1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Halk Şiirinde Nazım Biçimleri

Konusu 'Türkçe & Dilbilgisi & İmla Kuralları' forumundadır ve Suskun tarafından 23 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    HALK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ​


    Halk şiirinde ,mani ve koşma tipi olmak üzere iki ana biçim vardır.Diğer biçimler, bu iki ana biçimden çıkmıştır.Halk şiirinde, dizelerin kümelenişi, dizelerin hece sayısı ve uyak düzenine biçim adı verilir.
    Halk şiirinde bazı türlerde dize sayısı üçe inmekte veya dörtten çok olmaktadır. Fakat, bu durum halk şiirinin dörtlüklerden oluştuğu ilkesine ters düşmez. Türü belirleyen, onun ezgisi olduğu için, halk şiirinde belirli kurallara bağlı nazım biçimlerinden çok, belirli ezgilere bağlı türler vardır. Halk şiirinde nazım biçimlerinin sayısı çok azdır. Bazıları, çok az farklılıkla birbirinin içinden çıkmıştır.Mesela,türkü ve varsağı nazım şekilleri koşmadan doğmuştur. Halk şiirindeki başlıca nazım biçimleri ise şunlardır:
    1-Mani
    2-Türkü
    3-Koşma
    4-Destan
    5-Semai
    6-Varsağı
    Bunlardan mani ve türkü anonim halk edebiyatının, diğerleri ise aşık edebiyatının nazım şekilleridir.


    MANİ
    Türk halk şiirinin en küçük nazım şeklidir. Mani kelimesinin kökü ve kaynağı hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Ahmet Vefik Paşa“Lehçe-i Osmani” adlı eserinde “ mani, maani, usulsüz, darpsız, elhan ile teganni olunan vezinsiz, manasız güfte” şeklinde tanımlar. Niyazi Eset ,“Mukayeseli Maniler” adlı kitabında mani kelimesinin adam, soy sop anlamına gelen “ man ” kelimesine “ i ” nispet eki getirilerek insani, beşeri anlamlarına gelen bir kelime olduğunu söyler. Fuat Köprülü ve Veled Çelebi ise, mani kelimesinin Arapça “mana” dan bozulduğunu ileri sürerler. Bütün bu görüşler, mani kelimesinin kökeni konusunda kesin bir bilgi vermemekle birlikte, Arapça ma’na kelimesinden geldiği fikrine ağırlık kazandırmaktadır.
    Maninin çeşitli kaynaklarda şu şekilde tanımı yapılmaktadır:
    “Türk Halkı Edebiyatı’nda yarayıcısı adsız halk sanatçıları olan, dörtlük şeklindeki şiir türü.”“Genellikle birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı olan, daha çok hecenin yedili ölçüsüyle söylenen halk şiiri.”“Man, Sözlü Halk Edebiyatı ürünlerindendir. Dört dizeden oluşan nazım şeklidir.”
    Mani çok geniş bir coğrafi alana yayılmıştır. Türkiye sınırları içinde Denizli’de mana, Urfa’da kadınlar arasında me’ani, erkekler arasında hoyrat (veya horyat), Doğu Karadeniz bölgesinde ise karşı-beri kavramları kullanılmaktadır. Karşı-beri’lerde karşılıklı olarak ve sıra ile kişiler iki dize söylerler; ikinci dizeler kendi arasında kafiyelidir. Türkiye dışında Azerbaycan’da hayatı, Irak’taki Türkler arasında hoyrat, Kazan ve Kırgız Türkleri arasında aytipa, kayım öleng veya ülenek, Tatarlar arasında çinik, cinig, cink, şın, Kırım Tatarlarında mane, Özbek Türkleri arasında koşuk, aşula kelimeleri kullanılmaktadır.

