1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Herşey Sebeple Yaratılmaktadır

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve -araz- tarafından 22 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    Bir şeye kavuşmak isteyen, Allahü teâlânın âdetine uyar ve bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapar. Para kazanmak isteyen, sanat sahibi olur veya ticâret yapar. Aç olan, yemek yer, hasta olan, doktora gider ve ilâç alır. Dînini öğrenmek isteyen de, ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını okur. Hasta olan, doktordan değil de, câhil bir kimseden ilâç alırsa, şifâ bulmaz hatta ölebilir. Ehl-i sünnet olmayan kimsenin, bozuk din kitâbını okuyanın da, dîni, îmânı bozulur.
    Allahü teâlâ, din ve dünyâ ihtiyâçlarına kavuşmak için, duâ etmeyi de sebep yapmıştır. Fakat, duânın kabûl olması için, Müslümân, ehl-i sünnet itikadında, sâlih olmak yani Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, çalışmak lâzımdır. Bunun için de, harâm yoldan, kul hakkından sakınmak ve yalnız Allahü teâlâya yalvarmak lâzımdır. Böyle olmayan kimse, böyle olan kimseden yani evliyadan, kendisine duâ etmesini ister. Evliyâ öldükten sonra da, işitir, kabrine gelip ziyâret edenlere ve talepte bulunanlara, duâ eder. Peygamber efendimiz; (İşlerinizde şaşırdığınız zamân, kabirde olanlardan yardım isteyiniz!) buyurmuştur.
    SEBEPLERE YAPIŞMALI; FAKAT...
    İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan Muhammed Ma’sûm Farûkî hazretleri buyuruyor ki:
    “Her işi, Allahü teâlâya havâle etmeli, Onun yarattığı sebeplere yapışmalı. Fakat, sebeplerin tesir etmesini, Allahtan beklemelidir. Hiçbir farzı kaçırmamalı ve geciktirmemelidir. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri; ‘İhtiyâçlardan kurtulmanın ilâcı, muhtâç olduğun şeyi terk etmektir. Her ihtiyâcını, hâsıl edecek sebebi Allahtan beklemelidir’ buyuruyor. Hadîs-i şerîfte; (İnsan, ihtiyaçlarını, Allaha havâle ederse, ihtiyaçlarını, husûle getirecek sebepleri ihsân eder) buyuruldu. Meselâ, herkesin sana merhamet ve hizmet etmesini temîn eder. Yahyâ bin Mu’âz Râzî hazretleri; ‘Herkes seni, Allahını sevdiğin kadar sever. Allahtan korktuğun kadar, senden korkarlar. Allaha itâat ettiğin kadar, sana itâat ederler. Allahü teâlâya hizmet ettiğin kadar, sana hizmet ederler. Hülâsa, her işin, Onun için olsun! Yoksa, hiçbir işinin faydası olmaz. Hep kendini düşünme! Allahü teâlâdan başka, kimseye güvenme!’ buyurmuştur.
    Ebû Muhammed Râşî hazretleri buyuruyor ki:
    ‘Kendin ile Allahü teâlâ arasında en büyük perde, mâni, hep kendi menfaatini düşünmek ve kendin gibi, bir âcize güvenmektir. Sofîlik, istediğin her yere gidebilmek ve bulutların gölgesinde râhat etmek ve herkesten hürmet görmek değildir. Her hâlinde, Allahü teâlâya güvenmektir.’
    Evlât ve âile ile dâimâ tatlı sözlü ve güler yüzlü olmalıdır. Onlarla da zarûret kadar, haklarını ödeyecek kadar görüşmelidir. Onların arasında bulunmak da, Allahü teâlâyı unutacak kadar uzun olmamalıdır. Kavuştuğun hâlleri herkese söyleme! Makam ve servet sâhipleri ile çok görüşme! Her hâlinde, sünnete uymaya ve bid’atten sakınmaya çalış! Sıkıntılı zamânlarında, Allahtan ümmîdini kesme, hiç üzülme! İnşirâh sûresinin 5. âyetinde, meâlen; (Her sıkıntıdan sonra, ferahlık, kolaylık vardır) buyuruldu.
    VARLIKTA VE YOKLUKTA...
    Sıkıntılı ve ferahlık zamanında, hâlinde bir değişiklik olmasın! Varlık ve yokluk zamanları, hâlini değiştirmesin. Hattâ, yokluk zamânında neşen, varlıkta da sıkıntın artsın! Ebû Saîd-i Arâbî hazretlerine;
    -Dervîş nasıl olur? diye sorduklarında;
    -Fakîrlik zamanında sâkin olurlar. Servet zamanında, muzdarip, sıkıntılı olurlar ve rahatlık zamanında sıkıntı ararlar. Hâdiselerin değişmesi, ahlâklarını değiştirmez. Başkalarının ayıplarına bakmazlar. Dâimâ, kendi ayıplarını, kusûrlarını görürler. Kendilerini hiçbir Müslümândan üstün bilmezler. Hepsini kendinden üstün görürler, buyurmuştur.
    Sırrî Sekatî hazretleri, bir gün;
    -Ben, kimseden üstün değilim, buyurunca;
    -Açıkça günâh işleyen fâsıktan da mı? dediklerinde;
    -Evet, buyurmuştur...”
    Netice olarak insan, istediği şeyin sebebine yapışarak, ona kavuşur. Sebeplere yapışmak, Peygamberlerin âdetidir. İnsan zekâsı, insan gücü de, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olmakta; sebepler zincirinin bir halkası olmaktadır. Allahü teâlânın sebeplere, sebeplerin tesir etmelerine ihtiyâcı yoktur. Hiç sebep olmadan da yaratabilir. Ancak sebepler vasıtası ile yaratmasında, kulları için faydalar vardır.

    Kaynak :Osman Ünlü
     

Sayfayı Paylaş