1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz
Notu Gizle
Merhaba Ziyaretçi.

"BENİM DÜNYAM" konulu resim yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz.

Sizi de bu yarışmaya katılıma davet ediyoruz...

Hugo Grotius

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve felsefe_mi tarafından 9 Ocak 2014 başlatılmıştır.

  1. felsefe_mi

    felsefe_mi ...!... Özel üye

    Katılım:
    14 Kasım 2011
    Mesajlar:
    3.552
    Beğenileri:
    424
    Ödül Puanları:
    3.730
    Banka:
    48 ÇTL
    [​IMG]


    Hugo Grotius. 1583-1645 yılları arasında yaşamış ve doğal hukuk öğretisiyle ün kazanmış olan ünlü Hollandalı düşünür. Hukuk alanında, Descartes bilgi felsefesiyle modern düşünce açısından ne kadar önemliyse, o kadar önemli olan Grotius, Descartes'ın bilgi alanında gerçekleştirdiği şeyi, hukuk alanında yapmıştır. Başka bir deyişle, nasıl ki modern felsefenin kurucusu olan Descartes, kuşku yoluyla bilgiyi teolojik-skolastik tasalluttan kurtararak özneden yola çıktıysa, aynı şekilde Grotius da hukuku, Tanrı iradesi karşısında bağımsız ve nesnel bir kurum olarak öne sürmüştür.

    Hugo Grotius'un ortaya attığı ve bugün de hâlen Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan en önemli ilke " açık denizlerin serbestliği" ilkesidir.


    Doğal hukuk kendisini gerçekleştirebilmek için reel bir güce, devlet gücüne muhtaçtır; dolayısıyla devleti kendisinden önce ve varoluşunun nedeni olan hukuku korumak ile yükümlüdür;devlet, hukukun koruyucusu ve garantisidir. Ona göre Machiavelli'nin tersine, hukuku yaratan devlet değil, devleti yaratan hukuktur.

    Doğal yasa anlayışının ortaya çıkmasında en önemli sebep olan ahlâkî kuşkuculuğu çürütmek Hugo Grotius’un (1583-1645) da amacıydı. O, Savaş Etik Tarihindeki Temel “Doğal Yasa” Anlayışları Ve Bu Anlayışlardaki Dînî Unsurlar ve Barışın Yasası Üzerine adlı eserinde uluslararası ilişkilerde, fazlasıyla varolan ahlâkî kuşkuculuğun giderilmesiyle ilgili görüşler ortaya koymuş,uluslararası barışı sağlamak için ahlâkî bir çerçeve sunmaya çalışmıştır. Grotius, kendinden öncekiler gibi, doğal yasanın, aklı kullanmakla keşfedilebilecek kurallar kümesi şeklindeki tanımını benimsemiştir. Bununla birlikte, onun anlayışında iyinin hakka önceliğinden, hakkın iyiye önceliğine geçilmiş görünmektedir.Grotius’un bu alana yaptığı en önemli katkı doğal yasayı insan haklarıyla ilgili teoriye dönüştürmesidir. Dolayısıyla, onun öğretisi bireysel insan haklarını esas almaktadır. Nitekim o, ahlâk alanını, bir bireysel haklar topluluğu olarak görmüş, hukukun bu tür hakların teorisi olarak anlaşılabileceğini belirtmiştir. Bu durumda, Grotius’a göre, bir hak, kişinin ahlâkî bir niteliğidir. Bu ‘ahlâkî nitelik’, ahlâkî eylemleri mümkün kıldığıiçin, bir tür ahlâkî güç ya da ahlâkî bir kapasite olarak anlaşılabilir.Ahlâkî niteliğe sahip olan birey özgür, bağımsız ve ahlâkî anlamı olan birisidir. Bu görüşlerin, birey-toplum ilişkisi açısından iki önemli sonucu vardır. Birisi, ahlâk insanî ve sosyal içerikli yükümlülükler olarak değil,bireysel ağırlıklı,gönüllü muameleler ve bağımsız fiiller olarak anlaşılmaktadır. Diğeri, bireylerin ayrılığı ve farklılığı ahlâkî açıdan anlamlı hale gelmektedir.Bize göre, Grotius’un doğal yasa anlayışına yapmış olduğu en az yukarıda ifade edilen katkı kadar önemli olan bir diğer katkı daha vardır. Grotius ateist değildir. Bununla birlikte, o, Tanrı’ya inancı doğa yasasının ontik şartı olarak görmez.Başka deyişle, Tanrı’nın olmadığı kabul edilsede Grotius’un ulaştığı nokta, aslında, doğa yasasının bize Tanrı tarafından verildiği, bu yasanın bizim doğamızın yasası olduğu ve ‘doğru’ aklın düşünme kapasitesinde mevcut bulunduğu şeklindeki, Aquians’ın anlayışıyla da desteklenen Eski ve Ortaçağdaki düşüncelerin bir sonucudur.Bununla birlikte, Grotius’un hem sekülerizmi hem de bireysel haklar teorisi, insanlara yükümlülük fikri sağlamada zayıf düşmektedir.İnsan, bir takım avantajlar sağladığında yükümlülüklerinden niçin vazgeçmesin? Bu güçlüğün giderilmesinde, bize göre, Grotius’un muhafazakar yorumcularının katkısından yararlanılabilir. Onlara göre,insanın doğal yasayla ilgili bilgisi Tanrı’ya bağlı değilse de, doğal yasaya uyma gerekçeleri Tanrı’ya bağlıdır.