    Mani yerine kullanılan diğer sözcükler ise şunlardır:
    1-Acem Manisi:
    Bu sözü Evliya Çelebi kullanmıştır. Acem Sözü Azeri anlamda kullanılmıştır.
    2-Akışta: Kars yöresinde zincirleme mani metinlerinin eklenmesiyle oluşan şekillere bu ad verilir.
    3-Ala Gözlüm-Kömür Gözlüm: Eğin yöresinde 11 heceli düz manilere bu ad verilir.
    4-Arandak-Aşule: Saadettin Nüzhet Ergun, islamiyetten önce maninin bu adlarla adlandırıldığını belirtir.
    5-Bayatı: Doğu Anadolu yöresinde kullanılır ve Türk boylarından türemiştir.
    6-Berete: Halay çekilirken karşılıklı söylenen mani yapılı türkülerdir.
    7-Cır: Kırım Türkleri arasında kullanılır.
    8-Döndürme: Doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde kullanılır.
    9-Dörtleme: Mani dört dizeden oluştuğu için bu ad da verilir.
    10-Peşrevi: Kars yöresinde halk hikayelerinin türkü bentleri arasına sıkıştırılan manilere bu ad verilir.
    11-Şın: Gagavuz Türkleri arasında kullanılır.
    Mani halkın ortak malı olduğu için yaratıcısı belli değildir. Maniyi genelde kadınlar söyler. Karşılıklı manilerde kadınlarla erkekler karşılıklı da söyleyebilirler. Aşıklar, maniciliği meslek edinmemişler ara sıra, gerektikçe mani söylemişlerdir. Mani söyleyene manici; mani söylemeye de mani yakmak, mani düzmek, mani atmak denir.
    Mani, anonim halk şiirinin en yaygın şeklidir. 7 heceli, dört dizelidir. Uyak düzeninin diğer şekillere uymaması ve tek dörtlükten oluşması en belirgin özelliğidir.
    Rubailerin bu nazım şeklinden ortaya çıktığı ve 14.-15. yüzyılda görülen “tuyuğ” nazım şeklinin de mani etkisiyle oluştuğu sanılmaktadır.

    Uyak düzeni ise; birinci, ikinci ve dördüncü dizeler birbiriyle uyaklı, üçüncü dize serbest şekildedir (a a x a). Birinci ve üçüncü dizeleri serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı maniler de vardır ( x a x a). Manilerde asıl anlam üçüncü ve dördüncü dizeler üzerindedir. İlk iki dize ise, asıl anlamı veren son iki dizeye bir hazırlık yapılmasını sağlayan, somut nesneler, genellikle doğa ile ilgili görüntüler, manicinin çevre ile ilgili gözlemlerini v.b. anlatan doldurma dizelerdir. İlk iki dize, maninin bütünlüğü içerisinde herhangi bir anlam tamamlamaz, ancak bazen bu anlam bütünlüğüne, katkıda bulunabilir. İlk iki dize, çeşitli manilerde değiştirilebildiği halde üçüncü ve anlamın bütün yükünü üzerinde toplayan dördüncü dize hemen hemen hiç değiştirilemez.
    Maniler sadece dörtlüklerden oluşmaz, 7 heceli manilerin dışında kesik mani, artık mani, deyiş adı verilen manilerde vardır. Bunlarda dize sayıları 14’e kadar çıkabilir. Dize sayısı 4’ten fazla olan manilerde hece sayısı ilk dizede 7’den azdır. Uyak düzeni ise a x a x a şeklindedir. 6 ve 6’dan fazla dizeye sahip manilerin uyak düzeni ise; aa x a x a ... şeklindedir.

    YAPILARINA GÖRE MANİLER
    Yapılarına göre başlıca dört tip mani vardır. Bunlar; düz mani, kesik mani, artık mani ve deyiş adı verilen manilerdir.
    1-Düz Mani: Dört dizeden oluşan, yedi heceli, kafiye düzeni a a x a olan ve kafiyeleri genellikle cinassız olan manilerdir. Bunlara “tam mani”de denir.
    ÖRNEKLER
    Bahçelerde saz olur
    Gül açılır yaz olur
    Ben yarime gül demem
    Gülün ömrü az olur
    Uzaklar seçilmiyor
    Gönüldür geçilmiyor
    Gönül bir top ibrişim
    Dolaşmış açılmıyor

    2-Kesik Mani: Birinci dizenin hece sayısı yediden az olan, uyakları cinaslı olduğu için “cinaslı mani” de denilen manilerdir. Birinci dizedeki sözcük cinaslı uyağı oluşturur. İlk dizedeki sözcük ya da söz öbeği düşünceye giriş ve uyağa başlangıç niteliğini taşır. Maninin yapısında ve anlamında bir aksaklığa yol açmaz. Kesik manilerde anlam birimi beyit üzerinde toplanmıştır. Her beyitin kendi içerisinde bir anlamı vardır. Aradan bir beyit çıkarılsa dahi maninin anlamında ve yapısında bir bozukluk olmaz.
    Kesik maniler, kesik dizeler de hesaba katılarak en az 4 en çok 18 dizedir. Bu tür manilerin kafiye şeması iki türlüdür: a a x a x a x a ...
    a x a x a x a x ...
    ÖRNEKLER
    Ak sadeler
    Giyinir ak sadeler
    Gözlerimin yaşları
    Mermere aksa deler

