1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İkinci Sınıf İnsan: Kadın

Konusu 'Kadın' forumundadır ve DERİNLİK tarafından 5 Eylül 2013 başlatılmıştır.

  1. DERİNLİK

    DERİNLİK Üye

    Katılım:
    29 Ağustos 2013
    Mesajlar:
    52
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    170
    Meslek:
    elkt. tek.
    Yer:
    izmir
    Banka:
    0 ÇTL
    İnsanlık tarihi boyunca olduğu gibi günümüzde de kadının "ikinci sınıf insan" konumunda olduğu tartışılmaz bir gerçektir. İşgal altındaki ülkelerin bağımsızlık mücadelesi vermeleri veya tutsak insanların özgürlüklerini elde edinceye değin sürekli bir uğraş içinde olmaları gibi, kadının da sürekli bir hak arayışı içinde olması, onun ikinci sınıf insan konumunda olduğunun en iyi kanıtı değil midir? Bırakın ikinci sınıf insan olmayı, tarih, kadının insan olup olmadığı tartışmalarına, kız çocukların diri diri gömülmelerine bile tanıklık etmemiş midir?

    Eğer kadın erkekle aynı konuma sahip olsaydı (istisnasız) her uygarlıkta ve toplumda hak arama gündeminde ilk sırayı alır mıydı hiç? Ne gariptir ki erkek egemen toplumlarca aşağılandıkça aşağılan kadınlık olgusu, yine aynı çevrelerce kadına hak verme yarışına konu olmuştur. Bir yandan aşağıladıkları kadını diğer yandan kurtarmaya çalışmaktadırlar. Öyle ki bu yarışta kim kadına çok hak tanırsa o öne geçmiş, daha üstün ve daha uygar sayılır olmuştur. Bugün gelinen noktada, ister vahy kökenli olsun, ister insan kökenli olsun her düşüncede, kadına verilen hak ve önem, o düşüncenin iyi veya kötü olduğunun göstergesi sayılmıyor mu?

    Bütün yetersizliğine rağmen bu hak alıp verme mücadelesi yine de ki birçok şeyi değiştirmiş, ikinci sınıf ta olsa kadını insan olma konumuna yükseltmiştir, Ancak bu mücdelenin değiştirmediği bir şey varsa o da erkeğin nazarındaki ve zihnindeki yeri olmuştur.

    Evet, "zihniyette" temel bir değişiklik olmamış ve elde ettiği bütün haklara rağmen kadın "erkek egemen". bir hayat yaşamak zorunda bırakılmıştır. Bu zorbalığın yıkılması ise kısa vadede pek mümkün görülmemektedir. Söz buraya gelmişken şu tespiti/iddiayı yapmadan geçemeyeceğim. Bunun tek çaresi var o da Kur'an'ı ahlak edinmiş bir toplumda hak alma verme mücadelesi kendiliğinden sona erecek ve kadın da birinci sınıf insan olacaktır. Diğer bir deyimle hanımı veya kızı birinci sınıf insan konumunda olmayan bir kimse Kur'an'ı ahlak edinmemiştir.

    Erkek egemen dünyamızda kadının kişiliğini, toplumdaki yerini ve işlevsel konumunu belirleyici unsur erkektir. Öyle ki yaşamın öznesi erkek, nesnesi kadın olmuştur. Tartışılan konu kadın, tartışan erkek, veren taraf erkek alan taraf kadın, hak isteyen kadın, hak istenen erkek. Bu ilişki biçimine dikkatlice bakıldığı zaman adı ne olursa olsun bütün dünya toplumlarında (Müslüman toplumlar da dahil) kadının "ikinci sınıf insan" olduğu görülecektir. Zaten "erkek egemen zihniyet" değişmedikçe, verilecek hiçbir hak veya öngörülen hiçbir değer kadının birinci sınıf insan olmasını sağlamaya yetmeyecektir. 0 bakımdan öncelik verilmesi gereken konu "hak" konusu değil, kişilik ve kimlik" konusudur. Kadının kişilik ve kimlik sorunu çözülmeden, onun da tıpkı erkek gibi insan olma ve bir insan olarak da kendisine ait kararları verme hakkına sahip olduğu ve bu hakların doğuştan kendisine verildiği gerçeği idrak edilip kabul edilmeden ve bu kabule göre oluşan zihniyet, bu kabulü kendi pratiğine yansıtmadan, erkek kadın eşitliği (insan olmaları açısından) asla sağlanamaz.

