1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hellenistik Dönem Filozofları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    HELLENİSTİK DÖNEM FİLOZOFLARI

    Epiküros

    [​IMG]Helenistik felsefesinin en önemli düşünürlerinden biridir. Sisam adası olarak bilinen Samos'da doğmuştur. Septisizm ve Stoacılıkta olduğu gibi, pratik felsefeye yani ahlak felsefesine yönelmiş ve bu alanda etkinlik göstermiştir. Aristoteles'in ölümünden sonra gelişne iki ana okuldan birisini kurmuştur. Bu okullar Stoacılık ve Epikürcülük olarak adlandırılabilir. Hem ahlak felsefesinde hem de bilgiye yaklaşımında kuşkuculuğun izleri belirgin şekilde görülür.

    Epiküros çok uzun zaman etkili olmuş bir filozoftur. Neredeyse ondan sonra 4. yüzyıla kadar etkili olmuş bir filozof ortaya çıkmamıştır. Epiküros, Demokritosçu filozoflardan dersler almış ve özellikle onların atomcu teorilerinden etkilenmiştir. Öte yandan Septiklerden şüpheciliği öğrenmiş, özellikle Pyrrhon'un şüpheciliğinden etkilenmiştir. Daha sonra Atina'da bir bahçe satın alan Epiküros, burada okulunu kurmuştur. Epiküros'un pek çok şey yazdığı söylenmektedir, ancak bunlardan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Bilinen bir kaç mektubudur yalnızca; fakat bu mektuplar felsefesinin anlaşılmasında önem taşımaktadır.



    [​IMG]


    Epiküros Felsefesi

    Epiküros bir ahlak felsefesi geliştirmiştir ve felsefenin ana düşüncesi mutluluktur. Temel amacın mutluluğa ulaşmak olduğunu belirtir. Felsefenin görevi de buna göre belirlenmiştir ve insanın mutluluğa giden yolunu araştırmaktadır. Klasik felsefenin soyut tartışmalarıyla Epiküros bu hedefin dışında ilgilenmemiştir. Mantık da, doğru yaşama ulaşmak için gerekli olan bilginin üretilmesini sağlayan bir araçtır. Doğru bilgi olmadan doğru eylemlilik olmayacaktır; doğru bilginin ölçütü ise ikili bir temele sahiptir. İlki duygu verileri ikincisi ise haz ve acı duyumlarıdır.

    Epiküros'a göre; insan, tanrı ve ölüm korkusundan kurtulmalıdır. Kuruntulardan ve önyargılardan arınarak buna ulaşılabilir. Bu noktada Epiküros'un felsefesine Demokritos'un atomcu teorisinin etkileri karışır. Doğadaki her şey atomların mekan içindeki hareketlerinden meydana gelmektedir. Yalnızca bu hareket mekanik bir zorunlulukla meydana gelmez. Bu doğa düşüncesiyle Epiküros Tanrı kavramını dışta bırakmaya çalışır. Tanrının varlığı yokluğunu değil dünyaya karşı ilgisizliğini belirtir.

    Ayrıca ruh konusunda da maddi bir açıklama öne sürer, ona göre insan ruhu maddi bir niteliğe sahiptir, başka türlü var olabilmesi söz konusu olamaz. Ruhun maddi varlığını açıklamak üzere epiküros onun dört ögeden meydana geldiğini belirtir. Ateş, soluk, hava ve adlandırılamayan dördüncü bir öge. İlk üçü bedensel kısmı meydana getirir, dördüncü öge ise ruhsal kısmı oluşturur. İnsan ölünce bu ögeler dağılır, yani birliklerini kaybederler. Dolayısıyla ölümsüzlük ya da ruh göçü diye bir şey olamaz. Ölüm konusunda bir anlamda Epikürosçuluğun ünlenmesinde etki etmiş olan yaklaşım, Epiküros'un bir sözüne dayanır.

    Etik
    Bu yönde bir ahlak felsefesi geliştirilmiş olan Epiküros, tek amaç olarak mutluluğa ulaşmayı hedeflemesine bağlı olarak, istenç özgürlüğü fikrinin de savunucusu olmuştur. İnsan mutlak ve kaçınılmaz bir zorunluluğun kölesi olamaz, o kendi kaderini belirleyebilir ve felsefenin görevi, insana bunun kanıtlanmasıdır. Elbette insan iradesi birçok içsel ve dışsal koşul tarafından belirlenmektedir; ancak insan bunlara rağmen kendi kararını verebilmekte, hatta içinde bulunduğu koşullar hakkında da kararlar alabilmektedir ve bu anlamda koşullarına mutlak anlamda bağlı değildir.

    Ayrıca Epiküros yasaların bu kararları etkilemesine izin vermememiz gerekiğinide anlatır. Bunu şu sözleriyle açıkça belirtmiştir; “Kural insan için bir hapishanedir. Çünkü insanı hapseder ve onun özgürlüğünü elinden alır.” demiştir. Bütün bunlar Epiküros'un ana yönelimi olan ahlak felsefesinin genel yapısını gösterir. Etik temeldir Epiküros'ta, çünkü insana neyin doğru neyin yanlış, yani mutluluğa ulaşmak için neyin yapılması neyin yapılmaması gerektiğini gösteren etiktir. Burada bir tür hazcı düşüncenin, özellikle Kirene Okulu'nun doğrultusunda bir tür hedonizmin geliştirilmesi söz konusudur. Haz, bu bağlamda, canlı bir varlığın her tür gayret ve isteminin doğal bir sonucu olmalıdır. Ancak temel bir farklılık vardır ki, Epiküros'un hazcılığında acıdan kaçınma eğilimi olarak negatif bir anlam boyutuna sahiptir. Onun erdem teorisi de bu yaklaşımlara bağlı olarak ortaya çıkar. Erdem, doğru yaşamak düşüncesiyle bağlantılıdır, doğru yaşamaksa mutluluğu aramak ve ona ulaşmakla bağlantılıdır. Bilgelik erdemdir sözü epiküros'ta bu bağlamda şekillenir.

    Onun toplum ve devlet üzerine düşünceleri, ahlak felsefesinden ayrılamaz; epiküros bunları bireyin korunması ve mutluluğa ulaşması bakımından önemser. Epikürosçu felsefede asıl önemli olan kavram dostluk kavramıdır. Ona göre bilgeliğe yaraşan insani ilişki biçimi dostluktur.

    Epiküros Etkileri
    Epiküros, katı bir felsefe sistemi geliştirmiştir. Önermelerini bir takım dogmalara dönüştürebilmesi ve sonradan bu dogmaların ezberlenmesini salık vermesi sözkonusudur. Bilgeliğin bunların bilinmesiyle eş anlamlı değerlendirildiği dönemler olmuş ve bu çizgiye birebir uymayan düşünürlerin dışlanmaları ortaya çıkmıştır. Epikürosçuluğun daha sonraki dönemler çok etkili olmasının sebepleri bundandır.

    Öte yandan ampirist ve materyalist düşünce geleneği, Epiküros'u öncüleri arasında değerlendirir ve onda pek çok önemli kavram bulur. Özellikle sonradan geliştirilecek ve sistemleştirilecek olan materyalist felsefe Epiküros'ta öncü ilkeleri bakımından çok şey bulacaktır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Philon

    [​IMG]Philon, İskenderiyeli Yahudi bir filozoftur. Yunan felsefesi ile Tevrat'ın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmış, yahudilerin kutsal kitabını Platon'un felsefesi ışığında yorumlamıştır. Kendisi tıpkı Plotinos gibi Tanrı ile insan arasında iyi ve kötü ruhların varolduğunu savunmuştur. Philon felsefe dinin içiçe geçtiği görüşünü benimsemiştir.

    M.Ö 25 yılında doğan ve M.S 50 yılında ölen Philon hayatı boyunca İskenderiye'de yaşamıştır. Platon'un zamanın ve mekanın üstünde gerçek varlıklar olarak düşündüğü ideaları, Philon, Tanrı'nın onları düşünmesiyle idealar varlık kazanırlar diyerek, Platon ve Aristoteles'te görülen mimar Tanrı kavramı yerine, yaratan Tanrı kavramını ortaya atmıştır.