    Yara sızlar
    Ok değmiş yara sızlar
    Yaralının halinden
    Ne bilsin yarasızlar

    3-Artık Mani:
    4 dizeli düz maninin sonuna, aynı uyakta başka dizeler eklenerek söylenen manilerdir.Yedekli mani de denilen artık manileri ,kesik manilerle karıştırmamak gerekir; kesik manilerde cinaslı uyağın kullanılmasına karşılık artık manilerde cinaslı uyak kullanılmaz. Eklenen dizeler ya dört dizelik genel maninin anlamını pekiştirir ya da kendi içinde bir anlam bütünlüğü oluşturur. Kafiye şeması ise şu şekillerde olabilir:
    aaxaxa ya da axaxax.

    ÖRNEKLER
    İlkbahara yaz derler
    Şirin söze naz derler
    Kime derdim söylesem
    Bu dert sana az derler
    Kendin ettin kendine
    Yana yana gez derler

    4-Deyiş: İki kişinin karşılıklı olarak söyledikleri manilere deyiş adı verilir. Bu tür manilere “Karşılıklı mani” de denir. Sorulu cevaplı şekilde düzenlenir. Bazen maninin kimin tarafından söylendiği de belirtilir. Bu maniler genelde kızlar arasında, delikanlı-kız, ana-oğul, baba-oğul arasında söylenir. Bazı deyişler soru cevap şeklinde değil de belirli bir konu üzerine söylenir. Bu tür manilerde, genellikle konu ile ilgili bir sözcük ya da söz öbeği her manide tekrarlanır.
    ÖRNEKLER
    Kadın- Altınım alma beni
    Dillere salma beni
    Götür sarrafa göster
    Kalp isem alma beni
    Erkek- Altınsın aldım seni
    Dillere salmam seni
    Sarraf seni neylesin
    Beğendim aldım seni
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    TÜRKÜ
    Türkü, anonim halk şiirinin kendine özgü bir ezgiyle söylenen,kavuştaklı bir nazım şekli ve türüdür.Türkü, ezgisiyle diğer türlerden ayrılır. Daha önce mani veya koşma tipiyle söylenen bir nazım, türkü ezgisiyle söylenirse türkü olur.
    Hikmet Dizdaroğlu, Halk Şiirinde Türler adlı makalesinde, türkü kavramının kaynağının Türk sözcüğü olduğunu, bu sözcüğün sonuna nispet eki getirilerek Türki şeklinin elde edildiğini, bu sözcüğün zamanla türkü şekline döndüğünü söylemekte, A. K. Tecer’in bu konuda biraz daha fazla aydınlatıcı bilgi verdiğini, varsağı, türkmani gibi türkününde eski yıllardan doğmakla beraber, yabancı kültürlerle karşılaşılan bölgelerde (Irak,Suriye,Mısır...) ona verilmiş bir isim olabileceğini de ilave etmektedir.
    Türkü bentleri, yapı ve sözleri açısından iki bölümden oluşur.İlk bölümde türkünün asıl sözleri bulunur.Bu bölüme bent adı verilir.İkinci bölüm ise her bendin sonunda yinelenen nakarattır; bu bölümede bağlama veya kavuştak adı verilir.Bentler ve kavuştaklar, kendi aralarında kafiyelenirler. Türküler, hece ölçüsünün bütün kalıplarıyla söylenebilir; ancak genellikle yedili, sekizli ve on birli hece ölçüsü kullanılmıştır. Türkülerin konuları arasına aşk duyguları,günlük olaylardan etkilenmeler, savaşlardaki kahramanlıklar v. b. girmektedir. Başlangıçta bir kişinin yaratmasıyla ortaya çıkan türküler, bir süre sonra yeni eklenmelerle anonimleşir ve toplumun malı olur. Halk arasında geçen herhangi bir olay, türkünün yıkılmasına sebeb olabilir. Türküler, yaratıldıkları anda bestelenir ve çeşitli yollardan yurdun her köşesine yayılır.Türkü, bölgelerde türlü biçimlere girer; bazı dizeler düşer yerlerine yenileri eklenir.

    ÖRNEKLER
    Söğüdün yaprağı narindir narin
    İçerim yanıyor dışarım serin
    Zeynebi bu hafta ettiler gelin

    Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
    Üç köyün içinde şanlı Zeynebim

    Zeynep bu güzellik varmı soyunda
    Elvan elvan güller kokar koynunda
    Arife gününde bayram ayında

    Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
    Üç köyün içinde şanlı Zeynebim
    Zeynebe yaptırdım altından tarak
    Tara da zülfünü gerdana bırak
    Görüşmek isterim yollarım ırak

    Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
    Üç köyün içinde şanlı Zeynebim

    Zeynebin adı var alı neylesin
    Al yanak üstüne şalı neylesin
    Bu yosmalık dururken malı neylesin

    Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
    Üç köyün içinde şanlı Zeynebim


    KOŞMA
    Aşık edebiyatının en çok kullanılan nazım şekillerinden biridir. Köken olarak koş- mastarının türevidir. Hikmet Dizdaroğlu, koşma kelimesinin kökü olan koş- fiilini “Halk Şiirinde Türler” adlı esrinde zam ve ilave etmek, güfteye beste ilavesi şeklinde açıklamaktadır. R. Rahmeti Arat ise,koşma sözcüğünün koş- kökünden türediğini,başlangıçta “nazmetmek, nazım” anlamlarında kullanıldığını, sonradan kelimenin anlamının sınırlandırıldığını söyler ve düşüncesini şu örneklerle geliştirir:
    ...ança munça yiğip koştum “şöyle böyle toplayıp, nazmettim”
    ...kitabnı koşuban tükel kılganı “o, kitabını nazma çekip, tamamlamış.”
    Koşma, hecenin 11’li kalıbıyla yazılan ve söylenen, saz eşliğinde okunan, belirli bir uyak düzenine sahip, sevgi,ayrılık, doğa konularını işleyen bir doğa şiiridir.
    Bazen, 11’li kalıbın dışındaki şiirlerede koşma denir. Bunun sebebi, bu şiirlerin koşma ezgisiyle söylenmiş olmasıdır. Aşık edebiyatında koşma, bir nazım şekli olmasının yanı sıra bir ezgininde adıdır. (11 heceli kalıptan başka kalıplarla söylenmiş şiirlere de koşma ezgisiyle söylendiği zaman koşma adının verilmesi bu yüzdendir.)
    Koşma, dörtlüklerden oluşur, en az üç dörtlükten oluşur. Dörtlük sayısı 3 ile 5 arasında değişir. Dörtlük sayısı beşten fazla olan koşmalara da rastlanır.
    Koşmaların ilk dörtlüklerinde kafiyeleniş açısından değişiklikler görülür, bu nedenle üç ayrı kafiye şeması vardır:
    -----a -----a -----x
    -----a -----b -----b
    -----a -----a -----y
    -----b -----b -----b

    -----c -----c -----c
    -----c -----c -----c
    -----c -----c -----c
    -----b -----b -----b
    Koşmalarda ilk dörtlüğün 2. ve 4. dizeleriyle, sonraki dörtlüklerin 4. dizelerine bağlama adı verilir. Bu dizelerin tekrar (nakarat) edildiği de görülür. Koşmanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.
    Koşmalar, 7’li ve 8’li kalıpla da kurulabilir. Bunlara koşma adının verilmesi ezgisinden dolayıdır.
    Genelde lirik konuları işleyen koşmalar, aşk duygularını, üzüntüleri, acıları, sevgiliye kavuşma isteğini, ayrılıktan yakınmayı, doğayla ilgili türlü duygu ve düşünceleri işlerler. Ata sözleriyle süslenmiş, öğüt veren, kaderden, talihten yakınan konularda yazılmış koşmalar da vardır. Koşmalar, konularına göre, dört ayrı gruba ayrılırlar.
    KOŞMA
    Dinleyin bir güzeli meth edeyim
    Yiğide nisbetle yürüyüşlünün
    Can feda ederim böyle sunaya
    Bin türlü naz ile salınışlının

    Kadife şalvarlı tül libaslının
    Güvercin topuklu sarı mestlinin
    Elleri kınalı kumru neslinin
    Zülüfü gerdana tarayışlının

    Entari geyinmiş Freng irengi
    Yanaklar kırmızı elma irengi
    Saçları topuklu eyliyor cengi
    Bir hüma bakışlı on dört yaşlının

