1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 4 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

    Kişinin vücut semptomlarını yanlış yorumlamasına bağlı olarak ciddi bir hastalığı olacağı korkusunu ya da ciddi bir hastalığı olduğu düşüncesini taşıyıp durmasıdır. Yeterli tıbbi değerlendirme yapılmasına ve güvence verilmesine karşın bu düşünceler sürüp gitmektedir. Vücudun normal çalışmasına ait bir takım belirtilere, anormal gözü ile bakılmakta ve yanlış anlamlar yüklenip, hastalık belirtisi olarak düşünülmektedir. Örnek olarak kalp atışları, terleme, öksürme, esneme, kabızlık gibi durumlar ciddi bir hastalığın (kanser, kalp krizi, ağır bir nörolojik hastalık gibi ) işaretleri olarak kabul edilmektedir. Ayni anda bir çok organa ait kuşku olabilirken, sadece bir organ veya hastalığa ait kuşku da bulunabilir.

    Hipokondriyaziste kişinin düşünce içerikleri hastalık kuşkuları ve kaygıları ve hastalık tanıları ile doludur. Bedenlerinin çeşitli yerlerine bir bozukluk, bir ağrı olup olmadığını anlamak için dokunabilirler, bastırabilirler. Ellerini göğüse, kalp bölgesine tutabilirler. Nabız yoklayabilirler. Bedenin çeşitli bölgelerindeki bir ağrıya, duyuya aşırı dikkat vardır. Göğüste bir kas ağrısı hemen kalp hastalığı kuşkularını doğurabilir. Dışkısını, sidiğini yoklama görülebilir. Renk, koku değişiklerine anlam vermeye çalışabilirler. Bir gaz sancısı bağırsaklarda ciddi bir hastalığın işareti olabilir. Hipokondriyaziste sürekli hastalık düşünüldüğünden bu durum kişinin başka konularla ilgilenmesini engelleyebilir, dolayısıyla da ilişkilerini kısıtlayabilir, kişinin sürekli bir kaygı ve bunaltı yaşamasına neden olabilir.

    Hipokondriyazta kişinin tıbbi yayınları ve ilaçları yakından takip etmesi çok rastlanılan bir durumdur. Çoğu zaman bu durum kişinin hastalıklar konusunda doktorla yarışmasına, psikiyatriste sevk edildiklerinde kendilerinde vücutsal bir hastalık olduğunda ısrar etmelerine neden olur. Bunu kanıtlamak için sayısız doktoru dolaşıp gereksiz masraflara girmeleri çok yaygındır. Gerçek bir kalp, kanser, mide hastası genel olarak hastalığını düşündüğü kadar başka konuları da düşünür. Ayrıca hekimin verdiği güvenceler kendisini rahatlatır ve bunlara inanır. Oysa ki hipokondriyak hasta çok kısa bir süre inanıyor gibi görünse bile az bir zaman sonra tekrar doktor doktor dolaşmaya başlayabilir.

    Hipokondriyaziste depresyon çok görülen bir durumdur, bu da kişide çabuk yorulmaya, uyku bozukluğuna, istek azalmasına ve bunun gibi şeylere yol açabilir. Bu da kişide hasta olduğu inancını arttırıp daha fazla yatakta yatmasına, kendisini ağır işe sokmamaya çalışmasına, dolayısıyla da hastalıkla ilgili daha çok düşünmesine neden olur. Kişi sık sık sevk almaya, check-up, tomografi, MR incelemeleri yaptırmaya başlar.
    Bütün bunlar da kişinin toplumsal ve mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.

    Hipokondriyak belirtiler, depresyon, şizofreni ve anksiyete bozukluklarında da sık görülür. Depresyonda özellikle yaş dönümü depresyonlarında kişilerin sıklıkla bedenlerini fazla dinledikleri görülmektedir. Fakat dikkatli muayene ile hastadaki uyku bozukluğu, karamsarlık, isteksizlik, iştahsızlık, zevk alamama gibi belirtilerle depresyon tanısı konur. Anksiyete bozuklarında zaman zaman somatik şikayetler olabilir, fakat klinik tabloya bunaltı ve panik durumları hakimdir. Kişide bedensel bir hastalıkla aşırı derecede uğraşma durumu yoktur.

    İyi incelendiği takdirde bedensel uğraşlar başlamadan önce oldukça uzun süren sıkıntılı bir dönemin olduğu görülür. Örneğin ağır iş koşulları gibi, ekonomik sorunlar, geniş bir ailenin yükünü uzun bir süre yüklenmiş olma gibi. Aile içindeki sorunlar ya da diğer sorunlar nedeniyle hastanın uykusu bozulur, büyük sıkıntılar duyar, bir süre sonra da artık kendi bedenini düşünmeye başlar.

    Hipokondriyazisin oluşmasında ve sürmesinde doktor yaklaşımlarının etkisi de büyüktür. Bazen muayene sonrasında hastasına yanlış bir şey söyleyen, kuşku aşılayan hekim yatkın kişilerde hipokondriyazisin gelişmesine neden olabilir.Hekimlerin sık sık değişik muayeneler yapması, çok değişik ilaçlar denemesi sorunu pekiştirir. Örneğin daha çok kalbinden yakınan bir hastaya kalbi destekliyor, düzenliyor gibi reklamları yapılan bir takım damlalar ya da haplar verilmesi kalp hastalığı endişesini artırır. Genel olarak bir ruh sağlığa uzmanına muayene için gelen kişi çoğu kez yıllardan beri hastalığı bir yaşam biçimi durumuna sokmuştur. Toplum ve aile içinde bu hastalar evham hastaları olarak da tanınır. Ve kendilerine hiçbir hastalıkları olmadıkları tekrar tekrar söylenir. Bu sözlerin etkisi olmayınca aile ve çevredekiler hastadan bıkabilirler. Bu da sorunun artmasında ve sürmesinde etkili olur.

    Bu bozukluğun sıklığı ve yaygınlığı ile ilgili bilgiler net değildir. Erkeklerde ve kadınlarda eşit yaygınlıkta görülmekte, belirtiler en sık 20-30 yaşlarında başlamaktadır. (fakat herhangi bir yaş döneminde de görülebilir.) Toplumsal konum, eğitim düzeyi ve medeni durumdan etkilenmediği düşünülse de, gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın olarak görüldüğü düşünülmektedir. ABD’de değişik sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar arasında sıklığı % 4-14 arasında değişmektedir. Hastaneye başvuranların % 4-6 sında belirlenmiştir.

    Hipokondriyaziste psikiyatrik tedaviye direnç vardır. Öncelikle kişinin psikiyatrist/psikoloğuyla çok iyi bir ittifak kurması gerekmektedir. Doktor doktor dolaşmaması, bir iş ya da bulması, dikkatini günlük yaşam sorunlarına yöneltmesi konusunda fikir birliğine varılması gerekmektedir. Kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması, tedaviye yanıt veren anksiyete ya da depresyonunun bulunması, semptomlarının birden başlaması, herhangi bir kişilik bozukluğunun bulunmaması ve hastanın semptomlarıyla ilişkili psikiyatrik olmayan tıbbi bir durumun bulunmaması düzelmenin daha çabuk olacağına dair olumlu işaretlerdir. Sonuç olarak uygun bir tedavi ile hastaların üçte biri ile yarısında önemli ölçüde düzelmenin gerçekleştirdiği tahmin edilmektedir.

     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Hastalık Hastalığında Belirti ve Çözümler

    Hastalık hastalığı yaşayanlar hem kendileri çok yıpranır çile çekerler hem de yakınlarını çok bıktırırlar. Sürekli hastalık konularında konuşan, bu konuda yazılan her haberi okuyup keserek saklayan bu kişiler her toplulukta bu konuyu açarlar. Çok hastane ve hekim dolaşan bu kişiler hekimlerle de geçinemezler çoğunlukla. Beni anlamıyor kimse şeklinde düşünen bu kişiler bir türlü rahatlayamazlar. Uğur İlyas Canpolat; Beden dismorfik bozukluk, psikotik bozukluklar, depresyon ve anksiyete gibi hastalıkların eşlik edebildiği hastalık hastalığı konusunu ve bu hastaların neler hissedip yaşadıklarını Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Barış Önen Ünsalver ile konuştu.

    -Hastalık hastalığı nedir? Bize bunu tarif eder misiniz?


    Halk arasında evhamlı olarak bilinen kişilerin çoğunda sorduğunuz bu hastalık hastalığı vardır. Kişi, ağır ve ciddi, bir ya da birden fazla hastalığa yakalanmış olduğu korku ve düşüncesindedir.

