1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hz. Adem'in Kur'an'da Anlatılan Kıssasından Bazı Ders ve İbretler

Konusu 'Bütün Peygamberler' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    *Hz. Adem'in Kur'an'da Anlatılan Kıssasından Bazı Ders ve İbretler *

    *Hz. Adem topraktan yaratılmıştır. İnsanın topraktan yaratılması, bir
    yönüyle Allah'ın yüce kudretine delil olurken, bir yönden de insana bir
    hatırlatmadır: "İşte senin aslın, hakir/âdi bir çamurdur. Büyüklenmeye
    hakkın yoktur." O yüce kudret olmasaydı, çamur nasıl insan haline
    gelebilirdi? O çamura üflenen ilâhî ruh onu canlandırıyor, hareketli ve
    şuurlu hale getiriyor. Bu, insanın iki boyutlu olduğunu da gösterir:
    Topraktan meydana gelen maddî ve beşerî boyutu, ilâhî ruhtan üflenen ve
    Allah'ın isimleri öğretmesinden oluşan manevî, ruhî ve ilmî yönü, halifelik
    boyutu. İnsan, kendine verilen yetenekler sayesinde mayasındaki çamurluğu,
    yani değersizliği, düşük bir seviyeyi de seçebilir; kendisine üflenen ilâhî
    ruh yönüne meylederek yüceliği, üstünlüğü, ilâhî ahlâkı da seçebilir. *

    *Çamur, durağanlığı, hantallığı, bir yerde çöküp kalmayı; ruh ise hareketi,
    canlılığı, çabayı ve gayreti işaret eder. İnsan mayasındaki çamur alçaklığa,
    ruhu ise yüceliğe meyillidir. İnsanı ancak ilâhî ruhtan gelen bilinç, olgun
    harekete yöneltebilir. (5) İnsanlar arasındaki mesafe, çamur ile ilâhî ruh
    arasındaki mesafe kadar olabilir. *

    *Meleklerin Hz. Adem'e secdesi, insana verilen değerin göstergesidir. Başta
    melekler olmak üzere yeryüzünde hemen her şey insanın hizmetine verilmiştir.
    Her şey, insanın önünde âdeta melekler gibi secde etmektedir. Bu hizmetten
    ise yalnızca İblis kaçınmaktadır. O, bu evrensel değerleri ve nizamı inkâr
    ederek bu âhengin dışında kalmıştır. Avrupa'da ortaya çıkan Hümanizm, insana
    verilen bu ulvî değerin yanında hiçbir anlam ifade etmez. *

    *Hz. Adem'in Kur'an'da anlatılan kıssası, bütünüyle yaratılışın ve
    insanlığın hikâyesidir. İnsan hayatının nasıl başladığını, nasıl devam
    etmesi gerektiğini ve nereye varacağını haber veriyor. Âdem kıssası, insanın
    yüksek mertebesini, kendisine melekler dahil bütün yerdeki varlıkların
    hizmet ettiği yeryüzü halifeliğini ve bunun sorumluğunu hatırlatıyor.
    Yeryüzünde halife kılınan insan, ancak emanet yükünü hakkıyla taşırsa bu
    görevini hakkıyla yerine getirebilir. Adem kıssası, insanı Allah'ın emrine
    uymaya, yasaklarından kaçmaya alıştırıyor, İblis'in düşmanlığını
    hatırlatıyor. *

    *Eşyanın isimlerini insan kendiliğinden bilip öğrenmiş değildir. Meleklerin
    ve insanın Allah'ın öğrettikleri ve öğrenme kabiliyeti verdiklerinin dışında
    kendiliklerinden bir ilimleri yoktur (bkz. 2/Bakara, 30-33). İnsana, Allah
    ilim öğrenme yeteneği vermemiş, onu vahiyle desteklememiş, ona eşyanın
    isimlerini öğretmemiş olsaydı, insan dünyada hiçbir ilerleme gösteremez,
    yeryüzünün efendisi, halifesi de olamazdı. Öğretilen isimler sayesinde
    bilgiye, bilince, adlandırmaya, bilmeye, idrâk ve ifade etmeye kavuşmuş
    bulunuyoruz. Bunlarsız hayat olur mu? *