    Karac’oğlan der ki:Güzelin huyu
    Hezeren çubuğuna benziyor boyu
    Ab-ı kevser gibi lebinin suyu
    Peynirdir dilleri inci dişlinin
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    DESTAN
    Türk edebiyatının çeşitli dönemlerinde “destan”sözcüğü birbirinden az çok farklılık gösteren anlatı türleri için kullanılmıştır.
    Destan, kelime olarak dilimize Farsça’dan geçmiştir.Türkçe Sözlük’te; “1-Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağan üstü olayları konu alan şiir, epope.” “2-Bir kahramanlık hikayesini veya bir olayı anlatan koşma şeklinde, ölçüsü11’li hece şeklinde olan halk şiiri şeklinde tanımlanır.”
    Destanla ilgili değişik tanımları şu şekilde sıralayabiliriz:
    “Türk Halk edebiyatında, koşmayı andıran; ancak dörtlük sayısı konuya göre oldukça artabilen tür.” “Türk Halk edebiyatında yankı uyandıran savaş, kıtlık deprem v.b. olayları veya bazı güldürücü konuları hece ölçüsünde ve koşma nazım şekline uygun olarak işleyen, dörtlük sayısı konuya göre istenildiği kadar artabilen şiir türü şeklinde değerlendirebiliriz.”
    “Aşıkların en çok 11, bazan da 7 ya da 8’li hece ölçüsüyle söylediği, uyak yönünden koşmaya benzeyen;ama dörtlük sayısı ve anlamıyla koşmadan farklı, kendine özgü gelenekselleşmiş konular yanında türlü olaylardan söz eden şiirlere destan adı verilir.”
    Destanın batı dillerindeki karşılığı ise legende ve epope’dir. Türkçe de efsane anlamıyla kullanılan legende, Latince kökenlidir. Anlamı ise“ermişlerin yaşam öyküsü”geleneksel halk hikayesi, fabl, mit masalı tarihtir. Yunancadan gelen epope ise “destan, kahramanlıklar, kahramanlıklar zinciri” grçek ve gerçeküstülüklerin karışık olduğu uzun şiir, amacı büyük tarihsel olayları ve kahramanlıkları anlatmak olan tarih anlamındadır.
    Türk halk edebiyatında kullanılan destan terimi legende ve epope anlamlarını içerdiği gibi, aşıklık geleneğinin yaşatmış olduğu türlerden birinin de adıdır. Zaten, bu çalışmanın asıl konusu da, aşıklık geleneğindeki destan türü oluşturmaktadır.
    Destan, toplumu yakından ilgilendiren savaş, ayaklanma, eşkıyalık, kıtlık, deprem, yangın, bulaşıcı hastalık salgını v. b. çeşitli olaylar, toplumsal yergi ve eleştiriler, öğütler; cimrilik, dalkavukluk, korkaklık v. b. gülünç olaylar; züğürtlük, mirasyedilik, çapkınlık v. b. acı yada gülünç hayat olayları; pire, tahta kurusu, boz öküz, uyuz v. b. şeylerle ilgili komik olaylar üzerine oluşturulur.

    DESTANLARIN BİÇİMSEL ÖZELLİKLERİ
    Ölçü:

    Halk şiirinin diğer türleri gibi destanlar da hece ölçüsüyle söylenirler.P.Naili Boratav’a göre “...destanlarda ölçü genellikle 11’lidir.Konuları ile destanlara yaklaşan 8’li şiirlere de seyrek olarak rastlanır.”Ancak kaynaklar, destanın genel olarak 8’li ve 11’li hece ölçüsüyle yazılıp, söylenildiğini kabul ederler.

    DÖRTLÜK SAYISI
    Genel olarak dörder dizelik bentlerden oluşur.”Destanlar için dörtlük sayıları bakımından bir sınırlandırma yoktur. Genellikle kendisine en çok benzeyen koşmadan, dörtlük sayısının fazlalığı yönünden ayrılırlar.”Dörtlük sayısı Meydan Larousse’de “4 ila 121” arasında kabul edilirken, P.Naili Boratav, daha yuvarlak bir rakam vererek “8-10 ila 100 bent”arasında olduğunu kabul etmiştir.Başka kaynaklarda ise bu sayının “150’yi”bulabileceği belirtilmektedir.
    Fuat Özdemir ise, destanların dörtlük sayıları konusunda birbirine yakın sayıların (5-7) verilemeyeceğini belirtmiştir. Çünkü”destanın asıl amacı, bir olayı anlatmak olduğu için, konunun destanlardaki dörtlük sayısını çoğaltıp, azaltmaktaki payı büyüktür. Toplumu çok derinden etkileyen bir olayı anlatıyorsa, destanların dörtlük sayılarında çoğunlukla bir artış söz konusudur. Örneğin savaş, kıtlık, doğal yıkım gibi toplumun büyük kesimlerini etkileyen olaylardan kaynaklanan destanlar, genellikle uzundurlar.”
    Uyak Örgüsü :
    Destan, nazım şekli açısından koşmaya benzer. Kafiye örgüsü de koşmada olduğu gibi ilk bentte: aaab veya abab veya xbyb daha sonraki bentlerde ise cccb, dddb... şeklindedir.
    Mani şekliyle düzenlenmiş destanlar da vardır. Mani şeklindeki destanlarda, dörtlüklerin bütün dizeleri arasında anlam birliği vardır.Manide ise, dörtlüğün ilk dizesi ile son iki dizesi arasında anlam birliği yoktur. Destan da koşma, semai, varsağı gibi kendine has bir ezgiyle söylenir.
    “Koşma tipindeki şiirlerin zincirleme şekline en çok destanlarda rastlanır. Ezberlemeyi kolaylaştırmak için şairler destan söylerken, bu yola genellikle başvururlar.”
    “Kaynaklara göre, koşma tipi destanların Anadolu Halk şiirindeki en eski örneği, Baykan takma adını kullanan Kars’lı bir şair adına kayıtlıdır. Timur’un 1386 yılında Kars’lı Karakoyunlular’dan alması üzerine söylenmiş olan bu destan, koşma tipindedir. 11 heceli ve 8 kıtalıdır.
    Anadolu’da mani tipi destanın en eski yaratıcısı da Bahşi adlı bir saz şairidir. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de himmet “çaba, gayret” inayet “yardım” mürüvvet “iyilik” seyran “gezip, dolaşma” mansıp “mevki” gülbang “bir ağızdan okunan dua, bir ağızdan icraat”
    DESTAN
    Nolaydı da Kazanoğlu’m nolaydı
    Sen ölmeden bana ecel geleydi
    Bir çıkımlık canımı da alaydı
    Böyle rüsvay olmasaydık cihanda

    Neyledik de Hakka büyük söyledik
    Ne akılla *****leri dinledik
    Cahil idik nettiğimiz bilmedik
    Aciz çıktı bak adımız her yanda

    Beyim gelir arkasında bin atlı
    Cümlesi de sanki kuştu kanatlı
    Ölürsek derdimiz olur bin katlı
    Yar yetimi kalır mıydı meydanda



    SEMAİ

    Semai, halk şiirinin sekizli hece ölçüsü ile ve koşma biçimi ile söylenen bir nazım şeklidir. Koşma gibi en az 3 en çok da 5 ya da 6 dörtlükten oluşur; ancak dörtlük sayısı 6’dan fazla olanlar da rastlanabilir. Semai kelimesi, Arapça sema “işitme” sözcüğünden türemiştir. Dolayısıyla semai kelimesi “işiterek öğrenme” anlamına gelir.
    Halk edebiyatında aruz ölçüsü ile söylenmiş semailerde vardır. Bunlar, Divan edebiyatına özenen aşıklarca düzenlenmiştir. Bizim için önemli olan ise hece ölçüsü ile söylenendir. Zaten saz şairlerinin asıl başarı gösterdiği semailer, hece ölçüsü ile olanlardır. Koşma biçiminde ve sekizli hece ölçüsü ile oluşturulan bu semailer, duraklı (4+4) veya duraksız olur.
    Semailerde daha çok sevgi, doğa, güzellik gibi koşmada işlenen konular kullanılır. Koşmaya göre, daha canlı ve kıvrak bir üslubu vardır.

    ÖRNEKLER
    Güzel ne güzel olmuşsun
    Görülmeyi görülmeyi
    Siyah zülfün halkalanmış
    Örülmeyi örülmeyi

    Bahçende gülün dallanmış
    Şeyda bülbüller dillenmiş
    Güzel dudağın ballanmış
    Sorulmayı sorulmayı

    Mendilim yudum arıttım
    Gülün dalında kuruttum
    Adı ne idi unuttum
    Sorulmayı sorulmayı


    İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif deyi
    Deli önül Abdal olmuş
    Gezer Elif deyi deyi
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    VARSAĞI
    “Varsağı Güney Anadolu Bölgesi’nde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir biçimdir.”Varsak veya Farsak, Maraş’tan İçel’e kadar uzanan geniş alanda yaşayan, yazı Maraş ve Elbistan yaylalarında, kışı Çukurova civarında geçiren bir Türk aşiretidir.
    Varsağı ile ilgili bir başka açıklama ise şöyledir:Varsağı, Arapça “i” ekiyle kurulan varsağı sözünün söylenişinin Türkçeleşmiş şeklidir; “Varsaklara özgü bir ezgi ile söylenen bir çeşit halk türküsü ve şiiri” anlamındadır.Bu yolla kurulan daha başka ezgi ve nazım türü adları da vardır: türkü (Türki: Türklere özgü), türkmani (Türkmani: Türkmenlere özgü ) , bayatı ( Bayati: Bayat boyuna özgü )
    Koşmanın özel bir ezgi ile söylenen şekli olan Varsağı, daha çok hece vezninin 8’li hece kalıbıyla söylenir;ancak 11’li hece kalıbıyla söylenenleri de vardır. Kafiye şeması koşmayla aynıdır. Varsağı şekil olarak semai ile de ortak özelliklere sahiptir. Ayrıldıkları nokta ezgidir. Varsağılarda yiğitçe bir hava vardır. M. Fuat Köprülü’ye göre, varsağıların erkekçe bir lisanla ve değişik bir eda ile yazılması şarttır. Dörtlük sayısı en az 3 en fazla 5 olan varsağılar, bazen 5’den daha fazla da olabilirler.

    Tarihten şikayet, tabiata meydan okuma, yiğitçe deyişler, varsağıların başlıca konusunu oluşturur.
    Eski kaynaklarda da türkü kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılan varsağı, Anadolu’da ve Azerbaycan’da çok ilgi görmüş, birçok saz şairi tarafından kullanılmıştır. Hatta 4. Murat, çok sevdiği arkadaşı Musa Çelebi’nin öldürülmesi Üzerine 17. y.y. saz şairlerinden Aşık’ı örnek alarak:
    Yola düşüp giden dilber
    Musa’m eğlendi gelmedi
    Yoksa yol mu şaştı
    Musa’m eğlendi gelmedi ‘dörtlüğüyle başlayan varsağıyı yazmıştır.
    Varsağılara yiğitçe bir hava verebilmek için “behey, bre, hey hey gidi ...”ünlemler katılır. Ezgisi bilinmeyen bir şiirin varsağı olup olmadığını bu gibi ünlemlerden anlayabiliriz.Ancak her zaman için varsağılarda bu ünlemler bulunur gibi bir kural da yoktur. Bazı varsağılarda bir üzüntü, bir acıma ifadesi de işlenir. Yukarıda tek dörtlüğünü aldığımız varsağı bunun bir örneğidir. Yani bazı varsağılarda bir ağıt havası da vardır.
    En çok varsağı söyleyen ve bu şeklin en güzel örneklerini veren şairimiz Karacaoğlan’dır.
    ÖRNEKLER:
    Behey ala gözlü dilber
    Vaktın geçer demedin mi
    Harami olmuş gözlerin
    Beller keser demedin mi

    Bak şu kaşa bak şu göze
    Ciğer kebab oldu köze
    Yakasız gömlekler bize
    Felek biçer demedim mi



