1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hiyeroglif

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Hiyeroglif

    Eski Mısır yazısı (Hiyeroglif), çoğu nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibi,her bir işaret, gerek özel bir nesneyi, gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi. Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa,sağa dönükse sağdan sola okunurdu.Hiyeroglif Eski Mısırlıların kelimeleri yazmak için kullandıkları işaret, resim yazı. Eski Mısırlılar, Hititler, Maya ve Azteklerastronomi, geometri ve kısmen de teoloji ( ilahiyat) sahasında bu yazı kullanıldı. Hiyeroglif yazısı kullanılırdı. M.Ö. 4000 yıllarından M.S. 4. yüzyıla kadar Mısır’da aritmetik,
    Hiyeroglif yazısı çeşitli yaratık, eşya ve eşyalarla ilgili düşünceleri temsil eden ilkel resim ve işaretlerden meydana gelir. Resimlere uygun manalar verilmeye çalışılmasına rağmen, karmaşık bir yazıdır. Metinlerde, aynı cümle ve kelimede sembolik, figüratif (estetik) ve fonetik (ses, telaffuz) sistemler mevcuttur. İdeografik (fikir ve kelimeleri sembolize eden), silabik (heceyi sembolize eden) ve sessizlerden meydana gelmesi, okunması zor olduğundan Hiyeroglif yazısını yüzyıllarca çözmek mümkün olmamıştır. İlk önceleri levhalar üzerine kazılan bu yazı sonraları kazılmayıp, yazılmaya başlanınca resimlik vasfı kaybolup, Hieratik yazı haline dönüştü. Hieratik yazının kısaltılıp kullanılışlı bir el yazısına çevrilmesiyle Demotik yazı meydana geldi. Hiyeroglif yazının Hieratik şekli Yunan ve Romalı din adamlarınca, Demotik şekli de günlük hayatta kullanıldı.
    Karmaşık bir sisteme dayanan, sırlılık mahiyetteki Hiyeroglif yazısı 19. yüzyıla kadar okunup, anlaşılamadı. Yedi yüzden fazla işaretten meydana gelen Hiyeroglif, ilk defa 1822 yılında Fransız dilcisi Champollion tarafından okunabildi.


    4000 yılına doğru benimsenen teknikler giderek yetkinleştirildi (çakmaktaşı ve bakır aynı zamanda kullanıldı), bunun yanı sıra fildişi işçiliği ortaya çıktı, küçük heykellerin yapımına girişildi. This öncesi dönemde kuzey kültürüyle güney kültürü arasındaki fark giderek iyice belirginleşti. İki uygarlık merkezi birbirine koşut olarakdüzenlendi: Kuzeyde başına kırmızı bir taç giyen ve Osiris tarafından korunun kral, batı ve doğu eyaletlerini (ya da nomos) yönetiyordu; güneyde bulunan bir başka kral da başına beyaz bir taç takıyor ve tanrı Sethi tarafından korunuyordu; güney eyaletlerinin egemenliğiyse onun elinde bulunuyordu. Eski Mısır yaklaşık üç binyıl varlığını sürdürdükten sonra, İ.S. 395'te Bizans egemenliği altına girerek Hıristiyanlığı yada Kıptiliği benimsedi ama Hıristiyanlar ve Araplar, bu son derece gelişmiş uygarlığın izlerini silemediler.
    İ.S.VI. yy'da imparator İustinianos, Philai'deki İsis Tapınağı'nı (Hıristiyan mısır'daki son pagan merkezi) kapattırınca, dünyanın en eski uyarlığı sayılan bu uygarlığın üstüne bütün kapılar kapanmış oldu.
    Daha sonra Fransız Jean-François Champollion'un hiyeroglif yazılarını incelemesi ve dolayısıyla o tarihe kadar karanlıkta kalmış birçok soruya ışık tutması sonucunda Eski Mısır uygarlığıyla ilgili pek çok şey öğrenildi.


     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Hieroglif Belgeler

    1. Misir’in tabii ve cografi durumunu tetkik etmek.
    2. Misir’in tarihi üzerinde arastirmalar yapmak.

    Tarihi bilgiler için bütün eski anitlar restore edilmis, bunlari açiklayan yazilar da levhalara eklenmistir. Bu eserlerin tenkit edilen yönleri, mimarî dogruluga karsin hiyerogliflerin tamami tamamina uygun olmayisidir.

