1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İbrahim SADRİ

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve Hazangülü tarafından 29 Haziran 2006 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
    Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
    İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
    Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
    Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

    Ne kadar zalim esse de rüzgar
    Ne kadar belini bükse de ekmek parası
    Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

    Onun Cevahir’i vardır
    Cevahir altı yaşındadır
    Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
    Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

    Bir pazar sabahı
    Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden
    Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
    Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına
    Bir yol düşünür Süleyman
    Ulan bu bahtı kapalı kentte
    Yürümek de parayla değildir elbette
    Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
    Canından özgü Cevahirine
    Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
    Para da vardır cepte

    Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
    Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
    Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

    Anlatır işçi baba Süleyman
    İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
    Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
    Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

    Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
    Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
    Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
    Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
    Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

    O pazar günü
    Kara bıyıklı işçi Süleyman
    Karısı can yoldaşı Neriman
    Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
    Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

    Ve birden mumun alevi söner
    İstanbul’un yalanı biter
    Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir’in gözü
    Bir oyuncakçı vitrininde
    Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya
    Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleyman’a
    ..........
    ..........



    İbrahim Sadri
     
  2. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
    Her şey gidiyor
    Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
    Solgun bir gül oluyor insan
    Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
    Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
    Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
    Bakma öyle
    Ben kanıyorum sen üşüyorsun

    Kolay değil, bir yalan bu
    Yaralayan, kanayan koca bir yalan
    Yalan işte
    Sevdiğim yalan
    Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
    Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
    Yumuşak sıcak bir yalan

    Islak gözlerimle geçiyorum
    Yaralı bir ceylanın kalbinden
    Ceplerimde kül var
    Bir yangından arta kalan

    Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
    Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
    Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
    Yalnız olduğunu anlıyor insan
    Anladım ve geçtim
    Yaralı bir ceylanın kalbinden

    Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım
    Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
    Nasıl da umarsız

    Su gördüm düşümde
    Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
    Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
    Sonra sabah oluyor
    Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

    Hayır, diyordu bir dağ köylüsü
    Hiç bir şey için geç değil
    Ve geç değil
    Bir şey için hiç bir şey
    Bir şey vardı öyleyse, bir şey
    Beni çeken
    Gecenin dağdağasından uzağa
    Kocaman çayırlara çeken bir şey
    Gümrah ırmaklara
    Sonra sıcağa sonra acıya
    Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
    Bir şey

    Tutsana beni bırakmasana
    Olsun, yaralasana
    Olsun, ağrısada
    Yalan da olsa kalsana

    Dağ köylüsü, aşkın olduğu yerde ben varım
    Sen olmasan da ben varım
    Yağmur yağar, saçlarım filizlenir
    Bir yıldız düşer omuzlarıma
    Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapından
    Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan
    Tanırlar beni,
    Bilirler, en iyi yalanlarını ben alırım onların
    Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
    Ve kimseler olmaz ben sordukça

    Dağköylüsü
    Şimdi gidersen
    Şimdi git
    Kalırsan şimdi

    Islak gözlerimle geçiyorum
    Yaralı bir ceylanın kalbinden
    Ceplerimde kül var
    Bir yangından arta kalan

    Hadi gidiyorsun
    Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
    Her şey gidiyor
    Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
    Solgun bir gül oluyor insan
    Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen, sen gidiyorsun
    Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
    Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
    Bakma öyle
    Ben kanıyorum sen üşüyorsun.

    Kolay değil, bir yalan bu
    Yaralayan, kanayan koca bir yalan
    Yalan işte
    Sevdiğim yalan
    Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
    Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
    Yumuşak sıcak bir yalan

    Tutsana, bırakmasana
    Olsun, yaralasana
    Olsun, ağrısada
    Yalan da olsa kalsana.


    İbrahim Sadri
     
  3. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Orada masanın üstünde bir resim,
    İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar?da
    Saçlarımızın üzerinde martılar,
    Gözlerimizde acemi bir aşk
    Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
    Senin sırtında sarı yağmurluğun
    Kadıköy?de ucuzluktan almışız
    Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
    Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
    Islatan her tarafımızı
    Orada masanın üstünde bir resim,
    Yak bitsin

    Orada kapının arkasında bir yazı,
    Seviyoruz yazmışız birlikte,
    Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
    Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
    Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
    Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
    Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
    Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
    Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
    Orada kapının arkasında bir yazı
    Sil bitsin.

    Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
    Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
    Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
    Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
    Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
    Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
    Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
    Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
    Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
    Kır bitsin.

    Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
    Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline
    batırışın,
    Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların,
    beni mahpus bıraktığın saçların.
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın,
    şu eşarbın,
    İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
    Git bitsin.

    Orada ayaklarının dibinde bir adam,
    Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
    Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
    Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
    Her şeyi bu İstanbul?u, o sevdiğin adaların kokusunu
    Mısır çarşısını, Eminönü?nün balık ekmeğini
    Beyoğlu?nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz
    28 numarayı,
    Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
    Orada ayaklarının dibinde bir adam,
    Kov bitsin.

    Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
    Babadan kalma,
    Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
    Sen biraz ürkek sokulmuşsun omzuma,
    Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul?un,
    Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşsun
    Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
    Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
    Vur bitsin
     
  4. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL
    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
    gecenin efkarı iniyor perde perde
    sevdanın hayali vuruyor arada bir içime
    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan
    ali bakkalın hemen yanında 17 numara
    o kırgın hayatın tam ortasında
    hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta
    biri gurbetin ,biri ihanetin,
    biri de seni böyle sevmenin hikayesi
    sevdanın camı bana bakıyor ben cama
    ve bak sen şu serencama
    pencere önünde menekşeler ,hatmiler
    bide gece sefası ,bide haytalığı adamın
    abi bide sevdanın hayali vuruyor arada içime
    iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor
    arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan
    anlarsın ya güzel abim
    iç cebimde bir umut doğuyor
    bide nerden bulduysam resmi sevdanın
    resimde sevda inadına gülüyor
    sevdam gayri resmi bilmekteyim
    gel ki benim abim
    birazda üstümüzde macera güzel duruyor
    yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda
    hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
    hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi
    dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze

    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
    ağzımda fiyakalı bir ıslık
    zulamda ağır yarası sevdanın
    ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanın
    metin nedir senin niyetin
    kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin
    bu akşam yine odamda efkar var
    anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar

    İBRAHİM SADRİ​
     
  5. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.772
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    369 ÇTL
    SENSİZ YARIM


    Her şey yarım
    Dışarıda sensiz bir pazartesi
    Yeniden başlamak lazım
    Hatırlamamak galiba en iyisi
    Sensiz yarım
    Yaşanacak ne varsa
    Bir yanm
    Merhaba diyor yeni gelen sabaha
    Zifir karanlıkta kalmış
    Sensiz yarım
    Şarkılar yarım
    Susmuş radyolarda aşk
    Çekip gidişin gibi
    Kapkara büyüyor yokluğun cehennemi
    Yaruyor tutuşmuş yarım
    Resimler yarım
    Gözlerin yok saçların yok
    Elele gülmüşüz güllerin önünde
    Ellerin yok
    Ağlıyor gülen yarım
    Sözler yarım
    Unutulmuş ne varsa sevdaya dair
    En güzel yerinden susmuşsun aşkı
    Seni seviyorum desen ne olur
    Lal olmuş söyleyen yarım
    Kapılar yarım
    Vurup gidişin arkana bakmaksızın
    Bir sızı bırakmışsın
    Acıyor her kapı çalınışta
    Seni bekleyen yarım
    Sensiz yarım
    Yaşanacak ne varsa
    Bir yarım
    Merhaba diyor yeni gelen sabaha
    Zifir karanlıkta kalmış
    Sensiz yarım
    Aşk yarım
    Ben yarım
    Her şey yarım
    Dışarıda sensiz bir pazartesi
    Yeniden başlamak lazım
    Hatırlamamak galiba en iyisi

