1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hastalık Hastalığı

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 4 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Hastalık Hastalığı

    Hipokondriasis, bedende bir bozukluğu olmadığı halde devamlı hastalık endişeleri ve çeşitli bedeni şikayetlerle kendini gösteren rahatsızlıktır. Bu kişiler hastalık hastası olarak bilinirler.

    Hipokondriasis’de temelde yatan bozukluk, anksiyete ve kaygıdır. Bunların kaynağı kişinin ilişkilerine, hayat şartlarına bağlıdır. Ancak bu sıkıntılar bedene aktarılmış ve bedeni hastalık uğraşlarına dönüştürülmüştür. Genç yaşlarda başlamakla birlikte 40-60 arasında daha sık görülür. Kadında ve erkekte aynı orandadır.

    BELİRTİLERİ

    Hipokondriaklar, sağlıkları konusunda sürekli endişelidirler. Her dakika kendilerini dinler, en ufak bir pürüz çıktığında paniğe kapılırlar. Vücutlarından gelen her türlü sinyali büyük bir dikkatle izlerler.

    Kendilerini dinlemeye o kadar alışmışlardır ki sonunda başkalarına kulak veremeyecek hale gelirler. Dış dünyayla ve çevresindekilerle ilişkileri hepten kopabilir. İster hayali, ister gerçek olsun, hastalıkları hayatlarının en önemli ve tek konusudur.

    Bütün hayatları, hastalıklar ve belirtileri üzerine kurulduğundan ve her an ölüm korkusu içinde yaşadıklarından, hem kendilerine hem de yakınlarına hayatı zehir ederler. Meseleleri yalnızca hastalıktır, daha doğrusu belirtilerdir. İşte bu yüzden onların yakın çevresinde olmak, aynı ailede bulunmak zaman zaman dayanılmaz olabilir. Bir hipokondriakla yaşamak insanı çok yorar. Bu gibi kimseler kendilerini hiçbir doktorun anlayamadığından yakınıp dururlar.

    Göğüste bir kas ağrısı duysalar hemen kalp hastası olduklarını düşünürler. Tıp kitaplarına merak salar, ilaç tanıtma yazılarını incelerler. Kullandıkları her ilaç yan etki yapar ve kendisini daha kötü hisseder.

    Doktorun muayenehanesine gelişleri de ilginçtir. Ellerinde bir tomar reçete, büyük bir torba ilaç bulunur. Doktordan çıkarken kısa bir süre rahatlayabilir, ancak en küçük bir şikayeti olduğunda ciddi hastalık endişeleriyle hemen yine doktora koşarlar. Böyle bir hasta “Şimdiye kadar tahlil, film ve doktorlara harcadığım parayla servet sahibi olmuştum” diyordu. Bir başkası ise evini satmış, sağlık masraflarına harcamıştı.

    NİÇİN HASTALIK HASTASI?

    Hipokondriasis’in belirgin bir sebebi yoktur. Ancak bazı faktörler ortaya çıkmasına zemin hazırlar veya hızlandırır. Aile ve iş sorunları bunların ilkidir. Kişi, problemlerinin sıkıntıları içinde bunalırken yavaş yavaş bedenini düşünmeye başlar. Vücuduna o kadar takılır ki kendini rahatsız eden sıkıntıları bir kenara itmiş ve onları düşünemez hale gelmiştir. Artık doktor doktor dolaşarak sadece kendi bedenini inceler, hayatındaki gerçek olayların üzerinde hiç durmaz olur.

    Hipokondriasis’lerin oluşmasında ve kronikleşmesinde doktor hatalarının da rolü vardır. Bazen muayene sonrasında hastasına yanlış bir şey söyleyen, şüphe aşılayan hekim, yatkın kişilerde hipokondriasisin ortaya çıkmasına yol açabilir. Yirmibeş yaşındaki erkek hastasını basit çarpıntı ve gerginlikleri için muayene eden doktor, şöyle deyince o kişinin hastalık hastası olmasına zemin hazırlamıştır: “Eyvah, seni iyi görmüyorum. İlerde kalp hastası olacaksın. Belirtiler iyi değil. Miyokard enfarktüsü geçireceğine işarettir.”

    Genellikle bu hastalar çocukluktan beri evhamlı, aşırı hassas, korunmuş, anneleri babaları tarafından sık sık hastalanmasın diye üzerine düşülmüş kişilerdir. Fakat bazıları da çocukluk çağında büyük sıkıntılar geçirmiş, hayatın birçok streslerine katlanmış, çok genç yaşta sorumluluk yüklenmişlerdir. Bunlar sonradan hayatlarında tam rahat edecekleri zaman hipokondriak durumuna girerler.

    Hipokondriaklar 3 değişik türde olabilir. Bunların başında, kendi kendini tedaviyle uğraşan, bütün zamanını kendini dinleyerek ve hayal ettiği hastalıklarını ilaçlarla, bitkisel çaylarla tedaviye çalışan hastalık hastası gelir. Yatağının başından çeşitli ilaçları, şifalı (!) içecekleri eksik etmeyen bu kişiler, belki de aşırı ve gereksiz ilaçlar yüzünden vücut dengelerini bozmuşlardır. Ama ilaçlarına güvenirler ve paniğe kapılmazlar, çevrelerine de fazla rahatsızlık vermezler. Sadece ilaçları bitip de almayı unuttuklarında ne yapacaklarını şaşırırlar.

