1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Hz. Fatıma'nın hayatından notlar ...

Konusu 'Kıssadan Hisse' forumundadır ve yeşüLL tarafından 19 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. yeşüLL

    yeşüLL limitsizsiniz...! Özel üye

    Katılım:
    21 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    4.343
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    46 ÇTL
    İnsanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey model insan ve örnek hayatlardır. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) evinde, dizinin dibinde yetişmiş sevgili kızı Hz. Fatıma’nın örnek hayatı, ailenin temel direği, geleceğin mimarı ve çocuklarımızın ilk eğitimcisi olan annelerin ihtiyaç duyduğu hayattır. Hz. Fatıma’nın yaşamı günümüz kadınlarına, evlat, eş ve özellikle anne olarak ailevî ve sosyal hayatlarında ideal bir mümin portresi çizmektedir.
    Kadınlık âleminin en parlak yıldızı, her yönü ile yolumuzu aydınlatan hanımlar sultanı Hz. Fatımatü’z-Zehra, Hz. Ali ile yaptığı güzel evlilikten yaklaşık bir yıl sonra, hicretin üçüncü yılı, Ramazan ayında dünya tatlısı bir evlada sahip oldu. Hz. Hasan’ın doğumu, aile özellikle Hz. Fatıma için çok güzel ve özel bir başlangıç oldu. Artık o bir anneydi. Bu bambaşka bir duyguydu. Onun bu duygusunu diğer annelik duygularından ayıran önemli ve özel kılan bir yanı vardı. Bu, Hz. Fatıma’nın Allah Resûlü’nün (s.a.v.) soyunu devam ettiren neslin annesi olmasıydı.
    Gerek Allah Resûlü’nün (s.a.v.) gerekse diğer kızlarının erkek çocukları vefat etmiş, Efendiler Efendisi’nin soyunu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin devam ettirmiştir. Allah Resûlü (s.a.v.) bu gerçeği şu hadis-i şerifleri ile dile getirmiştir. “Her insanın soyu, erkek çocuğu vasıtası ile devam eder. Benimki müstesna. Benim soyum Fatıma ile devam edecektir. Ben onların babasıyım.”
    Zor şartlara rağmen annelik
    Hz. Fatıma, çok zor olan hayat şartlarına rağmen Allah Resûlü’ne (s.a.v.) hizmeti ihmal etmeden çocuklarına gözü gibi bakar, onlara çok güzel annelik yapardı. Ancak ömrü vefa etmediğinden anneliği çok uzun sürmedi. İlahî hikmet gereği çocukları henüz çok küçükken onlardan ayrılarak Dâr-ı Bekâ’ya göçtü. Vefat ettiğinde, çocuklarının en küçüğü 2-3, en büyüğü 7-8 yaşlarındaydı. Buna rağmen Allah Resûlü’nün (s.a.v.) dikkat çekecek kadar çok sevdiği torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in anne ve dedelerin çocuklarla olan ilişkiler noktasında bizi aydınlatan pek çok anısı oldu. İşte bu anılardan yalnızca bir kaçı:
    Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
    “Bir gün Allah Resûlü (a.s.m.) ve bir grup sahabe ile birlikte aramızda hiçbir konuşma olmadan sessizce yürüyorduk. Allah Resûlü (s.a.v.) gruptan ayrılarak Fatıma’nın evine gitti. O sırada Fatıma çocukları ile meşguldü. Onları güzelce yıkayıp, güzel elbiseler giydiriyor, kokular sürerek takılar takıyordu. Bizi görünce Hüseyin koşup Allah Resûlü’nün (s.a.v.) yanına geldi ancak annesinin Hasan ile henüz işi bitmediğinden yanımıza gelmemişti. Allah Resûlü (s.a.v.) onu ortada göremeyince:
    – Çocuk orada mı? Çocuk orada mı, diye telaşla seslendi.
    Biraz sonra Hasan da koşarak yanımıza geldi. Kardeşine muhabbetle sarıldı. Allah Resûlü (s.a.v) onları bu halde görünce çok sevindi ve:
    – Allahım! Ben onları seviyorum. Sen de onları sev. Onları sevenleri de sev, buyurdu.”
    Bu dualarda ifadesini bulan Ehl-i Beyt sevgisinin Peygamber sevgisi ve dolayısıyla Allah sevgisine vesile olacağına inanan müminler, bu sevgiye özel bir önem vermişlerdir.
