1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hıncal Uluç - Her sevmek, hem de nasıl beklemektir...

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve Hazangülü tarafından 21 Kasım 2006 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Ümit Yaşar`ın Ayrılanlar İçin`ini Timur Selçuk ezberletmişti hepimize.. Meğer bir de "Bekleyenler İçin`i" varmış, bu birbirinden güzel aşk şiirleri yazan ustanın..
    Bugünün gençlerine üzülüyorum, birbirlerinin kulağına aşk şiirleri fısıldamıyor, Ümit Yaşar`ı tanımıyorlar. Özdemir Asaf`tan haberleri olmadığı için, "Bir kelimeye bin anlam" yükleyip birbirlerine seslenemiyorlar.. "Üçüncü Şahsın Şiiri"ni yazan Atilla İlhan onlar için Cumhuriyet`in politik yazarı..

    Daha eskilere, Necip Fazıllara falan gitmiyorum, mesela Beklemek üzerine o muhteşem satırları yazan.. "Ne hasta beklerdi sabahı/ Ve ne genç ölüyü mezar/ Ne de şeytan bir günahı/ Seni beklediğim kadar" diyen Necip Fazıl`ı..

    Geçen hafta Yalın`ın "Bir Tanem"ini yazmıştım.. "Bir tanem" nedir onu anlatarak.. Meğer ne çok insanın içindeymiş, bu iki minik sözcük.. Telefonlar.. Fakslar.. E- mailler.. Hiç aklımdan geçmeyen kişiler "Kestim sakladım" diye telefon ettiler..

    İnsanın "Bir Tanem" diyeceği birinin olması harika bir şey.. Onu anlatırken, bir iki satır da, Bir Tane`yi beklemeyi anlatmıştım.. Mazoşist bir coşku ile beklemeyi..

    Bekleme acısını tatmanın güzelliğini yazmıştım, araya sıkıştırıp.. Oysa üzerine romanlar yazacak kadar uzun konuydu..

    Bir Tanem`den evin anahtarını geri istemiştim, bir defasında.. Bu eve bir daha gelme" anlamına değil tabii.. O belki de öyle anlamıştır bilmem..

    Evin anahtarının onda olması nedir, bilen bilir..

    Günün her saatinde, dakikasında, anında beklersiniz.. Anahtarı var ya.. Canı isterse gelebilir.. Ne zaman canı isterse..

    24 saatin 24`ünde de beklemek.. Hergün beklemek.. Durmadan beklemek.. Can mı dayanır?..

    Gelmez haspam..

    Anahtarı geri alınca işkence bitti sanırsınız.. Öyle ya, artık her an beklemek yok.. Geleceği zamanı bildirir, telefon edip, siz de sadece o anı beklersiniz biter gider..

    Keşke o kadar kolay olsaydı.. Bu defa bir başka bekleyiş başlar.. Bu defa telefonun zilinin çalmasını beklersiniz.. Çalan her zilde onun sesini beklersiniz.. Dahası sürpriz yapmasını, ışığı görüp aniden kapıyı çalmasını beklersiniz.. Çalan her kapı zilinde onu beklersiniz..

    Çünkü aslında sevmek, hem de nasıl beklemektir..

    Bir dost "Beklemeyi yazmışsın, ama senin yazdıklarını yıllar önce hem de nasıl anlatan Ümit Yaşar`ın dizelerinden haberin yok, belli dedi..

    Yoktu gerçekten.. Ben ki, Ümit Yaşar`ı ezber bildiğimi sanırdım..

    "Yolla" dedim..
    Yolladı..
    Bu dizeleri satır satır okuyun.. Her satırı on kez okuyup, yüz kez düşünün..
    Hiç böyle beklediniz mi?.
    Hiç böyle beklendiğinizi düşündünüz mü?..
    Hey koca Ümit Yaşar.. İşte Bekleyenler İçin!..

    Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    İçtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir.

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada.

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi.

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, nerdesin diye,

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlayacağım.

    "Öldüğüm gün bile gelsen.."
    Böyle bekleyiş olur mu?.. Olur dostlarım olur..
    Öyle beklersen, kavuştuğunda öldüğünü bile unutursun gerçekten.. Öldüğünü de.. Öldüreni de..
    Şiir güzel şey dostlarım.. Sevmek kadar güzel..