    *İlimlerin kaynağı olan Kur'an'ı öğreten O olduğu gibi Beyanı, açıklama
    yeteneğini de Allah öğretmiştir. "Rahmân, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı.
    Ona beyanı/açıklamayı öğretti." (55/Rahmân, 1-4) *

    *Meleklerin Allah'ın öğrettiğinden başkasını bilmemeleri, gaybın Allah'a ait
    bir sır olduğunu ortaya koyar. Rabbimiz, bizim bilmemizin faydalı olmadığı
    gaybı kendine saklamıştır. Bu anlamda gaybı bildiği zannedilenler, falcılar,
    kâhinler, medyumlar, cinciler, üçkâğıtçı sihirbazlar yalancıdır. *

    *Hz. Adem'in cennete konulmasının hikmetini en iyi Rabbimiz bilir. Onun
    cennet hayatının, Allah'ın nimetlerinin büyüklüğünü görme, O'nun koyduğu
    sınırları tanıyıp onlara uyma, insana kötülük yapabileceklere karşı dikkatli
    olma amacı taşıdığı söylenebilir. Bu cennet, insanlar için bir örnektir ya
    da dünyayı nasıl cennet gibi yapabileceklerinin metodunu göstermedir. Kişi
    kendi hayatını dilerse cennet gibi ve ölümden sonrasını da cennet yapar;
    dilerse hayatı kendisi ve çevresi için cehenneme çevirir. Allah'ın bir
    emrine isyan insanın Cennetten uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Yapılan
    isyana, hatayı kabul edip tevbe edilmez ve Allah'ın emrine karşı bir mantık
    yürütülmeye, hataya te'vil bulup kılıf uydurmaya kalkılırsa Allah'ın
    lânetine uğranılan şeytanlaşma söz konusu olacaktır. Hz. Adem'in cennet
    hayatı bu esprileri hatırlatıyor. *

    *Kaybedilen cenneti yeniden bulmanın yolu, İslâm'ın tanımını yaptığı takva
    elbisesini kuşanıp müttakîlerden olmaktır. Bu ahlak, yeryüzünü de insan için
    cennet haline getirecektir. Müttakîlerden kurulu bir toplum, saadet/mutluluk
    toplumudur. Takva sahibi mü'minler, her devirde asr-ı saadeti yaşayan,
    saadeti asra taşıyan kutlu insanlardır. Müttakîler için hazırlanmış olan
    ebedîlik cenneti, geçici olan dünya cennetinde kazanılır. Dünyayı kendisi ve
    çevresi için cennet gibi yapanlar, Ahiret cennetine adaydırlar. Ebedîlik
    cenneti, ancak bir bedel karşılığı kazanılır. Bu bedeli mü'minler
    nefisleriyle, İblisle ve Allah'ın düşmanlarıyla, her şartta ve her imkânda
    mücadele ederek, hiç kimsenin kınamasına aldırmadan Allah'ın emrini yerine
    getirerek öderler. Hz. Adem'in cennet hayatı, bu gerçeklerin işaretlerini
    vermektedir. *

    *Hz. Âdem, cennette olmasına rağmen yasak ağaca yaklaşmama emri ile denendi.
    İnsan orada bile başıboş, kuralsız ve sorumsuz değildi. İnsan yeryüzünde,
    İblis'in serbestçe faaliyet yapabildiği, nefislerin hoşuna gidecek sayısız
    çekici zevklerin olduğu, saptırıcıların kol gezdiği bir ortamda başı boş
    olabilir mi? Kuralsız yada şeriatsiz kalabilir mi? Sorumluluk, hayatın
    anlamıdır ve devamını sağlayan en önemli ilkedir. Sorumsuzluk kişi için
    yokluktur. İnsanın yokluktan kurtulup var olmasını isteyen Yaratıcı, onu
    yaptıklarından ve emaneti taşıma görevinden sorumlu tutmuştur. Bu, ona değer
    vermedir, bir başka deyişle adam yerine koymadır. *