    Ben çocuğa bakayım sen unu öğüt
    Hz. Fatıma, ağır hayat şartları içinde çocukları fazlalaştıkça işlere yetişmekte zorlanmaya başladı. Onun yaşadıkları bu zorluklar tatlı birer anı olarak bize kadar geldi.
    Bilal-i Habeşî (r.a) anlatıyor:
    Bir gün Hz. Fatıma’nın yanına uğradım. Değirmende un öğütüyordu. O un öğütürken oğlu Hüseyin bir tarafta ağlıyordu. Tam da namaz vaktinin geldiği bir zamandı. Mescide gidemedim. Fatıma’ya:
    – İstersen unu ben öğüteyim sen çocuğa bak, istersen sen unu öğütünceye kadar ben çocuğa bakayım, dedim. Fatıma:
    – Ben çocuğa bakayım sen unu öğüt, dedi.
    Kalan unu öğüttükten sonra Allah Resulü’nün (s.a.v.) yanına gittim. Gecikmiştim,
    – Nerede kaldın ey Bilal! diye sordu. Ben:
    – Fatıma’ya uğradım. Yardıma ihtiyacı vardı. Onun un öğütmesine yardım ettim, dedim. Allah Resulü (s.a.v) buna çok sevindi ve:
    – Ona merhamet ettiğin için Allah da sana merhamet etsin, diye bana dua buyurdu.”
    Hz. Fatıma Annemizin peş peşe beş çocuğu olmuştu. Çocukların birbirine yakın zamanlarda doğması, onun işlerini daha da zorlaştırdı. Bir yaşından beş yaşına kadar tam beş çocuğa aynı anda bakıp bir de o günkü şartlarda ev işlerini yapmak, gerçekten altından kalkılacak gibi değildi. İşlerin yoğunluğundan bazen istenmeyen durumlarla karşılaşıyordu.
    Hz. Ali (r.a) anlatıyor:
    “Fatıma’nın hamile olduğu bir gün, ekmek pişirirken karnı tandırın keskin tarafına değdi. Çok korktuk. Ben Fatıma’ya:
    – Allah Resulü’ne (s.a.v.) gidip ondan bir hizmetçi iste! dedim.”
    Hz. Fatıma eşini dinleyerek Efendimizden bir hizmetli istedi. Kızı Fatıma’nın artık ev işlerini yapmakta çok zorlandığının farkında olan Efendimiz, kızına yardımcı olması için bir yardımcıyı gönderdi.
    Hz. Ali efendimiz anlatıyor:
    “Allah Resulü (s.a.v.) kızı Fatıma’ya, ona hizmet etmesi için Fidde en-Nevbiyye isimli bir cariye gönderdi. Cariye çok becerikli bir hanımdı. Allah Resulü (s.a.v.) ona sıkıştığında ve zorda kaldığında okuması için bir de dua öğretti. Cariye, Fatıma’nın yanına gelince, Fatıma ona iş bölümü yapmayı teklif ederek:
    – Hamur yapmak mı istersin, yoksa ekmek pişirmek mi, diye sordu. Cariye:
    – Ben hamur yapmayı tercih ederim, efendim! dedi.
    Bundan sonra ocağı yakmak için odun toplamaya gitti.”
    Eşinin arzusu dışında hareket etmedi
    Her çocuk gibi bir gün Hz. Hasan ile Hüseyin hastalanmıştı. Hz. Ali, Hz. Fatıma ve cariyeleri:
    - Çocuklar iyileşirse, Rabbimize şükretmek için üç gün oruç tutacağız, diye nezrettiler. Çocukların ikisi de kısa zamanda iyileşti. Hz. Fatıma, eşi ve hizmetlisi oruç tutmaya niyet ettiler ama evde iftar için yiyecek hiç bir şey yoktu. Hz. Ali ücretini daha sonra ödemek üzere bir miktar arpa satın aldı. Hz. Fatıma arpanın bir kısmı ile evde bulunan herkese birer çörek pişirdi. Hz. Ali akşam namazından sonra iftar etmek için evine geldiğinde Hz. Fatıma sofrayı kurdu. Sofrada ekmek, biraz hububat ve biraz da tuz vardı. Tam yemeğe başlayacaklardı ki kapıya bir fakir geldi ve seslendi:
    - Selamun aleyküm ey Ehl-i Beyt! Ben ümmeti Muhammed’in miskinlerinden biriyim. Gerçekten çok açım. Karnımı doyuracak bir şeyler verir misiniz? Beni burada doyururun ki Allah’ta sizi vaad ettiği cennette doyursun!