    Fiziksel gücünü ve toplumdaki işlevsel konumunu, kullanarak ekonomik, siyasi ve kültürel üstünlüğü ele geçiren erkek, bu gücü pratiğe kendi lehinde aktarmış ve her alanda kadına üstünlük sağlamıştır. İşte bu üstünlüğün oluşturduğu zihniyet değişmedikçe gücün yerini adalet almadıkça kadına verilecek hiçbir hak erkeğin egemenliğini sona erdirmeye yetmeyecektir.

    Seçme ve seçilme, tek eşlilik, mirastan eşit pay alma, kamusal alanda yer alma, işveren olma, yasalara göre erkekle eşit sayılma gibi haklar veya mukaddes bir varlık olma, ana olma, Cennetin anaların ayakları altında olması, baş tacı olma gibi söylemler, kadın olma ve erkek olmada yaşanan sorunları çözmeyecektir. Yinelersek kadın da tıpkı erkek gibi doğuştan insan olarak yaratıldığı, insan olma hakkına sahip olduğu ve özgür iradesiyle kendisine ait kararları vermeye en az erkek kadar hak sahibi olduğu olunmadan, ve de bu zihniyette göre bir yaşam biçimi gerçekleştirmeden kadına hangi hak verilirse verilsin hiçbir anlamı olmayacaktır. Olmadığı da yaşadığımız dünyaya bakıldığında görülmektedir. Ne batı uygarlığı ne de (bugünkü sanal biçimiyle) İslam! uygarlığı kadının birinci sınıf insan olmasını gerçekleştirememiştir.

    İnsan olarak yaratılan kadın, yine kendisi gibi insan olarak yaratılan erkek tarafından sürekli haksızlığa uğramaktadır. ""İnsan" ı zulmeden erkekler ve zulmedilen kadınlar olarak ikiye ayırabiliriz. Birinci sınıf insan erkekler yaşamları boyunca birçok günah işlemiş olabilirler. Ancak kadına karşı işlenen günah kadar başka konularda günah işlendiğini sanmıyorum. 0 bakımdan erkekler kadınlara karşı işledikleri zulmün/günahın 'hesabını kolay kolay veremeyeceklerdir. Bu zulüm her toplumda, her coğrafyada en yaygın olan zulümdür. Ne yazık ki bu zulüm en çok ta İslam aleminde işlenmekte dir. Bu zulmün rengi ve tonu zaman zaman değişse de sürekliliği hiç değişmemektedir. Kendimize ve çevremize birazcık insaflıca ve düşünerek bakarsak onu her yerde görmemiz mümkündür.

    Gerek toplumda gerek ailede belirleyici gücün kim olduğu sorusuna verilecek cevap bellidir. Peki bu "güç", belirleyici olmayı nasıl gerçekleştirmektedir. Adaletle mi, yoksa arzu ve isteğe göre mi? En medeni olanımızda bile son sözü kim söylemektedir. Kadın mı erkek mi? İlişkilerimizde belirleyici faktör nedir: Acıma duygusu mu, sevgi mi, kadının zayıf olduğu düşüncesi mi, yoksa idare edilmesi gereken birisi olduğu düşüncesi mi? ilişkilerimizde eğer belirleyici olan faktör bu duygularsa, duygularımız bizi hep haklı olduğumuza inandıracak haksızlık ise hep devam edecektir. Ancak belirleyici faktör bu ve buna benzer duygularımız değil de kadının da bizim gibi inşan olduğu ve en az bizim kadar onun da kendisine ait kararları verme hakkına sahip olduğu gerçeği ise o zaman bu gerçek bizi yapacağımız bütün haksızlıklara ve yanlışlara karşı durduracaktır.
    Ancak günümüzde köylüsünden kentlisine, cahilinden bilgilisine, gelenekçisinden modernistine, ister Müslim, ister Gayri Müslim olsun her kesimde, kadınla erkek arasındaki ilişki biçimini belirleyici olan erkektir. Bu belirleyiciliğe dayanan yaşam tarzı aynı zamanda ahlaki bir kabule de dönüştüğünden, insanlar yeterince rahatsızlık ta duymuyorlar. Oysa ki bu yaşam biçiminde kadın temel özelliği itibariyle bir araç haline dönüştürülmüştür. Kadın araç olmaktan kurtulmadıkça, sahip olunacak hiçbir hak onu eşya gibi kullanılmaktan kurtaramaz. Nasıl ki eşek de yük taşımada bir araçsa ve altın semer vurmakla onu eşeklikten kurtarmış veya eşekliğine bir değer katmış olmayacaksak tıpkı bunun gibi kadına verilen haklarda, kadın kullanıldığı sürece eşeğe vurulan altın semerden bir farkı olmayacaktır.

    Kitaplarda yazılı olanlar kimseyi aldatmamalıdır. Gerçek şudur: Günümüzün egemen batı uygarlığında kadına verilen değer onun bir araç olarak taşıdığı değerle orantılıdır. Aslında kadına verilen haklar, onun daha iyi ve verimli bir araç olmasını sağlamak içindir. Kadın ya üretim (evde hizmetçi, fabrika ve tarlada işçi,) ya tüketim ya da zevk aracı olarak kullanılmaktadır. Ona verildiği iddia edilen haklar bu aracın daha kolay ve rahat kullanılmasını sağlamaktan başka ne işe yaramıştır ki? Eğer verilen haklar kadının birinci sınıf insan olmasına yetseydi bugün para karşılığında alınıp satılan bir eşya olmazdı. İnsanlık adına bundan daha utanç verici bir şey olabilir mi? Yoksa alınıp satılan kadınlar, insandan sayılmıyor mu?

    Kadın konusunda İslam'a yapılan haksızca eleştiriler ile bu eleştirilere İslam adına cevap veren kimi çevrelerin yanlışlarına bu yazının kapsamı içinde yeterince değinmek mümkün olmasa da konunun bütünlü
    ğünü sağlama çerçevesinde yine de birkaç satırla değinmekte yararı var. Kadın konusunda İslama yöneltilen eleştiriler daha çok Müslümanların yaşam tarzlarına ve Müslümanlarca kaleme alınan eserlere dayanmaktadır. Oysa ki Arapların da, Türklerin de, Farsların da kadın konusundaki düşünce, inanç ve yaşam tarzları İslam referanslı olmaktan çok töreseldir. İslam'ın bütün ısrarına rağmen Müslümanlar özellikle bu konuda töreye dayalı uygulamaya rengini vermeyi başaramamıştır. Dolayısıyla oluşan kültür de Kitap kaynaklı olmaktan çok İslam öncesi yaşam biçimine dayanmaktadır. Kadının çarşafa sokulmasının da, peçeye büründürülmesinin de, toplumdan soyutlanıp evine hapsedilmesinin de, eğitim ve öğretimden yoksun bırakılmasının da, dövülüp sövülmesi de, ticaret ve kamusal alanın yasaklanması da, erkeğin ve evin hizmetçisi gibi görülmesinin sebebi de İslam değil, İslam öncesi törelerdir.

    Bu konudaki eleştiriler iftira olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Çok eşlilik, tanıklık, mirastan pay alma, boşanma gibi Kur'an'da da yer alan kimi konular ise kendi tarihsel ve toplumsal bağlamından kopuk olarak değerlendirildiğinden yanlış anlaşılmakta ve yorumlanmaktadır. Özellikle erkek egemen bir kültürle yaklaşılan bu konular Kur'an'ın kendi bütünlüğü ve evrenselliğinden yoksun bir anlayışla değerlendirmektedir.
    İslami kesimin cevaplarında da, kadına hak tanıma konusunda öne geçme endişesinden olsa gerek, yukarıda değinilen Kur'an'da sözü geçen konularda, Kur'an'ın dışına taşacak kadar rahat yorumlar yapılmaktadır. Elbette ki tamamen sözcük anlamına bağlı kalmak, tarihsel ve toplumsal gerçekliği göz ardı etmek Kur'an'ın özüne uygun bir yaklaşım değildir. Ancak batı uygarlığıyla aynı kulvarda yarışmak adına kadına birinci sınıf insan olma gibi bir değeri verme yerine bir takım haklar vermeyi savunmak, esas konumun yanında oldukça önemsiz kalmaktadır.

    Şu bir gerçektir ki; erkek ve kadın arasındaki fiziksel ve hayattaki işlevsel farklılık ve bu farklılıklara dair düzenlemeler konusunda yapılacak bütün tartışmalar, insan olma konusuna göre alt kademede yer almaktadır.Ve hiçbir şekilde "önce insan olma" konusu kadar önem arz etmemektedir. Kadın insan olarak toplumdaki yerini aldıktan sonradır ki bu alışın nasıl olması gerektiği tartışma konusu edilebilir. Ve bu konuda sabit bir değer yoktur. Sabit ve tartışılmayacak olan, kadının da tıpkı erkek gibi insan olduğudur. Ve insan olarak hak ettiği değeri ve saygıyı görmesi gereğidir. Bu konuda öncelikle yapılacak şey kadına itibarının iade edilmesidir. Kadını birinci sınıf insan olma konumuna yükselttikten Sonra hangi haklara sahip olacağı ve bu hakları nasıl kullanacağı (keza aynı şey erkek için de söz konusudur) konusunu tartışmanın bir anlamı olabilir.
     

Sayfayı Paylaş