    Hıncal Uluç
     
  2. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Gerçek, beyaz bir aşk hikayesi
    27 Haziran 2006 Salı
    Bu hikayede tıpkı diğer hikayeler gibi, tıpkı diğer masallar gibi bir varmış, bir yokmuşla başlıyordu. Kahramanların yaşam çizgilerindeki deneyimler, tecrübeler, yaşantılar bu çizgiye getirmişti onları. Bu çizgi anlatılamayan, tanımlanamayan sadece ve sadece yaşanan AŞK çizgisiydi.

    Kimdi bu kahramanlar?
    Dünyaya geliş amaçları neydi?
    Yoksa kahramanlarımız birbirleri için yazılmış; çifte kavrulmuş bir badem mi? çift sarılı bir yumurtamıydılar?
    Neydiler bilmiyorum ama onlar benim hayatımda tanıdığım en anlamlı çiftti.
    Kahramanlarımdan gerçek i anlatmalıyım önce size.
    Gerçek;
    Biraz Karadeniz,
    Epeyce vakur,
    çokça İstanbul,
    Güzelliğini anlatmak zor ama gerçek in güzelliği; sözcüklerle sınırlı değil ancak hayalin ufuklarıyla sınırsızdı.
    Güzelliğinin sınırı yoktu ama onu anlamlandıran ona farkındalık kazandıran bir beyaz ı vardı.
    Beyaz;
    Biraz Anadolu,
    Hoş bir türkü,
    Epeyce yiğit,
    çokça İstanbul,
    İçinde biriktirdiği özlemi, derin bir iç çekişle dile getiren bir duygu insanıydı.
    Bir yaz tatiliydi onları buluşturan
    Bir temmuz akşamıydı karşılaştıran
    Bir diz zedelenmesiydi beyaz ı Kumburgaz a sürükleyen
    Belki de tüm sebep ve nedenler tek bir sonuç için vardılar. Adı; Gerçek.
    İlk göz göze gelmeleriyle birbirlerinden etkilenen, birbirlerinin gözlerinin içinde kendilerini görmek için özlem duyan bir çift yürektiler.
    İlk göz temasının ardından her şey o kadar hızlı, her şey o kadar çabuk gelişti ki; sanki tüm site gerçek ile beyaz ı bir araya getirmek için seferber olmuştu. Bir türküyü hatırlatıyordu bu seferberlik;

    Sen bir yandan,
    Ben bir yandan,
    Sar beni,
    Leylim ley

    Nerden bilebilirdi beyaz bu türkünün gerçek in hayattaki türküsü olduğunu.
    Bir küpe, bir kolye beyaz için, içindeki güzeli süslemenin en dayanılmaz ve en güzel anıydı. Bu an, aşkların artık mektuptan bir cep telefonu mesajına döndüğü 21. yüzyıla bir adımdı.

    Ve gerçek beyaz bir aşk ın başlama noktasıydı.
    Kimse bilmemeliydi, kimse görmemeliydi, kimse hissetmemeliydi bu aşk ı.

    Öyle istiyordu gerçek
    Öyle yaptı beyaz
    Artık her gece uykusuz geçiyor gün gerçek ile başlıyor, gerçek ile bitiyor. Yani her an, her saniye, her dakika modern dünyanın sahte ilişkilerine inat gerçek oluyordu.

    Temmuz geçmiş,
    Ağustos böcekleri bu aşk a şahit olmuş,
    Eylül beyaz ın yüreğindeki ihtilali gerçekleştirmiş ve ilk buluşma gerçekleşmişti.
    Aylardan ekim, günlerden pazardı. Onları buluşturan bir iftar sofrasıydı. Nazar boncuklarıyla süslenmiş özel bir masaydı.
    Önce İstanbul un yedi tepesini simgeleyen yedi güzel gül
    Sonra kırk yıl hatırı kalsın diye Türk kahvesi gelmişti, gerçek ile beyaz ın masasına.
    Gerçek yaşadığı güzel sürprizlerin etkisiyle, hayatın ona sunduğu en güzel sürprize bakıp bu hız başımı döndürüyor beyaz dedi.
    Modern dünyanın hızlı bir tüketim içinde olduğu, aşkların hızla tükendiği bu çağda; bu aşk başımı döndürüyor.
    Yılmaz Erdoğan`ın, beyaz ın yüreğindeki sesin yansımasıyla nokta koyalım yazımıza;

    Sana bakmak,
    Bir beyaz kağıda bakmaktır,
    Her şey olmaya hazır.

    Sana bakmak,
    Bütün rastlantıları reddedip,
    Bir mucizeyi anlamaktır .

    "Sana bakmak,
    Allah`a inanmaktır."

    Turgay Canbay
     

Sayfayı Paylaş