1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hayattan Bir Sahne Yazıyorum...

Konusu 'DeNeMeLeR' forumundadır ve dderya tarafından 11 Şubat 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    Siyah trençkot, görünümünü asilleştirip, daha fazla saklılık ve gizemlilik kırıntıları serpiştirmiş. yüksek topuklu botlarıyla, biçimli bacakları daha kaslı görünüyor. ıslanmış, sonra kurumuş, sonra yine ıslanmış ve yine kurumuş koyu kumral saçları elmacık kemiklerini kapatıyor kadının. başını hafifçe eğmiş, boyasız masum gözlerini boşluğa dikmiş.nazarlarını yönelttiği alan, bir duvarın köşesi. hiçbir şey olmayan bir duvar dibi. fakat bu nazarlar öylesine gerçekçi ve dolu dolu ki, kadına bakan, onu cidden birisini görüyor ve inceliyor sanır.
    Dudaklarını çok hafif bir derecede büzmüş; henüz nemlendirici sürmüş olduğu besbelli. düşündüğü çok şeyler var.değer verdiği belki. lakin aklı oradan oraya çarpıyor ve böylesi bir karanlıkta, bu ıslak arka sokakta dikilmiş kalmış. biraz uzaktan boğuk boğuk gürültüler duyuluyor. insan sesleri. konuşmalar. şehrin hengamesi. yaşantının sesleri, besbelli.
    Fakat o dikilmiş, düşünüyor. rugan ayakkabısının çivi topuğu üzerinde dura dura edasına bir bıkmışlık oturuyor. sanki her şeyi yaşamış gibi hissediyor; tüm tecrübeleri edindiğini. ama belki ileriki zamanlarda zaaflarına yenik düşebileceğini unutuyor. bir daha asla yanılsamalarım olmaz, diye düşünüyor fakat böylesi ikilemlerde kalacağını her seferinde unutuyor.
    Şu an hayat durdu sanki bu zifiri hatun için. dondu kaldı öylece; hareket etmesini gerektirecek hiçbir sebep yokmuş gibi hissediyor.
    Niçin atsın adımlarını? Niye ana caddeye çıkıp,şehrin ışıklarını hissetsin yüzüne bir tokat gibi tıpkı? kaçmak varken? uzaklaşıp iyice içine sinmek varken? köşelere sığınmak, hep arkalara kaçmak.
    Kadın dayanamıyor. gözyaşlarının ilk damlaları süzülüyor, düşüyor. minik minik başlıyor. istemsiz olarak derin nefes alışlarla devam ediyor, iyiceşiddetleniyor. ve ardından, dakikalardır bakışlarını ayıramadığı o köşeye gidiyor. tıpkı dizilerdeki gibi, sırtını duvara yaslayıp hıçkıra hıçkıra yere çöküyor, yavaş yavaş. dizlerini bükmüş, iki dirseğini yerleştiriyor dizlerine. avuç içlerini kendisine çevirip alnına dayıyor, ve hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. hani bu şekilde, elimizde olmadan ağkarken insanın kirpikleri kapanmaya yakın olur, birbirine yaklaşır; ama kapanmaz ya. minicik, incecik bir aralık boşluk kalır gözyaşlarımızda. işte öyle. gözlerinin içinden, kirpiklerinin arasından yaşların aktığını hissediyor en derinden. etrafındaki sonsuz soğuklukta, yalnzlıkta,
    Uzun bir süre böyle geçiyor.sonra ellerini indirip yere koyuyor; kollarını serbest bırakıyor iki yanına. güzel yüzünün kaslarını serbest bırakıyor, ifadesiz ve boş bir duruşta yaptığımız gibi. o kadar ağlayışın ardından, yüzünün, yanaklarının dinlendiğini duyumsuyor. sakinleşti; iyice ama iyice durgunlaşıyor. o ana kadar düşündüğü her şey geçiyor aklından. ama hala hiçbir şey yapası yok.
    Aşklar yaşamış kadın, ayrılıklar yaşamış. binbir çeşit hissiyat gelip geçmiş yüreğinden. oturuyor ve düşünüyor yalnızca. ve yalnızlığını öyle bir derinden hissetmek, tadını almak istiyor ki. o an kendine söz veriyor:
    'artık, çok zorunda kalmadıkça hiç kimseyle konuşmayacağım. bundan böyle yalnızlık benim. arka sokaklar, soğuk betonlar, unutulmuş duvarlar benim. bu boşluk benim..' diyor.

