1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Haz Nedir?

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 28 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Haz Nedir?

    Hoşlanılan duygulanım. Hoşlanılmayan duygulanım anlamındaki acı karşıtıdır, mutluluk ve sevinç terimleriyle karıştırılmamalıdır. Haz, canlıların bir itki gücüdür bütün canlılar acıdan kaçarlar ve hazza yönelirler. Bu deyimi, Yunanca karşılığı olan kedone deyimiyle başlı başına bir felsefe öğretisine temel yapan Kireneli Aristippos'tur. Bu deyimi, belli bir anlamda, Aristippos'un öğretmeni Sokrates de kullanmıştır.

    Sokrates'e göre bilgili adam ilerdeki haz için şimdiki acıya katlanır ve yarasına bıçak vurdurur, bilgisiz adamsa şimdiki hazzı ilerdeki acıya yeğleyerek yarasına bıçak vurdurmaz ve ölür. Hoşlantı deyimiyle özleştirilebilecek olan haz, duygunun temel niteliklerinden biridir ve yaşamın dolaysız verisidir. Ne var ki ruhbilimsel açıdan incelendiğinde birbirinden çok farklı ve ayrı-türden olgu ve olayları içine alır. Örneğin Kant tarafından ileri sürülen etik kaz (törebilimsel hoşlantı) ve Santayana tarafından ileri sürülen estetik haz (sanatsal hoşlantı) deyimleri hazzın birbirinden tümüyle farklı iki büyük alanını dilegetirir.

    Kant şöyle der: "İrademiz, herhangi bir nedenden yansıyan haz ve acı duygularıyla belirlenmişse, düşüncemizin niteliği bizi ilgilendirmez. Bu durumda sadece haz duygusunun ne kadar çok olduğu, ne kadar sürdüğü ve nasıl elde edildiğiyle ilgileniriz. Tıpkı para harcamak isteyen bir adamın altının dağdan mı ya da kumdan mı çıkarıldığına aldırmayacağı gibi. Nerden gelmiş olursa olsun alcın aynı değerdedir. Bunun gibi yaşamın sadece haz vericiliğini arayan adam, düşüncelerin duyulardan mı ya da ustan mı geldiğine aldırmaz. Sadece bu düşüncelerin bizlere ne kadar çok hazzı ne kadar zaman verebileceğine aldırır”.

    Santayana'ya göre de "güzellik, nesnelerin bir niteliği olan haz, nesneleşmiş olan hazdır". Hoşlantı ve acı (haz ve elem) ruhbilimsel açıdan bir duygu (his) ve bir coşku (heyecan)'dur. Kimi ruhbilimciler sevgi, sevinç, umut, kendinden geçme ve benzeri duyguları hoşlantının: acıma, korku, kaygı, bunalım, öfke ve benzeri duyguları acının çeşitli görünümleri sayarlar, daha açık bir deyişle tüm duygu ve coşkuları hoşlantı ve acıya indirgerler.

    Fransız ruhbilimcisi Theodule Ribot Psychologie des Sentiments adlı yapıtının birinci cildinin dördüncü bölümünde ve Fransız ruhbilimcisi Bouiller Du Plaisir et de la Douleur adlı yapıtının yedinci bölümünde hastalıksal (marazı) hoşlantı ve acıları incelemektedirler. Bunların başında acıdan hoşlanma (elemin hazzı) gelmektedir ki buna tutulanlar acılarından büyük çapta hoşlanırlar. Çok gülmenin ağlamaya dönüştüğü herkesçe bilinir, ne var ki bu hastalıksal bir durum değildir, çünkü acı hoşlanmadan sonra gelir.

    Hastalıksal durumlarda hoşlanma acı çekerken gerçekleşir, ayyaşların ve afyonkeşlerin acıdan hoşlanmaları böyle olduğu gibi ölüme yaklaşan verem hastalarının duydukları mutluluk da böyledir. Mazoşistlerin acıdan duydukları hoşlanma da bunun en belli örneklerinden biridir. Ribot adam öldürmeyi ya da öldürülenleri seyretmeyi, boğa dövüşlerini ve hayvan dövüştürmeyi de hastalıksal acıdan hoşlanmalar arasında saymaktadır. Bunlara karşı hoşlanmadan acı duyma olayları çok daha azdır, bunların da en belli örnekleri melankoliklerdir. Birçok ruhbilimciler, duygusal yaşamda coşkuların hastalıksal (patolojik) olup olmadıklarını anlamak için üç ölçüt (kriter) kabul etmektedirler:

    1. Coşkuya eşlik eden fizyolojik olaylar olağanüstü bir şiddet gösterir ve organizmada olağanüstü bir basınç görülürse,

    2. Kendisini doğuracak yeterli nedenler bulunmadan oluşursa,

    3. Sonuçları aşırı uzarsa.​

    Bu üç belirtinin birlikte saptandığı coşkusal olaylar kesinlikle hastalıksaldır. Hoşlantıyla acının anormal ve hastalıksal biçimlerini de incelemek, Aristoteles'ten beri hoşlantıyı yarara, acıyı zarara eşkoşan genel inancın pek çok ayrıcalıkları (müstesnaları) da bulunduğunu göstermesi bakımından ayrıca bir önem taşır. Alkoliklerde ve uyuşturucu kullananlarda, tıpkı ruh hastalarında olduğu gibi, hoşlanmaya doğru artma ve acıya doğru azalma biçiminde duygulanım bozuklukları görülmektedir.

    Duygulanım yaşantısı aşırı, ölçüsüz, gereksiz neşe ve sevinç durumuyla dikkati çeker; çoğunlukla aşırı ve marazi neşe durumu biçiminde ortaya çıkar. Marazı neşe elverişsiz koşullarda bile insanın kendisini çok güçlü, mutlu, rahat, sevinçli olarak değerlendirmesi, bu durumunu sürekli olarak düşünce ve hareketleriyle dışarıya yansıtmasıdır.

    Alkol, uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri pullanmaya yeni başlayanlar balayı dönemi adı verilen ve kısa süren marazı neşe durumu yaşarlar. Bu dönem kısa süreli olmasına karşın öylesine yoğun bir duygulanım durumudur ki kişinin yaşam boyu bunun arayış ve özlemiyle bağımlılığını sürdürmesine neden olur. Kimi kez marazi neşe esrimeye (elation) dönüşür. Bu durumda bağlı kişi; çevredeki insanlar, nesneler ve olaylardan gelen uyarımlara uygun düşmeyen tutum ve davranışlarla mutluluk, neşe ve sevinç içinde kendinden geçer. Bazen de bu durum olağanüstü bir canlılık ve hareketle birlikte görülür ve coşkunluk (exaltation) adını alır.

    Uyuşturuculardan afyon türevleri ve esrar, uyarıcılar ve psikodisleptikler kullanıldığında çok güçlü mutluluk duygusuyla içice girmiş aşırı kaygı ve sıkıntı duyulur. Vecit (ecstasie) adını alan bu duygusal yaşantının etkisiyle dış dünyayla bütün bağlantılar kesilir. Bağımlı kişi hareketsiz durumda kendi öznel yaşantısına dalıp gider. Genel olarak insan alkol, uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri kullanmaya kendisine elem veren duygulanım durumlarından kurtulmak için başlar.

    Marazi neşe ve balayı döneminde kısa bir süre bunlardan kurtulduğunu sanır. Daha sonra bütün bağımlılık dönemi içinde kaçıp kurtulmak istediği bütün elemleri, sıkıntıları çok şiddetli ve yoğun biçimde yaşar. Bağımlılığa yol açan duygulanım durumunun başında kaygı (endişe anxiete) bulunmaktadır. Bağımlılık bir anlamda kaygıya karşı oluşturulan olumsuz ve zararlı bir savunma düzeni olarak tanımlanabilir. Yatıştırıcı ilaçlar, alkol ve uyuşturucu maddelerin birçoğunda farmakolojik bir özellik olarak bulunan kaygı giderici (anxiolytique) etki, aynı zamanda bu tür maddelerin bağımlılık yapan etkisi olarak da kabul edilebilir.

    Alkol, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kullanımı sırasında kaygı en sık rastlanan duygulanım durumu olup insanı intihara kadar sürükleyen çeşitli davranış bozukluklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Bazen kaygı bir organda ağırlık, baskı, sıkışma biçiminde olur (angoisse). Kalpteki baskı ve sıkışma, solunumda güçlük, göğüste ağırlık yakınmalarıyla dilegetirilen bu tür kaygıdan kurtulmak amacıyla önce yatıştırıcı ilaçlar, daha. sonra da alkol ve uyuşturucu maddeler kullanılır.

    Öte yandan bu sıkıntı yoksunluk belirtileri arasında sıklıkla ortaya çıkar. aşırı günahkarlık, suçluluk hezeyanları, göğüste baskı ve sıkışma duygularıyla manevi elem (douleur morale) bağımlıyı intihara kadar sürükleyebilir. Kimi insan aşırı coşkusunu ve tedirginliğini (hyperemotivite), kimi insan aşırı sinir duyarlılığını (erethisme), kimi insan da öfkesini (colere) bastırmak için alkol ve uyuşturucu kullanır. Ancak bu tür maddeleri aldıkça daha çok tedirgin, duyarlı ve öfkeli olur".

    Özetle, hoşlantı; bir güdünün doyumu sağlandığında ya da istenen bir hedefe ulaşıldığında duyulan duygudur. Antikçağ Yunan felsefesinde en üstün iyiliğin hoşlantı olduğunu ileri süren Aristippos'un öğretisine hazcılık denir. Sokrates'in öğrencilerinden Kireneli Aristippos'a göre en üstün iyilik hazdır.

    Sokrates, mutluluğun iyiye yönelmek ve onu gerçekleştirmekle elde edilebileceğini öğretmişti, iyiye yönelen ve onu gerçekleştiren davranışçılara da erdem adını veriyordu. Sokratesçi okullar, bu öğretinin geliştiricileri olarak iyinin ne olduğu sorusuna karşılık aradılar. Aristippos'un ve onun izinden yürüyenlerin Kireneli oluşlarından ötürü Kirene okulu adıyla da anılan hazcılık bu sorunun karşılıklarından biridir. Bu öğretiye göre iyi demek, haz demektir; haz veren her şey iyi. acı veren her şey kötüdür.

    Aristippos'a (İ.Ö. 455-355) göre her davranışın nedeni, mutlu olmak isteğidir.. Yaşamanın ereği hazdır. Haz, insanı insan eden duygudur. Bilgilerimiz, duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bundan öteye geçemez. Öyleyse bize duyulanınızın getirdiği hazza yönelelim ve acıdan kaçalım. En üstün iyi, hazdır. Ancak, gerçek haz sürekli olandır. Sürekli olan hazza da bilgelikle varılabilir. Bilgenin hazzı, kendi kendinden hoşnut olmasıyla belirir. Kendi kendinden hoşnut olmaksa töresel hoşlanmadır. Bilgelik, gündelik hazları küçümseyerek sürekli hazlara yönelmek demektir... Hazcılık anlayışı.

    Kireneli Aristippos öğretisini Sokrates etkisinden temizleyerek Aristippos'un gerçek maksadını açıklar: Bilge, bütün bilgisini hazzı elde etmek için kullanabilen kişidir. Haz en büyük iyilik, acı en büyük kötülüktür. İnsanın ereği, her an ve sürekli olarak hazza yönelmek olmalıdır. Bunun içindir ki hazcılık, günümüzde, Aristippos'un asıl maksadı yorumlanarak her türlü hazzı istemek ve her türlü acıdan kaçmak anlamında kullanılmaktadır. Kirene okulunda, acıdan kaçmak için kendini öldürmeyi yeğleyen, örneğin Hegesias gibi düşünürler de yetişmiştir. Genel olarak acı (elem) ve hoşlantı (haz), kaba bir törebilim anlayışıyla canlıları iyiye ve kötüye götüren itkiler sayılmıştır.

    Epikurosçuluk ve yararcılık öğretileri de bu anlamda hazcı (hedonist) öğretilerdir. Ne var ki Epikuros, Aristippos'un bedensel /razına karşı, tinsel hazzı yeğler. Onun için en büyük haz. ruh dinginliğidir. Buna da. bedensel zevkler peşinde koşmakla değil, bilgelikle varılır. İngiliz yararcılığına göreyse insan olsun ya da hayvan olsun hoşlandığına yönelir ve acıdan kaçar. Spencer bu öncülden şu sonucu çıkarmaktadır: Hoşlanılan şeyler zararlı olsaydı yeryüzünde hayvan kalmazdı. Epikouros'tan Bentham'a kadar bütün yararcılar (faydacılar, ütilitaristler) yarar sözcüğünü, hazzın karşıtı olarak değil, her türlü acıdan uzak kendiliğinden hoşlanma anlamında kullanmışlardır.

    Yararcılara göre yararlı olan haz verendir, insan yararlıdan hoşlanır ve yararsızdan hoşlanmaz. Kimi annelerin söylediği "çocuğum, sen de hep zararlı şeylerden hoşlanıyorsun" sözü bilgisizce söylenmiş bir sözdür, çocuklar her zaman ergenliklerinin gereksinmelerine yönelirler, duvarlardaki kireçleri kemiren bir çocukta mutlaka kalsiyum eksikliği vardır. Hoşlantı-acı teması, felsefe tarihinde birçok öğretilerin çıkış noktası olmuştur. Öğretilerin çoğu, doğruluk ölçüsü olarak, canlıların bu ana itkilerini kullanmışlardır.

    Örneğin uygulayıcılık (pragmatizm)'da da pratik doğru haz veren yarar, pratik yanlış acı veren zarardır. İngiliz yararcılığının Amerika'daki temsilcisi olan uygulayıcılık öğretisi tümüyle bu temel üstüne kurulmuştur. Ne var ki bütün bu törebilimsel yaklaşımlar bilimdışı yaklaşımlardır. Böylesine bilimdışı bir başka yaklaşım da hazcılık öğretisinin ekonomik biçimindedir. Ekonomik hazcılığın ilk kuramcılarından biri fizyokratlığın kurucusu Dr. Quesnay'dir. Dr. Ouesnay ünlü hazcılık ilkesi'ni şöyle ileri sürer: "Bir gereksinimi ya da bir zevki en az masrafla ve en az zahmetle elde edebilmek. İşte en yetkin ekonomik sonuç budur".

    Yararcılığın kurucularından J. Bentham da şöyle der: "Bireylere en yüksek hazzı veren şey. aynı zamanda en yüksek yaran kazandırır. İşadamları da işlerini bu yörüngede yürütürler ve maksimal hazla birlikte maksimal kan gerçekleştirirken aynı zamanda en yüksek toplumsal yaran da topluma kazandırırlar. Bireysel çıkarla toplumsal çıkar arasında hiçbir çelişme yoktur, tersine; tam bir uygunluk vardır". Hazzı en yüksek tatmin olarak tanımlayan ekonomici Hermann Gossen'e göre de malların değeri, sağladıkları tatmin- duygusuna göre belirlenir.

    Marjinalciliğin kurucularından ünlü ekonomici Stanley Jevons'a göre de "ekonomik yaşamın amacı, hazzın maksimizasyonudur". Avusturya okulundan ekonomici Ludwig von Mises de şöyle der: "İnsanı çalışmaya iten güç, doyurulmamış gereksinimleridir. İnsanlar doymuş ve hazza erişmiş olsaydılar çalışmazlardı, yaşam kavgası ve uğraşı da dururdu. Çalışanlar ve uğraşanlar kendilerini şu ya da bu şekilde doyurmak (tatmin etmek) isteyenlerdir. Eylemin nedeni, bu doyurulmamışlığı gidermek, haz ve mutluluğa artırmaktadır. Ussal davranış ve ekonomi -birbirlerine sıkıca bağlıdırlar.

    Her ussal davranış ekonominin kapsamına girer. Acıyı dindirmek ve hazza erişmek çabası. işte yaşamın amacı budur". Bütün bu savlar, yukarda da değindiğimiz gibi, bilimdışıdır; çünkü değeri nesnel alanda arayacak yerde öznel alanda ararlar. Üstelik kasıtlıdırlar da. Örneğin Stanley Jevons bu kasdı açıklamaktan da çekinmemiştir. Şöyle der: "Sayıları gittikçe artan ve örgütlenmelerini güçlendiren emekçi sınıfı, siyasal ve ekonomik özgürlüğümüzün gelişmesini durdurmaya yönelebilir. Bundan ötürü emeğin hiçbir biçimde değer yaratmadığını ortaya koyan bir kuram geliştirmeliyiz"
     

Sayfayı Paylaş