    Hz. Ali adamın sesini duyunca eşine:
    Fazilet ve yakîn sahibi Fatıma!
    Ey bütün insanlığın hayırlısının kızı!
    Şu ihtiyaç sahibi miskini gördün mü?
    Kapımıza gelmiş, açlıktan kıvranıyor.
    Hâlini Allah’a arz ederek, miskinlikten kurtulmak istiyor…
    Hz. Fatma eşine cevap verdi:
    Emrin başım üzerine ey amcaoğlu!
    Bunun için seni ne kınar, ne de kayıp sayarım.
    Yaptığım çörekleri ona veririm… diyerek eşi ve kendi payını gelen miskine verdi. O gün iftarlarını su ile açtılar. Ertesi gün yine oruç tuttular. Hz. Fatıma yine bir miktar arpadan çörek yapmıştı. Hz. Ali gelince, iftar sofrasını hazırladı. Yemeğe başlayacakları sırada kapıya bir yetim geldi. İçerdekilere seslenerek:
    - Ey Muhammed’in ev halkı! Ben muhacirler çocuğuyum. Babam şehit oldu. Beni doyurun ki Allah’ta vaad ettiği cennette sizi doyursun.
    Yetimin sesini duyan Hz. Ali kendi ve eşinin çöreklerini gelen yetime verince o gün de su ile iftar ettiler. Üçüncü gün yine oruç tuttular. Akşam sofra kuruldu. Bu kez kapıya Medine’de bulunan esirlerden biri geldi. Aç olduğunu söyleyerek yiyecek istedi. Sofradan çörekleri alan Hz. Ali çöreklerini esire verdi.
    Üç gündür hiçbir şey yemeyip yalnızca su ile iftarını açan Hz. Ali, adağının zamanı dolunca dördüncü gün, Hz. Hasan ile Hüseyin’in elinden tutarak Allah Resûlü’nün (s.a.v.) yanına gitti. Açlıktan rengi solmuş, bitkin düşmüştü. Allah Resûlü (s.a.v.) onu bu hâlde görünce:
    - Ey Hasan’ın babası, bu ne hâl! Haydi, kızım Fatıma’nın yanına gidelim! buyurdu.
    Eve gittiklerinde Hz. Fatıma’nın da bitkin düştüğünü, karnının sırtına yapıştığını gördü. Açlığın şiddetinden gözleri kararıyordu. Allah Resûlü (s.a.v.) onların açlıktan bu hâle geldiğini öğrenince gözyaşlarını tutamadı. Ellerini açarak Rabbinden yardım istedi:
    - Rabbim, Muhammed’in Ehl-i Beyti açlıktan ölüyor! diyerek yalvardı. O sırada Cebrâil (a.s) gelerek:
    - Allah size selam gönderdi ey Muhammed! Ehl-i Beytini kutla! Onlara şu ayeti oku:
    “… O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirdiler. ‘Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.’ (derler).” buyurdu.
    Hz. Fatıma Annemizin Hz. Hasan Hz. Hüseyin’den başka üç çocuğu daha oldu. Peş peşe olan bu çocuklar: Muhsin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb’di. Bunlardan Muhsin fazla yaşamayıp küçük yaşta vefat etti. Hayatında anne, kardeş acısı tadan Hz. Fatıma Muhsin’in vefatıyla evlat acısını tattı.
    Küçük Muhsin hastalanmış ve her geçen gün hastalığı biraz daha artıyordu. Allah Resûlü (s.a.v.) onu sık sık ziyaret ediyor durumunu soruyor, hastalığına çare arıyordu. Ancak çare yoktu. Oğlunun hastalığı artınca Hz. Fatıma, Efendimize haber göndererek evine çağırdı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabileriyle birlikte Hz. Fatıma’nın evine gitti. Kızını teselli ederek, evlat acısını dindirmeye çalıştı.
    – Allah’ın verdiği ve aldığı her şey Allah’a aittir. Her canlının bir ömrü vardır. Sabret! Ve ecrini Allah’tan bekle, buyurdu.
    Ey Cennet Hanımlarının Seyyidesi! Binlerce dua ve selam sana…
     

Sayfayı Paylaş