    Philon'a göre Tanrı, saltık ve en yetkin varlıktır. O, her şeyin tek nedenidir. Tümel kudrettir, saltık mutluluktur, hiçbir belirli yerde değildir. O, evrenle ilişki için, kendine özgü araçlar yaratmıştır. Philon, bu araçları idealar, kuvvetler ve ruhlar olarak sınıflandırmıştır. Tanrı, yani saltık varlık, logos ise yansır. Logos tanrısal söz olarak, tanrısal insanın ideasıdır. Tanrı, oğlu logos aracılığıyla kaostan kosmosu yaratmıştır. Yeryüzündeki bütün yaratıkların en yetkini Adamdır, çünkü tanrısal ideayı ve en yüksek nitelikleri kendinde toplamıştır. Ruhun asıl yaratıcı yönü anlıktır. Duyular edilgindir. Tanrı'nın yüzü bir nur olarak içte ve esrime ile görülebilir, bunun için arınmalı ve ruhu bilgi ve nur ile yüceltmelidir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Plotinos

    [​IMG]M.S 205 – 270 yılları arasında yaşamış ve Platon'un metafiziğini, biraz daha farklı bir versiyon içinde yeniden öne süren, ve öğretisi sayesinde, Platon'un, Hellenistik çağda ve bu arada Ortaçağda, hem Hristiyan felsefesinde hem de İslam felsefesinde etkili olmaya devam eden ünlü Yunan filozoftur.

    Plotinos felsefesinde, Platon'un Devlet'te yer alan iyi İdeasıyla ilgili görüşlerinden yola çıkan Plotinos, Platon'un iyi İdeasını tanrılaştırmış ve varolan her şeyi Tanrı'dan başlayan bir türüm ya da sudur süreciyle açıklamıştır. O da, tıpkı Platon gibi, maddi dünyanın sürekli olarak değiştiği için gerçek olmayacağını düşünür. Yalnızca değişmeyen bir şey gerçekten var olabilir. Bundan dolayı bu değişmeyen gerçeklik, Platon'un da göstermiş olduğu gibi, maddi dünyadan farklı ve ayrı olmalıdır. Plotinos'a göre bu varlık Tanrı'dır.

    Tanrı hakkında, Tanrı'nın bu dünyadaki her şeyi aştığını söylemek dışında, hiçbir şey söylenemeyeceğini iddia eder. Tanrı bu dünyayı aştığı, maddi dünyanın ötesinde bulunduğu için, maddi, sonlu ve nihayet bölünebilir olan bir varlık değildir. Madde, ruh ve zihinden her biri değiştiği için, o ne madde, ne ruh ne de zihindir. Plotinos'a göre Tanrı, insan zihninin düşünceleriyle sınırlanamayacağından, insanın diliyle ifade edilemez. Duyularımız da ona ulaşamaz. Plotinos için Tanrı'ya ulaşmanın tek yolu, rasyonel akılyürütmeden ya da duyusal bir tecrübeden, deneyden bağımsız olan mistik bir vecd hali içine girmektir.


    Tanrı'nın bütünüyle saf ve basit olduğunu, Tanrı'da kompleks hiçbir şey bulunmadığını belirtmek, Tanrı'nın Mutlak Birlik olduğuna işaret etmek için, Plotinos Tanrı'dan Bir diye söz eder. Bir olan Varlık olarak Tanrı tanımı, Tanrı'nın değişmediğini ve dolayısıyla O'nun yaratılmamış ve bölünemez olduğunu gösterir. Tanrı değişse, bölünebilse ya da yaratılmış olsa, birliğini kaybeder. Plotinos'a göre Tanrı bir olduğu için içinde yaşadığımız duyusal dünyadaki şeyleri yaratmış olamaz. Yaratma bir eylemdir ve her eylem bir değişme halini zorunlu kılar. Bundan dolayı, Tanrı aşkındır, O her türlü düşünce ve varlığın ötesindedir. O'na ne öz, ne varlık ne de yaşam yüklenebilir. Çünkü bütün bu ayrım ya da yüklemler bir ikiliğe yol açarlar. Öyleyse, Tanrı hakkında, yalnızca O'nun bir, bölünemez, değişmez, ezeli ve ebedi olduğunu, varlığın ötesinde bulunduğunu, kendi kendisiyle hep aynı kaldığını, O'nun için geçmiş ya da gelecekten söz edilemeyeceğini söyleyebiliriz. Plotinos, işte bu durumda dünyanın yaradılışını ve varoluşunu açıklamak için, felsefe tarihinin ilk türüm öğretisini geliştirmiştir.