    *Yasak ağaç -Allah daha iyi bilir- yeryüzündeki yasakları/haramları
    sembolize etmektedir. Rabbimiz bununla insanları kendi haram sınırları
    konusunda duyarlı olmaya davet ediyor. Yasak ağaçtan yemek, Hz. Adem'in
    şekavetine/bedbahtlığına sebep oldu (bkz. 20/Tâhâ, 117). İnsan tıpkı atası
    Adem gibi, ister bilerek, ister unutarak Rabbinin yasak ağaçlarından yerse,
    O'nun sınırlarını çiğnerse ya da hükmüne uymazsa; şekavete düşer, mutsuz
    olur, hüsrâna uğrar, çok şey kaybeder. *

    *Günümüzde ne yazık ki İblisin yandaşları yeryüzünün her tarafını,
    işledikleri şerler, sebep oldukları fesatlar, yapageldikleri günahlar
    yüzünden yasak ağaçlarla doldurdular. Onlar, sürekli yasak ağaç üretmekte ve
    onu reklâmlayarak pazarlamaktadırlar. Şimdilerde asıl mesele, yasak olmayan
    ağaçları bulup onların meyvesinden yemek ya da cennetin helâl ağaçlarını
    yeryüzünde yetiştirmek ve diğer insanlara sunmaktır. *

    *İnsan, diğer varlıklardan üstün kılınmasına rağmen (17/İsrâ, 70), hem
    unutkan ve zayıftır, hem de yaratılışında olan çamur ve ilâhî ruha
    meyillidir (4/Nisâ, 28). Hz. Adem, cennette olmasına ve Rabbinin uyarılarına
    rağmen yasağa uymayı unuttu (20/Tâhâ, 115). İnsan, unutarak veya aldanarak
    hata yapabilir. Mü'min insana düşen, hatasını İblis gibi savunmak değil;
    Âdem ve eşi gibi hatasını anlayıp Allah'tan bağışlanma dilemektir. Çünkü
    Allah, şirkin dışında bütün günahları affeder (4/Nisâ, 116; 5/Mâide, 40;
    39/Zümer, 53 vd.). *

    *Hz. Âdem ve Hz. Havva, hatalarını anladıktan sonra şu duayı yapmışlardı:
    "(Âdem ile eşi) dediler ki: 'Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi
    bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (7/A'râf, 23)
    Yaptıkları bu dua, tevbe edilmeyen küçük günahların bile karşılık
    göreceğinin, cezaya sebep olacağının delilidir. Öyleyse bütün günahlara
    tevbe etmeli, sürekli Allah'a istiğfârda (bağışlanma dileğinde) bulunmalı.
    Peygamberimiz bile her gün sayısız çoğunlukta istiğfâr ederdi (bkz. İbn
    Mâce, Edeb 57, hadis no: 3815-3817). *

    *İblis, Ademoğluna duyduğu haset yüzünden iğvâsını, her zaman ve her şartta
    sürdürecektir. İblis de, onun askerleri ve yardımcıları da tatil
    yapmayacaklar (bkz. 36/Yâsin, 60; 7/A'râf, 16-17; 17/İsrâ, 64 vd.). İblis ve
    yandaşları en çok müslümanlarla uğraşırlar. Onları Allah'tan, O'na
    ibadetten, O'nun yolunda harcama yapmaktan alıkorlar. Onlar, müslümanların
    bütün hayırlı işlerine engel olmaya çalışırlar. *

