1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hipnotizma (Uyutum) nedir?

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 1 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Hipnotizma (Uyutum) nedir?

    Yapay olarak uyutma. Uyutum deyimiyle özleştirilmiştir. İradesi güçsüz, özellikle de aşılamaya (telkine) yatkın kişilere uygulanan bir yapay (suni) uyutma yöntemidir. Böylelikle uyutulan hastalar üstünde çeşitli psikoterapi denemeleri yapılmıştır.

    Bu yöntemin kurucusu ünlü Viyanalı hekim F. A. Mesmer (1754-1815)'dir. Ne var ki Mesmer iyi niyetle başladığı bu işi sonunda şarlatanlığa dökmüş, gizli dernekler kurarak hastalarını iyi edici nitelikleri bulunduğunu ileri sürdüğü mıknatısla sağaltmaya kalkmış, örneğin melankoli hastalarını İsavari bir tutumla elleriyle sıvazlayıp iyileştirmeye çalışmıştır.

    Mesmer'e göre canlılar arasında bir çeşit manyetik akım vardır, insan bu manyetik akımı biriktirebilir ve dokunma yoluyla başkalarına geçirebilir. Mesmerciiik adı verilen bu şarlatanlık 1784 yılında yasaklanmıştır. Bundan sonra hipnotizmayla psikoterapi ünlü Fransız psikopatoloğu Dr. J. M. Charcot (1825-1893) tarafından bilimsel olarak kullanılmaya çalışılmıştır. 1862 yılında La Salperriere'de servis şefi bulunan Charcot burada sinir hastalıklarıyla ilgili dersler veriyordu.

    Çağın büyük ruhbilimcisi Theodule Ribot öğrencilerine hekimlik okumalarını önermişti. P. Janet. A. Binet, S. Freud vb. gibi pek çok ünlü ruhbilimciler bu okuldan geçmişlerdir. 1897 yılında Paris Tıp Fakültesi'nde patoloji-anatomi profesörü olan Dr. Charcot, hipnotizma üstündeki araştırmalarına 1878 yılında başlamış bulunuyordu. Değerli bir psikopatolog olan Dr. Charcot uyuttuğu hastalarındaki organsal belirtileri de gözlemliyordu.

    Örneğin kasların durumunda ve tepkesel devinimlerdeki değişmeler özellikle parmak bastığı belirtilerdi. Dr. Charcot bu incelemeleri sonunda üç sinirsel hastalığı birbirinden ayırmıştı: Baygın uyku, sara ve uyurgezerlik.

    Salpetriere Kliniği onun bu bulgularıyla dünya çapında bir üne ulaştı, hipnotizma da bu yüzden hekimlikte tutulmaya başladı. Nancy Tıp Fakültesi'nde profesör olan Dr. H. Bernheim (1857-1919) da hipnotizma üstünde çalışıyor ve onun sonuçlarında sadece aşılamanın (telkinin) etkilerini saptıyordu. Daha açık bir deyişle, Dr. Bernheim'a göre hipnotizma bir aşılama olayından başka bir şey değildi. College de France'ta ünlü Ribot'nun yerini alan deneysel ve karşılaştırmalı ruhbilim profesörü Dr. Pierre Janet (1859-1947) 1919 yılında yayımlanan üç ciltlik les Medications Psychologiques (Ruhsal psikoterapiler) adlı yapıtında hipnotizmanın tarihini inceleyerek Mesmer'in ünlü hayvansal manyetik akım kuramının saçmalığını sergiliyor ve bunun psikoterapicinin tinsel (manevi) etkisiyle meydana gelen bir aşılama (telkin) olduğunu vurguluyordu.

    Daha açık bir deyişle Dr. Janet'ye göre hipnotizma fizyolojik değil, ruh-bilimsel bir olaydı. lanet şöyle demektedir: "Hipnotizmanın gerek yanında ve gerek karşısında yer alarak yapılan savaşım, ruhsal psikoterapinın önemini tanımamıza bir hayli yardım etmiş bulunmaktadır". Bilindiği gibi S. Freud’un çalışma arkadaşı Dr. J. Breuer (1842-1925) de 1880-1882 arasında sağaltmaya çalıştığı genç bir kızı hipnotizmayla uyutup konuşturuyordu (Freud bu sırada tıp tahsilini bitirmek üzereydi). Bütün bunlara karşın hipnotizma, yüzyılımızda hekimlikteki önemini büyük ölçüde yitirmiştir.

    Friedrich Engels, Dialektik der Natur adlı ünlü yapıtında, iradesi güçsüz kişilere uygulanabilen hipnotizma ve manyatizma gibi oyunların gerçek niteliğini meydana koyarak yapıtının Ruh Dünyasında Doğa Bilimi başlığını taşıyan bölümünde şöyle der: "İradenin pasifliği ve başka bir kişinin iradesine mutlak uyduluğuyla ilgili olarak, bütün bu durumun, deneğin iradesinin operatörün iradesine uymasıyla başladığını ve bu olmadan sağlanamayacağını hatırda tutarsak, iradenin pasifliği mucize niteliğini hemen yitiriverir. Deneğin, yüzüne kahkahalarını savurmasıyla dünyanın en yaman manyetizmacısı bile bütün gücünü ve esrarlı büyüsünü yitirir".

    Ortaçağa kadar ruhsal-tedavi yöntemleriyle dinsel inanç ve uygulama arasında sürüp gelen sıkı bağlantı XVIII. ve XIX. yüzyılda iyice çözülmeye başlamıştır. Mesmer, dinsel yaklaşımdan ayrılan ruhsal tedavinin öncüleri arasında sayılır. Mesmer elinde tuttuğu bir mıknatıstan yayılan manyetik dalgalar aracılığıyla hastaları iyileştirdiğine inanıyordu. Önceleri manyetik güce bağladığı iyileşmenin daha sonra kendisinden kaynaklanan bir güç olduğuna inanmış, bedeninden hastaya geçen bu güç akımının hastayı uyuttuğunu ve iyileştirdiğini ileri sürmüştür. Başlangıçta ciddi çalışma ve yorumlar yapan Mesmer daha sonra işi şarlatanlığa dökmüş, sadece ün ve para için çalışan biri durumuna düşmüştür.

    Mesmer'in çalışmalarını, incelemekle görevlendirilen bilim adamları tedavi sırasında manyetik ya da bedensel bir gücün sözkonusu olmadığını, iyileştirici etkinin hastayla hekim arasındaki duygu ve düşünce yakınlaşmasından kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Böylece Mesmer'le ruhsal tedavinin temel ilkesi ortaya çıkmış ölüyordu. Charcot, Bernheim, lanet ruhsal tedavide hekim-hasta arasında duygusal alışveriş ve telkinin temel olduğunu ileri sürmüşler, bu durumun hipnozla sağlandığını göstermişlerdir. Bu görüşler Freud (1856-1959) ve onu izleyenlere uygun ortamı hazırlamıştır".

    Hastanın telkin yoluyla bazı şeylere inandırılarak bazı hastalık belirtilerinden kurulmasını sağlamaya telkin tedavisi denir. Bu telkin inandırıcı konuşma türünde olabileceği gibi plasebo denilen, aslında belirtisi ya da yakınması üzerinde gerçek biyolojik bir etkisi olmayan bir ilaç ya da maddenin (bu içinde etkili farmakolojik madde bulunmayan bir tablet olabildiği gibi serum fizyolojik vb. türde bir şey olabilir) uygulanmasıdır. Hipnoz da bir telkin türüdür. Telkin yoluyla hastanın uyur duruma sokularak kendisine bazı inandırıcı sözlerin söylenmesidir. Hipnozdaki uykuya benzer durum aslında gerçek bir uyku değildir, sadece hasta uyuduğunu zanneder ve bu sırada kendine yapılan telkinleri farkında olmadan duyar.

    Ne var ki hipnoz herkese uygulanamayıp ancak telkine yatkın kişilere uygulanabildiği gibi hipnozla elde edilen tedavi başarısı da kalıcı değildir, en iyi halde bir belirtinin ortadan kalkıp diğer bir belirtiye değişmesi sık görülen bir durumdur. Hipnozun tarih boyunca donem dönem şarlatanlık derecesine varan kertede insanları sömürme aracı olarak kullanıldığına tanık olunmuştur ve ne yazık ki buna bugün bile zaman zaman rastlanmaktadır. Hipnozun bugün tıp bilimlerinde uygulandığı alan çok daralmış olup onun da katı tıp kuralları içinde ve başka olanakların uygulanamadığı durumlarda uygulanması sözkonusudur. Ruh hastalıklarının tedavisinde önemi ve güvenirliliğini büyük ölçüde yitirmiştir, çoğu zaman yetkisiz ellerde büyük zararlara (hezeyanlı psikozların patlak vermesine) yol açtığı da saptanmaktadır.

    Bunlara karşı Profesör Norman L. Munn, Nahid Tendar tarafından dilimize çevrilen Psikoloji adlı yapıtında bir uyurum sonrası aşılama olayını şöyle anlatmaktadır: "Psikoloji öğrencilerinden bir kız (S) aşağıda açıklayacağımız şekilde hipnotize edilmiştir: Öğrenci bir koltuğa yaslandı ve başı üzerinde duran parlak bir cisme sabit baktı, bu cisim öyle bir yere konmuştu ki bunu görmek için kız gözlerini yukarı doğru kaydırdı. Kız böylece cisme dikkatle bakarken hipnotizmacı (H): Gözleriniz gittikçe yoruluyor, dedi, kollarınız yoruldu, derin bir uykuya dalıyorsunuz, uyan deyinceye kadar uyuyacaksınız, size ne dersem yapacaksınız, fakat uyanınca bunların hiçbirini hatırlamayacaksınız. Buna S'nin gözkapakları titreyinceye ve gözlerini güçlükle açık tutacak hale gelinceye kadar yeknesak bir edayla devam etti.

    O zaman H: Gözkapaklarınız titriyor, göz adaleleriniz yoruldu, gözleriniz kapanıyor, sıkı sıkı kapanıyor, daha sıkı, daha sıkı kapanıyor, artık gözlerinizi açamazsınız, deneyin, ama açamazsınız. S gözlerin açmaya çalıştı ama açamadı. Bunu yalandan yapmadığından emin olmak için H, kendisine sağ elinin yavaş yavaş uyuştuğunu ve az sonra hissini kaybedeceğini söyledi. Arada bir eli ovarak birkaç telkin yaptıktan sonra H. elin üzerindeki deriyi tutup yukarı doğru çekti ve sterilize edilmiş bir iğneyi ucu öbür taraftan çıkacak kadar deriye iyice batırdı. Süje hiçbir tepki yapmadı. H iğnenin ucuyla diğer ele dokunduğu zaman kız derhal elini çekti. Şimdi sağ eliniz tekrar duymaya başlamıştır telkinini yaptıktan sonra kız sağ elini de aynı şekilde iğneden çekti.

    S'nin derin derin uyuduğundan emin olunca H: Ona kadar sayacağım, bundan sonra ayılacaksınız, dedi, yerinize dönecek ve tamamen uyanmış olacaksınız, ders esnasında ben başımı kaşıyınca yerinizden kalkacaksınız, odama gideceksiniz, orada laboratuvar önlüğümü kapının arkasında asılı bulacaksınız, önlüğü buraya sınıfa getirecek ve benim üzerime koyacaksınız, onu giymek istemeyebilirim, fakat siz önlüğü bana giydirmelisiniz.

    Bundan sonra H: Bir-iki-üç, dedi, uyanıyorsunuz, dört-beş, daha çok uyanıyorsunuz, altı-yedi-sekiz, tamamen uyanmak üzeresiniz, dokuz, hemen hemen uyanmış gibisiniz, on, uyandınız. S gözlerini açtı, biraz şaşkındı, yerine geçip oturdu. Sorulduğu zaman, gözleri ağırlaştıktan sonra uyanıncaya kadar olanlardan hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. H derse devam etti ve birkaç dakika sonra başını kaşımaya başladı. Süje kımıldamadı, fakat içi pek rahat değildi. Ders devam ediyordu. Birkaç dakika sonra S büyük bir tereddütle odadan çıktı. Az sonra laboratuar önlüğüyle geldi, H'ye: Bunu giyseniz iyi olur, dedi. H buna ihtiyacı olmadığını söyledi.

    S ısrar ederek: Burası soğukça, bu sizi ısıtır, dedi. H önlüğü almamakta ısrar etti, odanın bunu giyecek kadar soğuk olmadığını söyledi. O zaman S'nin ısrarı arttı. Bu sefer, önlüğü giymezse elbiselerinin tebeşirleneceğini söyleyerek H'nin kolunu yenine geçirmeye çalıştı. Birkaç dakika sonra S yalvarmaya başladı, H'dan önlüğü giymesini rica ediyordu. Nitekim H önlüğü giydi. O zaman S rahatladı ve yerine döndü. bunları neden yaptığı sorulunca S bilmediğini söyledi.

    Öğretmen başını kaşıyınca aklına böyle bir şeyin geldiğini, ama bu fikrin ne kadar saçma olduğunu düşünerek yapmamaya karar verdiğini söyledi. Fakat sonunda dayanamadı, bu içtepiye uyduğu takdirde rahat edeceğini biliyordu. Hastalara, hipnotize edilmiş oldukları sırada sigaradan iç bulantısı duyacakları, alkol lezzetinden tiksinecekleri veya çalıştıkları mevzu üzerinde daha dikkatle duracakları söylenmiştir. Telkinin tesiri bir müddet devam eder (Bu müddetin uzunluğu değişiktir), fakat umumiyetle hasta neden sigaradan başı döndüğünü, alkolden tiksindiğini veya daha iyi dikkat ederek çalıştığını bilmez.

    Hipnotizmanın bir benzeri de narkozla psikoterapidir. Sodyum amital kullanarak hastaları uyutma yoluyla yapılan ruhsal çözümlemeye narkoz'la çözümleme denir. İlkin 1929 yılında Bleckwenn tarafından, daha sonra 1956 yılında Horsley tarafından uygulanmıştır.
     

Sayfayı Paylaş