1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hafıza nedir?

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve Suskun tarafından 21 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    [​IMG]
    Hafıza nedir?
    Hafıza (bellek), bilgi ve tecrübenin tutulabilmesi, depolanabilmesi ve ihtiyaç halinde tekrar kullanıma sunulmak üzere hatırlanabilmesi şeklinde tanımlanan bir yetenektir. Bu anlamıyla hafıza, basit bilgisayar devrelerinden insan zihnine kadar bir çok alanda karşımıza çıkan bir özelliktir. Fakat bunların tamamını hafıza yahut bellek terimleriyle tanımlasak bile aralarında mahiyet bakımından çok ciddi farklar vardır. Özellikle biyolojik hafıza, sayısal (dijital) hafızadan kökten farklı bir şeydir.



    Sayısal bellek, verilerin sayısal kopyalarının uygun bir ortam üzerine kaydedilmesi ve gerektiğinde bu ortamdan tekrar okunarak kullanılabilmesidir. Bu gün hemen hepimizin çantasında bulunan taşınabilir bellek çubukları (flash-disk), cep telefonlarımızın bellekleri ve basit elektronik bileşenlerle üretilebilecek bazı devreler bunların bilinen örnekleridir. Bu belleklerin en önemli ortak noktası, alınan verileri olduğu gibi kaydetmek ve bir bozukluk olmadığı takdirde, bellekteki verilerin aynıyla okunabilmesidir.

    Biyolojik hafızada ise veri depolama pek de burada olduğu gibi işlemez. Her ne kadar sinir sisteminin bütün işlevlerini incelerken "bilgisayar analojisi"ni kullanma alışkanlığımız olsa da sinir sistemimizin bilgi depolama yönteminin ne olduğunu halen tam olarak anlamış değiliz. Bilgisayarlarda bulunan elektronik devreler veya sürücüler gibi bir mekanizma var olsaydı, bunu şimdiye kadar çoktan çözmüş olurduk; fakat muhtemelen biyolojik "devreler"de olan bitenler bilgisayardakinden oldukça farklı.

    Hafıza özelliği genellikle sinir sistemine atfedilen bir özellik olmakla birlikte, aslında biyolojik donanımımızın bir çok bileşeninin hafıza özelliği vardır. Kanımızda bulunan savunma hücreleri, vücuda giren hastalık yapıcı organizmaları ve onların moleküler işaretlerini tanır ve hatırlarlar. Karaciğer hücreleri, metabolizmamız ve beslenmemiz sonucu kendisine gelen kimyasal bileşimleri hatırlar ve ona göre davranış düzenlenmesi gösterir. Derimiz, yaşam boyu maruz kaldığı etkileri biçimsel olarak kaydedebilir (ayaklarımızdaki nasırlaşmalar gibi). Dolayısıyla biyolojik bedenlerde hafıza, bir çok farklı şekillerde tezahür eden ve sinir sistemine has olmayan bir özellik olarak karşımıza çıkar. Konuyu çok uzatmadan, sinirsel hafıza hakkında bildiklerimize geçelim:

    Sinirsel hafıza hakkında yanlış bilinenler:

    Bu günkü yaygın bilimsel paradigmaya göre hafıza dediğimiz özelliğin ana biyolojik kaynağı sinir sistemi ve sinir dokusudur. Sinir doku, sinir hücreleri ve glia hücreleri denen iki farklı grup hücreden oluşur (Sinir sistemi hakkında ayrıntılı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz). Özellikle sinir hücrelerinin arasındaki yoğun bağlantılar ve elektriksel haberleşme trafiği, ilk bakışta elektronik bir donanımı andırsa da farklılıklar temel düzeydedir. Sinir dokusu, sayısal devrelerden farklı olarak sürekli değişir, adapte olur, dinamik, "sıcak ve ıslak" bir yapıya sahiptir.

    Sinir hücreleri arasındaki bağlantıları "sinaps" olarak biliyoruz. Sinapslar, elektrikse hücre mesajlarının hücreden hücreye aktarıldığı yerlerdir. Bu yapıların keşfinden sonra, hafızanın bu iletişim bölgeleri yoluyla depolandığı görüşü yaygınlık kazanmaya başladı. Fakat hemen sonra bu yapıların çok büyük bir değişim kapasitesi olduğu ve her an bozlup yeniden yapılabildiği fark edilince sinapsların hafıza depolama konusundaki popülerliği de azaldı. Her ne kadar sinapslar hafıza depolamıyorlarsa da hafızanın oluşumunda önemli roller üstlendiklerini biliyoruz.