    Plotinos'da monist bir varlık anlayışı bulunur. Felsefesinin ontolojik hiyerarşisinin ilkesi hem varlık hem iyilik ve de uluhiyet olan birdir. Her şey Bir'den südur eder. İlk olarak ruh, idealar dünyası olan nous südur eder. Nous'un kendi kendine yönelişi ile ikilik ortaya ve dolayısıyla da tin, nefs ortaya çıkar. Ancak bu nefs tek tek fertlerin değil dünyanın nefsidir ve bireysel nefsleri olduğu gibi tüm dünyayı da canlandırır. Ortaya çıkan nefsler nous ile biçim aldıkları bedenin arasındaki bir konumda bulunurlar. Bir'den en son südur eden şey maddedir. Madde varlığın en düşük düzeyidir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Septikler

    Septisizm; her türlü bilgi savını kuşkuyla karşılayan, temellerini, etkilerini ve kesinliklerini irdeleyen, ayrıca aklın kesin bir bilgi elde edemeyeceğini hakikate erişilse dahi sürekli ve tam bir şüphe içinde kalınacağını, mutlağa ulaşmanın mümkün olmadığını savunan felsefi görüştür. Septisizm felsefe tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Felsefe tarihi boyunca yerleşik kanılar ve inançları sarsmış, felsefe, bilim ve özellikle din konusunda birçok anlayışın değişmesine ortam hazırlamıştır.

    Thales'ten beri ortaya atılan felsefi açıklamaların çokluğu ve çeşitliliği doğal olarak eleştiriyi ve şüpheyi gerektirmiştir. Antikçağ Yunan bilgiciliğinin kurucusu Protagoras tarihte ilk şüphelenen, şüpheci düşünürdür. Protagoras, “Her şeyin ölçüsü insandır. Her şey bana nasıl görünürse benim için öyledir. Üşüyen için rüzgar soğuk, üşümeyen için soğuk değildir. Her şey için birbirine zıt iki söz söylenebilir.” diyerek tümel bir hakikatin var olmadığını, her insanın kendine ait kanaat ve düşünceleri olabileceğini belirtmiştir. Buna göre Protagoras'ın şüpheciliği göreli şüphecilik olarak tanımlanır. Bilgi sorununu sistematik olarak inceleyen ilk şüpheci filozof ise Pyrrhon'dur. Pyrrhon'la birlikte şüphecilik görüşü okullaşmıştır.

    [​IMG]

    Timon

    M.Ö 320-230 yılları arasında yaşamış olan Yunanlı kuşkucu, şüpeci düşünürdür. Varolan şeylerin bilgisinin insan için olanaksız olduğunu dile getiren Timon, insanın görünüşlerin ötesine geçerek gerçekliğin kendisine erişemeyeceğini, görünüşleri temele alarak eyleyebileceğini; fakat bilgi söz konusu olduğunda, insanın yargıyı askıya alması gerektiğini dile getirmiştir.

    Bir başka septik Piron'un öğrencisi olan Timon Atina'ya gelmiş ve Platon'un Akademisi'nde büyük bir saygınlık kazanmıştır. O kadar ki, Timon'un etkisiyle Akademi bir süre şüpheci bir yol izlemiştir. Bu ise garip bir görünümdür. Çünkü Platon'un Akademisi, hiçbir zaman şüphecilik eğilimi göstermemiştir. Platon'u izleyenler şüpheci değil, daha çok mistik bir yola sapmışlardır. Fakat Eski Akademinin sayı mistisizmine karşı, Orta Akademi şüpheci bir yol izlemiştir. Piron'un öğrencisi Timon, hocasının özetini üç soruda toplamıştır; ‘Nesnelerin gerçek yapısı nedir?', ‘Nesneler karşısındaki duruşumuz ne olmalıdır?', ‘Nesneler karşısında doğru bir duruştan ne kazanırız?' Timon bu üç soruyu, çok kısa ama çok açık olarak, birer sözcük ile cevaplandırıyor. Birincisine kavranamaz, ikincisine yargıdan kaçınmak, üçüncüsüne de sarsılmazlık diyor. Ruhun tutkulardan kurtularak dirlik ve düzene kavuştuğu sarsılmazlık durumu olan ataraxia, burada, düşünce zincirlenmesinin asıl ve son amacıdır.