    İbrahim Sadri
     
  6. eFSaNe_KaRTaL

    eFSaNe_KaRTaL | çArŞı | Özel üye

    Katılım:
    12 Şubat 2008
    Mesajlar:
    5.040
    Beğenileri:
    41
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Yaşanıp da bitenden daha acıdır yaşanmadan bitenle
    Banka:
    44 ÇTL
    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın…

    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın .
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim ,
    İlk şiirim, ilk kavgam ,
    Yaşamı ilk farkedişimsin .
    Sen benim onyedi yaşımsın…Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan.
    Cebinde iki gazoz parası
    Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan .
    İki film bu akşam,
    Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan.
    Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan:
    ‘…Rüyadır gördüğün bütün düşler ,
    Gözlerin aklımı perişan eyler ,
    Aşk masalından şarkılar söyler ,
    Beni hülyalara salan gözlerin …’
    Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan ,
    Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin…Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın…
    Aynaya ilk bakışım ,
    Babamla ilk kavgam,
    Evden ilk kaçışımsın.
    Serçeleri sevdimse senden,
    Minibüslerde muavinlik ettiysem.
    ‘Bir Teselli Ver’i dinlediysem Orhan Gencebay’dan,
    Emirgan’da çay içtiysem,
    Tophane’de sabahçı kahvelerini öğrendiysem ,
    Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar’ın,
    Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem,
    İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden …Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın…
    Okulu ilk asışım,
    İlk kez birine gümüş kolye alışımsın.
    Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın.
    Sen benim onyedi yaşımsın…Mahallenin delikanlısı,
    Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı,
    Başında kavak yelleri.
    Şarkılar mırıldanıyor.
    ‘Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var’ yeni çalıyor 45lik plaklardan.
    Hayri Şahin ortalığı kavuruyor.
    Mahallenin delikanlısı,
    Cebinde iki gazoz parası.
    Yüreğinde garip bir pıtırtı
    Alışmaya çalışıyor sana alışmaya.
    Akşamları işportaya çıkıyor,
    Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor.
    Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla …
    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın…
    İlk maça gidişim, Cemil Turan’ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin.
    Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin.Sabahları eskici geçiyor kapıdan
    Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
    Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
    Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi,
    Herşey güzel oluyor.
    Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul’a bana da aşk öyle yakışıyor.
    Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor.
    Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor …Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın…
    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın.
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim,
    İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin…Sen benim onyedi yaşımsın,
    Sen benim, sen benim, sen benimsin.
    Sen benim herşeyimsin.
    Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin
    ……



    İBRAHİM SADRİ
     
  7. imposibel

    imposibel Usta

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    588
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    ADAM GİBİ

    Ben seni hiç sevmedim ki
    Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
    Birde yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip,
    Gözlerinde tutulan.
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığımda
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisan'a hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
    Düştüğün zaman kanayan yaralarını
    Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
    Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
    Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
    Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın
    Ağlayan yüzünde İsa'nın
    Ferahlatan gücüyle duanın
    Korkutan yanıyla nar'ın
    İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
    Gülün üstüne
    Tutunduğum umudun üstüne
    Korkunun üstüne
    Hep senin üstüne, hep senin üstüne
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Gittiğin zaman gitmeni sevdim
    Evreni sevdim geldiğin zaman
    Kalmanı sevdim
    Korkuyordum sana alışmaktan
    Yine de sevdim gülümsemeyi
    Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından
    Kırlara ilk kar düştüğü zaman
    Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
    Seni içimde öldürdüğüm zaman
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
    Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
    Birde yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip,
    Gözlerinde tutulan.
    Düştüğün zaman kanayan yaralarını
    Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
    BEN SEVDİM Mİ ADAM GİBİ SEVERİM
     
