1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hastalığın uzun dönemli sonuçları (prognoz) nelerdir?

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve ~meLek~ tarafından 20 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. ~meLek~
    Cadı

    ~meLek~ GalataSaray'ım

    Katılım:
    15 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    3.052
    Beğenileri:
    188
    Ödül Puanları:
    3.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci (:
    Yer:
    Napcan geLcenmi ki?
    Banka:
    109 ÇTL
    Çocukluk çağı BS hastalarında uzun süreli izleme ilişkin yeterli veri yoktur. Elimizdeki verilere dayanarak tedavi gerektirmeyen pek çok BS hastasının olduğunusöyleyebiliriz. Ne var ki, göz, sinir sistemi ve damar tutulumu olan çocuklar özel birtedavi ve takip gerektirir. Genç erkekler, bir şekilde hastalığı kızlardan daha ağır geçirirler. Gözler, hastalığın ilk birkaç yılı içinde tutulur. Özellikle bazı ırklarda (örn. Japonlar) görüldüğü gibi, damar tutulumu (akciğer atardamarlarının yırtılması ya dadiğer anevrizmalar), ağır merkezi sinir sistemi hastalığı, bağırsak ülserleri ve delinmeleriyle giden ender olgularda BS ölümcül olabilir. Uzun dönem problemlerin(morbidite) başlıca nedeni çok ağır seyredebilen göz hastalığıdır. Çocuğun büyümesi steroid tedavisine ikincil olarak duraklayabilir.

    Tam iyileşme mümkün müdür?
    Bazı hafif olgular tamamen iyileşebilir fakat genellikle çoğunda uzun süreli iyileşmedönemleri görülür.

    Hastalık çocuğun ve ailenin günlük hayatını nasıl etkileyebilir?
    Herhangi bir kronik hastalık gibi BS de çocuğun ve ailenin güncel hayatını etkiler. Eğer hastalık, göz ve diğer önemli organ tutulumu olmaksızın sürüyorsa genelde aile normal hayatını sürdürebilir. Bu grupta, en yaygın problem genellikle tekrarlayan ağız yaralarıdır, öyle ki, çoğu çocukta sorun olabilir. Bu lezyonlar çok ağrılı olup yeme içmeyi engelleyebilir. Göz tutulumu da aile için ciddi problem olabilir.

    Okula gidebilir mi?
    Kronik hastalığı olan çocukların eğitime devam etmesi gereklidir. BS’de eğer göz ya da diğer önemli organ tutulumu yoksa çocuk düzenli olarak okula gidebilir. Görmede azalma özel eğitim programlarını gerekli kılabilir.

    Spor yapabilir mi?
    Eğer yalnız deri ve mukoza tutulumu söz konusuysa çocuk spor aktivitelerinekatılabilir. Eklem iltihabı atakları sırasında spordan kaçınılmalıdır. BS’deki artrit kısasürelidir ve tamamen iyileşir. İltihap çözüldükten sonra hasta spora tekrar başlayabilir. Ancak, göz ve damar problemleri olan çocuklarda hareket kısıtlanmalıdır. Alt ekstremitelerde damar problemi olan çocukların uzun süre ayakta kalmaları tavsiye edilmez.

    Beslenme nasıl olmalıdır?
    Besin alımına karşı herhangi bir kısıtlama yoktur.

    İklim hastalığın seyrini etkileyebilir mi?
    Hayır, iklimin BS’nin seyri üzerine belirgin etkisi yoktur.

    Çocuk aşılanabilir mi?
    Çocuğun hangi aşıyı alabileceğine hekim karar vermelidir. Eğer hasta immün baskılayıcı ilaç ile tedavi ediliyorsa (steroid, azatioprin, siklosporin A, siklofosfamid, anti-TNF) canlı zayıflatılmış virüs aşılarıyla (kızamıkçık, kızamık, kabakulak, oralpolio) aşılanma ertelenmelidir. Canlı virüs içermeyip yalnız enfeksiyöz Protein içeren(tetanoz, difteri, polio salk, hepatit B, boğmaca, pnömokok, hemofilus, meningokok) aşılar uygulanabilir.

    Cinsel yaşam, gebelik ve doğum kontrol nasıl olmalıdır?
    Cinsel hayata ilişkin önemli problemlerden biri genital yaraların oluşmasıdır. Bunlartekrarlayıcı ve ağrılı olup cinsel birleşmeyi engelleyebilir. BS’li kadınlar hastalığıhafif geçirdiği için normal bir gebelik sürebilirler. Eğer immün baskılayıcı ilaç kullanıyorlarsa doğum kontrolü uygulamaları gereklidir. Bu nedenle doğum kontrolüiçin ve gebelik durumunda doktorlarına danışmaları gereklidir

    Ağız ile genital bölgelerde yaralara ve gözde iltihaba yol açan kronik bir hastalık olan Behçet hastalığının erkeklerde daha sık görüldüğü bildirildi.

    Hastalığın Türkiye'de görülme sıklığı 10 binde 37 olarak tespit edilirken, bir başka deyişle ülkemizde her 250 yetişkin kişiden birinin Behçet hastası olduğu belirtiliyor. Nedeni tam olarak bilinmediği için Behçet hastalığını tamamen geçiren veya yok eden bir tedavi henüz keşfedilemedi.

    Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı, Romatoloji Derneği Genel Sekreteri Prof.Dr. Ayhan Dinç, ağzında yara çıkan herkesin Behçet hastalığı endişesine kapılmamasını önerdi. Dinç, Muğla'da düzenlenen Romatoloji Kongresi'nde yaptığı konuşmada, ilk kez 1937 yılında Türk Dermatoloji Profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanan Behçet hastalığının temel tıp literatürüne Türk ismiyle geçen hastalıklardan biri olduğunu söyledi.

    Türkiye'de Behçet hastalığı konusunda çalışan çok sayıda akademisyen bulunduğunu belirten Dinç, Prof.Dr. Hasan Yazıcı'nın Dünya Behçet Konseyi başkanlığını başarıyla yürüttüğünü, çok sayıda Türk akademisyenin ise konseyin üyesi olduğunu bildirdi. Hastalığın ağızda oluşan yaralar ile kendisini gösterdiğini ifade eden Dinç, şöyle konuştu: "Bu durum her 6- 7 kişiden birinde görülüyor. Ancak tek başına gözüküyorsa buna Behçet demiyoruz buna sadece ağıza özgü başka bir hastalık diyoruz. Bu rahatsızlığa başka

    bulgular eşlik ediyorsa, yani sivilce bazı cilt bulguları, eklem şikayetleri, göz iltihabı, damar içi pıhtılaşmaları, beyin ve barsak problemleri eşlik ediyorsa o zaman hastalığa Behçet diyoruz."

    Ağız kenarında yara çıkan herkesin, 'Acaba Behçet hastası mıyım?' şeklinde gereksiz kaygılara kapıldığını anlatan Dinç, Behçet tanısını koyacak bir tanı testi bulunmadığını söyledi. Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu hastalık için kullandığımız Behçet testi aslında cilt testidir, cilde iğne batırılarak yapılır. 100 hastanın 30'unda pozitif çıkar, o yüzden çok mantıklı değil, bu testle olup olmadığını anlamak. Biz bu hastaları geniş bir muayeneden geçirip fark etmediği bir bulgusu var mı diye bakarız.

    Eğer yoksa sadece ağzında yara olan bir hasta olarak kabul ediyoruz, takiplerde bunlardan herhangi bir belirti çıkarsa bize başvurmasını istiyoruz."

    Prof.Dr. Dinç, Akdeniz Ateşi rahatsızlığının daha çok Türkler, Araplar, Museviler ve Ermenilerde yoğun şekilde görüldüğünü söyledi. Hastalığın Türkiye'de Orta Anadolu Bölgesi, Tokat, Bayburt, Gümüşhane, Sivas'ta sık ortaya çıktığını ifade eden Dinç, şöyle konuştu: "Bazen hastalarımız, 'Biz Akdeniz'de değiliz bize niye bu isimli bir tanı koyuldu' diye soruyor. Bu isim Akdeniz Yahudilerinden geliyor. Bizim yaptığımız çalışmalarda da Anadolu'da sık görüldüğü doğrulandı. Vücutta zaman zaman iltihap ataklarıyla, karın ağrısı, göğüs ağrısı, ateş şeklinde kendini gösteriyor. Bu hastalığın en büyük tehlikesi çok sık görülmese de amniyolozdur. Ama diğer tehlikesi sık sık başka hastalıkların tanısıyla karıştırılabiliyor, gereksiz tedavi yapılabiliyor."
     

Sayfayı Paylaş