    -Bu kişilerin temel davranışları nelerdir?


    Bu kişiler tüm dikkatini bedenine yöneltirler. Sürekli olarak bedeniyle uğraşır hale gelirler. Yoğun bir ölüm korkusu vardır.

    -Aslında çoğu hastalık hastası olmayan kişilerde kendi bedenini dinler ona göre sağlık tedbirleri almazlar mı? Bu illa da bir hastalık işareti mi sayılmalıdır?


    Çok önemli bir soru bu. Normalde sağlıklı kabul edilen herkeste olabilecek bedenin işlevleriyle ilgili duyumları bu kişiler hastalık lehine ve rahatsız edici olarak yanlış yorumlarlar.

    -Örnekleyebilir misiniz?


    Tabii. Mesela, ayağa kalktığı sırada yaşanacak hafif bir başdönmesi hissi kişinin kalp hastası olduğunu düşünmesine neden olur. Elleri sürekli nabızlarında ya da kalp üzerinde olabilir. Bazı kimseler yanlarında tansiyon ve şeker ölçüm cihazlarıyla dolaşıp sürekli kendi kendilerine ölçüm yapabilirler. İdrar ya da dışkılarını kontrol edip, rengine kokusuna bir anlam yüklemeye çalışabilirler. Hasta oldukları yönündeki inançları çok güçlü olduğundan sık sık hekimlere başvurarak muayene ve tetkik yaptırmak isterler.

    -Hekimle güven ilişkisi yaşayabilirler mi? Yani hekime inanırlar mı?


    Yapılan tetkiklerde hekim bir hastalık söz konusu olmadığını söylediğinde, rahatlamadıkları gibi hekimin altta yatan hastalığı anlayamadığı düşüncesiyle sık sık hekim değiştirirler. Bu hasta hekim ilişkisinde gerilime yol açabilir. O doktordan bu doktora koşturup hastalıklarına çare bulunması için uğraşırlar. Hayatı tehdit edici nitelikte ciddi bir hastalığın varlığı ve bunun bir türlü tanınıp tedavi edilmiyor olduğu düşüncesi hastalarda gerginliğe neden olur.

    -Hekimin tanısına karşı direnme ve güvensizlik onlar için yıpratıcı olsa gerek.


    Pek tabii. Sadece kendileri de değildir bu süreçte yıpranan. Hiçbir hastalıklarının olmadığı tekrar tekrar söylenir ama bu sözler etkisiz kalınca aile ve yakınlarda da bıkkınlık oluşur. Bu da sorunun artması ve sürmesinde etkili olabilir.

    -Bu kişiler sanırım sağlık konularına herkesten daha çok meraklıdırlar. Hastalıklar konusunda az sayılmayacak bilgilere de sahiptirler değil mi?


    Evet öyle. Hasta oldukları korkusunun verdiği endişeyi rahatlatabilmek için sık sık hastalık belirtilerinden konuşabilirler. İnternette ya da kitaplarda gazetelerde korkulan hastalıklarla ilgili yazıları okurlar. Okuduklarında kendilerinden bir şeyler bulurlar. Bu kişiler kendi bedenlerine o kadar fazla odaklanırlar ki, kendi bedenleri dışındaki meseleler ya da diğer insanlara olan ilgileri azalır.

    -Herkesten daha fazla bir ilgi beklentisine girerler mi? Hastalık anlatma isteğinde bu tür bir amaç var mıdır?


    Bu kişiler düşündükleri hastalık nedeniyle özel bir muamele, özel bir tedavi beklentisi içinde olabilirler. Bu doğru. Devamlı olarak sevk alarak, hastanede yatış, check-up, tomografi, MR incelemeleri talep ederler. Hatta bu nedenle yurt dışındaki tip merkezlerine ya da tıp dışı bir takım kişilere para akıtabilirler.

    -Peki bu kişiler bir evhamın peşine takılıp sürüklenen kişiler midir yoksa gerçekten hastalıkları varsa ciddiye alıp gereğini yapan kişiler midir?

    Maalesef tablo bu şekildedir. Bu kişilerin zihni hasta olduklarıyla bu kadar meşgul olmasına karşın, gerçek sağlık sorunlarıyla yeterince ilgilenmemeleri şaşırtıcıdır. Kalp hastalığı olduğuna inanan ancak sağlıklı olduğu söylenen bir hastaya kalp sağlığını koruması için egzersiz yapması, az yağlı beslenmesi önerildiğinde bu önerileri dikkate almaz. Yani tedavinin değil açıklamaların peşindedirler.

    -Hastalık hastalığı kimlerde görülür? Cinsiyet durumu ile yaş faktörü nedir?


    20-30 yaşlar arasında başlar. Erkekler ve kadınlarda hemen hemen aynı oranda görülür. Sosyoekonomik düzeyi düşük kişilerde daha sık görülür. Nörotik, takıntılı, narsistik kişilik özellikleri sergileyen kişilerde görülür.

    -Toplumda görülme sıklığı konusunda elimizdeki veriler nedir?


    Toplumun yüzde 1-4.5’u psikiyatrik hastalık tanısı alırken, yüzde onunda hipokondriyak uğraşlar ve inançlar vardır.

    -Yıpratıcı ve bıktırıcı olan bu hastalık nasıl bir seyir izler? Alevlenme dönemleri görülür mü?


    Hastalık süreklidir, ancak dalgalı bir biçimde zaman zaman alevlenir. Bu kişilerin hayatındaki sıkıntı veren durumlar, olumlu ya da olumsuz değişiklikler dengeyi bozarak atakları tetikler. Ağır iş koşulları, ekonomik güçlükler, aile içi sıkıntılar bedenle meşguliyeti tetikler. Yeni öğrenilen bir hastalık ya da yeni farkedilen bedensel bir değişiklik hastalıkla meşguliyeti tetikleyebilir.

    -Hastalık hastalığının neden ortaya çıktığına ilişkin tıp neler söylüyor? Bu konudaki bilgiler nelerdir?


    Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Öncelikle, bu kişilerin uyarı eşiklerinin düşük olduğu düşünülür. Basit bir fiziksel belirtiyi korkunç bir olaymış gibi çarpıtılmış biçimde algılarlar. Belirti korkunç bir biçimde algılanınca kişi korkar ve mevcut belirti gerçekten de şiddetlenebilir. Ve böylece kişi gerçekten bir hastalığı olduğu konusunda ikna olur. Bedendeki bir duyum algılanır, bu duyum üstünde düşünülür, buna bir anlam yüklenir ve bunun üstüne eyleme geçilir.

    -Öğrenilmişlik durumu hastalık hastalığı içinde geçerli midir?


    Evet. Sosyal öğrenmeden de bahsedilmektedir. Çocuklar, sıklıkla aile bireylerinde görülen belirtileri taklit ederler. Erişkin kişilerin bedensel yakınmaları sıklıkla çocukluk çağında ebeveynlerinin dikkat ettiği belirtilere benzer. Bedenin belli bir bölgesine sürekli olarak dikkat edilirse kişi bedeninin o kısmındaki duyusal değişiklikleri daha iyi farkeder.

    -Sizin Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi konusunda çalışmalarınız var. Bu açıdan bakarak bir değerlendirme yapar mısınız?


    Psikodinamik kurama göre bir cevap vereyim bu sorunuza. Bu kişiler başkalarından duydukları kendileri farkına dahi varmadan bastırılmış olan öfke dolu ve düşmanca düşünce ve duygularını bilinçdışında farketmeden yer değiştirme mekanizmasıyla kendi bedenlerine yöneltirler. Agresif ve düşmanca duygu ve düşünceler bazı kişiler için kabul edilemezdir, ancak, bu duygu ve düşünceler çözümlenmedikleri sürece bir çeşit enerji olarak varlıklarını sürdürürler, ve işte bu enerji esas hedef yerine kişinin bedeninde kendini gösterir. Psikolojik çatışmayla ortaya çıkan enerji bastırılmış fiziksel enerji bedensel belirtilere yol açmaktadır.

    Altta yatan nedenlerden bir diğeri erken çocukluk döneminde karşılaşılan olumsuzluklardır. Anneden ayrı kalan, ihmal edilen, ya da kötü muamele gören bebeklerin sinir sisteminin gelişimi ve çalışmasında değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Öyle ki, bu kişiler büyüdüklerinde objektif ölçümlerle yapılan değerlendirmelere kendilerinin sağlıkları hakkındaki görüşü daha olumsuzdur.