    AĞIT
    Ağıt terimi bir törene bağlı olsun olmasın, acıklı bir olayı konu alan ve metni de bu olayı hatırlamaya, bütün yoğunluğuyla yaşamaya elverişli türkülerin bütünü adlandırılır.
    “Bu gün için folklor özelliği olan ve genel kaynağını ilkel çağlarda yaşanmış dini tutkulardan almakla birlikte, toplumun hayat şeklini yönlendiren, emsali arasında farklı bir kişiliğe sahip olan fertlerin ölümü ile, onların hatırasını yaşayacak nitelikte ahenkli söz ve nağmenin birlikte şekillendirdiği şiire ağıt adı verilmektedir.”
    “Ağıtlar, sızlayan kalplerin, dayanılmaz acıların, akan göz yaşlarının, yanık yüreklerin çare arayan feryadıdır. Yavrusunu yitiren ana, sevgilisine kavuşamayan aşık, yatağında inleyen hasta, sıla hasretiyle yanan garip, duygularını, ıstıraplarını ağıtlarla dile getirir.”
    Ağıt, Divan edebiyatında mersiye olarak isimlendirilir. Genellikle beklenmeyen bir ölümle hayatını kaybeden kişilerin arkasından duyulan üzüntülerin bir bütün olarak ifade edilmesi, anonim edebiyatımızda ağıt türünü oluşturmuştur.
    Ağıt denilince akla hemen ölümün gelmesine karşın savaş, deprem, yangın, sel, gibi doğal afetler üzerine çeşitli kaza ve hastalıklara, askere veya gurbete gönderilen akrabalara, kaybedilen eşyalara ve hayvanlara da ağıtların söylendiği bir gerçektir.
    “Anadolu Türkçesinde ağıt, bozlak, Azerbaycan dilindeki ağıt eş anlamlı:ağla-bozla-fiillerini vermiş olan bir köke çıkar, yas kelimesi ise Arapça “kader” anlamına gelen “ye-s” den gelir.”
    Sözlü gelenekte gerek töreni gerekse çağrılan metni ve onun ezgisini adlandırmak için özel deyimler vardır; ancak bu deyimlerde bir anlam kesinliği yoktur. Ağıt yerine kimi zaman acıklı türkü, deme, bozlak, gelin ağıtı, gelin yası, ölüm acısı gibi deyimlerde kullanılır.
    Ağıt söyleme geleneği toplumumuzda oldukça yaygındır. Hatta bu konuda uzmanlaşmış, özel ağıt söyleyiciler dahi vardır. Bu kişiler acıklı olaya konu olan kişiyi tanımasalar bile çevreden edindikleri bilgilere dayanarak, klasikleşmiş ağıt ile olay hakkında oldukça duygu yüklü ağıtlar söyleyebilirler.
    Ağıt yakmanın Türk toplumunda çok eski bir geçmişi vardır. Ağıtlarla yakın ilgisi bulunan eski Türklerin üç önemli töreni vardır. Bunlar, “sığır”, “şölen”, ve “yuğ” dur.
    İslamiyetten önceki dönemde ünlü bir kişinin ölümünden sonra yapılan ve yuğ adı verilen dinsel yas törenlerinde “sagu” denen şiirler söylenirdi. Bu şiirlerde ölünün iyilikleri, yaşarken yaptığı işler anlatılırdı. Bugün elimizde ünlü yiğit Alp Er Tunga için söylenmiş bir sagudan parçalar vardır:
    Alp Er Tunga öldü mü
    İsiz ajun kaldı mu
    Ödlek öçin aldı mu
    Emdi yürek yırtılur
    (Alp Er Tunga “Hakan Efrasiyab” öldü mü? ***** dünya ondan kurtuldu mu? Zaman ondan öcünü aldı mı? Şimdi onun mülkü üzerine-zamaneye kızarak-yürek parçalanır)
    Bilge bükü yunçıdı
    Ajun eti yençidi
    Erdem eti tınçıdı
    Yerge tegip sürtülür
    (Bilginler, akıllı kişiler kötüleşti, dünya, zaman onların etini ısırdı;faziletin bile vücudu bozuldu, çürüdü, koktu.Bu yüzden de yere değip sürtülür.)

    AĞITLARIN ÖZELLİKLERİ
    Genellikle kadınlar tarafından söylenen ağıtlarda, ölen kişilerin yaptığı işler, iyi yönleri, güzel tarafları anlatılır. Ağıtta hiçbir zaman ölen kişiyi küçük düşürecek veya onu yerecek sözler kullanılmamıştır. Bazı ağıtlarda ise, kişi ölmemiş gibi düşünülerek, yaptığı işlerden, giyinişinden, atından ... bahsedilir.

    ÖRNEK:
    Aman başım çevriliyor
    Yol nereden ayrılıyor
    Ağ selverim ata binmiş
    Mat beliği savrılıyor
    Bir ağıdın söylenebilmesi için aşağıdaki şartların bir arada ve bir bütün olarak bulunması gerekir:
    1-Ölümün trajik bir olay içerisinde meydana gelmesi
    2-Ölen kişinin (kadın veya erkek) mutlaka bazı özelliklere sahip olması:
    a) Çevrenin ve akranlarının sevgi ve takdirini kazanması
    b) Seçkin bir kişiliğe sahip olmalı

    AĞITLARIN SÖYLEYİCİLERİ
    Ağıtların söyleyicileri farklılık gösterir. Bazı ağıtları ölen kişinin akrabaları (eşi, çocukları, anne.)
    AĞIT ÖRNEKLERİ
    (Yoksul bir çoban olan ozan bu ağıtı ölen karısı için söylemiştir.)
    Yurt yuva kıldığın tenli mereği
    Düzüp kotardığın tepir eleği
    Şu kavdan yaptığın tecir tereği
    Divan-ı Bari’ye yadigar götür
    Yetim gömleğini diken iğneyi
    Her gün yal verdiğin topal ineği
    Ayran topladığın şu ak küleği
    Mahşer yığnağına sakla sar götür
     

Sayfayı Paylaş