1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hastalık aşkı ağlatırsa...

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 6 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Çok seviyorlardı birbirlerini. Hani havayla ateş gibi. Günler mutlu mesut geçiyordu, aşkın verdiği ümitlerle birlikte. Yine buluşacaklardı, bu bahar günü aşk bir başka yaşanırdı zaten. Kız, en cıvıltılı kşiliğini takınmıştı üstüne en güzel elbisesiyle birlikte. Oğlan, en doğal haliyle koşacaktı yine aşkına. Bu sevgi, aşk öyle büyülüyordu ki onları, dünya ayaklarının yerden kesildiği yerin adı oluyordu genç aşıkların. Kız, bir taksi çevirdi, taksicinin -Nereye? sorusuna -Aşkım,dünyam, sevgilime diyecek oldu ama bir tebessüm etti kendi kendine ve sustu. Oğlansa çoktan varmıştı buluşulacak olan, kutsadığı, aşkla ruhunu bulduğu aynı zamanda; aşkla erirken ruhunu kaybettiği mekana; küçük, sade bir o kadar da şık kafeye. Oğlan görülebilecek bir yerde oturup beklemeye koyulmuşken kız taksiden indi ve yürekten, derin bir gülümsemeyle aşkına doğru yürümeye başladı. Sarıldılar, oğlan kızın elini tuttu sıkıca çok özlemişti çünkü. Bazen aşklarını dilleriyle anlattılar bazense; gözleriyle. Biraz zaman geçti, kız karnında fena bir ağrı duydu ve buluşmalarını bu olay noktaladı. Kısa bir süre sonra oğlan kıza ulaşmak istedi fakat hiçbir şekilde ulaşamadı. Kız sevgilisinin kendisine ulaşmasını engelliyordu. Oğlan, aradan bir zaman geçtikten sonra artık ulaşamayacağını anladı ve ümidini kesti aşkından. Düşüncesine göre kız onu unutmuştu belli ki, ısrarın ne faydası olurdu ki. Oğlan, unutamıyordu işte, ne yapsa olmuyordu, psikiyatriste gidiyordu, antidepresanlar kullanıyordu. Aldığı antidepresanlar bir günlük de olsa, acısını azaltıyordu. Zaman çabuk geçiyordu, oğlan tedavi görmeye devam etti, bitikliğine rağmen hiç pes etmedi ve depresyondan kurtuldu. Artık oturup mantıklı düşünebiliyordu, ne yarası kalmıştı ne de acısı artık düze çıkmıştı artık mutluydu ve aklına bir alıntı söz geliyordu sık sık: "Mutluluğun tek yolu, iradeniz dışındaki şeylere üzülmekten vazgeçmektir." Heralde yaşamak buydu, herşeyden el etek çektiği günlere inat; herşeyle meşgul olmaktı, yaşadığı acılara inat; mutluluk duymaktı. Oğlan, işten gelmişti yine. Bir an önce yemek yemeliydi. Tam bunları düşünürken telefon çaldı. Oğlan cevapladı. Karşıdan gelen ses: -Arkadaşım, sevgilin öldü. Biz cenaza evindeyiz sen de gel hadi. diyordu hıçkırıklar eşliğinde. Oğlan dengesini kaybetti ve gözlerini açtığında yerde yatıyordu, kulaklarındaysa onun öldüğü haberi çınlıyordu. Hemen kalktı, biricik sevdiceğinin ruhsuz bir şekilde bedenini barındıran o eve gitti. Arkadşından öğrendi ki meğer kız kanser hastasıymış, kanser çok sinsi bir şekilde ilerlemiş ve tüm organlara dağılmış, son aşamada belirti vermiş. Kız kısa sürede çökmüş ve ölümünü beklemeye başlamış. Dünyaları değişmeyeceği sevgilisine de hiçbir şey söylememiş, sırf o acı duymasın diye. Oğlan bu haber üzerine yıkıldı. Yine psikolojik tedavi gördü, her gece aşkının ruhunu yanında hissetti, her gün onun için dualar etti. Artık oğlanın hiçbir zaman unutamayacağı, bastırmasının da mümkün olmayacağı bir acısı oldu güzel aşkı...
     

Sayfayı Paylaş