1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İdrar Oluşumu

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve Suskun tarafından 28 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    İdrar oluşumu üç aşamada gerçekleşir.
    Bunlar: Glomerüler süzülme (Filtrasyon), tüplerde geri emilme ve salgılamadır.



    Günlük 180 İt. kan glomerülustan bowman kapsülüne süzülür. Bu miktarın kişiye göre vücud ağırlığının iki katından fazla olduğu söylenebilir. Süzüntünün % 99′u geri emilir. % 1 lik kısmı ise idrarla dışarı atılır.


    Süzülmede glomerülus kılcallarındaki kan basıncı doğrudan etkilidir. Bunun sonucu olarak kan plazması glomerülus çeperinden geçerek bowman kapsülüne dolar. Bu sıvıda; su, çeşitli iyonlar, glikoz, amino asit, üre, ürik asit ve amonyak gibi yarı geçirgen zardan kolaylıkla geçebilen moleküller vardır. Kan hücreleri, yağ ve plazma proteinleri gibi büyük moleküller bowman kapsülüne geçemezler. Bunun yanında bazı küçük moleküller ve vitaminler büyük moleküllere bağlanarak damar içinde kalırlar.


    Geri emilme idrar oluşumunda önemli rol oynar. Emilim kılcal damarların etrafını saran kılcal damarlara doğru pasif veya aktif olarak gerçekleşebilir. ***ürücü atardamar kılcalları doğrudan doğruya toplardamarlara bağlanmazlar. Glomeruluslardan sonra proksimal ve distal kıvrımlı tüplerin etrafında ikinci bir kılcal damar sistemi yaptıktan sonra toplar damarlara bağlanırlar.
    Tüplere giren plazma, proksimal tüp, nenle kıvrımı, distal kıvrım, toplayıcı tüp ve toplayıcı kanallardan böbrek havuzuna doğru akar. Yol boyunca tüplerin kenarlarında bulunan hücreler tüp içine amonyak, hidrojen iyonu, sodyum, potasyum gibi inorganik maddeleri salgılarlar. Bu maddeler idrarın asit-baz dengesini sağlaması bakımından önemlidir.


    Suyun Geri Emilimi: Suyun canlılar için önemi iyi bir çözücü olmasından kaynaklanır. Nefronda emilim gerçekleşirken, kan plazmasında madde yoğunluğunun artması, kanın osmotik basıncını da artırır. Buna bağlı olarak suyun geri emilimi pasif olarak gerçekleşir.


    Vücud için besin değeri olan maddelerin emilimi: Glikoz, amino asit, vitamin ve inorganik maddelerin hemen tamamı nefronun proksimal tüpünden aktif olarak emilir. Böylece henle kulpuna giren tüp sıvısında bunların hiçbiri bulunmaz.


    Proteinlerin geri emilimi: Her gün 30 gr. kadar plazma proteini glomerül süzüntüye geçer. Protein molekülleri büyük molekül olduklarından aktif taşıma ile geriye alınması mümkün değildir. Bu nedenle, bunlar proksimal tüp epitel hücreleri tarafından fagositozla geri alınır.
    Üre, keratin ve diğer ürat iyonlarının bir kısmı çok zayıfta olsa geri emilirler. Bu emilim çoğu kez aktif taşıma ile gerçekleştiğinden ekstraselüler sıvıdaki konsantrasyonu çok düşük seviyeler inmez.



    Potasyum ve hidrojen iyonları proksimal, distal ve toplayıcı tübüllerde aktif salgılamaya uğrarlar. Bu salgılama iç ortamdaki asit baz dengesini kontrol eden vücut sisteminin temel elementlerinden biridir.


    Böbrek bir düzenleme merkezidir. Normal koşullarda organik maddelerden glikoz, amino asit idrarla dışarı atılmaz. Bunların idrar içindeki varlığı işlerin yolunda gitmediğinin göstergesi olarak kabul edilir. Diğer inorganik maddelerin ne kadarının atılacağı veya geri emileceği, ilgili maddenin kan içindeki yoğunluğuna bağlıdır.


    Homeostasi ve Böbrekler
    Organizma içinde yaşamın devamlılığı için gerekli olan koşulların sağlanması ve bunların sürdürülmesi homeostasi (dingin iç denge) kavramıyla ifade edilir. Böbreklerin temel işleyişi olan süzülme, emilme ve sekresyon olaylarının temel fonksiyonu, hücreler arası sıvılarda sıvı hacimlerinin ayarlanması olduğu söylenebilir. Buna göre, gün içinde ne kadar çok su içilirse içilsin kan hacminin değişmeden kalması ve asit-baz dengesinin sabit tutulması gibi olaylarla oldukça önemli rolü vardır.
     

Sayfayı Paylaş