    -Bu kişiler hastalık numarası yapıyor olabilirler mi? Yakınları hekimlerin yaklaşımlardan çok kolay bu kanıya varabilirler.

    Ne yazık ki, sık sık doktora gidip hiçbir sonuç alınamadığından bu kişilerin yakınları öfke duymaya başlayabilir ve hastalarının numara yaptığını düşünebilirler. Oysa bu kişilerin bedensel belirtilerini açıklayacak tıbbi bir neden olmamakla birlikte, yaşadıkları belirtiler gerçektir. Belirtiler kişinin bilinci dışında oluşmaktadır, yani kendisi bunları kontrol edememektedir. Bu bedensel belirtiler ortaya çıkmaktadır, çünkü bu kişilerin temelde yardıma ihtiyacı vardır. Aradıkları tek kazanç sıkıntılarının giderilmesidir. Oysa numara yapan kişiler para kazanmak, bazı sorumluluklardan kaçmak gibi kazançların peşindedirler. Ancak, sağlık sistemine binen gereksiz yük nedeniyle hekimlerin çoğu bu hastalara kızar ve numara yapmakla suçlarlar.


    -Hastalık hastalığı olan kişilerde bu yakınmalarına eşlik eden başka fiziksel hastalıklar da var mıdır?


    Özellikle kronik bir tıbbi hastalığı olan kişilerde hipokondriyazis görülme olasılığı yüksektir. Tıbbi hastalığı olan kişilerde, hastalığın fiziksel bulguları ve belirtileri kişinin hastalıkla meşguliyetini açıklayabilir düzeyde değildir. Ayrıca başka hastalıklarını çok da önemsemezler, çünkü onlar kendi kafalarındaki hastalıkla ilgili açıklama peşindedirler. Hatta tedavi edilebilir bir hastalık hoşlarına gitmez.

    -Hastalık hastalığı ile karıştırabilecek durumlar ya da hastalıklar var mıdır? Varsa bunlar nelerdir?

    Beden dismorfik bozukluk, psikotik bozukluklar, depresyon diyebiliriz. Bazen bir yakını hasta olan ya da bir yakınını ciddi bir hastalığa bağlı kaybetmiş kişilerde de ciddi bir hastalığı olduğu yönünde düşünceler olabilir, ancak bu geçici bir durumdur. Örneğin tıp fakültesi öğrencilerinin % 70’i yaptıkları her stajda gördükleri hastalıkların kendilerinde olduğu düşüncesine kapılmaktadırlar.

    -Hastalık hastalığı ile beraber giden buna eşlik eden psikiyatrik hastalıklar nelerdir?


    Tüm anksiyete bozuklukları ve depresyon hastalık hastalığına eşlik edebilir. Depresyondaki yorgunluk, kuvvetsizlik, kas ağrıları gibi bedensel belirtiler nedeniyle hasta olduklarına inançları daha artabilir.

    -Hastalık hastalığının tedavisi konusunda klinik pratiğinizde neler yapıyorsunuz?


    Öncelikle tıbbi kayıtlar ve hikaye iyice değerlendirilir. Hastanın ve şikayetlerinin kabul edilmesi önemlidir. Hastalığının olmadığı yönünde inatlaşma, dalga geçme ya da aşağılamalar kişinin onurunu kırar ve öfkelendirir. Buraya çok dikkat ederiz. İlaçlar ve psikoterapilerin faydası vardır, ancak hastaların psikiyatrik tedaviyi reddine sık tanık oluruz. Kişilerin dikkatinin bedenden gündelik olaylara doğru çekilmesi teşvik edici davranırız. Bu kişilere günlük tutarak belirtilerin ortaya çıkışını ve şiddetlenmesini ve psikolojik stres yapan olaylar arasındaki ilişkiyi gözlemelerini öneririz. Böylece kişi hangi konuların kendini endişelendirdiğini görmesini sağlarız.

    -Son olarak hastalık hastalığı nasıl önlenir? Bu konuda önerileriniz nelerdir?


    Günümüzde toplum sağlık konusunda sürekli bir bilgi bombardımanına tutulmuştur. Her yerde hastalıklara yönelik bilgiler ve uyarılar bulunmaktadır. Üstüne üstelik meşhur kişiler ve politikacıların hastalıkları tüm gündemi meşgul ederken hipokondriyazisten korunmak zor gözükmektedir.
     

Sayfayı Paylaş