    Beynimizde biyolojik hafızanın nerede depolandığını da bilmiyoruz. Eğer bir depo varsa, bu bildiğimiz kadarıyla beynin herhangi bir yerinde değil; muhtemelen beynin en üst bölümü olan beyin kabuğu (korteks) bölgesine dağılmış bir halde bulunuyor. Hal böyle olunca, sayısal bellekle biyolojik hafıza arasında bir fark daha ortaya çıkıyor: Sayısal bellek sürücü yahut devre üzerinde belli bir yer kaplar; halbuki beyin kabuğunun çoğu hasara uğrayan insanların hafızalarını tümden yitirmediğini biliyoruz. Bu gün yaygın olan görüşe göre biyolojik hafıza "lokal" (belli bir bölgeye bağlı) değildir ve yaygın bir aktivite kalıbı olarak (yahut bir hologram gibi) beyin dokusunda depolanır.

    Sinir dokuda olduğunu varsaydığımız hafıza işlevi, sayısal bellekteki gibi objektif değil, subjektif karakterdedir. Biyolojik sinir sistemi, bütün algıların olduğu gibi kaydedilmesi şeklinde bir veri depolaması yapmaz; onun yerine gelen verileri (algılamadan önce dahi) yorumlar, onlar eski verilerle birleştirir ve yeni bir "yorum" olarak kaydeder. Bu gerçek bir çok deneysel çalışma ile gösterilmiş şaşırtıcı bir özelliktir. En önemli sonuçlarından birisi de hafıza kayıtlarının kişiye özel, subjektif yorumlar olduğudur. Bu gerçeği, görgü tanıklarını sorgulayan emniyet görevlileri yakından bilirler örneğin. Tanıklar, bir çok detayı gerçekten farklı biçimlerde hatırlarlar ve çoğu zaman belli detaylara ilişkin görgü tanıklarını adedince farklılık gösteren senaryolarla karşılaşılır. Bakış açısı farkı (bulunulan bakış noktası ve geçmiş deneyimlerin ortaklaşa sağladıkları gözlemci durumu) da deneyime yeganelik kazandıran bir başka unsurdur.

    Biyolojik belleğin bir başka özelliği uyarlanabilir (adaptif) olmasıdır. Bu özellik, sinir sisteminin sayısal devrelerde bulunmayan bir özelliği olan "değişebilirlik" (plastisite) özelliği ile yakından ilintilidir. Eski tecrübelere ait bellek kayıtları (her nasıl depolanıyorlarsa), yeni veri girişi; hatta yeni düşünceler ile değişebilir. Bunu bilinçli olarak fazla hissetmesek de özellikle belli yaşlardan sonra eski zamana dair anıların biçim değiştirdiğini ve anlamsal farklılaşmalara uğradıklarını sıklıkla deneyimleriz. Dolayısıyla beynin kaydettiği hafıza bileşenleri durağan değil, dinamik ve değişken bir karakterdedir.

    Biyolojik hafızanın bir başka özelliği "ilişkiler halinde" depolanmasıdır. Yeni alınan her veri, eski verilerle belli ilişkilerin kurulması yoluyla kaydedilir. Bu bağlantılar sağlam ve çok sayıda(?) ise söz konusu bilginin hafızada daha kalıcı olması mümkündür. Bilginin kalıcılığında tekrar miktarı da önemli olmakla birlikte, biyolojik hafıza depolarındaki bilgileri muhakkak daha önceki verilerle tümleşik ve bağlantılı olarak kaydedilir ve ayrıca bu kaydetme işemi, eski verileri de değişik derecelerde değiştirir, modifiye eder.

    Toplumsal hafıza?

    Toplumların davranış kalıplarını ve tepkilerini yönlendiren geçmişe bağlı bilgi havuzuna "toplumsal hafıza" adını verebiliriz. Toplumsal hafıza bir çok açıdan sinirsel hafızaya benzer. Hem günlük davranışları düzenleyen (biyolojik kısa süreli hafızaya benzeyen) bileşenleri olduğu gibi, onyıllar veya yüzyıllar boyunca topluluğu oluşturan insanları yönlendirebilen (ve biyolojik olarak kalıcı, yahut uzun süreli hafızaya benzeyen) bileşenleri de vardır. Dijital bellek ne kadar basmakalıp ve sabitse, toplumsal hafıza da o kadar değiştirilebilir ve belirsizliklerle doludur. Biyolojik hafıza ise ikisi arasında bir yerde yer alıyor gibi düşünülebilir.


    İzlek bağımlılığı (path dependence): Toplumu oluşturan bireylerin ortak belleği, tarihsel olarak izlenen yol ve edinilen tecrübelere yakından bağlıdır. Bundan dolayı, benzer etkiler karşısında, az yahut çok diğerlerinden izole olan toplulukların farklı tepkiler vermesi bilinen bir gerçektir. Örneğin, 2000'lerin başlarında ciddi bir ekonomik kriz yaşayan Arjantin'de yağmalama ve asayiş olayları bir anda ülkeyi sararken, benzer kriz dönemlerinde Türkiye'de veya diğer bazı doğu toplumlarında daha farklı bir tepki tarzı ortaya çıkmıştı. Olaylar (kriz) benzer olmasına rağmen, toplumsal refleks belleği tarihsel edinimlere bağlı olduğundan, toplumların tepkileri de temelden farklı olabilmekte...


    Yerel (lokal) olmama: Aynen biyolojik hafıza gibi, toplumun hafızanın da belli bir depolanma alanından söz edemiyoruz. Toplumsal tepkilerin arka planında yer alan, çoğu zaman sözsüz hafıza kayıtları toplumu oluşturan bireylerin zihinlerinde dağılmış durumdadır ve gerekli olduğu anlarda "beliren" (emergent) bir etki ortaya koyar. Bu dağılmışlık ve belirsizlik özelliği, toplumsal hafızanın izini sürüp üzerinde çalışmayı da oldukça zorlaştıran bir unsur. Zira toplumsal hafızanın kayıtları kişisel zihinlerden ziyade (eğer varsa) "toplu bilinç altı" olarak adlandırılabilecek bir alanda saklanır.

    Subjektiflik: Toplumsal hafıza, yine aynen biyolojik hafıza gibi subjektiftir. Olaylar ve algılar olduğu gibi kaydedilmez; topluluğu oluitran bireylerin geçmişlerinden gelen değerlendirme ve algı kıstaslarına göre yeniden yorumlanır ve anlamlandırılarak kaydedilir. Bu durum az önce bahsettiğim izlek bağımlılığının da en önemli nedenidir. Toplumsal hafıza kayıtları öznel olduğundan, kayıtların davranışa yansıyan izdüşümleri de toplumlara has ve kaotik özellikler gösterir.

    Değişebilme: Biyolojik hafızadaki plastisite (değişebilirlik) özelliği toplumsal hafızada da karşımıza çıkar. Yakın bir geçmişte, sınırlı kanallardan global bilgi aktarımı yapan ana damar basın-yayın (medya) örgütleri, bu özellikten faydalanarak bir çok toplumsal yönlendirme operasyonuna sahne olmuş ve bu amaç için başarıyla kullanılmışlardı. Günümüzde basın-yayın kanallarının çeşitliliği global yönlendirmelere eskisi gibi izin vermese de medya yine toplumsal belleğin şekillendirilmesi üzerindeki etkisini sürdürmekte. Artık zorunlu olarak mahkum olunan haber alma kanalları yerine, gönüllü olarak tercih edilen bilgi kaynakları aracılığıyla yürütülen bölgesel ve daha sınırlı kitlelere yönelik yönlendirmelerden bahsetmek mümkün (kişilerin takip ettikleri basın organlarına göre görüş geliştirip tepkiler ortaya koymaları yakından bildiğimiz bir sonuçtur mesela).

    Bence toplumsal hafızanın değişebilirliğinin en önemli sonuçlarından birisi, hafıza bileşenlerinin seçimli olarak değiştirilebilmesi, hatta yeniden yazılabilmesidir. Nasıl ki NLP gibi kişisel gelişim teknikleri yardımıyla biyolojik hafıza sistemi belli derecelerde yeniden biçimlendirilebiliyorsa, toplumsal hafıza da yeniden yazılabilir. Hatta bunu günlük hayatımızda sıklıkla görüyoruz. Örneğin, sloganlar, marşlar, tekrarlanan ve bilinç altına yerleştirilen deyişlerle toplumsal bellek yeni baştan oluşturularak toplumsal davranışlara yeni bir yön verilebilir.

    Elbette ki gerek biyolojik gerekse toplumsal hafıza içeriğimizin birileri tarafından yönlendirilebileceğini, değiştirilebileceğini düşünmek mümkün olsa da bunu kendimize bir türlü konduramayız. Ama emin olun, bu yönlendirme ve tekrar yazma operasyonları sandığımızdan çok daha yaygın bir şekilde kullanılıyor... ve "bizim görüşlerimiz" dediğimiz görüşlerin büyük bir çoğunluğu aslında ne yazık ki bu tip yönlendirmelerin etkisi altında zihnimizde beliriyor...
     

Sayfayı Paylaş