    İkinci grupta gerçek nevroz belirtileri gösteren hastalar vardır. Bunlar çok ciddi hastalıkları olduğuna inanırlar. Onlara göre, vücutlarının bir yerinde mutlaka bir kanser tümörü bulunmaktadır. Arayışı sadece tedavi için değildir. Doktor doktor gezmesinin tek sebebi, kendi kendine koyduğu teşhisin bir başkası tarafından da tasdik edilmesi, endişenin daha da artarak bir cehennem azabına dönüşmesini ummaktır. Bütün amacı, çok ağır bir şey olduğunu söyleyip, şüphelerini tasdik edecek bir doktor bulmaktır.

    Bütün hayatı doktor muayanehanelerinde, tahlil ve röntgenler için gittiği laboratuarlarda, kliniklerde geçer. Bunun için gözlerini kırpmadan bir servet harcayabilirler. Kendi kendilerine de çok acı çeken bu tipler normal hayatlarını süremedikleri gibi, düzenli bir iş hayatı da tutturamazlar. Onlara göre hastalıklarına hiçbir ilaç fayda etmez. Onlarla yaşayıp yakınlarında olmak ise huzur bozmaya birebirdir. Teselli sözlerine bile ters tepki gösterirler. Çünkü onların asıl duymak istedikleri, gerçekten çok hasta göründükleridir. Ancak bu sözleri söylediğinizde sizin gerçek bir dost olduğunuza inanırlar.

    Üçüncü tür ise, rahatsızlıklarının farkında olan ve kendi haline gülen hipokondriaklardır. Bu tür hastalık hastaları kendilerini iyi bilirler, bunun bir saplantı olduğunun farkındadırlar. Ancak yine de endişe duyup korkmaktan kendini alamazlar.

    HANGİ HASTALIKLARA TAKARLAR?

    Hipokondriakların en korktukları ve kendilerine yakıştırdıkları hastalık, kanserdir. Ancak belli bir tip veya belli bir kanser türü değildir. Hastalık hastası vücutlarının her tarafını tümörlerin kapladığını düşünüp endişe eder.

    İkinci sırada kalp ve damar hastalıkları gelir. Kalp çarpıntısı, soluk alamamak, göğsün sol tarafında hissedilen sancılar hemen kalp hastalığına yorulur. Göğüs ağrıları gerçek kalp hastalarında yorulma ile artarken onlarda azalır. AIDS, hipokondriakların korktukları hastalıklar arasında üçüncü sıradadır.

    NASIL TANINIRLAR?


    Çok sağlıklı görünen bazı insanlar bile, çok garip sebeplerle hastalık hastası olabilirler. Ancak sağlığına dikkat eden insanla, hipokondriakı karıştırmamak gerekir. Arada büyük fark vardır. Hastalık hastaları, küçük birer ağrı veya vücutlarındaki farklı tepkileri büyük bir hastalık veya sebebi henüz bilinmeyen çeşitli rahatsızlıkların ilk belirtileri olarak görürler.

    İnsan vücudu özellikle geceleri çeşitli değişikliklere sahne olabilir. Ağrılar, kramplar, çarpıntı meydana gelebilir. Bunların hiçbir anormal sebebi yoktur. Belirtiler ortaya çıkıp, şikâyetler devamlı olduğu zaman bir doktora görünmekte fayda vardır.

    Hastalıklar hakkında bilgi edinmek, televizyonda veya gazetelerde sağlık köşelerini takip etmek, oralardan rahatsızlıklarla ilgili bilgiler almak yararlıdır. Ancak yazılan hastalıkları bir kişi kendinde arıyorsa, tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Hastalık hastalarının tek derdi, gelecekteki hastalığıdır. Veya hissettiğini sandığı hastalık belirtilerini hangi hastalığa yorması gerektiğidir.

    NE YAPILMALI?

    Hipokondriaklar, bir psikiyatriste geldiğinde oldukça kronikleşmiş hastalardır ve tedavileri çok uğraştırır. Bu yüzden onlarla önce tedavi olmayı istemek konusunda anlaşmalı ve bazı prensipleri açıklayarak uymaları hususunda ikna edilmelidir:

    1- Bu hastalar önce çok iyi muayene edilmeli ve bunun artık son muayene ve tetkikler olduğu belirtilerek kesin teşhise gidilmelidir. Hekim organik bir rahatsızlık şüphesi içinde olmamalıdır.

    2- Hastaya hastalığın açıklanması son derece önemlidir. Genel olarak bu hastalara “sende hiçbir şey yok” tarzında bir izah yapılır ki hastalar bu izaha kızarlar ve kesinlikle güven duymazlar. Hastaya kendisinde hiçbir organik rahatsızlığın tespit edilmediği, ancak yıllar boyu geçirdiği sıkıntılara, streslere, bunaltıya bağlı bir ruhsal-sinirsel hastalığın bulunduğunu açıkça belirtilmelidir.

    3- Hastaya hastalık şüphesi verecek ilaç yazmak doğru değildir. Bazı hastalara sıkıntısı, öfkesi, ruhi durumu için ilaç verilebilir. Fakat ilaçların herhangi bir organik rahatsızlıkla ilgili olmadığı, ruhi durum için verildiği belirtilmelidir. İlaçlar mümkün olduğunca yan etkisi az olan türden olmalıdır.

    4- Hastaya, hekim-hekim dolaştığı takdirde rahatsızlığının uzayabileceği açıkça belirtilmelidir.

    5- İstirahatin iyi gelmeyeceği, mutlaka çalışması, en azından bazı meşguliyetlerinin olması gerektiği izah edilir.

    6- Ağrı veya nöbet tarzındaki bazı yakınmaları için doktora koşmak yerine şikâyetinin üzerine gitmesi tavsiye edilir.
     

Sayfayı Paylaş