, tesir edici uslûp protesto telgrafları çekiniz. Bunu yaralanan millî gururumuz adına bekliyoruz".

    Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin genelgesinin bir diğer önemi, 2 Şubat 1920'de Heyet-i Temsiliye adına genelge yayınlayan Mustafa Kemalinki ile aynı paralelde olmasıdır.


    8– TBMM ve Müftü Hacı Tevfik Efendi

    16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal eden İngilizler, 18 Mart'ta ise, Meclis-i Mebusan binasının etrafını makinalı tüfeklerle sararak toplantı halindeki meclisi dağıtmışlardı. Bu arada bazı mebusları tutuklayarak Malta'ya sürmüşlerdi. Tutuklanmayanlardan bir kısmı da İstanbul'u terkederek Ankara'nın yolunu tutmuşlardı.

    Bu durum üzerine, Ankara'da ulusal bir hüviyet taşıyacak ve olağanüstü yetkileri üzerinde toplayabilecek bir meclisin toplanmasına karar verildi. Bu karar ve uygulama biçimi, Mustafa Kemal Paşa tarafından 19 Mart 1919 tarihli tamim (genelge) ile vilayetlere, müstakil livalara ve kolordu komutanlıklarına duyuruldu.

    Tamimde her livadan 5 üye seçilerek, 15 gün içerisinde Ankara'da bulundurulmalarının temini istendiğinden Amasya Livasında da seçime gidildi. Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Onun başkanı Müftü Hacı Tevfik Efendi sorumluluğunda yapılan seçim sonunda, 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılacak olan TBMM'de Amasya'yı temsil edecek beş üye seçildi. Bunlar şu kişilerdi:

    Amasya merkezden; Topçuzade Ali Bey, Miralayzade Hamdi Bey, Yumukzade Mehmet Ragıp Bey,

    Gümüşhacıköy kazasından; Müftü Ali Rıza Efendi; Merzifon kazasından; Dr. Asım Bey.

    Büyük Millet Meclisi'nin açılması ve çalışmalarına başlaması sebebiyle yurdun pek çok yerinden tebrik telgrafları çekilmişti. Bu tebrik telgrafları arasında Amasya'dan çekilenler de okundu.

    Meclisin üçüncü toplantısında Başkan Celâleddin Arif Bey "Efendim Meclis-i Âlinizin kûşadından dolayı bir çok tebrik telgrafları geldi. Onların nereden olduklarının hülasasını yaptık arzediyorum".

    Okunan telgraflarda ondördüncü sırada Amasya'dan Müftü (Hacı Tevfik Efendi) ve Belediye Reisinin isimleri zikredildi. Otuzüçüncü sırada da Amasya Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyesi'nin tebrik telgrafları yer aldı.

    Görüldüğü üzere, Müftü Hacı Tevfik Efendi, hem kendi adına hem de Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına gönderdiği telgraflarla TBMM'nin açılışını tebrik etmiştir.

    "Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da açılmasından bir yıl sonra aynı tarihi 23 Nisan'ı sene-i devriyesinden olmak üzere milli bayram olarak kabul edilmişti. Bu mesut halin, yine mesut bayramlarının doğmasına vesile olanlara da duyurulup sevince ortak edilmesi gerekmekteydi. Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, bu sevince ortak etmeyi ve adından daima gururla bahsettiği Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi'ye bir telgrafla haber verdi. Hüseyin Menç'in de belirttiği üzere, "bu telgraf mahalli bir din adamına belki de Anadolu'da bir beldeye gönderilen ilk vesikadır".

    Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan'ın bayram günü ilan edildiği müjdesini verdiği anılan telgrafında şöyle diyordu:

    "Dâvâ ve istiklâl ile kıyam edilen tekmil Anadolu'nun bu kudsi dâvâyı tekmil müdafaa için vücuda getirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi 336 (1920) senesi Nisan'ın 23. günü açılmış yeni ve ulvi bir tarihe başlangıç olan bu mübeccel günü hafıza-ı millette ebediyyen yaşatmak üzere meclisimiz bugün 23 Nisan tarihinin milli bayram ilanını bir kanun-ı mahsusa ile kabul etmiştir. Bu mukaddes mebde-i tarihimizi vücuda getiren mücâhadatı milliyenin en şanlı vefakâr âmili bulunan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyetlerini kemal-i samimiyet ve hararetle tebrik eder tebrikatın bil-umum kaza ve nahiye ve nehaviye (Nahiyeler) ve mahâlât (mahalleler) hey'et-i idarecilerine de iblâğını rica ederim efendim."

    23 Nisan gününün Millî Bayram olarak kabul edildiğini Amasya Müftüsüne bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı hassasiyeti ve ilgiyi gösteren Hacı Tevfik Efendi'ye bir diğer telgrafıyla da teşekkür etmiştir. TBMM Reisi ve Başkumandan ünvanıyla "Amasya Müftüsü Tevfik Efendi Hazretleriyle Rüfekayı (arkadaşlarını) Muhteremesine" hitabıyle gönderilen telgrafta, "Tebrikât ve hissîyât-ı samimânelerine teşekkür ederim" denilmektedir.


    9– Zile İsyanının Bastırılmasında Müftü Tevfik Efendi

    TBMM'nin açıldığı günlerde, ülkenin işgal edilmemiş bir çok yeri ayrı görüşlerin kavga sahnesi halinde idi. Fetvalar ve Bab-ı Âli'nin beyannameleri ile aldatılan halk, yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Andolu'nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar başgöstermişti. Bu tehlikeli isyan hareketleri Ankara'nın yakınlarına kadar sirayet etmişti.

    1920 Mayıs sonlarında (25 Mayıs) Yıldızeli, Sulusaray olaylarından cesaret alan Zileli Avukat Ali, etrafına topladığı 30 kadar atlı asi ile birlikte ayaklandılar.

    Bu olay haber alınınca, Mustafa Kemal Paşa, 5. Kafkas Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey'e ayaklanmanın "Bütün imkânları kullanarak" bastırılmasını emretti. Elindeki kuvvetlerle sayıları her an artan asileri tenkil edemeyeceğini anlayan Cemil Cahit Bey, büyük saygı duyduğu Müftü Hacı Tevfik Efendi'den yardım istedi. Müftü Efendi öncelikle yakınlarının da katılımıyla gönüllülerden milis kuvveti teşkil etti. Afyon'da Şükrü Hoca, Isparta'da Hafız İbrahim Hoca gibi silahlandı ve bu kuvvetlerin başına geçti. Bu arada asilerin nasihat yoluyla isyandan vazgeçmelerini sağlamak üzere de yine kendi başkanlığında bir nasihat heyeti hazırlandı. Bundan sonraki gelişmeleri Yarbay Cemil Cahit Bey hatıratında şöyle anlatmaktadır:

    "Hakikaten başka merkezlerden yardım görebilmem imkânsızdı. İsyan her an genişliyor, tehlikeli hal alıyordu. Bu sırada Amasya'dan Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyesi Reisi Müftü Tevfik Efendi'den bir telgraf aldım. Geleceğini bildiriyordu. Geldi. Amasya'da askeri tabirle "esnan dışı" dediğimiz yani yaşları ya çok genç, ya da geçkin olanlardan kurduğu milis kuvvetlerinin başında olarak isyanı bastırmaya geleceğini anlattı. Nasıl bahtiyar oldum, anlatabilmem mümkün değildir.

    Gerçekten de çok kısa zaman sonra Müftü Efendi kendisi at üzerinde, kıyafeti ile ve ardında çoğu çift hayvanlarını binek yapmış süvarilerin de ellerine ecdat yâdigarı ne bulabilmişlerse silah hatta bunları bulamayanlar da kazmalarla geldiler. Maddi bakımdan olduğu kadar mânen de kuvvetlenmiştik. Ayaklananların başlarında olanlar isimleri ve hüviyetleriyle tanınıyordu. Müftü Efendi dedi ki:

    "Kumandan bey... bunlar iğfal edilmiş biçarelerdir. Çoğu ne yaptığının farkında değildir. Hepsi milletimizin evlatları, din kardeşlerimizdir. Ben onlarla konuşacağım. Sizce mahsur var mı?"

    "Hayatından endişe ettiğim, cevabını verdim. Fakat o, emin vasıtalar bularak âsilerin başlarındakilere haber gönderdi. Bazıları menfi cevap verdiler, fakat temaslarını sürdürdükleri de oldu. Bunlar kısa zaman içinde çoğaldılar, affedilmek vaadi ile safımıza katıldılar. Asilerde panik başlamıştı. Bunun üzerine Müftü Efendi'nin fetvasını yüksek sesle okuyan münadiler, muhtelif istikametlerde bir umumi taarruza geçtik. Hacı Tevfik Efendi at üzerinde ve yanımda idi. Yer yer beyaz bayraklar gözüktü. Teslim olanları tevkif ettik. Müftü Efendi bunlara ayrı ayrı nasihat etti. Büyük kısmı yalanlar ve tezvirlerle aldatılmışlardı. Aralarında daha sonra büyüme, yayılma ve var güçleriyle safımıza katılanlar oldu. Büyüme, yayılma ve menfi tesirleri tehlikeli olabilecek Zile İsyanını, emsaline pek rastlanmayan böylesine tedbirle bastırmayı başardık."

    Böylece 25 Mayıs 1920'de başgösteren Zile'deki ayaklanma, 5. Kafkas Fırkası'nın ve Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin müşterek çalışması sonunda büyümeden 21 Haziran 1920'de bastırıldı. Elde edilen başarıda, Müftü Hacı Tevfik Efendi'nin önemli katkısı olmuştur.

    Müftü Hacı Tevfik Efendi, tesbit edilebilen hizmetlerini yürütürken, zaman zaman İstanbul Hükümeti'nin baskısıyla da karşılaşmıştır. Özellikle Haziran 1919'da Vali ve Mutasarrıflara gönderdiği telgrafta milli ordu teşkilinin yasaklandığını bildirerek buna uymayanlara pek insafsız davranılmasını ve gerekirse İstanbul Divan-ı Örfi Mahkemesi'ne gönderilmesi emrini veren Ferit Paşa Hükümeti, milli harekâtın gelişmesini önlemek için çeşitli yolları denemekten kaçınmamaktaydı. Bu cümleden olarak, Amasya'ya Denetleme Kurulu gönderildi. Kurulun görünürdeki görevi, yeni Meclis-i Mebusan üyelerini mahallinde belirlemekti. Kurul'un asıl amacı ise, Heyet-i Temsiliye'nin gücünü zayıflatmak, Hükümete (İstanbul) bağlılığı güçlendirmekti. Kurul üyeleri 18 Kasım 1919'da Amasya'ya geldiler. Heyet Başkanı, "Burada bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti varmış, haberiniz var mı?" diyerek Müdafaa-i Hukuk üyelerini azarlamıştır.

    Öte yandan Amasya Müdafaai Hukuk Cemiyeti, İngiliz temsilcisinin direktifiyle Amasya Mutasarrıflığı'na atanan Hamdi Bey'i görevine başlatmamak için mücadele vermiştir.

    Müftü Hacı Tevfik Efendi, Cemal Kutay'ın da tesbit ettiği gibi "yaşının reddettiği bu çetin emekler devresinde hastalanmış, nefsini ihmal etmiş, hem müftü hem Müdafaa-i Hukuk Amasya Hey'eti Merkeziyyesi Reisi iken 1337 (1921) senesi Kasım ayında zatürreden vefat etmiştir. Yerine de emekli müftü ve Atatürk'ün Amasya'ya geliş günlerinde, gerçekler üzerinde halkın uyandırılması için verilmesini istediği vaazı cidden örnek mükemmellikte veren Hoca Kâmil Efendi getirilmiştir. Öyle ki, birbirini tamamlayan bu himmetler içinde isimler ve emekler de birbirleriyle kucaklaşıp gitmişlerdi".
     

Sayfayı Paylaş