  8. imposibel

    imposibel Usta

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    588
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    ADIN BATSIN

    yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
    yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
    nasıl edem nere gidem dertli baş ile
    bilemedim teli kırık kemana döndüm

    canım aldın, can evimden vurdun ya sende
    küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    zaman ola devran döne sen de çekesin
    yitiresin umudunu heder olasın
    aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
    ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

    sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
    yalan oldum talan oldum senin sayende
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
    kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
    sesime bakıpta ağlıyorum sanma
    seni özleyince böyle olsun birazda

    ayrılıversin yaprak dalından
    insan sevdiğinden ayrılıversin
    kan damarımdan can pazarından
    adam baharından ayrılıversin

    dağda dört mevsim erimeyen kar varya
    yokluğum öyle erimesin
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın
     
  9. imposibel

    imposibel Usta

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    588
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    ALDIRMA REİS

    Sen içerdeyken ben
    Sinemalara gittim
    Bütün filmlerini seyrettim
    O sevdiğimiz artistin
    Sen içerdeyken ben
    Vita kutularında çiçek yetiştirdim
    Sokakta top oynadım çocuklarla
    Ayakkabılarımı eskittim
    Güneşe karşı durdum sabahları
    Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
    Annenin gönlüne su serptim
    Aldırma dedim aldırma
    Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için
    Bir ada rüzgarı gibi
    Sürtünerek geç hayata
    Bir sarmaşık gibi tutun
    Ve değer ver hatıralara
    Aldırma dedim
    Sen annesin, aldırma
    Sen içerdeyken ben
    Kiramı ödedim pijamalarımı giydim
    Haber bültenlerini izledim
    Gazetelerden kupon kestim
    Sen içerdeyken ben
    Sigara içtim, öksürdüm
    Otobüse bindim
    Fotoğraflarımıza baktım
    Acıyan yanlarımı körelttim
    Deniz kıyısında yürüdüm
    Manavdan soğan aldım
    Yeni çıkan şarkıları dinledim
    Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
    Islık çaldım
    Sen içerdeyken ben
    Hep uyandım, sayıkladım
    Kanadım boyuna
    Takvimlur aldım
    Her gün bir yaprağını kopardım
    Deli ayrılığın
    Sen içerdeyken ben
    Gömleğimi ütüledim
    Sobada elimi yaktım
    Bir şiir yazdım
    Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
    Hani o alnına kader değmiş
    Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
    Hani o erken vurulmuş
    Gençliğimiz gibi dağıldım
    Sen içerdeyken ben
    Bir adını söyleyemedim
    Şöyle bağıra bağıra
    Bir yüzünü göremedim
    Görüş günlerinde
    Bir de eline değemedim
    Bir de yüreğine
    Şöyle kucaklayamadım bir de
    Ölümüne
    Sen içerdeyken ben
    Kapı kapattım, pencere açtım
    Mutfakta oyalandım
    Kanepede yattım
    Hatta bir yolluk aldım odaya
    Çok ta kulak asmadım
    Çokta koymadı bu bana
    Alt tarafı içerdeydin
    Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
    Bir yanımı
    Yani adamlığımı
    Yani gözlerimin ferini
    Yani canımı
    Alt tarafı şarkılar ölecekti
    Alt tarafı kanayacaktı kalbim
    İşte sensiz
    İşte nefessiz
    İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
    Her tarafım
    Yıldızlar yine oradaydı oysa
    Yazdıklarım
    Gözden kaçan o defter yapraklarında
    Boşver yüzyirmisekiz
    Hayat bir gemi
    Yürüt onu göreyim seni
    Boşver yüzyirmisekiz ha...
    Boşveriyor ya
    Aldırma reis
    Reis aldırmıyor ya
    Bir adını söyleyemedim
    Şöyle bağıra bağıra
    Bir yüzünü göremedim
    Görüş günlerinde
    Bir de eline değemedim
    Bir de yüreğine
    Şöyle kucaklayamadım bir de
    Ölümüne
    Sen içerdeyken ben
    Vitrinlerin önünden geçtim
    Minibüs duraklarında bekledim
    Simitçilerle yarenlik ettim
    Üstüme bir ceket aldım
    El tezgahlarında kitaplara baktım
    Sen içerdeyken ben
    Hiç oturup ağlamadım
    Hiç karartmadım umudu
    Hiç bulandırmadım onuru
    Öyle dimdik durdum ortada
    İşte burada ulan işte burada
    Böyle burada
    Hiç yıkılmadan
    Hiç utanmadan
    Ve hiç unutmadan
    Sen içerdeyken ben
    Gülen resmimi yaptırdım
    Sokaktaki ressama
    Her zaman yaptığım gibi
    Buzdolabını ayağımla kapadım
    Parkların banklarına adını kazıdım
    Adını kazıdım duvarlara
    Adını, adımın yanına yazdım
    Hiç unutmadım, utanmadım
    Korkmadım
     