    Hugo Grotius'un Hukuk Anlayışı


    Grotius’un hukuk alanında çığır açan görüşleri, bir devlet görevlisi olarak uygulamalarından ve felsefe sorunlarına yaklaşımından kaynaklanan bir bireşimdir. Otuz Yıl Savaşları’nın çalkantılı Avrupası, büyük sömürgeleri olan Hollanda, ona uluslararası ilişkiler ve savaşlar konusundaki düşüncelerini biçimlendirmede olanak sağladı. O dönemde yaygın olan doğal hukuk (ius naturale) kavramım benimseyen Grotius, onu Stoacılar’da olduğu gibi, us taşıyan bir yaratık olan insanın doğası gereği saydı. Rönesans ve Reform olaylarının amaçlarından biri olan kilisenin saltık erkinin yıkılması ve doğal hukukun üzerindeki dinsel hukukun etkisinin azaltılması için çalıştı. Ona göre, insanlar Tanrı’yı bilmeseler, ona inanmasalar bile doğal hukuk vardır. Ancak bu Tanrı’nın varolmadığı ya da doğal hukukun onun istencine ters düştüğü anlamına gelmez. Doğal hukuk, insan usuna uygun olmasından da çıkarsanabileceği gibi, Tanrı istenciyle uyum içindedir.


    Grotius, tanrısal hukuk kavramından bu anlamda bağımsız bir doğal hukuk kavramı geliştirmekle kalmaz, onu devletin de üstünde bir yetke sayar. Önsüz-sonsuz olan, değişmeden varlığım sürdürecek nitelik taşıyan doğal hukukun, ona göre iki ana ilkesi vardır. Bunlardan ilki iyelik hakkıdır. Öteki ise “pacta sund semanda” olarak dile getirdiği, yapılan anlaşmalara bağlı kalmaktır. Bunlara bağlı olarak, yapılan zararı ödemek ve kötülüğü cezalandırmak da doğal hukukun kapsamına girer. Doğal hukuktan türetilen pozitif hukuk (ius çivile) ise, insanın tarih sürecinde koşullarla uyum içinde ortaya koyduğu bir hukuktur. Bu nedenle, onun doğal hukuk kurallarına uygun olması, ancak belli uygarlık düzeyine gelmiş toplumlardan beklenebilir.

    Grotius, yurttaşı Erasmus’tan da etkilenmiş bir düşünür olarak, insan usuna ve değerlerine önem verir. İnsan toplumlarmm oluşmasında appetitus socialis adım verdiği topluluk içinde yaşama eğiliminin etken olduğu görüşünü savunur. Bu eğilimin etkisiyle bir araya gelmiş olan insanlar, kendi aralarında sözleşip istekleriyle devleti biçimlendirmişlerdir. Bu nedenle devlet, birey haklarını doğal hukuk yasaları doğrultusunda koruması gereken bir kurumdur. Bireyin en temel hakkı, iyeliktir. Yaşama hakkını da bu bağlamda inceleyen Grotius, gövdeyi insanın mülkü olarak görür. Bu nedenle, savaşta tutsağını öldürmeyen kişi, onu kendi kölesi yapabilir. Çünkü, gövdesi o tutsağın yaşam hakkının karşılığıdır. Gövde de her mülk gibi satılabilir.


    Hugo Grotius'un Devlet Anlayışı

    Grotius, 1607’de Hollanda hükümetinin mali danışmanlığına, 1613’te de İngiltere elçiliğine atandı. İkinci görevinin amacı, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin düzenlenmesiydi. Grotius orada Kral I. James ile din konularını da tartışıp, onu Hıristiyan birliğine inandırmaya çalıştı. Ülkesinde başgösteren kargaşa ortamında Hollanda genel valisi katı Calvinci Prens Maurice’e karşı, Arminiusçu van Oldenbarne-velt’in yanında yer aldı. Valiye karşı çıkan topluluk bölgesel özerkliği de savunuyordu. 1618’de Prens bu topluluğun iki önderini de tutuklatınca, van Oldenbarnevelt idam, Grotius da yaşam boyu hapis cezasına çarptırıldı. Loevestein’da bir kalede geçen bu yıllarında Grotius, Hıristiyan birliği düşüncesini savunduğu bir şiir kitabı yayımladı. Yapıt 1627’de De veritate religionis Cbristıanae (“Hıristiyan Dininin Gerçekliği Üstüne”) adıyla Latince’ye ve 12 dile daha çevrildi. Karısının yardımıyla 22 Mart 1621’de bir kitap sandığının içine saklanarak Antwerp’e, oradan da Paris’e kaçtı.
    Kral XIII. Louis başta olmak üzere, Fransa’nın seçkin çevrelerince sıcak bir ilgiyle karşılandı. Buna karşın, Calvinist olması nedeniyle profesörlük elde edemedi. Geçim sıkıntısı içinde geçen sürgün yaşamı 1631’de Prens Maurice’in ölmesiyle son buldu. Ancak, ülkesine dönen Grotius, eski ortamın değişmediğini görüp, yeniden tutuklanma korkusuyla karşılaşınca, 1632’de Hamburg’a geçti. İsveç-Fransız ilişkilerinin odağı olan bu kentte, İsveç şansölyesi ile tanıştı ve onun önerisiyle, 1635’te İsveç’in Paris elçisi oldu. 1644’te elçilikten geri alındı ve Kraliçe Christina tarafından İsveç’e çağrıldı, ancak elçiliği geri verilmedi. Devlet Konseyi üyeliği önerisini de kabul etmeyerek, Paris’e gitmek üzere İsveç’ten ayrıldı. Bindiği gemi Pomerania kıyılarında battıysa da Grotius kazadan kurtuldu.

    Devlet Kavramı

    İnsanların appetitus socialis’leri doğrultusunda oluşturdukları topluluklar, türlü toplumsal kurumlan içerebilir. Devlet de bu kurumlardan biridir. Bu nedenle öbürleri üzerinde belirleyici bir egemenlik kuramaz. Grotius’a göre üç temel toplumsal kurum türü vardır: Uluslararası toplum, devlet, özel topluluklar. Bunların her biri özerktir. Bunlar, ayrıca iki ana bölümde incelenebilir: Belli bir yönetim kuralına dayalı olanlar (sanayi kuruluşları, devlet gibi), karşılıklı anlaşma ve işbirliğine bağlı olanlar (uluslararası toplum, aile gibi). Birincisinde yasalar ast-üst ilişkisi içinde egemenlik ve boyun eğme kuralına göre belirlenir. İkincisi ise eşitlikçi bir düzen öngördüğünden karşılıklı istenç bildirimine dayalı bir hukuk türüne açıktır. Her bir toplumsal kurumun kendi hukuku vardır. Uluslararası toplum ius latius patens ile, devlet ius çivile’ye göre ve özel topluluklar ius arctius’larla yönetilirler. Grotius’un bu görüşleriyle hukuk düzenleri çoğulculuğu dönemini başlattığı kabul edilir.


    Devletler Hukuku

    Grotius’a göre, devletler hukukunu devletler yaratmazlar, bu geleneksel uygulama ve antlaşmalardan doğar. Doğal hukuka uygun olarak, bir kralın sağlığında yaptığı antlaşma, o öldükten sonra, bir yenisi yapılana değin geçerli sayılmalı ve uygulanmalıdır. Devletler hukukunun temel ilkelerinden biri de denizlerin serbestliğidir. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi gemilerinden birine Portekizliler’ce el konulması üzerine, şirketin temsilcisi olarak soruna çözüm arayan Grotius, denizlerin serbestliğini savunan bir yapıt yazmıştır.


    Grotius, devletler arası ilişkilerde savaşların ancak belirlenmiş kurallar çerçevesinde haklı olacaklarını savunur. Ona göre, yasal savunma hakki, haksızlığın düzeltilmesi, doğal hakların elden alınması gibi nedenlerle yapılan savaşlar haklı sayılmalıdır.

    Grotius’un kimi düşünürlerce, bilimi siyasete ar yiaç ettiği ileri sürülmüştür. Görüşlerini geliştirirken, ülkesi Hollanda’nın çıkarlarını önde tuttuğu belirtilir. Buna karşın, Grotius’un devletler hukukunu biçimlendirmekteki önderliği tartışılmaz. Doğal hukuk, appetitus socialis ile ilgili düşünceleri ise, kendinden sonrakiler üzerinde derin etki yapmış, toplumsal sözleşme kuramcıları arasında tartışmalara yol açmıştır.



    Kaynak : vikipedia - felsefe.gen.tr
     
  2. arz-ı hal

    arz-ı hal şşşşştttttttt Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.030
    Beğenileri:
    554
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    artık sadece eş ve anne
    Yer:
    Beşitaş'ın tam ortası
    Banka:
    315 ÇTL
    felsefe kitabı okuyorum elimde var,öyle kısa ve öz anlatıyor ki grotiusu sevmedim desem yalan olur ;)
     
Benzer Konular
  1. LoSt_LoVe
    Mesaj:
    1
    Görüntüleme:
    853
  2. e-PaCk
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    447
  3. Mavi Gül

    Hugo 4

    Mavi Gül, 1 Temmuz 2009, Paylaşıldığı Yer: Oyun Download
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    925
  4. BeReNN
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    594
  5. Suskun
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    532
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş