Halk Ozanları-Türk Halk Ozanları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Erzurumlu Emrah

    Erzurumlu EmrahYaşamı üstüne yeterli bilgi yoktur. Erzurum yakınlarında Tanbura köyünde 1777 (1815-1820?)'de doğduğu sanılıyor. Halk ağzında dolaşan söylentilere göre, ilkin Erzurum'da medresede öğrenim gördü. Ardında, Nakşibendi tarikatına girdi, Halidiye kolunun şeyhi Mevlâna Halife bağlandı. Sevdiği, küçük Paşa'nın kızı bir ağanın oğluyla evlendirilince, çok üzüldü. Tarikatta görgü ve bilgisini artırdıktan sonra Sivas, Konya, Niğde, Tokat, Kastamonu illerinde geziye çıktı. Kastamonu'da Alişan Beyin sevgi ve yardımını kazandı. Uzun süre onun konağında kaldı. Evlendi. Beyin ölümüyle Kastamonu'dan ayrıldı. Sinop'u, Trabzon'u dolaştı. Karısının ölümüyle 1840'ta Sivas'tan Niksar'a geçti. Yaşamının geri kalan yıllarını orada geçirdi. Çıraklarından Tokatlı Nuri'nin bir şiirinde belirttiği gibi, 1860 yılında öldü.

    Dertli ve Gevheri gibi Emrah da Divan ve tasavvuf geleneğine özenen ürünler de verdi, ama bunlarda gereken yetkinlik ve özgünlüğe kavuşamadı, koşuk düzeni aksak ve dili ağdalıydı. Fuzuli, Baki ve Nedim'in etkileri göze batıyordu. Asıl başarısını Halk geleneğini sürdüren heceyle söylediği şiirlerde gösterdi. Özellikle koşma ve semaileriyle halk arasında haklı bir üne erişti. Çevresindeki kimi şairleri (Tokatlı Nuri vb.) etkiledi. Fakat Ercişli Emrah'ın bazı şiirleri yanlışlıkla ona mal edildi. (Bak: Ali Saraçoğlu, Türk Halk Şiirinde Erzurumlu Emrah Gerçeği ve Emrah ile Selbihan Hikâyesi, 1976)

    Erzurumlu Emrah Eserleri:

    Divân-ı Emrah (1312/1916) XIX. Asır Saz şairlerinden Erzurumlu Emrah (Köprülü Mehmet Fuat, 1929), Âşık Emrah, Hayat ve Şiirleri (Murat Uraz, 1943), Erzurumlu Hayatı ve Şiirleri (Eflâtun Cem Guney-Çetin Güney, 1958)
    Şiirlerinden Örnekler

    KOŞMA

    Hazân ile geçti gülşeni bustan
    Eyler dertli bülbül zâr garip garip
    Haraba yüz tuttu bezmi gülistan
    Ağla şimdengeru var garip garip.

    Hançeri feleğin ucu ciğerde
    Gittikçe artıyor yara bu serde
    Diyarı gurbette tutuldum derde
    Gel tabip yaramı sar garip garip.

    Emrah bizim elin gonca gülleri
    Açılmıştır öter dost bülbülleri
    Ben sefil sergerdan gurbet elleri
    Gezeyim bir zaman yâr garip garip.

    DEYİŞ

    Dedim: Dilber, sen de sevdakâr mısın?
    Dedi: Senden evvel nâra ben yandım.
    Dedim: Doğru söyle, bana yâr mısın?
    Dedi: Sadık yârim, gönülde andım.

    Dedim: Gel, ağyarı feramus eyle!
    Dedi: Terkeyledim, gönlüm hoş eyle.
    Dedim: Gam-ı aşkı sen de nuş eyle.
    Dedi: Çoktan anı nus edip kandım.

    Dedim: Germanına benler dizilmiş.
    Dedi: Görenler bağrı ezilmiş.
    Dedim: Mahmur musun gözler süzülmüş?
    Dedi: Hâb-ı nazdan yeni uyandım.

    Dedim: Emrah gibi var mı âşıkın?
    Dedi: Elbet benim senin lâyıkın.
    Dedim: Halinden bil bağrı yanığın!
    Dedi: Bilmez idim, şimdi inandım.

    GÖNÜL GURBET ELE ÇIKMA

    Gönül gurbet ele çıkma
    Ya gelinir ya gelinmez
    Her dilbere meyil verme
    Ya sevilir ya sevilmez.

    Yöğrüktür bizim atımız
    Yardan atlattı zatımız
    Gurbet ilde kıymatımız
    Ya bilinir ya bilinmez.

    Bahçemizde nar ağacı
    Kimi tatlı kimi acı
    Gönüldeki dert ilacı
    Ya bulunur ya bulunmaz.

    Deryalarda olur bahri
    Doldur ver içem zehri
    Sunam gurbet elin kahrı
    Ya çekilir ya çekilmez.

    Emrah der ki düştüm dile
    Bülbül figan eder güle
    Güzel sevmek bir sarp kale
    Ya alınır ya alınmaz.

    TUTAM YÂR ELİNDEN TUTAM

    Tutam yâr elinden tutam
    Çıkam dağlara dağlara
    Olam bir yaralı bülbül
    İnem bağlara bağlara

    Birin bilir birin bilmez
    Bu dünya kimseye kalmaz
    Yâr ismini desem olmaz
    Düşer dillere dillere.

    Emrah eder bu günümdür
    Arşa çıkan tütünümdür
    Yâra gidecek günümdür
    Düşem yollara yollara.

    BİR NAZENİN BANA GEL GEL EYLEDİ

    Bir nazenin bana gel gel eyledi
    Varmasam incinir, varsam incinir.
    Nazik miyanından, ince belinden
    Sarmasam incinir, sarsam incinir.

    Kaşına çekilmiş kudret kalemi
    Görmemiş dünyada derdü elemi
    Her sabah her sabah verir selâmı
    Almasam incinir, alsam incinir.

    Yine görünüyor yârin illeri
    Başımızda esen sevda yelleri
    Yârın bahçesinde konca gülleri
    Dermesem incinir, dersem incinir.

    Nereden nereye sevmişim onu
    Ateşi koymuyor yakıyor beni
    Aşık Emrah sever böyle bir canı
    Sevmesem incinir, sevsem incinir.

    GENE BAHAR OLDU AÇILDI GÜLLER

    Gene bahar oldu, açıldı güller
    Bülbül-ü şeydalar bağlarda gezer.
    Bir saçı Leylâ'ya meyil verenler
    Elbet Mecnun olur, dağlarda gezer.

    Ne sönmez ateştir aşkın ateşi
    Gittikçe artırır serde savaşı
    Yâr senin aşkından çeşmimin yaşı
    Bahar seli gibi çağlar da gezer.

    Emrah tek tıfıldan bağrı yanıklar
    Bezm-i muhabbete kalbi sadıklar
    Maşukundan cüda düşen âşıklar
    Ruz-ü şeb ah eder ağlar da gezer.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Karacaoğlan Hayatı ve Şiirleri

    Halk Ozanı Karacaoğlan17'nci yüzyılda yaşadığı sanılıyor. Göçebe Türkmen obalarında yetişti. Asıl adının İsmail, Halil ya da Hasan olduğu yolunda görüşler var. Hatta aynı mahlasla şiirler yazmış birçok Karacaoğlan'ın varlığı bile savunuluyor. Ahmet Kutsi Tecer ve Şükrü Elçin'in araştırmaları, yaşamının büyük bölümünü Rumeli'nde geçiren ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avusturya seferine katılan bir Karacaoğlan'ın varlığını ortaya koyar. Fuad Köprülü ve Cahit Öztelli gibi araştırmacılar da, 17'nci yüzyılda yaşadığını savunuyor. Bu araştırmacılara göre Karacaoğlan, şiirlerinde Abaza Hasan paşa'nın öldürülmesi, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın Avusturya seferi gibi bu döneme ait tarihsel olaylardan sözeder.

    Karacaoğlan'ın şiiri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Şiirlerinde sıkça adları geçen Elif, Zeynep ve İsmikan adlı kadınların sevgilileri olduğu sanılıyor. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır.

    Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Cahit Öztelli'nin Karacaoğlan-Bütün Şiirleri adlı derlemesi de önemli Karacaoğlan araştırmalarından. Birçok şiiri bestelendi.

    Karacaoğlan Şiirlerinden Örnekler

    ALA GÖZLÜM BEN BU İLDEN GİDERSEM

    Ala gözlüm ben bu ilden gidersem
    Zülfü perişanım kal melil melil
    Kerem et aklından çıkarma beni
    Ağla gözyaşını sil melil melil

    Yeğin ey sevdiğim sen seni düzet
    Karayi bağla da beyazı çöz at
    Doldur ver badeyi bir daha uzat
    Ayrılık şerbetin ver melil melil

    Elvan çiçeklerden sokma başına
    Kudret kalemini çekme kaşına
    Beni unutursan doyma yaşına
    Gez benim aşkımla yar melil melil

    Karac'oğlan der ki ölüp ölünce
    Ben de güzel sevdim kendi halimce
    Varıp gurbet ele vasıl olunca
    Dostlardan haberim al melil melil

    VİRAN OLDUM MOR SÜMBÜLLÜ BAĞ İKEN

    şu yalan dünyaya geldim geleli
    Tas tas içtim ağulari sağ iken
    Kahpe felek vermez benim muradım
    Viran oldum mor sümbüllü bağ iken

    Aradılar bir tenhada buldular
    Yaslandılar şıvgalarım kırdılar
    Yaz bahar ayında bir od verdiler
    Yandım gittim alkarlı dağ iken

    Farımaz da deli gönlüm farımaz
    Akar gözlerimin yaşı kurumaz
    Şimden geri benim hükmüm yürümez
    Azil oldum güzellere beğ iken

    Karac'oğlan der ki bakın geline
    Ömrümün yarısı gitti talana
    Sual eylen bizden evvel gelene
    Kim var imiş biz burada yoğ iken

    NAZLI YÂRDAN GELDİ BANA BİR NAME

    Nazlı yârdan geldi bana bir name
    Eğer doğru ise kırdı belimi
    Dediler ki yarini yad iller almış
    Kadir Mevlam nasib eyle ölümü

    Bülbüle söyleyin gülüne konsun
    Beni yârdan eden Allah'tan bulsun
    Sabreyle sevdiğim ilkbahar olsun
    Terkedeyim vatanımı ilimi

    Ak yâri gördükçe ağladım coştum
    Al elinden dolu badeler içtim
    Kötüler sandı ki ben yârdan geçtim
    Ölmeyince çeker miyim elimi

    Karac'oğlan derki konmadan göçmem
    Her olur olmaza sırrımı açmam
    Kötüler köprü olsa üstünden geçmem
    Taşık suya uğradırım yolumu

    DELİ GÖNÜL

    Deli gonul gezer gezer gelirsin
    Arı gibi her çicekten alırsın
    Nerde güzel görsen orda kalırsın
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Santur mu istersin saz mı istersin
    Ördek mi istersin kaz mı istersin
    Tomurcuk memeli kız mı istersin
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Çıkıp yücelere bakmak istersin
    Coşkun sular gibi akmak istersin
    Her güzelle yatıp kalkmak istersin
    Ben senin derdini çekemem gönül

    Karac'oğlan der ki okuyam yazam
    Keleş değilim ki kervanlar bozam
    Giyinem kuşanam bir hosça gezem
    Ben senin derdini çekemem gönül

    GEL

    Bağlandı yollarım, kaldım çaresiz
    Gayri dünya bana aralandı gel
    Derildi defterim artsız arasız
    Üst üste dizildi sıralandı gel

    Yâri görse idim haftada ayda
    Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda
    Azrail göğsümde canım hay hayda
    Ciğerimin başı yaralandı gel

    Karac'oğlan der ki başa yazıldı
    Gözüm yaşı ceyhun oldu süzüldü
    Kefenim biçildi, kabrim kazıldı
    Mezarımın üstü karalandı gel

    CAN VERMEYE DERMANIM MI VAR

    Üryan geldim gene üryan giderim
    Ölmemeye elde fermanım mı var
    Azrail gelmiş de can talep eder
    Benim can vermeye dermanım mı var

    Dirilirler dirilirler gelirler
    Huzur-u mahşerde divan dururlar
    Harami var diye korku verirler
    Benim ipek yuklu kervanım mı var

    Er isen erliğin meydana getir
    Kadir Mevlam noksanımı sen yetir
    Bana derler gam yükünü sen götür
    Benim yük götürür dermanım mı var

    Karac'oğlan der ki, ismim öğerler
    Ağı oldu yediğimiz şekerler
    Güzel sever diye isnad ederler
    Benim Hakk'tan özge sevdiğim mi var

    BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK BİR ÖLÜM

    Vara vara vardım ol kara taşa
    Hasret kodun beni kavim kardaşa
    Sebep gözden akan bu kanlı yaşa
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Nice sultanları tahttan indirdi
    Nicesinin gül benzini soldurdu
    Nicelerin gelmez yola gönderdi
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
    Acıdır ecel şerbeti içilmez
    Üç derdim var birbirinden seçilmez
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    ELİF

    İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif diye
    Deli gönül abdal olmuş
    Gezer Elif Elif diye

    Elif'in uğru nakışlı
    Yavru balaban bakışlı
    Yayla çiçeği kokuşlu
    Kokar Elif Elif diye

    Elif kaşlarını çatar
    Gamzesi bağrıma batar
    Ak elleri kalem tutar
    Yazar Elif Elif diye

    Evlerinin önü çardak
    Elif'in elinde bardak
    Sanki yeşil başlı ördek
    Yüzer Elif Elif diye

    Karac'oğlan eğmelerin
    Gönül sevmez değmelerin
    İliklenmiş düğmelerin
    Çözer Elif Elif diye
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Kazak Abdal

    Romanya Türklerindendir. Onyedinci yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Şiirlerinin bir kısmı hiciv örnekleriyle doludur. Dili yalın ve sadedir. Rahat okunur. Şiirleri güncelliğini halen korumaktadır.

    Kazak Abdal'ın ucu tenteneli ve taşlanmış bir mendilinin, Demir Baba dergahında bulunduğunu, Deliorman'dan gelen göçmenler söylemektedirler. Kazak Abdal, Denizli'deki dergahında yatmaktadır.

    ORMANDA BÜYÜYEN ADAM AZGINI

    Ormanda büyüyen adam azgını
    Çarşıda pazarda insan beğenmez
    Medrese kaçkını softa bozgunu
    Selam vermeğe dervişan beğenmez

    Alemi tan eder yanına varsan
    Seni yanıltır bir mesele sorsan
    Bir çim bile çıkmaz karnını yarsan
    Camiye gelir de erkan beğenmez

    Elin kapusunda kul kardaş olan
    Burnu sümüklü gözü yaş olan
    Bayramdan bayrama bir tıraş olan
    Berber dükkanında oğlan beğenmez

    Dağda bayırda gezen bir yörük
    Kimi tımarlı sipahi kimi bir bölük
    Bir elife dili dönmeyen hödük
    Şehristana gelir ezan beğenmez

    Bir çubuğu vardır gayet küçücek
    Zu'mü fa'sidince keyf getirecek
    Kırık çanağı yok ayran içecek
    Kahveye gelir de fincan beğenmez

    Yaz olunca yayla yayla göçenler
    Topuz korkusundan şardan kaçanlar
    Meşe yaprağını kıyıp içenler
    Rumeli Yenice'si dühan beğenmez

    Aslında neslinde giymemiş hare
    İş gelmez elinden gitmez bir kare
    Sandığı gömleksiz duran mekkare
    Bedestene gelir de kaftan beğenmez

    Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
    Yoğur ayran ile hallolmuş özü
    Köyden şehre gelse bir Türk'ün kızı
    İnci yakut ister mercan beğenmez


    EŞEĞİ SALDIM ÇAYIRA

    Eşeği saldım çayıra
    Otlaya karnın doyura
    Gördüğü düşü hayıra
    Yoranın da avradını

    Münkir münafıkın soyu
    Yıktı harap etti köyü
    Mezarına bir tas suyu
    Dökenin de avradını

    Derince kazın kuyusun
    İnim inim inilesin
    Kefen dikmeye iğnesin
    Verenin de avradını

    Dağdan tahta indirenin
    Iskatına oturanın
    Hizmetini bitirenin
    İmamın da avradını

    Müfşidin bir de gammazın
    Malı vardır da yemezin
    İkisin meyyid namazın
    Kılanın da avradını

    Kazak Abdal söz söyledi
    Cümle halkı dahleyledi
    Sorarlarsa kim söyledi
    Soranın da avradını



    BENIM PIRIM HACI BEKTAS VELI'DIR

    Benim pirim Haci Bektas Veli'dir
    Pirim piri Sâh-i Merdân Ali'dir
    Seyit Ali Sultan Kizil Deli'dir
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Erenlerin lokmasindan yer isen
    Gerçek imâmlarin aslin der isen
    Dinle pendi san derim er isen
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Arslan gibi apul apul yürüyen
    Kendi özün Hak sirrina bürüyen
    Kepenegin yani sira sürüyen
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Mümin olan lokmasini yedirir
    Her sözleri rumuz ile bildirir
    Gümânsiz bil onu gerçek velidir
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Kizil Deli ocagindan uyanan
    Bastan basa yesillere boyanan
    Varip pirin esigine dayanan
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Mekân tutmus Hanbagi'nda bucagin
    Bulutlara agip tutan sancagin
    Uyandiran pirimizin ocagin
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir

    Kazak Abdal der rivâyet eyledim
    Üç yüz altmis er ziyâret eyledim
    Bu da söz basi hikâyet eyledim
    Mürsel Baba oglu Sultan Bali'dir
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [video=youtube_share;_6glzrcJ62g]http://youtu.be/_6glzrcJ62g[/video]
    Kul Himmet

    16'ncı yüzyılın sonlarında Tokat Almus Güdümlü köyünde doğdu. 17'nci yüzyılın ilk yarısında öldü. Coşkulu deyişleriyle tanınan ve Hatayi ile Pir Sultan'dan sonra gelen üçüncü büyük Alevi-Bektaşı şairi. Pir Sultan ile yakın arkadaştı. Onun asılmasından sonra uzun süre saklandı. Şiirlerinde tarikat kurallarını her kültür düzeyinden Alevi-Bektaşilerin anlayabileceği bir yalınlıkla anlattı. Bazı şiirleri asıl isimleri İbrahim ve Hacik Kız olan "Kul Himmet Üstadım" takma isimli şairler ve başka Himmetlerin yazdıklarıyla karıştı. Kul Himmet'le ilgili bilgi ve şiirleri Cahit Öztelli, "Pir Sultan'ın Dostları" (1984) adlı kitabında derledi.

    SEYYAH OLUP ŞU ÂLEMİ GEZERİM

    Seyyah olup şu alemi gezerim
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu
    Kendi efkarımca okur yazarım
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    İki elim gitmez oldu yüzümden
    Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
    Kusurumu gördüm kendi özümden
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    Bozuk şu dünyanın temeli bozuk
    Tükendi daneler kalmadı azık
    Yazıktır şu geçen ömre yazık
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu

    Kul Himmet üstadım ummana dalam
    Gidenler gelmedi bir haber alam
    Abdal oldum şal giydim bir zaman
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu



    Dün gece seyrim içinde

    Dün gece seyrim içinde
    Ben dedem Ali'yi gördüm
    Egildim niyaz eyledim
    Düldül'ün nalini gördüm

    Kanber'i durur saginda
    Salinir cennet baginda
    Ali, Musa Turdagi'nda
    Ben dedem Ali'yi gördüm

    Üç çerag yanar sisede
    Arslanlar gizli mesede
    Yedi iklim dört kösede
    Ben dedem Ali'yi gördüm

    Yüce daglar boran coskun
    Kul Himmet askina düskün
    Cümle meleklerden üstün
    Ben dedem Ali'yi gördüm



    Aklım fikrim yâr eyledim ben bana

    Aklim fikrim yâr eyledim ben bana
    Ögüt verdim deli gönül almadi
    Bir kilecigi var almis eline
    Dünyayi içine koydum dolmadi

    Almasi farz imis sünnettir selâm
    Hak nurdan yaratmis yaz dedi kalem
    Bir çiçek yaratti ol Rabb'ül-âlem
    Ani kokulayan mahrum kalmadi

    Var bir pire eris serseri gezme
    Gözet gözün önün yolundan kalma
    Degme bir dükkâna yükünü çözme
    Bunda çok bazergân assi kalmadi

    Gençlik yaza benzer kocalik güze
    Yüregim baslidir dertlerim taze
    Boynun eg de hizmet eyle üstâza
    Seytan benlik ile menzil bulmadi

    Kul Himmet'in deste gülü elinde
    Daima zikreder Hakk'i dilinde
    Bir güzel sevmisim Hakk'in yolunda
    Hayali gönülden zail olmadı
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [video=youtube_share;F8CA-tE6m48]http://youtu.be/F8CA-tE6m48[/video]

    Kul Nesimi

    Bağdat'ta doğmuş ve 1404 tarihinde Halep'te derisi yüzülerek ölmüş tasavvuf şairi Seyyit Nesimî ile XVII.yüzyılda yaşadığı sanılan Kul Nesimi'yi birbirine karıştırmamak gerekir.

    Asıl adı Ali olan Kul Nesimi'nin yaşamı pek bilinmiyor. Cahit Öztelli'nin yaptığı son araştırmaya göre, "XVII. yüzyılın ünlü Bektaşî ve Hurufî şairidir. Soyu XIV. yüzyılın ünlü şairlerinden ve Yunus Emre izleyicilerinden Sait Emre'ye dayanır, iran Safavi şahlarının Anadolu üzerindeki egemenliğini sağlamak yolunda sürdürülen siyasal çabalara katılmış, bu yüzden Alioğlu ve Dedemoğlu'yla birlikte kovuşturmalara uğramıştır. Sonunun nasıl bittiğini gösterecek belge yoktur."

    Kul Nesimi'nin doğum yeri ve yılı gibi ölüm yeri ve yılı da bilinmiyor. Ancak şiirlerinden 1668'de sağ olduğu, Bektaşiliğe bağlandığı, sağlam bir öğrenim gördüğü, tasavvuf ve din konularını iyi bildiği anlaşılıyor.

    Aşağıdaki dizeler Bektaşiliğinin kanıtıdır:

    Meşrebidir herkese yâran dur Bektaşiler
    Kimse bilmez sırlarını seyran olur Bektaşiler

    Biz târık-ı Bektaşiyiz zikrederiz Hakkı biz

    Kul Nesimi'nin hem hece, hem de aruzla şiirleri vardır. İki ölçüyü de beceriyle kullandığı, inancıyla sanatını atbaşı götürdüğü görülmektedir. Aşk konusuna da değinmekle birlikte, daha çok din ve tasavvuf inancını yansıtan lirik nefesleriyle ün kazanmıştır. Bunlardan bazıları bestelenmiştir.

    Kul Nesimi'nin Eserleri


    Kul Nesimi'nin şiirleri Cahit Öztelli'nin şu kitabında bir araya getirilmiştir: Kul Nesimî (1969).

    Kul Nesimi Şiirlerinden Örnekler

    BEN YİTİRDİM BEN ARARIM

    Ben yitirdim ben ararım
    Yâr benimdir kime ne
    Gah giderim öz bağıma
    Gül dererim kime ne

    Gâh giderim medreseye
    Ders okurum Hak için
    Gâh giderim meyhaneye
    Dem çekerim kime ne

    Sofular haram demişler
    Bu aşkın şarabına
    Ben doldurur ben içerim
    Günah benim kime ne

    Ben melâmet Hırkasını
    Kendim giydim eğnime
    Ar ü namus şişesini
    Taşa çaldım kime ne

    Sofular secde ederler
    Mescidin mihrabına
    Yâr eşiği secdegâhım
    Yüz sürerim kime ne

    Gâh çıkarım gökyüzüne
    Hükmederim kaftan kafa
    Gâh inerim yeryüzüne
    Yâr severim kime ne

    Kelp rakip böyle diyormuş
    Güzel sevmek pek günah
    Ben severim sevdiğimi
    Günah benim kime ne

    Nesimî'ye sordular ki
    Yârin ile hoş musun
    Hoş olayım olmayayım
    O yâr benim kime ne

    CANIM ERENLERE KURBAN

    Canım erenlere kurban
    Serim meydanda meydanda
    İkrarım ezelden kadim
    Canım meydanda meydanda

    Yanarım yoktur dumanım
    Gönlümde yoktur gümanım
    Al malım bağışla canım
    Varım meydanda meydanda

    Kellem koltuğuma aldım
    Kan ettim kapuna geldim
    Ettiğime pişman oldum
    Darım meydanda meydanda

    Münkir rakipten kaçın
    Müminim hülle don biçin
    Ben bülbülüm bir gül için
    Zarım meydanda meydanda

    Gerçek olan olur gani
    Gani olan olur veli
    Nesimi'yem yüzün beni
    Derim meydanda meydanda

    SORMA MEZHEBİMİZİ

    Sorma be birader mezhebimizi
    Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
    Çağırma meclis-i riyaya bizi
    Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır

    Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
    Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
    Hakikat bağında hata bilmeyiz
    Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

    Bizlerden bekleme zühd ü ibadet
    Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
    Tevalla olmaktır bize alamet
    Sanma ki sağımız solumuz vardır

    Ey zahit surete tapma hakkı bul
    Şah-ı velayete olmuşuz hep kul
    Hakikat şehrinden geçer bize yol
    Başka şey bilmeyiz Ali'miz vardır

    Nesimi esrarı faş etme sakın
    Ne bilsin ham ervah likasın hakkın
    Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın
    Bizim Hak katında elimiz vardır
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye



    [​IMG]
    Köroğlu Hayatı ve Şiirleri

    Halk Ozanı Köroglu Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17'nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel'e yerleşip eşkıyalık yaptı. Ama adil bir eşkıya idi. Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu'dur. Bolu Beyi, babası Yusuf'un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı'na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel'e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi'ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar'da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu'nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli'nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

    BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

    Benden selam olsun Bolu Beyi'ne
    Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
    Ok gıcırtısından kalkan sesinden
    Dağlar seda verip seslenmelidir

    Düşman geldi bölük bölük dizildi
    Alnımıza kara yazı yazıldı
    Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
    Eğri kılıç kında paslanmalıdır

    Köroğlu düşer mi hele şanından
    Çogunu ayırır er meydanından
    Kırat köpüğünden düşman kanından
    Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır



    BAĞDAT'A SEFER EDENLER

    Bağdat'a sefer edenler
    Hoylu'm nic'oldu gelmedi
    Turna teline gidenler
    Hoylu'm nic'oldu gelmedi

    Bağdat'a sefer eyledim
    Hoylu'm da kaldı gelmedi
    Acem ile ceng eyledim
    Hoylu'm da kaldı gelmedi

    Düğünü bozup gidenler
    Badeyi süzüp gidenler
    Acem ile ceng edenler
    Hoylu'm nic'oldu gelmedi

    N'olsam koç Köğoğlu n'olsam
    Hoylu'yu düşümde görsem
    N'olaydı da ben de ölsem
    Hoylu'm da kaldı gelmedi



    HAN OĞLUM AYVAZ

    Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
    Yükletin kervanı dengine bakın
    Erlik meydanına girdiğin zaman
    Kuşanın kılıcı gencine bakın

    Düşmanın üstüne eyledim akın
    Dönüşüm yok zamanım yakın
    Fakir fukarayı incitmen sakın
    Mal yemez tamahkar zengine bakın

    Köroğlu her zaman kurdu meydanı
    Ben bilirim yahşi ile yamanı
    Aman dileyenden kesmen amanı
    Dertli olanların derdine bakın



    KARLI DAĞLARIN ARDINDAN

    Karlı dağların ardından
    Yel olup estiğin var mı
    Tek başına bu çöllerde
    Ordular bastığın var mı

    Kargıyı ucundan salla
    Düşman deme eyvallah
    Her taraftan üç beş kelle
    Terkiden astığın var mı

    Köroğlu söyle şanından
    Kuş uçurmaz divanından
    Avuçla düşman kanından
    Doldurup içtiğin var mı



    YÜRÜN ASLANLARIM SAVAŞ EDELİM

    Yürün aslanlarım savaş edelim
    Buna kavga derler bey ne paşa ne
    Haykırıp haykırıp kelle keselim
    Seyreyleyin eli ayağı şaşana

    Yürü beyler cenge harbi çalınır
    İyi kötü bu meydanda bilinir
    Kılıç değer adam iki bölünür
    Nusret bizim beyler neci paşa ne

    Gürzün kösteğini kola takmalı
    Arap atı sağa sola yıkmalı
    Kargılar mızraklar birden kalkmalı
    Fırsat vermen Arap atlar kaçana

    Köroğlu der durun edek cengimiz
    Bundan belli olsun yiğit hangimiz
    Üç saat sürmeli burda hengimiz
    Tarih yazın şu dağlara nişane


    MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR

    Mert dayanır namert kaçar
    Meydan gümbür gümbürdenir
    Şahlar şahı divan açar
    Divan gümbür gümbürdenir

    Yiğit kendini öğende
    Oklar menzilin döğende
    Sespe kalkana değende
    Kalkan gümbür gümbürdenir

    Ok atılır kalasından
    Hak saklasın belasından
    Köroğlu'nun narasindan
    Her yan gümbür gümbürdenir
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye

    [video=youtube_share;AvRRqpc7-vY]http://youtu.be/AvRRqpc7-vY[/video]

    Muhlis Akarsu

    Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi; saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da Mahzuni Şerif'in, Davut Sulari'nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari'nin etkisi görülür. Davut Sulari'nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari'nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirir Akasu'da...Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

    1980'li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

    Muhlis Akarsu'nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. Muhlis Akarsu'nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.

    Nenni Nenni

    Bunca Gamın Bunca Derdin İçinde
    Yaşamak Bizlere Zor Nenni Nenni
    Sizden Umudumu Kesmem Erenler
    Elbet Bir Çaresi Var Nenni Nenni

    Üstümüzde Duman Vardır Dağ Gibi
    Her Yandan Kuşatmış Sanki Ağ Gibi
    Güz Gelince Bozulmuş Bir Bağ Gibi
    Ne Hallara Düştük Gör Nenni Nenni

    Eğil Gel Akarsu Gel Hakka Eğil
    Bir Kere Ağ Yara Vermedin Meyil
    Suç Bizim Sevdiğim Kimsede Değil
    Gelmişiz Dünyaya Kör Nenni Nenni



    Yoruldum Yorgunum

    Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem
    Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni
    Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem
    Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

    Arsız Değilidim Arsız Ettiler
    Saldılar Gurbete Yurtsuz Ettiler
    Yardan Ayırdılar Yarsız Ettiler
    Şimdi Gizli Gizli Kınar El Beni

    Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan
    Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan
    İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan
    Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni


    Pazarlık Edelim Alim Seninle

    Pazarlık Edelim Alim Seninle
    İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim
    Hayrını Gör İmanınla Dininle
    Hatmin Kur'an Senin Olsun Sen Benim

    Ayıp Değilmidir Ademe Minnet
    Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet
    Dostluk Pazarında Olma Muhannet
    Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim

    Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
    Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
    Anladım Alimsin Canımsın Nursun
    Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim



    Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var

    Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var
    Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
    Ben De Bir İnsanım Bir De Canım Var

    Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
    Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

    Eski Günler Hayalimden Gitmiyor
    Dün Dediğin Bugünkünü Tutmuyor
    Yiğidim Ya Sana Gücüm Yetmiyor

    Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
    Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

    Akarsuyum Böyle Miydi Ahtımız
    Onun İçin Viran Oldu Tahtımız
    Umudum Yok Gülmez Artık Bahtımız

    Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
    Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy


    Ağlama Gülüm

    Günler Gelir Geçer Boşa
    Ağlama Gülüm Ağlama
    Yazılan Mı Gelir Başa
    Ağlama Gülüm Ağlama

    Bir Gün Kara Günler Biter
    Üzme Beni Artık Yeter
    Kavuşmamız Gelir Çatar
    Ağlama Gülüm Ağlama

    Yaktın Akarsuyu Yaktın
    Gurbetten Gurbete Attın
    Öldürmekten Beter Ettin
    Ağlama Gülüm Ağlama


    Deli misin Divanemi Sevdiğim

    Her gün başka bir taraftan esersin
    Deli misin divanemi sevdiğim vah beni beni
    Ne dedim de benden ayrı gezersin
    Deli misin divanemi sevdiğim

    Yüreğimde açan gülümdün benim
    Aşkın deryasında salımdın benim ah beni
    Dünyada kanadım kolumdun benim
    Deli misin divanemi sevdiğim

    Akarsuyu bilmem böyle mi sevdin
    Aşkın ateşiyle sinemi deldin ah beni beni
    Benim bu halıma sen sebep oldun
    Deli misin divane mi sevdiğim



    Sen Yaralı Değilsin Ki

    Zalim Felek Duymadın Mı Sesimi
    Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin
    Bilemezsin Matemimi Yaşımı
    Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin

    Gurbet Elde Günde Ömrüm Çürüyor
    Eller Beni Bir Biçare Biliyor
    Akarsuya Gelen Bir Tas Vuruyor
    Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye

    [video=youtube_share;wo2sBu-FnPg]http://youtu.be/wo2sBu-FnPg[/video]

    [​IMG]
    NEŞET ERTAŞ
    Sesi ve sazı ile babası Muharrem Ertaş'ın yolunu sürdüren Neşat Ertaş, 1938 yılında Kırşehir'in Tırtıllar köyünde dünyaya geldi. Keman ve saz çalmasını öğrendi. Ankarada TRT radyo evine girdi. Güçlü derlemeleri olan ozanın kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardır. Halen Almanyada yaşamakta ve bir müzik evi çalıştırmaktadır.

    Neşet Ertaş babası Muharrem Ertaş ile adeta Anadoludaki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları i ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.

    KENDİ AĞZINDAN HAYAT HİKAYESİ

    bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
    kırtıllar köyünde geldin dediler
    babama muharrem, anama döne
    dediysen atayı bildin dediler

    dizinde sızıydı anamın derdi
    tokacı saz yaptı elime verdi
    yeni bitirmiştim üç ile dördü
    baban gibi sazcı oldun dediler

    o zaman babamdan öğrendim sazı
    engin gönül ile hakk'a niyazı
    o yaşımda yaktı bir ahu gözü
    mecnun gibi çölde kaldın dediler

    zalım kader devranını dönderdi
    tuttu bizi ibikli'ye gönderdi
    babam saz çalarken bana zil verdi
    oynadım meydanda köçek dediler

    anam döne ibikli'de ölünce
    tam beş tane öksüz yetim kalınca
    beşimiz de perişan olunca
    babamgile burdan göçek dediler

    yürüdü göçümüz tefleğe doğru
    bu hali görenin yanıyor bağrı
    üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
    bunlara bir ana bulun dediler

    yozgat'ın kırıksoku köyü'ne vardık
    bize ana yok mu diyerek sorduk
    adı arzu dediler bir ana bulduk
    işte bu anadır buldun dediler

    en küçük kardaşı kayıp eyledik
    onun için gizli gizli ağladık
    üstelik babamı asker eyledik
    yine öksüz yetim kaldın dediler

    zalım kader tebdilimi şaşırttı
    heybe verdi dalımıza devşirtti
    yardım etti yerköy'üne göçürttü
    biraz da burada kalın dediler

    yerköy'den kırıkkale'ye geldik
    babam saz çalarken biz çümbüş aldık
    kırşehir'e varınca kemanı çaldık
    aferin arkadaş çaldın dediler

    yarin aşkı ile arttı hep derdim
    babamı bir yere dünür gönderdim
    başlık çok istemişler haberin aldım
    istemiyor yarin seni dediler

    kırşehir'de yedi sene kalınca
    düğün düzgün hepsi bize gelince
    burada herkese yer daralınca
    ankara'ya gider yolun dediler

    ankara'da (sünnetçi) veysel usta'yı buldum
    epeyce eğleştim, evinde kaldım
    yüz lirayı verip bir yatak aldım
    etti isen böyle buldun dediler

    bir ev kiraladım münasip yerde
    kaldı kavim kardaş hep kırşehir'de
    bu aşk hançerini vurdu derinde
    çaresini bulmazsan öldün dediler

    yarin aşkı ile döndüm şaşkına
    arada içerdim yarin aşkına
    canan acımaz mı garip dostuna
    bunu da içeriye alın dediler



    İKİ BÜYÜK NİMETİM VAR

    İki büyük nimetim var
    Biri anam biri yarim
    İkisine de hörmetim var
    Biri anam biri yarim

    Ana deyip de geçilmez
    O yar anadan seçilmez
    İkisine de kıymet biçilmez
    Biri anam biri yarim

    Birisi var etti beni
    Birisi yar etti beni
    İkisinin de birdir yari
    Biri anam biri yarim


    AYVA TURUNÇ NARIM VAR

    Ayva turunç narım var
    Benim ah ü zarım var
    Hep derdinden ağlarım
    Bir vefasız yarim var

    Al almayı ver narı
    Ağlarım zarı zarı
    Tez günlerde gönderin
    O ahu gözlü yari

    Ayva turunç nar bende
    Aldı aklım yar bende
    Hiç melhem kar eyleme
    Yar yarası var bende

    Ayva turunç neyleyim
    Halimi arz eyleyim
    Zaten bende talih yok
    Ta küçükten böyleyim


    GÖNÜL DAĞI

    Gönül Dağı yağmur yağmur boran olunca
    Akar can özümde sel gizli gizli
    Bir tenhada can cananı bulunca
    Sinemi yaralar dil gizli gizli

    Dost elinden gel olmazsa varılmaz
    Rızasız bahçanın gülü derilmez
    Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
    Gönülden gönüle yol gizli gizli

    Seher vakti garip garip bülbül öterken
    Kirpiklerin oku cana batarken
    Cümle alem uykusunda uyurken
    Kimseler görmeden gel gizli gizli



    AHU GÖZLERİNİ SEVDİĞİM

    Ahu gözlerini sevdiğim dilber
    Sana bir sözüm var diyemiyorum
    Sırrımı ellere veremiyorum
    Derdimi ellere diyemiyorum

    Helal olsun al yanaktan aldığım
    El uzatıp gonca gülün derdiğim
    İnce belini tatlı dilini sevdiğim
    Kırılsın kollarım duramıyorum

    Al yanaktan aldıracağım azıktır
    Tarama zülfünü gönlüm bozuktur
    Öksüzüm garibim bana yazıktır
    Destursuz yanına varamıyorum
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [video=youtube_share;zWp7UXlJOqI]http://youtu.be/zWp7UXlJOqI[/video]


    Pir Sultan Abdal

    Pir Sultan Abdal16'ncı yüzyılda yaşadı. Hakkında fazla bilgi yok. Asıl adı Haydar. yaşamının büyük bölümü Banaz köyünde geçti. 16'ncı yüzyılın ikinci yarısında Sivas çevresinde boy gösteren Alevi-Bektaşi kökenli ve İran yanlısı mezhep olaylarına karıştı. Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa, Pir Sultan'ı astırdı. Ölümümün, 1547-1551 ya da 1587-1590 arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor. Çeşitli araştırmalarda 6 ayrı Pir Sultan kimliğine değinilir. Sırasıyla, Çorum yöresinden olup bir süre Ankara'da Hasan Dede tekkesinde kalan Pir Sultan'ım Haydar, aruzla şiirler yazan Pir Sultan, Divriği yöresinde yetişen ve asıl adı Halil İbrahim olan Pir Sultan Abdal, 18'inci yüzyılın ikinci yarısı ile 19'uncu yüzyılın başında yaşamış olan Abdal Pir Sultan, 16'ncı yüzyıl sonu ile 17'nci yüzyıl başında yaşayan ve Pir Sultan'ın asılmasıyla ilgili deyişleri söyleyen Pir Sultan Abdal. ve son olarak menkıbeleşmiş yaşamıyla tanınan, Hızır Paşa'nın astığı kabul edilen 16'ncı yüzyıl şairi Banazlı Pir Sultan Abdal. Halk edebiyatı araştırmacıları, gerçek Pir Sultan Abdal olarak Banazlıyı kabul eder. Pir Sultan Abdal, Alevi gelenekleri ve tarikat içinde yetişti. Hayati (Şah İsmail), Kul Hüseyin ve Kul Himmet'ten etkilendi. Şiirlerinde duru ve yalın bir kullandı. Ana konuları, aşk, tasavvuf ve kavgadır. Tekke ve tasavvufun kalıplarını aşıp geniş bir halk kesimine seslenebildi. Medrese öğrenimi görmediği için, diğer bazı halk şairlerinin tersine, Divan Edebiyatı'ndan hiç etkilemedi. Sadettin Nüzhet Ergun, Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Cevdet Kudret, Cahit Öztelli, Sabahattin Eyuboğlu, Mehmet Fuad, Orhan Ural, Mehmet Bayrak ve Erol Toy'un Pir Sultan Abdal ile ilgili araştırmaları ve kitapları var.

    Ötme Bülbül

    Ötme bülbül ötme şen değil bağım
    Dost senin derdinden ben yana yana
    Tükendi fitilim eridi yağım
    Dost senin derdinden ben yana yana

    Deryadan bölünmüş sellere döndüm
    Ateşi kararmış küllere döndüm
    Vakitsiz açılmış güllere döndüm
    Dost senin derdinden ben yana yana

    Haberin duyarsın peyikler ile
    Yaramı sarsınlar şehidler ile
    Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
    Dost senin derdinden ben yana yana

    Abdal Pir Sultan'ım, doldum eksildim
    Yemeden içmeden sudan kesildim
    Zülfün kemendine kondum asıldım
    Dost senin derdinden ben yana yana

    Bende bu yayladan şaha giderim

    Karşıdan görünen ne güzel yayla
    Bir dem süremedin giderim böyle
    Ala gözlü pirim sen himmet eyle
    Ben de bu yayladan şaha giderim

    Eğer göverüben bostan olursam
    Şu halkın diline destan olursam
    Kara toprak senden üstün olursam
    Ben de bu yayladan şaha giderim

    Bir bölük turnaya sökün dediler
    Yürekteki derdi dökün dediler
    Yayladan ötesi yakın dediler
    Ben de bu yayladan şaha giderim

    Dost elinden dolu içmiş deliyim
    Üstü kan köpüklü meşe seliyim
    Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
    Ben de bu yayladan şaha giderim

    Alınmış abdestim aldırırlarsa
    Kılınmış namazın kıldırırlarsa
    Sizde şah diyeni öldürürlerse
    Ben de bu yayladan şaha giderim

    Pir Sultan Abdal´ım dünya durulmaz
    Gitti giden ömür geri dönülmez
    Gözlerim de şah yolundan ayrılmaz
    Ben de bu yayladan şaha gider

    Dostun Bir Gülü Yaralar Beni

    Şu kanlı zalımın ettiği işler
    Garip bülbül gibi beni zar eyler
    Yağmur gibi yağar taşlar başıma
    İllede dostun bir fiskesi yaralar beni beni beni
    Can beni beni beni dost beni beni beni

    Dar günümde dustum düşmanı beli oldu
    Bir derdim var idi şimdi el oldu
    Ecel fermanı boymuna takıldı
    Gerek vura gerek asa lar beni beni beni
    Can beni beni beni dost beni beni beni

    Pir sultan abdalım can göye almaz
    Haktan emir olmasa ı rahmet yağmaz
    Şu ellerin taşı bana hiç degmez
    İllede dostun bir tek gülü yaralar beni beni
    Can beni beni beni dost beni beni beni.

    Başlıksız

    Varıp yoldaş olma sen uğursuza
    Komşu olma namussuza arsıza
    Sabah selâmını verme pîrsize
    Adamın başına belâ getirir

    Muhib yolldaş olma kalleş yâr ile
    O yâr da durmadı bir ikrar ile
    Sakın sohbet etme münkir kör ile
    Altının adını pula getirir

    PİR SULTAN ABDAL'ım derdim ziyade
    İçilirmi yârsız yad ile bade
    Yâr odur ahrette şefaat ede
    Sadık yâr insanı yola getirir.

    Bir Güzelin Aşığıyım

    Bir güzelin aşığıyım erenler
    Onun için taşa tutar el beni
    Gündüz hayalimde gece düşümde
    Kumdan kuma savuruyor yel beni

    Al gül olsam al gerdana takılsam
    Kemer olsam ince bele sarılsam
    Köle olsam pazarlarda satılsam
    Yarim deyi al sinene sar beni

    Abdal Pir Sultan'ım gamzeler oktur
    Hezaran sinemde yaralar çoktur
    Benim senden özge sevdiğim yoktur
    İnanmazsan git Allah'a sor beni

    Kul Olayım Kalem Tutan Eline

    Kul olayım kalem tutan eline
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz
    Şekerler ezeyim şirin diline
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

    Allahı seversen kâtip böyle yaz
    Dün ü gün ol şah'a eylerim niyaz
    Umarım yıkılır şu kanlı Sivas
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

    Sivas illerinde sazım çalınır
    Çamlı beller bölük bölük bölünür
    Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

    Münafıkın her dediği oluyor
    Gül benzimiz sararuban soluyor
    Gidi Mervan sâd oluban gülüyor
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

    Pir Sultan Abdal'ım ey Hızır Paşa
    Gör ki neler gelir sağ olan başa
    Hasret koydu bizi kavim kardaşa
    Kâtip ahvalimi şah'a böyle yaz

    Gafil Gezme Şaşkın

    Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
    Yalan dünya senin olsa ne fayda
    Akibet alırlar tatlı canın
    Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

    Söylersin de söz içinde şaşmazsın
    Helâli haramı yersin seçmezsin
    Nasibin kesilir de sular içmezsin
    Akar çaylar senin olsa ne fayda

    Söylersin de el içinde sözün var
    Yeler çalışırsın oğlun kızın var
    Bu dünyada üç beş arşın bezin var
    Bedestenler senin olsa ne fayda

    Bir gün alır götürürler evinden
    Hakk'ın kelâmını koyma dilinden
    Kurtulaman Ezrail'in elinden
    Dünya dolu malın olsa ne fayda

    Pir Sultan Abdal'ım çıktık oturduk
    Kaza lokmasını burda yetirdik
    Dünya bizim diye çektik getirdik
    Yalan dünya bizim olsa ne fayda
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.256
    Beğenileri:
    219
    Ödül Puanları:
    5.730
    Yer:
    Türkiye


    [video=youtube_share;T8o1dKD6QSc]http://youtu.be/T8o1dKD6QSc[/video]


    [​IMG]

    Yunus EmreYaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum yeri bilinmiyor. 13'üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğal istilası ve Selçuklu Devleti'nin yıkıldığı dönemde yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus'un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Hacı Bektaş ya da Sinan Ata'nın halifesi Taptuk Emre'nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre'nin düşüncelerini yaymak için Anadolu'yu dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman'da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil.

    Tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre'nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı var. Şiirlerini hece ölçüyle yazdı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Dili arı Türkçe değil. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalar kullandı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Günümüzdeki divanları derlemedir. 1904'te birinci, 1924'te ikinci basımları yapılan Divan-ı Aşık Yunus Emre'nin yanısıra Burhan Toprak ve Abdülbaki Gölpınarlı'nın derleyip yayınladığı Yunus Emre divanları var.



    AH NİDEYİM ÖMRÜM SENİ

    Yok yere geçirdim günü
    Ah nideyim ömrüm seni
    Seninle olmadım gani
    Ah nideyim ömrüm seni

    Geldim ve geçtim bilmedim
    Ağlayıp güssa yemedim
    Senden ayrılam demedim
    Ah nideyim ömrüm seni

    Hayrım şerim yazılacak
    Ömrüm ipi üzülecek
    Suret benden bozulacak
    Ah nideyim ömrüm seni

    Gidip geri gelmiyesin
    Gelip beni bulmayasın
    Bu benliğe sermayesin
    Ah nideyim ömrüm seni

    Hani sana güvendiğim
    Guveniben yuvandığım
    Kaldı külli kazandığım
    Ah nideyim ömrüm seni

    Miskin Yunus gideceksin
    Acep sefer edeceksin
    Hasret ile kalacaksın
    Ah nideyim ömrüm seni

    ŞOL CENNETİN IRMAKLARI

    Şol cennetin ırmakları
    Akar Allah deyu deyu
    Çıkmış islam bülbülleri
    Öter Allah deyu deyu

    Aydan aydındır yüzleri
    Şekerden tatlı sozleri
    Cennette huri kızları
    Gezer Allah deyu deyu

    Yunus Emre var yarına
    Koma bugünü yarına
    Yarin Hakk'ın divanına
    Çıkam Allah deyu deyu

    İLİM KENDİN BİLMEKTİR

    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsin
    Ya nice okumaktır

    Okumaktan murat ne
    Kişi Hak'kı bilmektir
    Çün okudun bilmezsin
    Ha bir kuru emektir

    Okudum bildim deme
    Çok taat kıldım deme
    Eğer Hak bilmez isen
    Abes yere yelmektir

    Dört kitabın ma'nisi
    Bellidir bir elifte
    Sen elifi bilmezsin
    Bu nice okumaktır

    Yiğirmi dokuz hece
    Okursun uçtan uca
    Sen elif dersin hoca
    Ma'nisi ne demektir

    Yunus Emre der hoca
    Gerekse bin var hacca
    Hepisinden iyice
    Bir gönüle girmektir

    NİÇİN AĞLARSIN BÜLBÜL HEY

    Sen burda garip mi geldin
    Niçin ağlarsın bülbül hey
    Yorulup iz mi yanıldın
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    Karlı dağlardan mı aştın
    Derin ırmaklar mı geçtin
    Yârinden ayrı mı düştün
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    Hey, ne yavuz inilersin
    Benim derdim yenilersin
    Dostu görmek mi dilersin
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    Kal'alı şehir mi yıkıldı
    Ya nam-u arın mi kaldı
    Gurbette yârin mi kaldı
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    Gulistanlarda yaylarsın
    Taze gülleri yeğlersin
    Yavlak zarılık eylersin
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    Uykudan gözüm uyandı
    Uyandı kana boyandı
    Yandı sol yüreğim yandı
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    N'oldu şu Yunus'a n'oldu
    Aşkın deryasına daldı
    Yine baharistan oldu
    Niçin ağlarsın bülbül hey

    ÇEKE GELDİ ÇEKE GİDER

    Aşkın odu ciğerimi
    Yaka geldi yaka gider
    Garip başım bu sevdayı
    Çeke geldi çeke gider

    Kâr etti firak canıma
    Aşık oldum cananıma
    As zencirin dost boynuma
    Taka geldi taka gider

    Sadıklar durur sözüne
    Gayri görünmez gözüne
    Bu gözlerim dost yüzüne
    Baka geldi baka gider

    Bülbül eder ah-ü figan
    Hasret ile yandı bu can
    Benim gönülcüğüm ey can
    Hakk'a geldi Hakk'a gider

    Arada olmasın asi
    Onulmaz bağrımın başı
    Gözlerimin kanlı yaşı
    Aka geldi aka gider

    Miskin Yunus'un sözleri
    Efgan eder bülbülleri
    Dost bahçesinin gülleri
    Koka geldi koka gider

    GEL GİDELİM DOSTA GÖNÜL

    Bir karardan durmayalım
    Gel gidelim dosta gönül
    Hasretinden yanmayalım
    Gel gidelim dosta gönül

    Kılavuz ol gönül bana
    Gel gidelim yârdan yana
    Canım kurbandır canana
    Gel gidelim dosta gönül