    Ataraxia, septikler için eudaimonia'dır. Epokhe, sadece gerçek varlıkla ilgili her türlü yargıdan kaçınma olmayıp, bir de özellikle her türlü mutlak nitelikteki değerlemeden kaçınmak, dolayısıyla nesnelerin kendisine yönelmiş her türlü istek ve duygudan da kaçınmak demektir.

    [​IMG]


    Pyrrhon (Piron)
    Şüpheyi bir sistem olarak ortaya koyan düşünürlerden ilkidir. Bu ilk gerçek septiğin adına bir saygı ifadesi olarak septik felsefeye ‘Pyrrhonizm' denilmiştir. Pyrrhon bu düşünceden yola çıkar; her konuda biri ötekine tamamen karşı olan iki görüş öne sürülebilir. Söz gelişi evrenin tümüyle maddi olduğu da savunabilir, ideal unsurlardan oluştuğu da savunulabilir. Bu biri ötekinin karşıtı olan iki savunmadan hangisinin gerçekten doğru olduğunu kanıtlama olanağı yoktur. Ayrıca Tanrıların hem varlığı hemde yokluğu savunulabilir. Bu yargıların hangisi doğrudur bilemeyiz. O halde en doğru davranış, bir konu üzerinde herhangi bir yargıda bulunmaktan çekinmektir.

    Biz ancak yakın bir gelecekte olabilecek şeyleri, az ya da çok bir olasılıkla biliriz. Bu da pratik yaşam için yeterlidir. Bunun dışında kalan şeylerin bilinmesiyle ilgili hiçbir güvenirlik ve kesinlik yoktur. O halde yapılacak en doğru şey, bir yargıda bulunmaktan sakınmaktır. Söz gelişi herkes evren konusunda her tür yargıda bulunmaktan kaçınmalıdır. Pyrrhon'dan bu yana, yargıdan kaçmaya, derin düşünmekten kaçınmaya özel deyişle “epohe” denilmiştir.

    Epohe ne kadar tam uygulanırsa, huzursuzluktan o kadar uzaklaşılır ve ruh huzuruna o ölçüde yaklaşılır. Üstün insan, bilmediği şeyler konusunda her türlü yargıdan kaçınan insandır. Epohe, aynı zamanda her türlü şeye, yani yazgısının hazırladığı her şeye hazırlıklı olmak demektir. Üstün insan, her şeyin mümkün olduğunu, hiçbir şeyin kesin olmadığını bilir. Bu anlayışı kendisine rehber yapan insan, şansının tüm oluşlarını olduğu gibi benimser ve böylece büyük bir ruh huzuruna kavuşur. Epohe'yi kullanan bir kişiyi dünyada hiçbir şey sarsmaz, çünkü o her şeye hazırlıklıdır ve razıdır.


    Demokritos gibi Piron'da, mutluluğu dirlik ve gönül şenliği içinde geçen bir yaşamada bulur. buna erişmek için de, felsefeye dayanmak gerek. Felsefenin ödevi, hayatı, son ereği olan mutluluğa göre düzenleyebilmek için doğruyu, gerçeği tanımaktır. İşte Piron bilgi sorununu bu anlayışla ele alır. Ona göre ilk yapılacak şey de, hayatın en yüksek ereğine eriştirecek bu etkenin, bilginin ne olduğunu bu işi görebilecek bir durumda olup olmadığını inceler. Bilgi bunu yapacak durumda değil diyen Piyon'un açıklamasına göre, her sav için birbirinin karşıtı olan ve güçce birbirine eşit bulunan iki kanıt ileri sürülebilir. Bundan dolayı hiçbir şey için belli bir şey diyemeyiz, yapacak şey; her türlü yargıdan kaçınmadır. Bir de; duyular olsun, akıl olsun, bize nesneleri olduğu gibi değil, göründükleri gibi gösterirler. Dogmatizmi yıkan bu görüşü ile Piron, yine de eylemin olabileceğine, mutluluğa erişebileceğine inanır. Çünkü bizim bilemediğimiz nesnelerin kendisidir; görünüşlerini ise biliriz. Görünüşler insana kalıyor, bunlar da onu eylemlerinde yönetebilirler.

     
  5. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Stoalılar

    [​IMG]Hellenistik çağın en önemli felsefe öğretisi stoadır. Diğer adıyla stoisizm. Bu çığırın kurucusu Kıbrıslı Zenon'dur. Kendisi bir tüccar oğludur ve 314 yıllarında Atina'ya gelerek burada Xenophon'un ‘Sokrates'ten anılar'ı ile Platon'un Apologia'sını Sokrates'in Savunmasını okuyarak Sokrates'e hayran kalmıştır. Yunan felsefesinin çeşitli çığırlarından filozofların derslerini dinlemiş bunlardan da özellikle Kyniklerin pek çok etkisi altında kalmış.

    İlk yapıtları tamamıyla Kynik görüş çerçevesinde yazılmışlardır. Ama sonra Kyniklerin öğretisinde esaslı değişiklikler yapmıştır. İnsanın ahlaki özgürlüğüne, kyniklerin düşündüğü gibi, töreleri, her türlü uygarlık düzenine sert bir şekilde reddetmekle değil de, yüksek çeşitten bir doğallıkla gerçek bir insanlıkla ulaşılabileceği kanısına varmıştır. 4. yüzyılın sonlarına doğru Atina'da Stoa pokile'de okulunu açmış. Okul adını buradan alır.

    Öğrencilerinden çoğu Zenonun öğretisini az çok değiştirmişler, peripatosçu ve Kynik felsefeye yaklaştırmaya çalışmışlardır. Yalnız Zenon öldükten sonra okul müdürlüğünde yerine geçen Assoslu Kleanthes, öğretiyi bütünüyle benimseyip azımsanamayacak yaşayışıyla Atina'da büyük bir saygı kazanmıştır. Ne yazık ki intihar ederek ölmüştür.

    Stoa, Hellenizmin tipik felsefesi sayılır; çünkü Atina'da doğudan gelmiş kimseler tarafından Attika felsefesinin ana düşünceleri ile işlenmiştir. Başka bir özelliği de, Roma İmparatorluğunda en yaygın bir felsefe oluşudur.


    Stoa öğretisinin kökleri Kynik felsefesidir; fakat büsbütün bu çerçevede kalmış yer yer onunla belli bir karşıtlık halindedir. Kynizm de olduğu gibi Stoa içinde insanın bağımsızlığı ana düşüncedire sonuna kadar ana düşünce olarak kalmıştır. Ancak Stoa'nın kurucusu Zenon bu ana düşünceye bir yandan sağlam teorik bir temel kazandırmak, bunu çeşitli yönlerinden felsefi olarak temellendirmek istemiş, öte yandan da bu düşünceyi insan yaradılışını sosyal iç güdülere, duygularıyla uzlaştırmaya çalışmıştır. Bu yapmak istediklerinin ikisini de Sokrates ile Platon'un felsefelerinde bulmuştur. Bunlar doğaya uygun yaşama kavramını ortaya koymuşlardır.

    Stoa Ahlakı kendi kendine yeten bilgi ideali ile individualist bir öğretidir. Ama öbür yandan da doğanın yasasına bağlanma kavramı, bu individualism ile denge kuran bir karşı ağırlık gibidir. Çünkü aynı yasaya bağlı olma yüzünden erdemli kişiler yalnızlıktan kurtulmuş, bir beraberlik içinde toplanmış, buluşmuş olurlar. Bu sebeple Zenon insanın topluluk halinde yaşama gereksemesini doğal bir akla uygun bir iç güdü diye anlar ve kabul eder.

    Yalnız ona göre, bu gerekseme, bir yandan bilge kişiler arasındaki dostluklar, öbür yandan da bütün akıllı insanların topluluğu çerçevesinde giderilmelidir. Bu ikisinin arasında kalan ayrı ayrı ulusların kendilerine göre devletler içinde toplanmaları, bu topluluk biçimleri ilgisiz kalınacak şeylerdir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016

Sayfayı Paylaş