    *Allah, Adem'i ve eşini affetti. Çünkü onlar günahlarını itiraf ettiler,
    hatalarının bağışlanmasını istediler. Yaptıkları yanlışı savunmadılar,
    Allah'ın emrini beğenmezlik etmediler, O'na karşı kibirlenmediler. İblis ise
    af dilemediği gibi hatasını da kabullenmedi, Allah'ın emrine karşı istikbar
    etti. Allah'ın İslâmla gönderdiği hükümlere/ölçülere teslim olduğu ve onları
    kabul ettiği halde hata edenler, sonra da günahlarına tevbe edenler, tıp Hz.
    Adem gibi affedilirler. İmanda, ilâhî yasaklarda, Allah'ın hükümleri
    konusunda pazarlık yapanlar, sonra kendi görüşlerini daha doğru ve üstün
    görenler, İblisin arkadaşıdırlar. *

    *Hataya düşmenin, günah işlemenin sebebi, başkasının teşviki olsa bile,
    insanın bizzat kendisi esas suçludur; esas sebep, insanın kendi arzusu,
    kendi hevâ ve hevesidir. Kimse kimsenin günahından sorumlu olmadığı gibi,
    kimse bir başkasının yerine kulluk da yapamaz. Herkesin yaptığı kendisine
    aittir. *

    *Kadın, insanın asırlar boyu çektiği çilenin sebebi değil; onun yaratılışta
    kardeşi, insan olmada eşi veya annesidir. Üstünlük cinsiyette veya
    rütbelerde aranmamalıdır. *

    *Çıplaklık şeytandandır. O, Hz. Adem'i ve eşini cennette kandırarak onları
    elbiselerinden soydu, ayıp yerlerini ortaya döküp onları utandırdı. Bu olay,
    aynı zamandan hem günah işlemenin insanı sıkıntıya sokacağına, hem de
    şeytanın insanı elbiselerinden soyarak ona daha rahat hâkim olabileceğine
    işaret etmektedir. Bu nedenle Kur'an insanları bu konuda uyarmaktadır: "Ey
    Âdemoğulları, şeytan, anne-babanızın ayıp yerlerini kendilerine göstermek
    için, elbiselerini sıyırarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de
    bir belâya uğratmasın." (7/A'râf, 27) *

    *Bilinmeli ki, avret yerlerini örtmek ve namusu korumak ölçüsü, insana
    verilmiş önemli nimetlerden ve yüceliklerden biridir. Değerini anlayanlar
    için böyledir ama, hayvanlar örtünme gereği duymazlar. Hz. Ömer'in
    rivayetine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: "Kim (uygun) bir elbise
    bulursa onunla (gereği gibi) örtünsün. (Giyerken), elbise köprücük kemiğine
    gelince; 'Beni giydiren, kendisiyle avret yerimi örten ve hayatıma (o elbise
    ile) güzellik kazan Rabbime hamdolsun' desin." (Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed
    bin Hanbel, naklen: İbn Kesir, 2/12) *

    *İblis, çıplaklığı insanları avlamak için bir tuzak olarak kullanıyor; ağına
    düşürdüğü kurbanlarının da takvâ elbisesinden sıyrılıp ayıplarının ortaya
    dökülmesine çalışıyor. Onları Rablerinin huzurunda, insanların içerisinde
    rezil ediyor. Mü'min, takva elbisesi ile ruhunu, hayatını ve edebini koruma
    altına alır. İman ve takva ile Allah'ın istediği gibi bedenini örtüp,
    haysiyetini, iffetini, şerefini ve fıtrattaki yüceliğini korur (7/A'râf,
    26). İblis ve yandaşları İslâm'ın getirdiği tesettür/örtünme ölçüleriyle
    savaşırlar. Çünkü örtüsüzlü, insanları, toplumları ve nesilleri bozmaya
    götüren önemli yollardan biridir. Günümüzdeki İblis askerlerinin de
    belirttiği doğru olabilir; "tesettür siyasal ve dinsel bir simgedir." Tamam
    da, açıklık ve çıplaklık da şeytanî bir simge ve haram tanımazlığın,
    ahlâksızlığın alâmetidir. (6)*
     

Sayfayı Paylaş