1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hadis Yazımı Ve Nakli Konusuna Farklı Açıdan Bakış.

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve halukgta tarafından 21 Mayıs 2014 başlatılmıştır.

  1. halukgta

    halukgta Katılımcı

    Katılım:
    26 Şubat 2012
    Mesajlar:
    201
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    980
    Banka:
    875 ÇTL
    Kur’an da öyle ayetler vardır ki, üzerinde düşünmediğimiz de okur geçeriz. Ama üzerinde inceden inceye düşünmeye başladığımızda, inanın daha önce idrak edemediğimiz, anlayamadığımız birçok sorumuzun da cevabını alırız.

    Günümüzde İslam toplumları içinde, çok tartışılan bir konuda, peygamberimizin hadis yazımına ve nakline izin verip vermediği konusudur. Peygamberimizin önce hadis yazımına ve nakline izin verdiği, ama daha sonra yasakladığı rivayet edilir. İslam âleminin bir kısmı ise, önce yasaklamış ama daha sonra peygamberimiz tekrar izin vermiştir fikrini savunur.

    Daha sonra izin vermiştir diyenler, ilk yasaklamasının nedeni olarak, Kur’an ile karışmasını engellemek adına olduğu savunmasını yaparlar. Peki, daha sonra peygamberimizin hadis yazımına ve nakline tekrar izin vermesi, Kur’an ile karışma, ya da Kur’an ı bir kenara koyma tehlikesini oluşturmaz mı? Yani söyledikleri gibi, ilk önce görülen tehlike, daha sonra hadis yazımı ve naklinin serbest bırakılmasıyla, tekrar gündeme gelip daha kötüsü, yazılan rivayet hadisler el üstünde tutulup, KUR AN DEVRE DIŞI KALMAZ MI?

    Bu konu üzerinde birçok yazılar yazdım, örnekler verdim. Onun için çok fazla detaya girmek istemiyorum. Yalnız hatırlatmak istediğim konu, peygamberimizin ölümünden sonra, dört halife devrinin tamamında, hadis nakli ve yazımı yasağının, titizlikle devam ettiğini görüyoruz. Bu demektir ki peygamberimiz, daha sonra hadis nakli ve yazımına asla izin vermemiştir. Birkaç örnek verelim.

    Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
    [Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]

    Hz. Ömer şöyle der. “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlardı ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabi’nı asla başka bir şeyle değiştirmem” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki, Allah’ın Kitab’nı hiçbir şeyle gölgelemem. ”
    [El Hatip, Takyıdull İlm Sayfa 50; İbn Sad, Tabakat, 3/206]

    Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir.
    [Tahzırul Havas 10b. ]

    Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rabb’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir.
    [İbn Abdilberr, 108]

    Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, âlimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”
    İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm

    Bu konu gerçekten, İslam toplumunu bölen, parçalayan hatta İslam ı Kur’an dan uzaklaştıran, çok önemli bir konudur. Sizlere bir ayet hatırlatmak istiyorum. Bu ayet üzerinde düşünürken, ayeti Cebrail den tebliğ alan peygamberimizin, ümmetine nasıl bir duyguyla tebliğ etmiş olabileceğini, düşünmenizi rica ediyorum.

    Furkan 30: Peygamber, “EY RABBİM! KAVMİM ŞU KUR’AN’I TERK EDİLMİŞ BİR ŞEY HÂLİNE GETİRDİ” dedi.

    Yukarıdaki ayet, hesap günü geldiğinde, peygamberimizin şahitliğinde mahşer günü söyleyeceği, şimdiden bizlere tebliğ edilen bir ayet. Lütfen bu ayetin Cebrail tarafından peygamberimize tebliğ ediliş anını hayal ediniz. Sizce peygamberimiz bu ayeti tebliğ aldığında, neler düşünmüş olabilir?

    Peygamberimiz Allah dan bir görev alıyor ve bu görevi gereği gibi yerine getirmek için, canla başla var gücüyle çalışıyor. Ama sana tabi olan ÜMMETİN/toplumun daha sonra senin tebliğ ettiğin kitabı, terk edilmiş bir hale getireceklerinin haberini de alıyorsun ve bunu da topluma tebliğ ediyorsun. Ne dersiniz, çok dikkat çekici ve düşündürücü değil mi?

    GELECEKTE ÜMMETİNİN, KUR’AN I TERK EDİLMİŞ BİR HALDE İSLAM I YAŞAYACAKLARI BİLGİSİNİ ALAN, KUR’AN IN İLMİYLE DONATILMIŞ, ALLAH IN RESULÜ, SİZCE KUR’AN IN DIŞINDAN, TEK KELİME BİLE YAZDIRMIŞ OLABİLİR Mİ? ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL.

    Kur’an dışından asla peygamberimizin herhangi bir şey yazdırmayacağı, yazdırmasının da mümkün olmadığı, zaten ayetle de sabittir.

    Hakka 44–45–46: Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik.

    Ayet çok açık ne diyor? Eğer elçimiz, kendi sözlerini, Allah a isnat edip, bunlarda Allah katındandır, dinimizi yaşamak için gereken hükümlerdir demiş olsaydı, açıkça onun canını alırdık diyor. Sizce böyle bir uyarıdan sonra, Kur’an ın hüküm verdiği konuların dışında, bunlarda Allah katındandır diye, peygamberimiz söylemiş ya da yazdırmış olabilme şansı var mı? Hala var diyenlere, sözüm meclisten dışarı.

    Bizler için Kur’an da örnek gösterilen Allah ın resulü, Ahkaf suresi 9. ayetinde, deki onlara diye başlayan Allah ın emriyle, bana vahyedilenden başkasına uymam diyorsa, Kehf suresi 26. ayetinde, Allah kendi hükmüne kimseyi ortak etmez diye hükmettiyse, Casiye suresi 6. ayetinde Allah tan ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar diyen Rahmanın ayetlerini tebliğ alıp, ümmetine tebliğ eden Allah elçisi, Kur’an ın dışından dine ilaveler yapmış olabileceğini, nasıl düşünürüz?

    Allah elçisine hitaben bakın ne diyor.

    Yunus 109: (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

    Yüce Yaradan ın ayetlerini, hurafe inançlarımızı yaşamaya devam etmek adına, görmezden gelenlere, hurafe inançlarını doğrulamak adına, kelimelere farklı anlamlar yükleyenlere,
    Furkan 30. ayetin öncesinde, hesap günü yaptıklarına pişman olanların feryatlarını hatırlatırım.

    Furkan 28: “Yazıklar olsun bana, KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!”
    29. “Andolsun, KUR’AN BANA GELDİKTEN SONRA BENİ ONDAN O SAPTIRDI. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”

    Değerli din kardeşlerim. Unutmayalım lütfen, bu feryadı yapan peygamberimize iman ettiğini zanneden bir Müslüman. Bu üzüntüyü, mahşer günü bizlerde yaşamak istemiyorsak, lütfen geleneğin ve mezheplerin dine ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın demek ki Kur’an da her şey olmuyormuş, Kur’an özet bilgidir her şey yazmaz demeyelim ve bu sözlere itibar etmeyelim. Bunu söylemeye devam edersek, bir gün yukarıdaki feryadı bizlerde yapmak zorunda kalırız, bunu da unutmayalım.

    Birileri bizlere, namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtımızı nasıl vereceğimiz Kur’an da açıklanmamıştır diyorsa, lütfen Kur’an a atılan bu iftiraya inanmayalım. Şunu sakın unutmayalım, Allah açıklamadığı, detay vermediği hiçbir şeyden bizleri sorumlu tutmaz. Bir hüküm verdiyse Allah, onu mutlaka gerektiği kadar anlatmış, izah etmiş ve açıklamıştır.

    Bizler öyle büyük hatalar yapıyor ve İslam ı yaşıyoruz ki, gerçekten peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği, benim ÜMMETİM Kur’an ı devre dışı bıraktı sözleri, ne yazık ki gerçek oldu. Çünkü bizler Kur’an ın özet bilgiler verdiğini ve herkesin onu anlayamayacağını kabul ederek, devre dışı bıraktık. Onun yerine edindiğimiz velilerin, şeyhlerin, efendilerin kitapları ile amel eder olduk. Allah bizleri affetsin.

    Sizlere bir ayet daha hatırlatmak istiyorum. Peygamberimiz bu ayeti ÜMMETİNE tebliğ ettikten sonra, bunlarda Kur’an dışından, Kur’an da olmayan bilgilerdir, bunlardan da sorumlusunuz diye, Kur’an ın bahsetmediği bilgileri yazdırmış ve nakline izin vermiş olabilir mi?

    Zühruf 44: Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür VE SİZ ONDAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ

    Kur’an a müracaat eden, onun nuruyla nurlanan, tüm gerçekleri hemen anlayacaktır. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dediyse ve peygamberimiz bu ayeti topluma tebliğ ettiyse, peygamberimiz Kur’an dışından tek bir kelime bile yazdırmıştır dememiz, büyük hata, büyük günah olur.

    Zühruf suresi 36. ayetinde Allah ın uyardığı gibi, kim Rahmanın zikrini görmezden gelirse, ona bir şeytan musallat ederiz diyor. Bizler hurafe itikatlarımıza kanıt olsun diye, peygamberimize öyle yetki ve sorumluluklar yüklüyoruz ki, bu yanlışımız bizleri dinden saptırıyor, farkında bile değiliz. Son olarak Allah elçisine verdiği yetki ve sorumluluklardan sizlere, birkaç ayet hatırlatmak istiyorum.

    Ankebut 18: “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”

    Kehf 56: Biz peygamberleri, SADECE MÜJDELEYİCİ VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. Kâfir olanlar ise hakkı yerinden kaydırıp ortadan kaldırmak için bâtıl uğruna mücâdele verirler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan tehditleri de alay konusu edinirler.

    Gaşiye 21: Artık sen öğüt ver! SEN ANCAK BİR ÖĞÜT VERİCİSİN.

    Ankebut 50: Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır VE BEN ANCAK APAÇIK BİR UYARICIYIM.”

    Neml 92: "Ve Kur'an'ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: BEN SADECE UYARICILARDANIM.

    Ne dersiniz, Allah ın elçisine verdiği yetki ve sorumluluklarını okudunuz. Bu ayetleri tebliğ alan peygamberimiz, Kur’an dışından da dine ilave tek bir söz söylemiş ya da yazdırmış olabilir mi? Yorum ve karar sizlerin. Hepimiz bu dünyada imtihandan geçiyoruz. Allah Kur’an ın ipine sarılın diyorsa, bizlere düşen beşerin ipine değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ın ipine sarılmak olmalıdır.

    Dilerim hesabın görüleceği o çetin gün, yaptıklarından pişman olup ta, KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM, diye feryat etmeyen, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, Rabbin halis kullarından oluruz.

    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
     

Sayfayı Paylaş