    Kara haberin almadan
    Can bedenden ayrılmadan
    Azrail bizi bulmadan
    Gel gidelim dosta gönül

    Gerçek murada varalım
    Yârin hatırın soralım
    Yunus Emre'yi alalım
    Gel gidelim dosta gönül

    KALANLARA SELAM OLSUN

    Bu dünyadan gider olduk
    Kalanlara selam olsun
    Bizim için hayır dua
    Kılanlara selam olsun

    Ecel büke belimizi
    Söyletmeye dilimizi
    Hasta iken halimizi
    Soranlara selam olsun

    Tenim ortaya açıla
    Yakasız gömlek biçile
    Bizi bir aşan vech-ile
    Yunanlara selam olsun

    Azrail alır canımız
    Kurur damarda kanımız
    Yuyacağın kefenimiz
    Saranlara selam olsun

    Sala verile kasdimize
    Gider olduk dostumuza
    Namaz için üstümüze
    Duranlara selam olsun

    Dünyaya gelenler gider
    Hergiz gelmez yola gider
    Bizim halimizden haber
    Soranlara selam olsun

    Miskin Yunus söyler sözün
    Yaş doldurmuş iki gözün
    Bizi bilmeyen ne bilsin
    Bilenlere selam olsun


    GELİN EY KARDEŞLER

    Gelin ey kardeşler gelin
    Bu menzil uzağa benzer
    Nazar kıldım şu dünyaya
    Kurulmuş tuzağa benzer

    Bir pirin eteğin tuttum
    "Ana beni" deyip gittim
    Nice yüzbin günah ettim
    Her biri de bir dağa benzer

    Çağla Derviş Yunus çağla
    Sen özünü Hakk'a bağla
    Ağlar isen haline ağla
    Erdem vefa yoğa benzer

    ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN

    Acep şu yerde varm'ola
    Şöyle garip bencileyin
    Bağrı başlı gözü yaşlı
    Şöyle garip bencileyin

    Gezdim urum ile şamı
    Yukarı illeri kamu
    Çok istedim bulamadım
    Şöyle garip bencileyin

    Kimseler garip olmasın
    Hasret oduna yanmasın
    Hocam kimseler duymasın
    Şöyle garip bencileyin

    Söyler dilim ağlar gözüm
    Gariplere göynür özüm
    Meğer ki gökte yıldızım
    Şöyle garip bencileyin

    Nice bu dert ile yanam
    Ecel ere bir gün ölem
    Meğer ki sinimde bulam
    Şöyle garip bencileyin

    Bir garip ölmüş diyeler
    Üç günden sonra duyalar
    Soğuk su ile yuyalar
    Şöyle garip bencileyin

    Hey Emre'm Yunus biçare
    Bulunmaz derdine çare
    Var imdi gez şardan şara
    Şöyle garip bencileyin

    GÖNÜL ARZULAR SENİ

    Arayı arayı bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Hakk nasip eylese görsem yüzünü
    Ey sevdiğim gönül arzular seni

    Yitirdim o dostu bilmem ne yanda
    Sevgisi gönülde muhabbet canda
    Yarın mahşer günü ulu divanda
    Ey sevdiğim gönül arzular seni

    Yunus senin methin eder dillerde
    Sevilirsin bütün bu gönüllerde
    Ağlayı ağlayı gurbet ellerde
    Ey sevdiğim gönül arzular seni

    GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ

    Ben yürürüm yana yana
    Aşk boyadı beni kana
    Ne deliyem ne divane
    Gel gör beni aşk neyledi

    Gah eserim yeller gibi
    Gah tozarım yollar gibi
    Gah akarım seller gibi
    Gel gör beni aşk neyledi

    Akar suların çağlarım
    Dertli ciğerim dağlarım
    Şeyhim anuban ağlarım
    Gel gör beni aşk neyledi

    Ya elim al kaldır beni
    Ya vaslına erdir beni
    Çok ağlattın güldür beni
    Gel gör beni aşk neyledi

    Ben yürürüm ilden ile
    Şeyh anarım dilden dile
    Gurbette halım kim bile
    Gel gör beni aşk neyledi

    Mecnun oluban yürürüm
    O yâri düşte görürüm
    Uyanıp melül olurum
    Gel gör beni aşk neyledi

    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost elinde avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi

    DURUN DURUN AŞKA SELA

    Divaneler divaneler
    Durun durun aşka sela
    Aşk esriği mestaneler
    Durun durun aşka sela

    Mest-i elestler kandaksız
    Mestane mestler kanatsız
    Saki duruptur çanaksız
    Durun durun aşka sela

    Merdaneler merdaneler
    Erlik demi bu gündürür
    Baş verüben can terkini
    Vurun vurun aşka sela

    Ey nice hamle idelim
    İşbu fenadan gidelim
    Binin binin şevk atalım
    Sürün sürün aşka sela

    Muhabbet yoluna girip
    Aşktan dava kılan kişi
    Tan eylemiş aşıklara
    Görün görün aşka sela

    Akıl ne bilir aşkı kim
    Mağrur oluptur aklına
    Aşkı bu gün bu Yunus'a
    Sorun sorun aşka sela

    AŞKIN ALDI BENDEN BENİ

    Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni
    Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni

    Aşkın aşıklar öldürür aşk denizine daldırır
    Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni
    Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem
    Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni

    Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek
    Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni
    Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar
    Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni

    Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri
    İsteyene ver onları bana seni gerek seni
    Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm
    İki cihanda maksudum bana seni gerek seni

    DOLAP NİÇİN İNİLERSİN

    Dolap niçin inilersin
    Derdim vardır inilerim
    Ben Mevlaya aşık oldum
    Anın için inilerim

    Benim adım dertli dolap
    Suyum akar yalap yalap
    Böyle emreylemiş çalap
    Derdim vardır inilerim

    Beni bir dağda buldular
    Kolum kanadım yoldular
    Dolaba layık gördüler
    Derdim var inilerim

    Ben bir dağın ağacıyım
    Ne tatlıyım ne acıyım
    Ben mevlaya duacıyım
    Derdim vardır inilerim

    Dağdan kestiler hezenim
    Bozuldu türlü düzenim
    Ben bir usanmaz ozanım
    Derdim var inilerim

    Dülgerler her yanım yondu
    Her azam yerine kondu
    Bu iniltim Haktan geldi
    Derdim vardır inilerim

    Suyum alçaktan çekerim
    Dönüp yükseğe dökerim
    Görün ben neler çekerim
    Derdim vardır inilerim

    Yunus bunda gelen gülmez
    Kişi muradına ermez
    Bu fanide kimse kalmaz
    Derdim var inilerim

    ELHAMDÜLİLLAH

    Haktan gelen şerbeti içtik elhamdulillah
    Şol kudret denizini geçtik elhamdulillah
    Şol karşıki dağları meşeleri bağları
    Sağlık safalık ile aştık elhamdulillah

    Kuru idik yaş olduk kanatlandık kuş olduk
    Birbirmize eş olduk uçtuk elhamdulillah
    Vardığımız illere şol safa gönüllere
    Halka tapduk manisin saçtık elhamdulillah

    Beri gel barışalım yad isen bilişelim
    Atımız eğerlendi estik elhamdulillah
    İndik Rum'u kışladık çok hayır şer işledik
    Uş bahar geldi geri göçtük elhamdulillah

    Dirildik pınar olduk irkildik ırmak olduk
    Artık denize dolduk taştık elhamdulillah
    Taptuğun tapusuna kul olduk kapusuna
    Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdulillah
     

Sayfayı Paylaş