1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Her Şey Beyinde Başlar

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 13 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Her Şey Beyinde Başlar

    Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Hâlbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal. Kızılderili Atasözü özellikle ticaret hayatında görüneni veya görünmeyeni satan emekçiler bugün markalarının, modellerinin hakkını korumak için mücadele içerisindeler. Fikirlerin bu kadar kolay alınıp satıldığı, eser niteliği taşıyan çalışmaların bu kadar kolay talep edilebildiği ve değerlendirilmediği, emeğin yemek kadar çabuk tüketildiği günümüz iş dünyasından bir dakika işlerinee ara vererek bu yazıyı emek sahipleri için okumalarını rica ediyorum...

    Fikirleri pervasızca alanlar, uygulayanlar ve sahibine bilgi bile vermekten çekinmeyenler bu alışkanlıklarının normal karşılandığını düşünerek yanılmaya devam ediyorlar. Oysaki farkında olmadıkları bir konu var. İtibar para ile satın alınmaz. Yetenek kişiye özeldir, eser sahibine aittir, taklit kısa ömürlüdür, imtiyaz sahibinin hakkını taklit ederek alabileceğini zannedenler büyük bir yanlış içerisine düşerler. Sihir kalemde, boyada, cetvelde, hamur da değil, sihir onu eser yapan ellerde, zihinde ve çevresini saran derin bilgidedir.

    "Evvel zaman içinde, yaşlı bir baba ile üç oğlu vardı. Baba ölümünden önce; büyük oğluna kulübesini, ortanca oğluna ineğini, en küçük oğluna ise bir çift iş eldiveni ile bir keser bırakmıştı. Büyük oğlu evde oturuyor, ortancası ineğin sütüyle geçiniyor, küçüğü de keseriyle öteberi yaparak geçimini sağlıyordu. Uzun yıllar sonunda, tembel büyük oğlun kulübesi bakımsızlıktan yan yattı. Ev, artık içinde oturulamayacak hale gelmişti. Ortancanın ineği ise yaşlanmış, gün geçtikçe daha az süt vermeye başlamıştı. Sonunda besinsizlikten ölmüştü zavallı.
    Oysa küçük kardeşleri gece demedi, gündüz demedi, çalıştı. Kendisine bir ev yapıp bir de besili inek satın aldı. Çünkü o, yetenekli ve istekli olunca bir keserle kentler, köprüler kurulduğunu; kapılar, masalar yapıldığını çok iyi biliyordu.
    Kıskançlıktan çatlayan ağabeylerden büyüğü, ortanca kardeşe:
    -Keseri büyülü olmasa, bunların hiçbirini yapamazdı. Keserini alalım, dedi.
    Anlaşıp keseri aldılar. Kesere, kendilerine de pencereler, kapılar, evler, sandalyeler, köprüler yapmasını emrettiler. Keserin hiç tındığı yoktu, yerinden bile kıpırdamıyordu.
    Bunun üzerine ortanca kardeş:
    -Anlaşılan yalnız keserle olmuyor, eldivenleri de almamız gerekecek, dedi. Sonra onları da aldılar; ama yine bir sonuca ulaşamadılar. Bu arada, keseriyle eldivenlerinin kaybolduğunu gören küçük kardeş, koşup yenilerini satın aldı. Yeniden işe koyuldu. Bir yandan şarkılar söylüyor, öte yandan tahtalara şekiller veriyordu.
    Bu kez ağabeyleri:
    -Tamam! Bu işin sırrı şarkıdaymış. İyice kulak kabartıp söylediği şarkıları bir öğrenelim, gerisi kolay, dediler.
    İşin sırrını açıklayan birkaç dizelik şarkı şöyleydi:
    "Her ne kadar keskinse keserim,
    bütün ustalık ellerimde derim.
    Yeterince kazancım var.
    Aç kalmaz çalışanlar"

    İşte yıllarca gece gündüz demeden çalışan, bütün ustağı yaratma gücünde, keskin zekâsında ve keşfetme arzusunda olan bir kişiden bahsetmek ve bu konuda çıkan bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

    Profesör Robert Kearns;
    Üniversitede profesör olan Kearns, 1958 yılının yağmurlu bir gününde ailesi ile otomobilinde giderken yağmurda çalışan sileceklerine dalıp sürekli çalışmalarından ve camı çizdiklerinden dolayı yakınır, ve o sırada insan göz kapağı gibi gerektiğinde kapanacak, sürekli çalışmayarak belirli bir zaman periyodunda çalışıp duran bir silecek modeli yapmak aklına gelir ve silecekler üzerinde çalışmaya başlar.
    Çalışmaları sonucunda 1959'da şu anda otomobillerimizde kullandığımız ve genelde sileceklerin birinci kademesini oluşturan aksak ritimde çalışan fasılalı sileceği icat eder. Ford, bu icatla yakından ilgilenir. Kearn'den bir prototip ister, ve aldığı prototipi inceleyen şirket tam beraber çalışmaya başlayacaklarken, Kearns'e olumsuz yanıt verir. Sonrasında onun buluşunu kullanmaktan da çekinmezler. Aradan geçen bir yılın sonunda Kearns, Detroitteki yeni Mustang tanıtım fuarında kendi geliştirdiği otomatik silecekler ile karşılaşır. Şaşkınlıktan donakalan Kearns, ertesi gün Ford'un kapısını çalarak kendi icadının haklarının kendisine verilmesini ister. Ancak olumsuz cevap alan Kearns Ford hakkında bir hukuk mücadelesi başlatmak zorunda kalır. Tam 12 yıl süren dava süresince kendi avukatlığını kendisi yapan Kearns, kendisine önerilen paradan daha düşük bir tazminat ile davayı kazanır ve böylece itibarını geri alarak, Ford'un icadı kendisinden izinsiz kullnadığını ıspatlar Aynı sistemi bazı modellerinde de kullanan Chrysler'dan da 18 milyon dolar tazminat kazanan Kearns, artık bu icadın tescilli mucidi sayılır. 2005 yılında aramızdan ayrılan Robert Kearns'ün hayat hikayesi itibarın para ile ölçülemeyeceği dersini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bugün dünyada fasılalı silecekli 150 milyondan fazla araç var.
    "Herkes öğrenmek ister; kimsede karşılığını vermeye kalkışmaz." JUVENAL

    Andırmak kelimesi dilimize yerleşti, hatta dilimize yerleşmenin de ötesine geçerek zihnimize kazındı. Fikir hırsızlığının yerine andırıyor, esinlenmiş gibi kelimeler koyarak içini rahatlatan üretmekten uzak, değerli fikirleri kendine adapte eden bir toplumunun içinde yaşıyoruz.
    Acaba ne acil, ne önemli? Neye gerçekten şu an için ihtiyacımız var? Neyi öncelikli olarak yapmalıyız? Bizim için üreten insanlardan istediklerimiz gerçekten şu için değerlendireceğimiz projeler mi ? Yoksa öylesine fikir almak, öylesine emek gerektiren eserler hazırlatmak ve beklenen yanıtlara öylesine cevap vermek artık ilke haline mi geldi?
    Roger Von Oech Beyninizi Kamçılayın adlı kitabında reklamcılık efsanesi Carl Ally ile yaptığı bir sohbetten bahsediyor; Oech sohbet sırasında Ally'ye yaratıcı bir insanı neyin memnun ettiğini soruyor. Ally soruyu şöyle yanıtlıyor : "Yaratıcı insan her şeyi bilen olmak ister. Sayısız şeyden haberdar olmayı arzular: Eskiçağ tarihi, 19.yüzyıl matematiği, mevcut imalat teknikleri, çiçek aranjmanı ve daha sayısız bilgiye aç gözlü bir şekilde saldırır. Bu bilgilerin ne zaman yeni bir fikir oluşturmak için bir araya geleceğini kendi de bilmez, altı dakika sonra olabileceği gibi altı yılda sürebilir bunun olması. Ancak yaratıcı bir insanın bunun bir gün olacağına inancı tamdır."
    İşte yaratıcı bir insan olmanın beraberinde getirdiği emek, özveri, çalışma ruhu, araştırma gücü Ally'nin yanıtında son derece açık. Bir eser, bir marka, bir plan, bir proje , bir oyun veya bir takım ortaya çıkartmak üretmekle, emekle mümkün.
    Oysa ki çevremizde ne 6 dakikaya, ne de 6 yıla ihtiyaç duymayan, yaratıcı insanların tam olan inançları ile ortaya çıkarttığı eserleri 6 saniye gibi bir sürede sahiplenen kesim bugün Robert Kearny'nin savaşını en üst düzeyde haklı kılıyor. Karşımızdaki ister dev bir şirket olsun, ister bir kişi olsun, ister on kişi. Göz kırpan silecekler sadece bir örnek. Bu haklı mücadelenin bir sembolü. Ve her zaman da emek sahiplerinin eserlerini korumaktaki kararlılığının bir sembolü olarak kalmaya devam etmeli...
    Fikir bilgiden doğar, bilgi yenilikçi düşünce ile hayat bulur. Yaratıcı olmanın, eser yaratmanın asıl anahtarı bildiklerimizle ne yaptığımıza bağlıdır.
    Bir gün Picasso evinin çevresinde gezinirken eski bir bisiklet bulur.Bir süre bisikleti inceler daha sonra selesini ve sonra da gidonunu söker, sonrada bu parçaları bir boğanın kafasını andıracak şekilde birbirine ekler. Burada bir yaratıcılık, düşüncenin gücü ve emek var. Emek ister kısa süreli ortaya çıksın isterse uzun yıllar alsın değerinden hiçbir şey kaybetmez. Eser sahipleri yaratıcı beyinleri ile nesneleri birbirine dönüştürme gücüne sahiptirler. Eserleri pervasızca alıp uygulayanlar ve eserin gizliliğine aldırmaksızın paylaşanlar ise bu güçten çok uzakta sığ sularda yüzme yarışlarına katılmaktadır.
    Nobel ödüllü fizikçi Albert Sezent Györgyi şöyle der ; "Buluş dediğimiz şey herkesle aynı yere bakıp farklı bir şeyler düşünebilmektir".
    Bakteri küfünü inceleyip antibiyotiği bulmak, elektrik olmadan mekaniğin gücü ile ilk robotu yapmak, geminin yelkenine bakıp ilk yel değirmenini düşünmek ve göz kırparken fasılalı sileceği yaratmak eser sahibi olmak ayrıcalığını getirir, yaratıcık ve keşfetmenin o harika duygusunu insana yaşatır. Bir dakika düşünün lütfen siz herhangi bir şeye baktığınızda sizde farklı düşünceler oluşturuyor mu? Siz de bu güç var mı?
    Yoksa siz başkalarının gücünü mü akşamları çekmecelerinize kaldırıyorsunuz ?

    Eğer değerli bir çalışma ürettiyseniz ve onun gerçekten değerini bilecek kişiler tarafından keşfedilmesini, incelenmesini, okunmasını, izlenmesini ve kullanılmasını istiyorsanız ve hak etmeyen bununla beraber hak etmediğini bile düşünemeyen kişiler tarafından kullanılmasını ve paylaşılmasını istemiyorsanız; birincisi fikrinizde ısrarcı olun ve ikincisi emeğinizin eserinizin tüm detaylarını hikmetinizden kaynaklanan iyi niyetle paylaşmayın uzun lafın kısası sır saklamayı bilin.
    Benjamin Franklin'in dediği gibi ;

    "Bırak bütün insanlar seni tanısın ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın: İnsanlar sığ yerini gördüklerinde dereyi rahatça geçerler."
    Emeğin hakkını veren ve esere saygı gösteren profesyonellere teşekkürlerimle...
     

Sayfayı Paylaş