    Sadece ve sadece o var. o alışkın olduğu beden.hayat sahnesini görüyor; bir tek kendisi var. başka hiç kimseye yer yok. çünkü....kim olursa olsun hiç kimse sizi sizin gibi anlayamaz. kendinizdeki bu sihri fark etmediğiniz içi,n de, hep başkalarından medet umarsınız.
     
    limonata, katip, YoRuMSuZ ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  2. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL

    kadın... iç geçiriyor. ama bir sızı var yüreğinde. yorgunluk var.
    yine karanlık. gözlerini yorabilecek herhangi bir ışık kaynağı veya huzmesi yok etrafında. koyu kahverengi ceviz masaya bakıyor. sağ tarafındaki ufacık pencereden, ağaç dalları sarkıyor. 'Uğultulu Tepeler'deki ilk sahnelerden biri geliyor hatırına.
    hafif hafif esen soğuk rüzgar ona biraz olsun refah sunuyor. ama birazcık işte.
    önünde, içi boş bir su bardağı var. öyle hissiz ki kadın, orada sabaha kadar oturabileceğini düşünüyor.
    sessizlik var. ona...durması gerektiğini söyleyen bir sükunet görünmez bir şekilde sarıyor her yanını.
    nefesini duyumsuyor..sakin...inip çıkan göğsünü hissediyor. ılık nefesinin, burun deliklerinden yavaşça sıyrılışının yinelenişini duyumsuyor. keşke bir ayna olsa şu an... alsa yakınına, dibine, yanıbaşına. tam gözlerinin karşısına. görse ki bu gözler güçlü olabilir. daha iyi olan her şeyi yapabilir. niye olmasın? niye geri çeksin ki kendisini.
     
    Son düzenleme: 9 Nisan 2015
    KıRMıZı, YoRuMSuZ ve Çağlayağmur bunu beğendi.
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    kadın, pencerenin kenarına tünemiş. aktıkça, gece karanlığının içinden süzülen rüzgarla kuruyan gözyaşları hiç eksik olmuyor yüzünden. savuramıyor rüzgar onları, içinden patlayan volkan dağlarını...

    hüzünlü ve korkulu bir opera parçası düşünün fonda.

    keder kokulu pencerenin önüne de kahve dökülmüş, kadının avuçları arasındaki eski püskü devasa fincandan birkaç damla.
    aşınmış ahşap kenarlarda yaşam belirtisi bu damlalar.

    kadın ağlıyor. titreye titreye, dolu dolu üzüntüler akıtıyor siyah kirpiklerinden. ne masum bakışlı, ne kadar katıksız bir bedbahtlıktır ki bu, nefes bile alamıyor. solukları yarıda kesiliyor, sarsıldıkça çabucak yoruluyor.
    arada öksürükler geliyor.
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  4. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.434
    Beğenileri:
    7.363
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.874 ÇTL
    Araya girmiş olmak istemezdim ama bu yazılar senin mi @dderya :)
     
    dderya bunu beğendi.
  5. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    evet benim :) hep dimağımda oluşan 'kadın'ı yazıyorum
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  6. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.434
    Beğenileri:
    7.363
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.874 ÇTL
    Hoş yazılar... Hep söylerim, senin kalemin ziyadesiyle güçlü :)
     
    dderya bunu beğendi.
  7. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    cok tesekkur ederim.. begenilmek bana daha cok cesaret veriyor yazmak konusunda..:)
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  8. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    "hayat çok acımasız" denilir hep.
    ama acımasız olan insanlardır sadece....

    kadın, yine karanlıkta. uzun yıllardır bedbaht bedenine eşlik eden basık tavanlı tarihi odasında, yine bir ağlama sonrası sessizliğini yaşıyor.
    eskimiş, küf kokulu halıya sere serpe uzanmış. bu sırada boğuk boğuk sesler geliyor bir yerlerden, insan konuşmaları falan. kadın, içindeki dedikoducuyu bir anlığına ortaya çıkarmaya karar verip dinlemeye çalışıyor. ama boşveriyor.
    çocukken çok kez yaptığı bu kulak kabartmalar bile cezbetmiyor onu.

    yerin sert yüzeyi, halının kısacık, batan tüyleriyle birazcık kendine gelmiş gibi sanki.
    yüzü, bir tek aynası sağlam kalmış olan eski, ahşap giysi dolabına dönük kadının. karanlıkta belli belirsiz kendi yüzünü görmek, ona ürküntü vermenin aksine rahatlamasını sağlıyor.

    kadın, gün ışığını sevmiyor. güneşin doğuşunu hayranlıkla seyreyleyen dış dünya insanlarına da gıcık oluyor.
    sağ kaşağı acımaya başladı. birden sırt üstü dönüyor, kollarını ve bacaklarını iki yanına açıyor. kar meleği yapar gibi...
    en özensiz giysileri üzerinde. tam iki gündür dışarı çıkmıyor.
    Üzerine geçirdiği kırık beyaz elbisesi, gecelik olarak kullanılmaktan yıpranmış artık. ama ne yapsın, çok rahat diye giyiyor işte. İnce elbisenin dizlerine kahve dökülmüş, kurumuş. ama bu da kadının umurunda degil.
    ayakkabı giymekten de hoşlanmıyor zaten. iki gündür, minik ayaklarının üzerine basıp yer ile teni arasındaki rahat teması hissetmekten son derece memnun.
    ama gözleri yorulmuş. üzülüp ağlamanın sebebiyet verdiği muhtemel. ağzından nefes almak için bile dudaklarını kıpırdatası gelmiyor.
     
  9. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    yine yıpranmış ceviz masanın kenarında oturuyor. önünde tahta pencere... tahtanın dibinde minik bir sinek cesedi. tozlar içinde. kim bilir, belki de eceliyle öldü.

    kadın, o eskimiş kupasının içinden, bu kez sıcak çayını yaklaştırıyor çatlamış ve solgun dudaklarına. çelimsiz..her hareketi yavaş...elleri kucağında bekliyor...ağır bir hareketle, yarım metre ötesinde duran ve içilmeyi bekleyen, köşesi kırılmış eski fincandaki demli çaya gidiyor.
    sıcak porselen, dudaklarının iç kısmına hafifçe değdiği an huzur buluyor.

    yırtık ve eski püskü, kırık beyaz bez parçalarının oluşturduğu eski elbisesi bir zamanlar mükemmel derecede egzotik, zarif bir elbiseymiş gibi duruyor.bir yandan da vazgeçmişliğin simgesi..

    gözleri yorgun bakıyor, acı acı sızlıyor.
    kalbi...

    yalnızca belli belirsiz ay ışının izin verdiği ölçüde, ellerini hafifçe kaldırıyor, bileklerine bakıyor... dokunsan kırılacak sanki.
     
  10. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    karanlıkta ay ışığı...kulak tırmalayan bir gıcırtı...neredeyse tuz buz olacak kadar çürük ahşap kapı açıldı..
    kadın içeri giriyor hışımla. iskeler kilidi sokuyor, kocaman çantasını devasa evinin minik odasına fırlatıyor.

    bugün halılardaki küf kokusu daha bir belirgin sanki.

    kadın, iğrenç kokan mutfağına gidiyor ve kirli kavanoza avucunu daldırıp bir miktar hazır kahveyi avuçluyor...
    hemen gözlerinin önündeki beyaz, ucu kırık kupasını bir anda eline geçirip, avcundaki kahveyi boşaltıyor.

    metalik gri piknik tüpünde hemencecik kaynattığı bir cezve suyu eski kupaya döküyor.
    kahvesini eline alıp yine minik tahta odaya gidiyor.

    yine sinirli. mutfaga gidince bile içindeki kızgınlık gitmemiş.
    odanın orta yerine çöküyor. yarım metre ötesine de aptal kupasını koyuyor. sinirden, içindeki kahveyi bile döktü azıcık..o pis küf kokulu halıya.

    ve...
    tahmin edilecegi gibi...

    kadın...

    hıçkırıklara boğula boğula, nefesi tıkanarak ağlamaya başlıyor. Sarsılıyor.dışardan gören ruhunu teslim ettiğini sanır.
    kalbi acıyla çırpınıyor sanki.akvaryumundan düşmüş zavallı bir küçük balık gibi tıpkı.

    öyle feryatlar kopuyor ki içinden, en derinlerin öyle âh'lar ediyor ki...hayatınızda asla görüp duymamanız gerekir.

    gözyaşları...titreyen kadın, küf kokulu halısına yeni bir gözyaşı serpiştirmesi daha yapıyor.

    kim bilir, belki de küf dediğimiz şey gözyaşı kokusudur.belki de bu iğrenç derecede harabe olan ev, kadının haddi hesabı olmayan gözyaşları ve kederi sebebiyle böylesine eskimiş, bu kadar bedbaht olmuştur.
     
    katip ve KıRMıZı bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş