1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Howard Carter: Mısırbilime Adanmış Bir Hayat

Konusu 'Kim Kimdir ? - Biyografiler' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 23 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Eğer hayatınızın en azından bir döneminde arkeoloji ve eski Mısır’a ilgi duymuşsanız onu tanımamanız imkansız. Google, ünlü arkeolog için Doodle hazırlamışken bahsetmeden olmaz..
    Howard Carter, 9 Mayıs 1874’te İngiltere’de dünyaya geldi. Babası gibi Carter da ayrıca yetenekli bir ressamdı. Bir gün, saygın bir kuruluş olan Mısır Keşif Fonu (orj. EEF) ’nda çalışan Percy E. Newberry’e tanıştırıldı. 1891 yılında Newberry, Carter’ın bu fon ile birlikte British Museum’da yardımcı ressam olarak çalışmasını istedi. Carter 17 yaşında iken EEF’nin en genç üyesi oldu ve o yıl sonbaharda Newberry ile Mısır’a gitti.
    Mısır’a varışından kısa bir süre sonra, o dönemin en büyük arkeologu Flinders Petrie tarafından işe alındı. Genç asistan işine asıldı ve Petrie’nin itinalı metotlarını öğrenmeye yoğunlaştı. Bir sonraki yıl EEF için Mısır’a döndü ve çalışmak için Teb’e (bugünkü Luksor) gitti. Altı senesini mezar ve tapınakların resim ve kabartmalarının suretlerini çıkararak geçirdi. Aynı zamanda eski eserlerin nasıl restore edileceğini ve korunacağını öğrenmiş oldu.


    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]


    1900 yılının Ocak ayında, Eski Mısır Eserleri Hizmetleri’nin müdürü Gaston Maspreo genç Carter’ın üstün çabası ve yeteneğini fark etti ve onu Yukarı Mısır Eserleri’nin genel müfettişi olarak tayin etti. Bu sırada Carter, Krallar Vadisi’ni kazma belgesini alabilmiş Amerikalı Theodore Davis için bazı çalışmalar yaptı. Theodore ile aralarındaki ilişki oldukça çalkantılı olsa da, aralarında resmi olarak 1903 yılının Şubat ayında açılan IV.Tutmosis’in mezarının da bulunduğu önemli birçok keşif yapmışlardır.
    Carter, o kadar başarılıydı ki, Maspero 1904 yılında onu Sakkara’nın Aşağı Mısır Eserleri Müfettişi yaptı. Ancak 1905 yılının Ocak ayında geçirdiği talihsiz bir kaza kariyerinin gerilemesine neden oldu. Bir grup Fransız turist, içlerinden bir kaçı sarhoş, kutsal Apis boğalarının mezarlarının olduğu Serapeum’u ziyaret etmek istediler. Orada çıkan kavgaya Carter da karıştı ve Mısırlıların yanında oldu. Carter hesap vermek için İngiliz Konsül Başkanının huzuruna çağırıldığında özür dilemeyi reddetti. Maspero’ya karşı düzenlenen protestolar sonucunda Carter görev yerinden alındı ve 31 yaşında kariyeri yerle bir olmuş oldu.
    Carter geçimini sağlamak için turistlere, yaptığı resimleri sattığı sırada Theodore Davis ortaya çıkarılan eserlerin envanter kayıtlarını tutması için onu tekrar işe aldı. 1907-1908 yıllarındaki çalışmaları sırasında Carter, Tutankamon ve eşinin mühürlerini kaplayan altından ince bir tabakaya rastladı. Bu olay Carter’ın bu az tanınmış kralın mezarını bulma arzusunu ateşledi ve hatta bu mezarın Krallar Vadisi’nde olduğundan çok emindi.
    1903 yılının ilerleyen aylarında Carnarvon Dükü kışı Mısır’da geçirdi ve bu ülke ve onun antik geçmişi hakkında tutkuya kapıldı. 1908 yılında, Luksor’da bir bölgeyi kazma izni aldıktan sonra Maspero’ya kazılarına eşlik etmesi için bir uzman talebinde bulundu. Maspero hem sahalarda mükemmel bir Ejiptolog olduğu hem de bölge ve Mısır kültürü, aynı zamanda iyi Arapçasıyla, başarılı olduğu için Carter’ı önerdi.
    Theodore Davis Krallar Vadisi’ndeki kazıların büyük bir bölümünü elinde bulunduruyorken, Carter ve Lord Carnarvon’un ilk iş birlikleri Der El Bahri’de oldu. 1914 yılında bölgedeki bütün mezarları açtığına emin olduktan sonra Davis, lisansından vazgeçti ve Maspero ise kazı haklarını Carnarvon’a bahşetti. Bu durumda Carter, hayatı boyunca kurmuş olduğu hayale çok yaklaştığının farkına vardı. Neredeyse bütün Krallar Vadisi’ni araştırmıştı ve Tutankamon’un mezarının olduğu bölgeyi gizleme ihtimali olan yer hala II. Ramses, IV. Ramses ve Merenptah’ın mezarlarının çok yakınındaydı. Ama uzun yıllar süren titiz çalışmalara rağmen ortada hipotezini cesaretlendirecek herhangi bir somut delil yoktu.


    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]


    Carnarvon artık sabrını yitirmeye başlamıştı, fakat Carter’ın güçlü inancı sayesinde son sezonun kazılarına devam etmeye razı oldu. Kazılar VI. Ramses’in mezarının yanında kaldığı yerden devam etti. Birkaç gün sonra 4 Kasım 1922’de takım, bir kayanın içinden aşağıya doğru inen birkaç basamak buldu. Basamakların sonunda kraliyet mezarlıklarını örten bir kapı vardı. Bu, iyiye işaretti. Carter İngiltere’deki patronuna bir telgraf çekti: “Sonunda vadide muhteşem bir keşif yaptık; mühürlenmiş harika bir kapı; senin gelişini aynen beklemektedir. Tebrikler.”
    24 Kasım 1922’de Lord Carnarvon, kızı Lady Evelyn ve Carter o basamaklardan aşağıya indiler ve orda Tutankamon’un adının yazılı olduğu mührü buldular. Her şeye rağmen bazı şüpheler vardı. Sadece saklanma yeri olabilir miydi? Bir koridordan ilerledikten sonra akıl almaz eşyalarla dolu bekleme odasına açılan ikinci bir kapıdan geçiş yaptılar ve bütün kuşkular bir anda dağılıverdi.
    Firavunun mezarı tamamen gizlenmiş ve Tutankamon’un hayatına dair her şey kraliyet kayıtlarından silinmişti, yani varlığı hakkında herhangi bir kayıt yoktu. Bekleme odasının içinde firavunun iki heykelinin arasında Carter’ın, gömü odasına götürdüğüne inandığı sıvalı bir eşiğe rastladılar. Gördüklerinden nefesi kesilen Carter: “Şüphesiz içinde bulunduğumuz bu mezar odası, orda üzerimizde yükselen, kralların yattığı yaldızlı tapınaklardan birisiydi.”
    Yanlarında Eski Eserler Departmanı’ndan bir temsilci olmadan mezarı açarak yasaları çiğnediğinin farkına vardıktan sonra Carter, hemen mezarı tekrardan mühürledi. Kasım 1922’nin sonunda bir grup arkeolog bekleme odasının kapısının resmi açılışı için geldiler. Bekleme odasındaki bütün eşyalar sayılıp dışarı çıkarılana kadar gömü odasının girişi bozulmadan kalmalıydı. Bu büyük görev 17 Şubat 1923’te tamamlandıktan sonra, tuğladan duvar büyük bir törenle açıldı ve defin odası mevki sahibi ziyaretçiler tarafından ziyaret edildi.
    Odanın geneli, yanında her biri aynı şekilde ve sürgülü kapıları olan üç tapınağı ile altından bir tapınak gibiydi. Dördüncü tapınağın içinde kralın lahdi, onun içinde de üç lahit vardı. En içteki tabutun içinde som altından 110 kg kadar Tutankamon’un kaskatı olsun diye merhemlerle kaplanmış (bu durumda tam anlamıyla mumyayı kırıp tabuttan öyle çıkarmak zorunda kaldılar) mumyalanmış bedeni yatıyordu.
    Carter ve patronu tam da Mısır ile İngiltere’nin ilişkilerinin gerildiği o günlerde mezar yağmacısı ve Mısır halkının düşmanı olmakla suçlanıyordu. Mezarın keşfi bir anda politik bir mesele haline geldi ve Lord Carnarvon mezardan herhangi bir eşya alamayacaktı ki bu durumda Mısır’dan dışarı tek bir vazo veya değerli taş çıkarmak bile bir krize neden olurdu.
    1923 yılında Lord Carnarvon vefat etti ve patronu tarafından her zaman korunup kollanan Carter bu durumla ve yetkililerle uğraşmak zorunda kaldı. Mezarı kapatma (lahit kapağını havada açık bırakarak) kararı aldı. Fakat böyle yaparak lisansını takviye etti ve artık mezara alınması da yasaklandı. Reddedilen Carter Mısır’dan gitmeye zorlandı ve geniş kapsamlı bilgi turu için Kuzey Amerika, sonra İspanya ve İngiltere’ye yol aldı.
    1925’te, Mısır’daki politik değişiklik döneminden sonra Carter, kazılarına devam etmesi için geri çağırıldı. Sonraki yedi yılını mezardaki her bir eşyanın temizlenmesi ve kaydının alınması için geçirdi fakat bu zorlu görev sağlığını mahvetmişti. Bütün hazineler Kahire Müzesi’nde sergilendikten ve mezar halka açıldıktan sonra, Carter’ın rüyası sona ermişti. Birçok meslektaşı tarafından yok sayıldıktan sonra Howard 2 Mart 1939’da öldü ve Londra’daki Putney Vale Mezarlığına gömüldü. Ancak, 1990’larda ileri gelen arkeologlar komitesi tarafından mezarın temizlenmesi ve düzgün bir şekilde korunması için yeterli miktarda para sağlandı. Ve böylece Carter öldükten sonra bile olsa, hak ettiği saygıyı ve huzuru bulmuş oldu.
     

Sayfayı Paylaş