1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hanefi avcı haykırıyor, ey devlet neredesin, diyor! Ey türk yargısı, ey adalet nerede

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve kısacaben tarafından 29 Eylül 2010 başlatılmıştır.

  1. kısacaben

    kısacaben Katılımcı

    Katılım:
    29 Haziran 2010
    Mesajlar:
    198
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    HANEFİ AVCI'NIN YAZDIKLARINI İYİ OKUYUN EY DEVLET!

    İDDİALAR DOĞRU İSE EĞER;

    CEMAAT BİR TERÖR ÖRGÜTÜNE DÖNÜŞMÜŞTÜR, GÖRMÜYOR MUSUNUZ?

    CEMAAT POLİSİ ÖRGÜTÜN SİLAHLI KANADI HALİNE GELMİŞTİR,

    GÖRMÜYOR MUSUNUZ?



    ÜLKEDE KİMSENİN GÜVENLİĞİ ARTIK KALMAMIŞTIR; KANUNSUZ DİNLEMELER, SAHTE BELGELER, HUKUKA DAYANMAYAN SAVCILIK İDDİALARI, HUKUKA DAYANMAYAN ARAMA KARARLARI İLE ARTIK ANAYASA İLE KORUNAN GÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEYE DÜŞMÜŞTÜR.



    YÜKSEK YARGI BİR İÇTİHAT KARARI ALMALI VE DERHAL İSTANBUL SORUŞTURMASINA EL KOYMALIDIR!

    YÜKSEK YARGI BİR İÇTİHAT KARARI ALMALI VE DERHAL, HANEFİ AVCI'NIN İDDİALARINI ARAŞTIRMALIDIR!

    AKSİ HALDE MEŞRU MÜDAFA HAKKIMIZI KULLANMAK DURUMUNA DÜŞERSEK, BUNUN SORUMLUSU GÖREVİNİ YAPMAYANLAR, YETKİSİNİ KULLANMAYANLAR OLACAKTIR!



    HANEFİ AVCI'NIN İDDİALARI HAYATİ BİR ÖNEM TAŞIMAKTADIR.

    BU İDDİALAR GÖRMEZDEN GELİNEMEZ!

    BU İDDİALAR YARGI İLE ORDUMUZUN BİR KOMPLO İLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR.

    TÜRK MİLLETİ YALNIZLIĞA İTİLMEKTEDİR, MİLLET'İ KİM KORUYACAK, CUMHURİYETİ KİM KORUYACAK?

    KİTAPTAN ÇIKARDIĞIM VE İDDİALARI ÖZETLEYEN BÖLÜMLER AŞAĞIDADIR, EY DEVLET, OKUYUN!

    ORDU İÇİNE SIZMIŞ KÖSTEBEKLER VAR....



    Sayfa 410

    Sarmusak olayı dolayısıyla, ordu içinde Batı Çalışma Grubu olarak adlandırılan gurubun tamamen sivil hükümeti zora sokmak amacıyla oluşturulmuş gizli illegal faaliyetlerinden haberdar olmuştum.

    Ayrıca ordu içindeki askeri kişilerden de çeşitli bilgiler geliyordu. Bu bilgiler nasıl geliyordu tam bilmiyorum ama bugün değerlendiğimde ordu içindeki cemaat yapısının bilgi sızdırma işini örgütlediğini anlıyorum.

    Bilgi ve belgeleri toplayanlar, bunları kullanabilecek olan bizim gibi kişilere ya yakın çevremizde çalışan taraftarları aracılığıyla ya da posta yoluyla ulaştırıyorlardı...



    ABDULKADİR AKSU'NUN OĞLU MURAT AKSU DA İŞİN İÇİNDE....Sayfa 417

    ...Bu arada tayinim çıkmadan önce eski KOM başkan yardımcısı Alper Yaz akaryakıt kaçakçılığı yaptığı bilinen Veysel Kadayıfçıoğlu adlı kişinin benim tayinimin başka yere çıkarılması için çalıştığı haberini göndermiş amam ben bunu fazla önemsememiştim.

    Bu şahsın, yaptığımız bir tahkikatta adı geçen bir mafya üyesi ile ilişkisi varmış. Biz operasyon öncesi tüm mafya ve mafya ile bağlantılı kişilerin mal varlığının tespit edilmesi için savcılık talimatı ile araştırma yaptığımız sırada, bu kişinin milyon dolarlar seviyesindeki hesabının bulunduğu bir banka şubesi ona haber vermesi üzerine yapılan tahkikatı öğrenmişti.

    Bundan dolayı benimle ve tayinimi başka bir yere çıkartmakla uğraşıyormuş. Daha sonra öğrendiğime göre bu kişi Diyarbakırlı çok zengin bir holding patronuymuş. Aynı zamanda İçişleri Bakanı'nın oğlu Murat Aksu ile yakın ilişki içindeymiş. İrtibatlı olduğu mafya üyesine de bakanın oğlu üzerinden bir şeyler yapmak isteyen biriymiş....



    CEMAAT'İN İSTİHBARATA SIZMIŞ KÖSTEBEĞİ VAR ....

    Hasan isimli komİser, kim olursa olsun, istenildiğinde herkes hakkında dosya temin edebiliyordu. Personel işlerindeki arkadaşından aldığını söylüyordu. Ama şimdi anlıyorum ki personel işlerindeki arkadaşından değil cemaatten alıyormuş.

    Daha sonra bu komiserin asklında bizdeki sırları alıp bir yerlere ve İçişleri Bakanına taşıdığını birinci ağızdan öğrendim.

    O gün benim etrafımda koşturan arkadaşlardan uzak duran pek çok kişiyi daireye ben almıştım, bana diğerlerinden daha yakın olmaları gerekirken uzak durmalarının planlı ve bir yerden alınan talimata dayandığını anlıyorum.

    Yeni öğrendiğim her şey beni şok ediyordu....

    Bu arda hazırlığını yaptığımız mafya üyeleri ile ilgili operasyonu İstanbul KOM birimi gerçekleştirmişti. Bu operasyonda, bizim tayinimizle uğraşan ve akaryakıt kaçakçılığından servet kazandığı söylenen Veysel Kadayıfçıoğlu isimli kişi de yakalandı.

    Üzerinde çıkan notlar, ve telefon irtibatları değerlendirildiğinde , aslında hesap içinde hesap olduğu, beni tayin ettirme girişiminde bir çok kişinin rol aldığını, dava açan eski Başkanı bularak onu yeniden dilekçe vermeye zorladıklarını, bu bahaneye sarılarak tayinimin çıktığını anladım.

    Benim yanımda çalışan müdürlerin, bazı siyasi kişilerin, bakanın yakınlarının, operasyonda zarar gören kişilerin, ve eski Başkanın zaman zaman bir araya gelip plan yaptıklarını, olmayan mahkeme kararı var denerek hakkımda işlem yapıldığını anlamış oldum...



    SAHTE BELGELER ÜRETİLİYOR...Sayfa 425

    ...Sabri Uzun'un görevden alınmasının askerin talebi üzerine olduğu iddiası çok konuşuluyordu. Kendisi de, bizler de, o zamanlar buna inanıyorduk. Fakat sonra bazı emareler çıkmaya başladı.

    İlki; hakkındaki mal varlığı ile ilgili mektuptu...

    Bugün o ihbar mektuplarının İstihbarat dairesindeki cemaat yapısının hep birlikte yazdığından şüphe yoktur....

    İkici gösterge ise, Sabri ağabeyin görevden alınması sonarsında en sevdiği, el üstünde tuttuğu şube müdürleri dahil tüm istihbarat dairesi personeli toplu bir vefasızlık örneği göstererek kendisini hiç arayıp sormadıklarını öğrendim...

    Neden tüm personel aynı tavrı gösteriyordu, bir olayda 30-40 kişinin aynı tavrı göstermesi mümkün değildi. Eğer gösteriyorlarsa ya bu kişilerin arasında hiyerarşik bir yapı vardı ve üst makamlar böyle emir vermişti ya da bu kişiler aynı ideolojik guruba mensuptular ve gurubun politikası gereği böyle davranıyorlardı...

    Cemaat inanların hareketlerine karışıyor, onların özgürlüklerini ve kişiliklerini yok ediyor, içinde olanlar cemaatin emirlerine karşı koyamıyor, bir dostuyla bile ilişki kuramıyordu. İnsan üzerinde bu kadar tahakküm kuran her yapı insanlık için çok tehlikelidir...



    DANIŞTAY- ERGENEKON BAĞLANTISI YOK...Sayfa...429

    Ahmet İlhan Gülerin görevden alınması....

    Merkez her türlü arşiv imkanına sahip olduğunu, bakanlık ve genel müdürlüğün imkanlarını kullanabildiğini ve istenen müfettişi görevlendirme olanağını elinde bulundurduğunu hesaplayarak bu olayda üstün gelmeyi planlıyordu.

    Mesele o kadar büyük boyutlara varmıştı ki, Hırant Dink olayındaki emniyet mensuplarının kusurlarını araştırmakla görevlendirilen mülkiye müfettişleri Ahmet'i suçlamak, hatta mahkemede cezalandırmak için nerdeyse sahte evrak bulmaya kadar her şey denemekten geri durmuyorlardı.

    İstihbarat dairesi ile beraber çalışıyorlardı, alenen taraflardı. Müfettişler atandığında, ilk davranışları makul olmayınca ve dikkati çekince, bakanlıkta tanıdığım ve güvendiğim mülkiye müfettişi arkadaşlara bu kişiler hakkında bilgi sordum.

    Birinin çevresinde Fettullah hoca cemaatinden olduğunun bilinmesinin haricinde bir sorunlarının olmadığını söyledi...

    ...Şu ortaya çıkmıştı: İstihbarat daire başkanlığı telefon detaylarını kimin ne zaman hangi numarayı incelediğinin tutulduğu log kayıtlarını değiştirmişti.

    Bu çok vahim bir durumdu.....

    Bu, sistemin güvenlik sübabıydı ve şimdi Daire başkanlığı bu kayıtları değiştiriyor, kimin hangi telefonu sorguladığı bilgilerinden istediğini çıkarabiliyordu. Bu, istediğini de koyabileceği anlamına geliyordu...

    Danıştay olayında faillerin Ergenekon'la ilişkilendirilmesini Ahmet ve Şaşmaz, yani İstanbul Emniyeti İstihbarat şubesi desteklememiştir.

    Bunun yanlış olduğunu, eldeki delillerle böyle bir bağlantının kurulamayacağını aksine Alparslan Aslan'ın her eylemden önce ve sonra şeyh Salih Kurter ile irtibat kurduğunu, Aslan'ın telefon HTS raporları iyi okunursa bu irtibatın daha tutarlı olduğunun görüleceğini savunmuşlardı. Aslında işte o gün Ahmet'in İstanbul'dan alınması gerektiğine karar verildiği kanaatindeyim.

    Ankara, Danıştay olayı ile Ergenekon bağlantısı kurmak istiyordu. Delilin olup olmaması önemli değildi, onlar bunu istiyordu, o kadar....



    POLİS VE ÖZEL YETKİLİ YARGI CEMAATİN ELİNDE ....Sayfa...435

    ....İşte Türkiye'de son yıllarda böyle bir planın uygulandığını görüyoruz.

    MİT'e hakim olsanız sadece bilgi toplarsınız, belki bunları saptayarak kullanabilirsiniz ama daha ilerisini yapamazsınız.

    Aksiyonel bir eylem gerçekleştirme arzusundaysanız, MİT size yetmez.

    Bu doğrultuda önce KOM Daire başkanlığı, sonra İstihbarat daire başkanlığı, ardından da İstanbul ve Ankara istihbarat şubesi ve buna paralel olarak özel yetkili mahkemelerin savcı ve hakimlerinin de belli oranda belli eğilimlerde olan kişilerden oluşturulduğunu bugün net olarak görmek mümkün...



    CEMAATE KARŞI ÇIKANLAR DÜZMECE SORUŞTURMALARLA TEMİZLENİYOR Sayfa...461...

    Emin aslan Olayı...

    ...Daha sonra öğrendim ki Emin beyin bilinen tüm telefonları hukuka aykırı biçimde istihbarat daire başkanlığınca uzun süreli olarak dinlenmişti. Yalnızca adı, hüviyeti değil her şeyi bilinen emin beyin telefonları başka isimler için alınmış kararlarla dinleniyordu. Yani hedef Emin beydi, onu hapse atmak ya da zorda bırakmak için tüm bu araştırmalar yapılmış, Habib Kanay vs ise bu işte bir fırsat olarak kullanılmıştı.

    Bu dosyadaki en tuhaf şeylerden birisi de dava dosyasındaki asıl suçun uyuşturucu madde imali ve satımı olmasına, bu suçla ilgili tüm olay ve faaliyetlerin İstanbul'da gerçekleşmesine rağmen tüm takip ve işlemler Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğünce yapılmıştır. İstanbul'da izlenecek kişiler izleme kararı alınan iş yerleri aylarca izlenmiş ama İstanbul'da hiç görevli kullanılmamış, yalnızca Ankara'dan gelen görevliler tüm işlemleri yürütmüştür...

    ...

    Ben şunu açık olarak iddia ediyorum ki herhangi bir hukukçu bu dosyayı ve tarafların iddialarını tarafsızlıkla incelediğinde Emin beyin bu davanın sanığı olamayacağını ve tahkikatı yapanlar hakkında tahkikat yapılması gerektiğini ifade edecektir.

    ..Ona bu kadar iftira edilebiliyorsa, cemaati, polisi, savcısı bir olup diğer polisleri her suçtan her olaydan yargılatabilirler. Cemaatin emniyet içerisindeki örgütlenmesine karşı çıkan hiçbir polisin teşkilatta tutunma imkanı yoktur...



    HEPİMİZİ KANUNSUZ OLARAK DİNLİYORLAR, DELİLLERİ BULUN..Sayfa..473

    Şunu kesin olarak iddia ediyorum, bu insanların tüm çevreleri İstihbarat Daire başkanlığınca aylarca dinlenmiş, takip edilmiş ve hukuka aykırı tüm yöntemler kullanılmıştır. Bir hakim ya da savcı gidip istihbarat dairesinde inceleme yapsa bu olayın tüm delillerini bulabilir. Bundan hiç şüphem yok, tahminimden fazlasının da olduğundan da görmüş kadar eminim.

    Peki Gülcü neden önemliydi?

    Birincisi belirttiğimiz üzere Emniyet teşkilatı içinde ki cemaatçi yapıya karşıydı ve çok şiddetli biçimde buna karşı tavır alıyordu. Fakat aynı zaman da hükümetin de iyi adamıydı. Neden silinmesine göz yumuldu?

    M. Gülcüğ arka planda cemaat tarafından desteklenen, yürütülmekte olan Ergenekon operasyonları dolayısıyla mahkemelerin Ergenekon Örgütü hakkında Emniyet genel müdürlüğüne sorduğu soruya istenenin aksine Ergenekon diye bir terör örgütünün kayıtlarında olmadığını yazmıştı....



    KARŞI ÇIKANLARIN HAYATI KARARIYOR... Sayfa....479

    Hükümetin bir çok üyesi veya bakanlar tarafından tanınıp bilindikleri ve sevildikleri için idari olarak görevden alınamayan Emin Aslan, Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya ve Faruk Ünsal gibi kişilerin, emniyet ve adliye içerisindeki cemaat mensuplarının dayanışmasıyla sadece görevden aldırmakla yetinilmeyip iftira ve komplolar tezgahlanarak en ağır suçlarla mahkemelerde yargılanmaları sağlandı....



    HANEFİ AVCI DA CEMAATİN HEDEFİNDE...Sayfa..483

    ...Şahıs devamla çok saygılı bir ses tonuyla "benim dinlenmemin ne kadar yanlış olduğunu, aslında dinlenin benim değil bana gizli bilgi veren bir kişi olduğunu, adını bilmediğini ama farklı isimler adına dinleme yapılıyor gösterildiğini" anlattı.

    Ben "nasıl mahkeme kararı alınır, bu kişi dinlemeyi gerektirecek bir faaliyette bulunan biri değil, ayrıca İstanbul'la hiç alakası yok" dediğimde ,

    artık durumların farklı olduğunu, "bazı mahkeme kararlarının isimsiz, adressiz, IMEI üzerinden, hatta başka anlamsız numaralar üzerinden alınabildiğini" anlattı.

    Anlattıkları inanılmazdı, bu adam imkansız şeyler söylüyordu....

    Önce randevu alarak içişleri bakanıyla görüşmek istedim....

    Özel kalem müdüründen randevu alarak gittim, durumu kendisine anlattım.

    "İstihbarat dairesinin kanunsuzca dinleme yaptığını, hatta yalnızca beni değil, bir çok kişiyi dinlediğini, bu yöntemle binlerce insanın hukuksuz olarak dinlendiğini, özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri bakanlığı yöneticilerini isim vererek dinlendiklerini" söyledim.....

    Sayın Beşir Atalay " o zaman biz burayı denetletelim" diye ekledi..

    ...İçişleri Bakanı ile görüştükten sonra olay yeri itibariyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'den, ardından özel yetkili mahkemenin başsavcı vekili Turan Çolakkadı'dan randevu aldım.....

    İstanbul'a gittim. Önce Aykut beyi ziyaret ettim. Belli oranda durumu anlatıp "hukuksuz dinlemeleri ve insanlara tuzak kuran kişiler olduğunu, bu tuzak kuran kişilerin kasıtlı tuzağına düşüyor görünüp onların tuzaklarının boşa çıkarmak gerektiğini, bunun için izleme ve dinleme kararlarına ihtiyaç duyulduğunu" anlattım....

    Ardından Turan beyi ziyaret ettim. Ona isimsiz ve hukuksuz istihbari-önleme dinlemelerinin olduğunu söyleyince, "bu görevlerin kendi savcılıklarını doğrudan ilgilendirmediğini, polis veya diğer istihbarat birimlerinin direk hakimle muhatap olduğunu, buradaki suçların da kendi savcılıkları değil normal savcıları ilgilendirdiğini" söyledi....

    Sonra Ankara'ya geldim. Başsavcı Hüseyin Poyrazoğlu ile görüştüm. O da Ergenekon terör örgütü üyesi olmaktan İstanbul başsavcısı gibi dinlenmişti.



    Konuşma sonunda "o da böyle bir tahkikatın Adalet bakanlığı üzerinden gelmesi gerektiğini, bakanlığın tüm bölgelerde araştırma başlatma imkanı olduğunu" söyledi....

    Hemen bir dilekçe hazırladım. Adalet ve içişleri bakanlılıkları, İstanbul Ankara cumhuriyet Başsavcılıkları, İstanbul ve Ankara özel yetkili başsavcı vekillikleri ve Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına ve başbakanlığa verilmek üzere dağıtımlı ancak bazı noktalarda birbirinden farklı dilekçelerdi,....

    Önce emniyet genel müdürlüğüne dilekçemi verdim...

    Sonra Adalet Bakanlığına..



    28 01 2010 tarihinde Ankara'da tüm il emniyet müdürlerinin katılımı ile emniyet genel müdürlüğünce bir toplantı tertiplenmişti.

    Toplantıya ara verildiğinde Emniyet genel müdürü Oğuz Kaan Köksal'ın beni görmek istediğini öğrendim.

    Toplantı yapılan binanın üst katında görüştüğümüzde bana " dilekçeni iade ediyoruz, müfettiş incelemesi yaptıramıyoruz çünkü bir defa müfettişler görevlendirilir ise kontrol edilemeyebilir, her şeyi araştırabilirler, bundan dolayı bakan dilekçenin iadesini istedi, ben de geri veriyorum", dedi...

    Bu arada Adalet Bakanlığındaki dilekçeme ne yapıldığıyla ilgili bilgi beklerken il savcılığından Adalet bakanlığına yaptığım 12. 01 2010 tarihli müracaat dilekçesinin 25 03 2010 tarihinde işleme konduğu tebligatını 31.03.2010 da aldım.

    80 gün dilekçem işlem konmadan bekletilmişti...



    DANIŞTAY, ERGENEKON BAĞI YOK...Sayfa....507

    On yıl sonra da Alparslan Aslan yine bu ülkede olacak, belki cezasını çekip çıkacak. Olayın tüm ayrıntılarını anlatacak. Bu olayın arkasında Ergenekon'u arayanların suni çabaları boşa çıkacak veya hepimizi kendi yalanlarına inandıracaklar. Gerçeği çarpıtarak yapılacak yargılamadan hiç kimse karlı çıkmayacaktır.

    İddialarım ispatı için istihbari dinleme kayıtlarına bakılması yeterli olacaktır. Muzaffer tekin başta olmak üzere Danıştay olayı ile ilgili olarak Alparslan Aslan ile irtibatlı olduğu iddia edilerek İstanbul'da göz altına alınan herkesin Danıştay olayından en az bir yıl önce dinlendiği ortaya çıkacaktır.



    CEMAATİN SİLAHLI GÜCÜNE KARŞI BİZİ KİM KORUYACAK...Sayfa...524

    Şu açık ve net; bir örgüt, cemaat adalete sızmış, kendi kurallarını uyguluyor, kendi operasyonlarını yapıyor. Ortada hukuk yok, kimsenin numara yapmasının, bilmiyoruz demesinin manası yok. Bütün avukatlar, gazeteciler, polisler verilecek kararların ne olacağını merak dahi etmiyor zira kararı net olarak hangi savcı ya da hakimin baktığı belirliyor, herkes bu durumun farkında ama hala kralın ne kadar güzel bir elbisesi var diyoruz. Kral çıplak!

    ...

    Bu durumdan herkes, en fazla da bugün bu durma yol açanlar zarar görecek. Böyle giderse iş adaletten çıkacak ve insanlar silaha sarılacak.

    İnsanların hayatları, şerefleri ile bu kadar oynanırsa, onlara en yakışıksız isnatlarda bulunulursa, hayatta onurlarından başka kaybedecekleri olmayanlar, kendilerine atılan lekeyi temizlemek için her şeyi yaparlar.

    Bu duruma çok uzak değiliz artık.



    CEMAAT BİR KISIM POLİSİ ELE GEÇİRDİ Sayfa.......525

    Oysa şimdi işler değişti. Bir gurup polis kritik noktaları ele geçirmiş, diğerlerine suç isnadını da aşan resmen iftira atmaktan geri durmuyor.

    ...Ben aslında bu psikolojiyi tanıyorum. Bir örgüte, ideolojik bir guruba ya da cemaate bağlandın mı, kişisel iradeni ve özgürlüğünü kaybedip o gurubun liderliğinin iradesine kendi iradeni teslim ediyordun. Yanlış ya da doğru diye bir şey kalmıyor, gurubun amaçları her şeyi belirliyor, hak da adalet de izafi hale geliyor....



    HEPİMİZİ KANUNSUZ DİNLİYORLAR...Sayfa..541

    Kozmik odalarda birkaç gün süren aramalar yapıldı. Askeri karargahlar, MİT blge müdürlüğü, Jandarma komutanlığı ile başta makamlar ve lojmanlar arandı. Elbette bir suç şüphesi var olduğunda arama yapılmalıdır ama burada hangi şüphe ve delil vardı, hangi iddialar üzerine buralar arandı?

    Şimdi ben açık adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları izamımı havi dilekçemde belirttim.

    Yasalarda bu türden dinlemelerin denetlenmesini emrediyor. İstihbarat dinlemelerinin her kurumun amirleri ve müfettişleri tarafından denetlenmesi emrediyor.

    Peki istihbarat Daire başkanlığının dinleme sistemleri ve evrakları neden denetlenmiyor, istihbarat kayıtları, TİB kayıtları, mahkemelerin bu konudaki kararları karşılaştırılarak kim hukuksuz dinleme yapıyor diye neden araştırma ve soruşturma başlatılmıyor?

    Savcılar ve ve hakimler istihbarat dairesine giderek arana yapıp tespitlerde bulunamazlar mı? İstihbarat dairesine cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur, buralar neden aranmaz?

    Kozmik bürodan daha mı gizli?

    Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada da ben açıkça ihbar ediyorum...



    ORDUYA SIZMIŞ KÖSTEBEKLER VAR..Sayfa...546

    Cemaatin istihbarat dairesindeki teknik personelinin bir süre önce yurt dışına giderek gizli ses ve görüntü kaydeden çok miktarda saat, kalem görünümünde teknik cihazlar aldığı, küçük dinleme sistemleri alıp askeri ve belli kurlardaki adamlarına verdiği, bu yöntemle ortam dinlemesi, gizli kayıtlar yaparak bilgi topladığını duymuştum.

    Bugün sık sık kaynağı belirsiz şekilde internete düşen ses ve görüntü kaynağı çoğunlukla bu tür bilgilerdir.

    İstihbarat daire başkanlığında rama yapılsa demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.....
     

Sayfayı Paylaş