    3. Hiyeroglif belgeler: Hiyerogliflerin çözülmesi meselesine gelince:

    Iskender’in Misir’i isgalinden sonra eski Misir dili yabanci bir görüntüye bürünmüstü. Grek alfabesiyle yazilan Misir dili Kopt adini almisti. Roma Imparatorlugunun sonuna kadar üç türlü yazinin kullanimda oldugu anlasiliyor: Hiyeroglif, Grek, Kopt.

    Hiyeroglif sistemi IV üncü yüzyilda sona ermistir. Grek yazisi Islâm isgalinden (VII nci yüzyil) sonra kullanilmaz olmus,onun yerine arapça geçmistir. Fakat koptça hiristiyanlarin kilise dili olarak yasamis ve özellikle manastirlarda, kilisede ve okullarda bu durum XIX uncu yüzyila kadar devam etmistir.

    Hiyeroglifler hakkinda klâsik eserlerde belirsiz bazi açiklamalara rastlariz. Herodot bunlara “mikaddes harfler” der.

    Bizanslilar zamaninda rahip “Tzetzes” hiyeroglifli sözlükten kopyalar çikarmisti.

    Asirlar boyunca hiyeroglifler üzerindeki incelemeler devam etmisse de olumlu bir sonuca ulasilamamisti.

    XVII nci yüzyilin sonlarina dogru, bazi eski unutulmus yazilarin okunmasi ve çözülmesi üzerinde uygun bir ortam dogmaya baslamistir.

    Anketil dü Peron = “Anquetil du Perron” (1771) pehleviceye dayanarak, Avesta dilini ve eski Pers yazisini çözdü. Grotefend (1802) Persepoliste çivi yazilarindaki has isimleri okudu.

    Remusat, Çin hiyeroglifleri üzerinde incelemeler yaparak bazi esaslari tespit etti.

    Misir yazisina gelince; bunu okumak için iki sart gerekliydi:

    1. Iki dille yazilmis “bilingue” belge bulmak.

    2. Eski dilin devami sayilabilecek bir lehçeyi konusan veya yazan halkin bulunmasi.

    Ikinci sart Kircher tarafindan bulunmustu /1643).

    1. Birincisi ise (Agustos 1899) Resit tasinin ele geçmesiyle kabil olmustur. Bu belgede üç türlü yazi tespit edilmistir:

    En alttaki Grekçe yazi Ptolemelerden V inci Epifan (M. Ö. 196) tarafindan Misir mabetlerine verilen fermandi. Grekçe yazida ayni fermanin diger baska iki yazi ile tekrar edildigi belirtiliyordu. Bunlardan biri Hiyeroglif denilen mukaddes yazi ile digeri de Halk yazisi addedilen (demotik) sistemle yazilmisti.

    Bu belgenin bulunmasiyla bir çok noktalar çözümlenmisti:

    Bir kere kelimelerin anlami Grekçe verilmisti, sonra sanildigi gibi hiyeroglif yalniz dinî özellikte bir yazi degildi. Demotik sistem gibi idarî islerde de kullaniliyordu. Simdi is, alfabesini bulmaga kaliyordu. Bu mesele üzerinde birçok ilim adami çalismaya basladi. “Sylvestre de Sacy” ve Isveçli “Akerblad” demotik yazi üzerinde çalisip bir sonuca ulastilar. Ingiliz “Young” hiyeroglifler üzerinde çalismaga basladi ve 1814’te kartus (oval çerçeve) içindeki yazilarin kral isimleri olacagini buldu. Fakat fonetik esaslari çözemedi. Bu siralarda Fransiz âlimlerinden “Champollion” Eski Misir yazisi için büyük bir ilgi gösterdi. Daha önce olan çalismalari hep gözden geçirmisti. “Sacy” ve “Young”in has isimler üzerindeki buluslari da kendisine bazi yollar açmisti. Bu suretle “Champollion) çalismalariyla su sonuçlari elde etti:

    1. Hieratik, Hiyeroglifin kisaltilmis seklidir. Demotik dogrudan dogruya hiyeratikten çikar. Dolatisiyle bu üç sekilde (hiyeratik, demotik, hiyeroglifik) görünen yazilarin esasi birdir.

    2. Diger taraftan Champollion Grek harfleriyle, hiyeroglif harflerini hesapladi. Bunlar Grek harflerinden daha çok idiler. Buna göre her sekil sadece bir fikrin ifadesi degildi.

    Champollion Resit tasindaki has isimleri daha önceki belgelerle de karsilastirilarak su sonuca variyordu: Hiyerogliflerde “Ra ve Thot” da oldugu gibi hem sembolik, hem “Sm” ve yahut “S” gibi fonetik harf isaretleri vardir.

    Bu kompleks sistem hem sekilli, hem sembolik ve hem de harf olan fonetik unsurlari bir arada bulunduruyordu. Ayni metinde, ayni cümlede ve ayni kelimede bu her üçü de kullanilmistir.

    Böylece Champollion 1822’de hiyerogliflerin anahtarini bulmayi basarmistir.

    1828-1829’da bizzat Misir’da abideler üzerinde çalismis ve kesfini teyit eder belgeler bulmustur.

    Hiyerogliflerin çözülmesinden sonra eski Misir tarihinin tetkikleri çok daha hizli ilerlemeye basladi. Prusya Hükümeti tarafindan bir heyet 1842 yilinda Misir’da tetkike memur edildi. Lepsius, üç seneye yakin bir zamanda bir çok tarihi metinleri digerlerine ilaveten bulmus oldu.

    Bu devirde arkeolojik faaliyet o kadar ileri gitmemisti. Yalniz koleksiyon meraklilari Misir biblolari ile zenginlesiyorlardi.

    Metotlu kazilar 1850’de “A.Mariette” ile baslar. Kendisi önce Memfis Serapeum’unda Apis öküzlerinin mezarlarini buldu. Bundan sonra “Mariette Ps.” Bir çok kazilar yapti.

    Eski Misir belgelerinde dogrudan dogruya tarih belgeleri bulunmadigindan siyasi tarihi çesitli cins belgelerden kurmak icabetmektedir. Simdiye kadar ele geçen belgeler iki çesittir:

    1. Geçmisi de içine alan yazilar.

    2. Yalniz bir devrin olaylarini izah eden belgeler.

    1. Birinci kategoridekiler ender olmakla beraber, çok kiymetli bilgiler vermektedir. Saqqara listesi, Karnak’taki Amon Mabedi’nin ecdat odasi listesi, Abidos’taki liste bu çesit belgelerdir. Bunlara “Kral tablolari” ya da “Ölen krallar listesi” denir. 18. ve 19. hanedanlar zamaninda yapilan bu listeler birbirinin ayni degildir. Her hükümdarin kendi seçimine göre ecdat kral isimleri siralanmistir.

    Geçmisi anlatan en önemli belgelerden biri de “Palermo Tasi” adi verilen metindir.

    Iki yüzü de yazili olan bu belgenin, ilk bulunan parçasi Palermo’ya götürüldügü için bu isimle anilmaktadir. Sonradan 4 parça daha bulunmus ve Kahire Müzesi’ne nakledilmistir. Üçü Palermo Tasi’nin kisimlaridir, fakat digeri baska bir metine aittir.

    Bu belgede, her kralin kartusu yaninda o devre ait olaylar kaydedilmis, Nil’in her seneki tasma derecesi de tespit edilmistir. Bundan dolayi kronoloji için gerçek bir belgedir. Çünkü her kralin ölüm günü tespit edilmis oldugu gibi, ondan sonra gelen kralinda taç giyme töreni yazilmistir. Ilk handanlarin tarihi için çok önemli bir belge olan bu tasin, diger noksan olan parçalari da belki bulunur.

    “Torino Papirüsü” denilen metin de bu kategoriden bir belgedir. Kronoloji için çok önemlidir. II. Ramses(MÖ.1300) devrinde yazilan bu belge ilk krallardan itibaren olan listeyi vermektedir.

    Önce dünya yüzünde hükümranlik etmis ilah krallardan baslayarak, insan krallara kadar gelmekte ve bunlari gruplara ayirmaktadir. Fakat Maneton’un sülalelerine denk gelmemektedir. Her kralin saltanat zamani yil hesabi ile konmustur. Sonra da ay ve gün yazilmistir. Her grup sonunda kirmizi mürekkeple yekün toplanmistir. Bu Papirüs Saqqara listesine benzemekte ve iki bin yillik bir devrenin tarihini kaplamaktadir. Bu kadar önemli olan bir belge maalsef tam olarak ele geçmemistir.

    Bu belgeler Maneton’un Epitome’ler ile mukayese edilirse I’den IV. Hanedanliga kadar su rakamlar bulunur:

    Kral
    Yil
    Torino Papirüsü
    53
    955
    Manethon’un Epitomeleri
    145
    1643
    Saqqara Listesi
    36

    Abidos Kral Listesi
    39

    Bunlardan hiç birinin digerine uymadigi görülüyor. Bulunan diger bazi anitlarda baska kral isimleri de bildirilmektedir. Bu uygunsuzluklar özellikle Eski Imparatorluk ile Orta Imparatorluk arasindaki devirdedir. Bu ara devirlerde esasen karisiklik ve harici istilalar sebebiyle muntazam belgeler yoktur.

    2. Yalniz bir devrin olaylarini anlatan belgelere gelince:

    Bu çesit belgeler çok ve sayisizdir, fakat daginik bir haldedir. Küçük “skarebeus” lardan granit koloslara ve kabartmalara kadar, seramiklerden ziynet esyalarina, dikili taslardan en küçük bir yazi parçasina kadar olan belgeler tarihin bir kismini anlatir.

    Bu belgelerin üzerinde kral isimlerinin yaninda çesitli olaylari anlatan yazilara tesadüf edilir. Bunlarin bir kismi parça parça bir olayin anlatimidir, fakat bazen de bir hükümdarin bütün bir devrini kaplar. Mesela II. Ramses’in hayati gibi. III. Tutmosis’in harplerinin ayrintili anlatimi Karnak Mabedi’nin duvarlarina yazilmistir.

    Özel kisilerin verdikleri secereler (jenealoji) de tarihi kontrol edecek önemde belgelerdir. Amarna mektuplari diplomatik belgelerin en önemlilerindendir. 18. hanedanin III. ve IV. Amenofis’in Suriye ve Palestin’deki vassal hükümetlerde oldugu gibi Hatti, Mitanni ve Asur gibi müstakil devletlerle de mektuplasmalar olmustur.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Hieratic: Papaz Sinifi. Eski Misir’da kullanilan ve hiyerogliften türeyen bir yazi türüdür.

    Demotik: Halk. Hiyeroglifin el yazisi seklinde olanina denilmektedir.

    3000 yillik uzun bir tarihin basindan sonuna Eski misirlilar dini ve dünyevi yazilarinin yazmak için 3 çesit yazi kullanmislardir:

    1. HIYEROGLIF:

    Hiyeroglif diger 2 yazinin temelidir. Misir’a gelen Yunanlilar bu ismi buldular. Tapinak duvarlarinda ve genel yapitlarda baslica bu yazi kullaniliyordu. Anlami ise “Kutsal Yazit” , Yunanca “Hieros(Kutsal)+Glypho(Yazit)” demektir. Hiyeroglif MS’ya kadar tarihöncesinden sonra kullanildi. Fikirlerini ve düsüncelerini açik ve görülebilir bir sekilde resimlerle yazarak belirtiyorlardi. Philae Adasi’ndaki Isis Tapinagi’nin duvarlarinda en son hiyeroglif yazilar yazildi.

    Tapinaklar ve mezarlarin duvarlarindaki anitsal kitabelerde kullanilmistir. Fakat tabutlarda bulunan baska papirüsün üzerine de yazilmistir. Sik sik isaretlerler çesitli renklerle boyanirdi. Yazinin kalitesi, yüksek derecede ayrintili isaretlerden degismektedir.

    “hiyeroglif_1s” imaji, boyanmis isaretlerle olan bir yazittir. “hiyeroglif_4s” imaji daha detayli sekilde belirtilmis bir yazidir. Saqqara’daki özel bir mezarin içinde bulunmustur. “hiyeroglif_2s” imaji siyah boyali hiyerogliflerdir ve detayli degillerdir.

    Papirüs ve seritleri üzerine çizilmistir. Sik sik basit sekilde belirtilmistir. Fakat hala onlar kisisel isaretler olarak tanimlanirlar. Hiyeroglifsel yazinin özel el yazisi formu Ölünün Kitabi için kullandilar.

    “hiyeroglif_3s” imaji, ölünün Kitabi için kullanilan özel el yazmali hiyeroglif yazisinin papirüs üzerindeki örnegidir. Bu örnekte gösterilen özel el yazmali hiyeroglifin seçimi, üretimin maliyetini hareketlendirmistir. Bu resimdeki elinde ibadet için kullanilan, çalgi olan kadin yüksek kalitede boyanmistir. Ilk görünüste de rahatlikla görülebilmektedir.

    Ayni zamanda bazi isaretler kirmiziya boyanmistir. Digerleri ise siyaha boyalidir.

    2. HIERATIK:

    Hieratik yazi, hiyeroglif gibi eskidir. Fakat çok el yazisi kullanilmistir bu yazi türünde. Kamis firçayla papirüsün bir sayfasina hizli bir el çiziminin sonucudur. Yazilirken, yazici çesitli detaylari siklikla dahil etmistir ve üzerinden farkli bir betimleme yapmistir. “di.gif” imaji, örnek olarak bir silahi temsil ediyordu. Çesitli küçük isaretler ir seferde yazilirlar ve birlikte silinirler. Fakat buna ragmen hieratik yazi hiyerogliflerin içine kopyasi çikarilabilen bir yazidir.

    Hieratik baslica papirüste veya keten kumasinin üzerinde, dini ve dünyevi eserlerde kullaniliyordu.

    Yunan-Roma Çagi’ndaki bir tapinak duvarindaki bir kitabede hieratik yaziya bir örnek vardir.

    Hieratik , Yunanlilar tarafindan söyleniyordu. Çünkü onlar Misir’a gelirken bu yazi hemen hemen neredeyse Misirli papazlar tarafindan kullaniliyordu. Yunanca “hieratikos” = “Papaz Gibi” demektir.

    Demotikten önce yönetimle ilgili özel yazilarda kullaniliyordu.

    3. DEMOTIK:

    Demotik yazi, 25.-26. Hanedanlik zamaninda kullanilmaya baslandi. Kismen, hieratikten baska bir evrimdi. Hieratike benzer ama demotik bir el yazisiydi ve çok okunaksiz oluyordu. Bir grup hiyeroglifleri temsil eden papaz sinifina ait isaretler, farkli siniflarda degerlendirirler. Bunlar tamamen yeni isaretler veriyordu. Yavas el yazisi ile hiyeroglif metin arasindaki baglanti demotik ile bitti. Hieratik yazilar çevrilmeden önce hiyeroglife kopyalaniyordu. Ama demotikte bu yoktur.

    Demotik genelde yönetin ve özel yazilarda kullaniliyordu. Fakat hikayelerde ve kitabelerde oldukça anlasilmazdir. Demotik Yunanca’dan geliyor: “Demotikos =Popular”.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Hiyeroglif ve Ataullah Efendi-Çetin Altan

    Milliyet, 29.8.2005


    Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı 16. yüzyılın başında aldı. Genel bir hesapla Mısır, üç yüz yıl Osmanlı yönetiminde kaldı.
    Neden üç yüz yıl boyunca kimse, eski Mısır uygarlıklarını incelemeye merak sarmadı ve eski Mısır yazısının nasıl okunduğunu çözmeye aklını taktırmadı?
    Bunun nedenini, yaklaşımlar, yakıştırmalar ve zorlama yorumlar ötesinde, bilimsel bir sağlamlıkla açıklayabilsek; buna benzer daha başka meraksızlıkların da nedenlerini bulmuş olurduk.
    ***
    Mantıken "hiyeroglif"i, Mısır'ı üç yüz yıl elinde tutmuş olan Osmanlı'nın okuması gerekirdi.
    Oysa bir Osmanlı bilgini yerine, 1824'te Champollion adında, otuz dört yaşındaki bir Fransız dilbilimcisi başarmıştır bu işi...
    ***
    Gelelim şimdi Jean-François Champollion'un nasıl yetiştiğine...
    1801 yılında, Fransa'nın İtalya hududuna yakın İsere bölgesinde ünlü fizikçi Joseph Fourier valiydi.
    Fourier, "Isının cisimler üstündeki yayılması" ile ilgili köklü araştırmalar yapmış ve fizik dünyasına, bugün de geçerli olan, bazı teoriler getirmişti. "Isının Analitik Teorisi" adlı kitabıyla da, adını ölümsüzleştirmişti.
    ***
    Evrensel ölçüde bir bilgin olan bu vali, bölgesindeki kasaba okullarını gezerken; Doğu dillerine aşırı derecede tutkun, on bir yaşında bir öğrenciyle karşılaşmıştı.
    Öğrencinin öğretmenleri de, çocuğun bu olağanüstü yeteneğine hayrandılar.
    Fourier, on bir yaşındaki öğrenciyi evine davet etmiş; kendisine, Napoléon'la birlikte Mısır seferine gittiği zaman toparlayıp getirdiği eski Mısır uygarlıklarına ait koleksiyonu göstermişti.
    ***
    Napoléon, üç yüz yıl Osmanlı yönetiminde kimsenin aklına gelmeyen bir şeyi yapmış; Mısır seferi sırasında fizikçi Fourier'yi, eski Mısır uygarlıklarından kalma anıtların kataloglarını hazırlamakla görevlendirmişti. Fourier de bu çalışmalar sırasında, kendisi için zengin bir koleksiyon toplamıştı.
    ***
    On bir yaşındaki öğrenci, fizikçi valinin evindeki "hiyeroglifleri" görünce büyülenip kalmış:
    - Bunlar ne anlama geliyor, diye sormuştu.
    Fourier, çaresizlikle ellerini açarak:
    - Kimse ne anlama geldiğini bilmiyor, demişti.
    İşte o, on bir yaşındaki çocuk, yirmi üç yıl sonra kimsenin ne anlama geldiğini bilmediği "hiyeroglifleri" çözecekti.
    ***
    Nasıl mı çözecekti?
    Bir Fransız neferi, Mısır'ın Nil deltasındaki "Raşit" kentinde bir anıt-taş bulmuştu. O anıt-taş, Firavun "Ptoleme"nin M.Ö. 196 yılında nasıl tahta çıktığını anlatıyordu.
    Champollion, o anıt-taşın üstündeki kitabeyi inceleyerek çözecekti "hiyeroglifi."
    Çünkü anıt-taştaki metin, sadece hiyeroglifle değil, aynı zamanda eski Yunancayla da yazılmıştı. Ve Champollion eski Yunancayı çok rahat okuyordu.
    ***
    Önce Yunanca metindeki "Ptoleme" sözcüğüyle, hiyeroglifle yazılmış metindeki çerçeve içine alınmış bir sözcüğü karşılaştırdı.
    Sonra da başka bir anıt-taş kitabesinde, "Kleopatra"nın önce Yunancasına baktı. Arkasından da yine çerçeve içine alınmış ve hiyeroglifle yazılmış bir sözcüğü onunla karşılaştırdı.
    ***
    "Ptoleme"nin "P"si ile "Kleopatra"nın "p"si; iki ayrı anıtta aynı hiyeroglif işaretle belirlenmişti. Bu işaret küçücük bir "kare" idi.
    ***
    "L" ise her iki anıtta da, birer küçük aslan resmiyle yazılmıştı.
    Böylece "e"lerle "o"ların da karşılıkları kolayca bulundu. Ve hiyeroglifin soldan sağa fonetik olarak yazıldığı ortaya çıktı.
    ***
    Bunu üç yüz yıllık yönetimleri sırasında Osmanlılar bulmuş olsaydı ne olacaktı?
    Eski uygarlıklarla kendi uygarlıklarını kıyaslama ve üstünde düşünme olanaklarına kavuşacaklardı. Bu sayede iki bin yıl öncesinin bir uygarlığıyla ilişki kurarak, birçok "bilinmez"i aydınlatacaklardı. Bu alanda evrensel bir saygınlık kazanacaklardı.
    ***
    O sıralarda ise Osmanlı tahtında III. Selim, "Nizam-ı Cedid", yani "yeni düzen" diye reformlar yapmayı hesaplıyor, setre pantolon giyecek yeni bir ordu düzenlemeye uğraşıyordu.
    ***
    Bu yeniliklere karşı ayaklanan Kabakçı Mustafa ile yandaşlarına, Şeyhülislam Ataullah Efendi de:
    "...Sultan Selim Han, imdi bir başka sakim teşebbüsata girişmiş olup nizam-ı cedid namı ile tesis eylediği bir ordunun bilcümle efradına setre pantolon giydirip küffarı taklit eylemiştir. Ben dahi fetva veririm ki, Sultan Selim-i Salis bundan böyle Âli Osman tahtına layık ve dahi müstahak değildir."
    Diye katılınca, zavallı Üçüncü Selim, yenilik özlemini sade tahtıyla değil, canıyla da ödemek zorunda kaldı. Kendisi kementle boğularak öldürüldü.
    ***
    O tarihte "ısının cisimler üstündeki yayılmasını" inceleyen, ne fizikçi bir vali vardı Osmanlı ülkesinde; ne de eski Yunanca bilen, Mısır uygarlığına hayatını adamış genç bir dil bilgini.
    Sadece:
    "Askere pantolon giydirildi, din elden gidiyor" diye bağıranlar vardı.
    -------
    Not: 17 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kullar ve Sultanlar"dan...
     
Benzer Konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş