1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Her Harfin Bir Ruhu Var; Elif Zarafeti,Kef Asaleti, Mim Peygamber’i Anlatır..

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve sessiz gemi tarafından 1 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. sessiz gemi

    sessiz gemi Forum Tutkunu

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.643
    Beğenileri:
    27
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    mühendis
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    80 ÇTL

    Her Harfin Bir Ruhu Var; Elif Zarafeti,Kef Asaleti, Mim Peygamber’i Anlatır

    Hattat Yusuf Sezer, abisinin okul çantasında bulduğu siyah tahta çubuklar ve içinde reçel var sandığı mürekkep kavanozuna parmağını daldırıp yaladığı 10 yaşından bu yana aşkla bağlandı işine.

    Büyük hat üstadı Hamit Aytaç'tan icazet aldı. 32 yıldır hat sanatıyla uğraşıyor. Türkiye'nin tek özel hat bürosu olan mekanında 25 yılda 7 binden fazla öğrenci yetiştirdi. Türkiye'nin vergi mükellefi olan tek hattatı. Zaman zaman sergiler açıyor. Altı cumhurbaşkanına eserlerini sundu. Yabancı ülkelerde yaptığı çalışmalarla Türk hat sanatının bütün dünyaya yayılmasına büyük katkıda bulundu. Ben onu değil, o beni buldu. Ne iyi etti, beni varlığından haberdar etti. Bugüne kadar her meslekten insanla konuşmuştum; ama sayfama bir hat sanatçısını hiç konuk etmemiştim. Yazının büyüsünü bana hatırlattığı için üstada teşekkür ederim.

    Bunca yıldır yazıyorsunuz. Yazı size ne öğretti?

    – Öncelikle sevgiyi. Çünkü her yazdığınız ya ayet–i kerime, ya hadis–i şeriftir. İnsanı yüksek ve erişilmez bir fazilette yarattığını Cenab–ı Hakk beyan ettiği için, sevgiyi, sabrı, sebatı görüyorsunuz. İnsanın iç alemi yazıya akseder. Bir misafirim gelmişti, üniversite profesörü. “Senin yazılara bakıyorum, bir buz üzerinde bir balerin adeta buz pateni yapar gibi, harfler kaygan, esnek, zarif duruşlu. Başka hattatların eserlerine baktığım zaman, sanki balyozu harflerin tepelerinden vurulmuş, sıkıştırılmış, küt duruşları var.” dedi. İnsanın psikolojisiyle yazı birebir orantılıdır. Malum tarihte hastaları yazıyla ve musikiyle tedavi merkezleri oluşturulmuş. Yazı dış etkenlerden adeta sizi soyutlar, inzivaya çeker.

    Resim de öyledir. Yazının resimden farkı nedir?


    – Yazı insana manada yol aldırır. Şekil olarak da, onda resmin bütün karakterlerini göreceksiniz. Bir Türk ressamı Picasso'nun atölyesine gidip, biraz daha resimde ustalaşmak için, kendisinden ricada bulunuyor. “Siz Türk'sünüz. Önce kendi yazınızı inceleyin. Biz sizin yazınızı inceleyerek bugünkü resmi yapıyoruz.” diyor.

    Hattın resimden bir ayrılan noktası, harflerle resimleşmesi. Öbürünün renklerle ayrışması. Yani baktığınız zaman bir hatta resim görürsünüz. Mesela bu eserde, dua eden bir insan var. Bütün hatalarından, sıkıntılarından, isyanlarından adeta yalvarırcasına kollarını açıp, Cenab–ı Hakk'a halini arz etmesini resmetmişiz. Ama yazıyla.

    Hakikaten siz söyleyince gördüm. Neden daha çok ayet yazılır bu sanatta?

    – Ayet–i kerimenin metnini Kur'an–ı Kerim'den seçip, hatasız yazma imkanı, daha kolay olacağından. Bir de harflerin istif yapmaya, kompozisyona ve farklı şekiller oluşturmaya o kadar müsait bir hali var ki. Mesela ben şurada “Darıca Belediye Başkanı Şükrü Karabacak” kelimelerini tertip ettim. Bunu yaparkenki kompozisyonun zahmetiyle, ayet–i kerimeyi yaparkenki kompozisyon rahatlığını hiçbir zaman bulamazsınız. Ayetlerin birbirlerine eklentilerini ve manalarını ve insanların buradan çıkaracağı mesajı, hep şifre halinde kilitlemek gerekiyor. Bir hat eserde tek harfi kaldırsanız bütün istif darmadağın olur.

    [​IMG]

    Hangi harf ne söylüyor size?

    – Ayın harfi, cim harfi bir insanın heybetini, azametini, dinçlik halini ortaya koyan harflerdir. Elif harfine baktığımız zaman, latif, ince, boylu poslu bir harftir. O da bir hanımefendinin zarafetini ve insanın tevazuunu ifade eder. Manevi yönden elif harfi bir insanın namazda kıyamdaki duruşunu gösterir. Vav da insanın tesbih ve zikir halindeki duruşunu ifade eder. Büsbütün Cenab–ı Hakk'ın karşısında mahviyete bürünmüş, kendisini gizlemeye çalışmıştır.

    Nun ne diyor?

    – Üstündeki nokta ‘Rabb’im, ben senin için yandım, bittim' demektir.

    Noktayı aşağıya alalım, 'be' ne diyor?

    – Bebesmelenin başlangıcı. “Ben senin isminden başkasını bilemem ki, senin isminsiz yola çıkamam ki. Sen bana, toprağa basmama cesaret verdin, der. Alttaki nokta topraktır.

    Kef'e bayılırım ben. Kef nedir?


    – Duruşuyla asildir. Kef harfi, Cenab–ı Hakk'ın sınırsız kudretini gösterir. “Bakınız semaya, arza. İkisi arasında insanı şaşırtan bir dengesizlik var mı? Her şey bir denge içinde, her şey bir ölçü içinde. Kendinizi ayarlayınız.” der Allah. Kef, insana dengeli olmayı hatırlatır.

    Ya 'lamelif'in sevimliliğine ne demeli?

    – Lamelifbütün uzaydaki gezegenleri, arştan, arza ulaştıran bir yoldur. Hani havada uçakların geliş gidiş yolları belli. Bütün insana gelecek ilhamların, insana gelecek güneş enerjisinin toprağa gidişinin, hepsinin bir yolu vardır. O yolla toprağı böyle kazır, işler.

    Peki mim?


    – Mim, Peygamber Efendimiz'i hatırlatır. Hem de o kıvrımlı estetik duruşuyla insanın bütün vücut hareketlerini. Asla sert köşeli değil. Yumuşak, kavisli halini hatırlar. İnsanoğlu hilkatinin sebebini bilince, ona göre kompozisyon yapar. Bir hat sanatkarı harfleri de bilmeli, manayı da. Kur'an'a vakıf olmalı. Ya hafız olacak, ya Kur'an'ı çok iyi okuyacak.Bunları bilmeden, yaptığı istiflerden bir şey çıkartamaz.
    [​IMG]


    Hatlarda leylek çok kullanılmıştır da, başka bir hayvan pek kullanılmamıştır. Niye?

    – Leyleğin taşıyıcılık görevi vardır yaratılışında. İyi mesajlar getirmek. Mesela kışın, soğuk yerlerden sıcak yerlere göç eder. Burada da iyi mesajı götürüyor. Hat sanatında en zoru, kubbelere yapılan yazılardır. Çünkü onun kadrajını iyi bilmek lazım. Kubbe düz gitmiyor malum. Elipsi inişi. Ona göre harflerin dağılımını merceğe toplamak lazım.

    Şuradaki besmeleyi ben artı sonsuzdan eksi sonsuza gidiş gibi algıladım. Sizin yorumunuz ne?

    – Ben buna ‘maraton besmele’ diyorum. Yani hiç durmuyor. Hem kıraati de öyledir. Yani tecvit kurallarına göre okurkenki halini de göz önünde bulundurarak, orada farklı bir besmele çizdim.

    Bu sanatı öğrenmek isteyenlere ne önerirsiniz?

    – Mutlak surette, önce bir hattat aramalılar. Sonra, defterini, kalemini, mürekkebini, hokkasını hazırlayıp, ciddi bir şekilde ve hocasını bırakmadan, uzun süre derse devam etmeliler. Bir talebenin hat sanatını öğrenip bitirebilmesi için, mutlaka bir yedi sekiz sene gibi bir zamana ihtiyacı var. Hattı öğrenmek isteyen insan, çini mürekkep kullanamıyor. İs mürekkebi kullanacak. Düz beyaz kağıtla çalışamaz, mutlaka çayla boyadığı kağıtlar üzerinde yazması gerekiyor. Mürekkebin içindeki teknik malzemelerimiz de çok önemli. Çıralı odundan elde edilmiş is kullanılır. Zamk kullanılır. Biz pudra şekeri de katıyoruz mürekkebe. Çay suyu ile boyadığımız kağıdı yumurta akıyla terbiye ederek ona bir nevi selefon kaplama yapıyoruz. Mürekkebimizle ufacık bir hata yaptığımız zaman, bunu bıçakla kazıyarak, mahvetmeyiz. Elimizle yalamak suretiyle mürekkebi temizleriz.

    Araplar mı bu konuda daha uzman, Türkler mi?

    – Tarihte bir söz vardır: ‘Kur'an Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı.’ Halen İstanbul'da yazılmakta. Çünkü İstanbul, coğrafi yönden de, iklim açısından da yazının yazılmasına çok müsait. Bizde bir disiplin vardır. O aldığımız disipline sadakatle çalışma yaparız. Harfleri kendi düşüncemize göre değiştirmeyiz. Eğer bir elifin boyu, yazılması gereken kalemde beş noktaysa, biz onu her zaman beş noktada kullanırız. Belirtilen esasları bize bırakılan ölçülerde muhafaza etmek zorundayız. Eserlerin güzelliği ve latif duruşları bundan dolayı.


    Arap harflerinin Latin harflerine göre avantajları neler?

    – Bir defa, fizikî olarak gözü yormuyor. Bir Rum doktoru, muayenehanesinde “Gözlük kullanmak istemeyenler, hüsnü hatla meşgul olsunlar” tabelasını asıyor.

    Harflerin sağdan sola yazılması ve boyları da farklı farklı şekillerde olduğu için, adeta göz kaş hareketlerimizin hassasiyetle çalışmasına yardımcı oluyor. Latin harfleri hep köşeli ve aynı boyuttaki harfler olduğu için, gözü yoruyor ve soldan sağa. Halbuki kalbin kanı pompalaması, sağdan soladır. Temiz kan sağdan, kirli kan soldan. Göz kasları sağdan sola süratli çalışır. Sinir hücreleri de o şekildedir. Galaksiler sağdan sola, hacılar Kabe'yi sağdan sola tavaf ederler. Yani hem fizikî, hem astrolojik, hem bedeni özelliklerine uygun bir hali var.

    Size bir şey söyleyeyim mi, bu odaya ilk geldiğimde göremediğim birçok şeyi şimdi sanki görüyorum. Gözüm biraz terbiye oldu. Bazı şeyleri daha bütüncül olarak görebiliyorum.

    – Doğrudur, ben de size olmuş vakayı naklederek bunu teyit edeyim. Dağıstan'da yazdığımız caminin içindeki yazıları bir Rus ressam incelemeye gelmiş. Oranın imamı bana bunu anlattı. “Yaşlı” diyor, “Seksen küsur yaşında, uzun boylu, zarif bir adam. Girdim, Rusça selam verdi, konuştuk, hasbi’hal ettik. Kendi haline bıraktım bir süre; sonra baktım ağlıyor. Kendi kendime ‘acaba bu adam bu işi biliyor da, bir yanlış var da onun için mi ağlıyor?’ dedim. ‘Affedersiniz, neden ağlıyorsunuz?' diye sorduğum zaman, ‘Kardeşim, sen bu yazılara bakıyor musun?' dedi. ‘Evet bakıyorum, ben buranın imamıyım.’ dedim” diyor. Adam demiş ki:
    ‘Bak kardeşim, ben Rusya'dan buraya geldim. Moskova'nın en ünlü ressamıyım. Bugün Gorbaçov'undan Yeltsin'ine hepsine resimler yapan adamım ben. Burayı methettiler, geldim. Bilmiyorum, bu yazıları yazan sanatkar hayatta mıdır, değil midir, nerede yazıldığını bilmiyorum. Ama yazılara ilk baktığım zaman yazıların bana doğru hareket ettiğini gördüm. Sonra baktıkça benim yazılara doğru hareket ettiğimi hissettim. Sonunda yan yana geldik, göz göze kalakaldık. Yakın bir mesafede içimde bir şeyler kıpırdamaya başladı. Şimdi bu benim sanat ruhuyla artık sınırlarımı aştı, gözyaşlarımı tutamadım.' ‘Peki' demiş, ‘Bir kusur mu var?' ‘Hayır' demiş. ‘Mükemmel. Beni altüst etti. İyi koruyun, yazılması mümkün değildir burada.'

    Hangi ayetti o yazı?

    – Fetih Sûresi. Elli santim eninde, yüz üç metre uzunluğunda. Ben şablonunu yaptım, bizzat oraya nakkaşlar işledi.
    (Bu arada o yazının resmini gösteriyor bana) Sanki kalabalık bir ordu gibi.İnsanlar var gibi. Muhteşem bir yazı gerçekten.

    Nuriye AKMAN.
    alıntı.

     

Sayfayı Paylaş