  10. imposibel

    imposibel Usta

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    588
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    1 ÇTL
    ALİ MUNZUR

    Açıldı ömrümün haritası
    Bir omzu düşük ağır delikanlı
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı

    Benim ömrümde, bir kırlangıç ağıdı vardır bildiğim
    Benim ömrümde, tel örgüler kuşluk ayazında
    Kör karanlık yağlı kurşun
    Birde yanık türküsü anamın
    Her biri bir başka seherinde güz dönümümün
    Vurup gitmiştir sessizce oğulları
    Şu gurbet denen şu belalı buğ yılanı, şu bilinmez sefere

    Benim ömrümde, bir ırmak vardır
    Durup önünde taş yüzdürdüğümüz ak köpüklerinde
    Sesine sesimizi kattığımız
    Ve anamızın patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
    Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız
    Aylandığımız,
    adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
    Yıldızların altında, dam bacalarında aşık attığımız

    Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
    yağmurların sevdalısı ve parlayan yusuftutan kuşları
    Benim ömrümde, mor menekşe
    Yediveren gülleri ve böğürtlen
    Birde sen!
    İçime işleyen ah sen!
    Ondokuz yaşımın
    Ve ırmağımın
    Ve toprağımın hakkına birde sen! ..
    Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
    Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böyle bu kadar! ..
    Ya da sevemedim
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası

    Bu da bir gurbettir yıkar adamı içine
    Bu da bir rivayettir, on iki yıl bilmem kaç bin gece
    Bir türkü sesinde..
    Dumanlı dağları duman kaplamış
    Yine mi gurbetten kara haber var?
    Seher vakti bu yerlerde kimler ağlamış?
    Çimenler üstünde gözyaşları var..
    Benim ömrümde..

    Şimdi vur, vur içine onca talanı
    Onca sevdayı vur, vur Ali Munzur
    Bu sol yandaki hicran yarası öyle çok ki..
    Benim ömrümde çiçeğin bozamadığı
    Karanlığın düşemediği yüzüm
    Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
    Hercanın yeşili, Cemilin üzüm gözlü güzeli
    Ve hüzün yaprağını dökende dut ağacın
    Kalbime bir gül dikeni, fikrime sevda batanda.
    Kemahın istasyonuna doğu expresi demir atanda
    Murat suyu Fırata karışır üç gün üç gece kan akanda
    Ben belki bin gece sayanda gurbet akşamlarında yıldızları
    Emanetime iyi bakasın köylü kızı
    O elinde tuttuğun kanayan şey Ali Munzurun kalbinin yarası

    Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
    Yağmurların sevdalısı
    Ve parlayan yusuftutan kuşları
    Benim ömrümde, mor menekşe
    Yediveren gülleri ve böğürtlen
    Birde sen!
    İçime işleyen ah sen!
    Ondokuz yaşımın ve ırmağımın ve toprağımın hakkına
    Birde sen!
    Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
    Namerd olayım sevmedim, hiç kimseyi böyle bu kadar
    Ya da sevemedim.
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
    Açıldı ömrümün haritası..
     

Sayfayı Paylaş