1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İlk Bilinçaltı Teorileri

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 17 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İlk Bilinçaltı Teorileri

    Bilimsel psikoloji tarihinin ilk dönemlerinin büyük bölümünün bilinçle ilgilendiğine dikkat etmiştik. 19. yüzyılın son dönemlerinin deneysel psikologları uygun tek çalışma alanının bilincin içeriği olduğuna ve bu nedenle psikolojinin ilk dönemlerindeki temel çalışma odağının bilinç deneyimlerinin analizi olduğuna inanmışlardı. Davranışın bilinçaltı belirleyicileri hakkında çok az düşünce söz konusuydu.

    Benzer şekilde, ampirik filozoflar da yeni psikoloji için bilinç deneyimlerine yönelik bir arka plan hazırlamışlardı. Bununla birlikte, psikolojinin öncülerinden veya onun felsefesini oluşturanlardan olan hiç kimse bilinçli zihinsel deneyimler üzerinde özellikle odaklanmamıştı. Bazıları bilinçaltı süreçlerin önemine inanmıştı. Bilinçaltının etkisine ilişkin düşünceler Platon'a dek uzanmasına rağmen, konu hakkındaki son düşünceler 17. yüzyıldan sonra Descartes'ı izledi.

    18. yüzyılın ilk dönemlerinin Alman matematikçisi ve filozofu Gotfried Wilhelm Leibnitz (1646-1716) monadoloji (monadology) teorisini geliştirdi. Leibnitz'ın tüm gerçekliğin bireysel elementleri olarak düşündüğü monadlar fiziksel olmayan atomlardı. Hatta bunlar kelimenin tam anlamıyla maddesel bile değildi. Her bir monad yayılmayan bir ruhsal varlıktı. Leibnitz her bir monadın doğası gereği ruhsal olmasına rağmen bazı fiziksel madde özellikleri de taşıdığı üzerinde ısrarla durmuştu. Bunların yeteri kadarı bir bütün içerisinde toplandığında büyümeyi oluştururlardı.

    Monadlar hareket ve enerjinin kaynağıdır. Genel olarak algıya benzetilebilirler ve bilinçaltıyla aynı türdendirler. Leibnitz zihinsel-ruhsal olayların (monadların faaliyetlerinin) anlaşılırlık veya bilinç dereceleri bakımından farklı olduklarına, tamamen bilinçaltı olandan en açık veya kesinlikle bilinçli olana dek sıralandığına inanmıştı. Bu nedenle bilincin daha küçük dereceleri minyon algılar (petites perceptions) olarak adlandırıldı. Bunların bilinçli gerçeklenmesine tamalgı (apperception) denildi.

    Örneğin, kıyıya vuran dalga sesleri bir tamalgıdır. Bu tamalgı düşen tüm su damlalarından oluşmuştur. Her bir su damlası, monadlar gibi, bir minyon algıdır ve bilinçli olarak algılanmazlar. Bunların yeteri kadarı bir araya toplandığında bir tamalgıyı oluştururlar.

    Bir asır sonra, Johann Friedrich Herbart (1776-1841) Leibnitzci bilinçaltı görüşe başlangıç (threshold) veya eşik kavramını (limen of consciousness) getirdi. Eşiğin altındaki fikirler bilinçaltıdır. Bir fikir bilinç seviyesine yükseldiğinde, Leibnitz'ın deyişiyle, tamalgısı oluşur; fakat Herbart bunun da ötesine gitmiştir. Bir fikrin bilince yükselmesi için, daha önceden bilinçte olan fikirlerle uyuşabilmesi gereklidir. Bunlarla uyum içinde olmayan fikirler, aynı zamanda bilinçte barınamazlar ve konuyla ilgisi olmayan fikirler bilinçaltına itilir ve Herbart'ın bastırılmış fikirler (inhibited ideas) dediği fikirleri oluştururlar.

    Bastırılmış fikirler bilinç eşiğinin altında bulunurlar ve Leibnitz'ın minyon algılarına benzerler. Herbart'a göre bilinçte gerçekleşmeye çalışan fikirler arasında bir çatışma vardır. Herbart'ın çalışmaları mekanik ruhun etkilerini gösterir. Amacı "ruhun matematiğini" geliştirmekti ve fikirlerin mekaniğini açıklayacak formüller ve eşitlikler önerene kadar devam etti.

    Ayrıca Fechner da bilinçaltı teorilerin geliştirilmesine katkıda bulundu. Başlangıç veya eşik kavramını kullandı, fakat onun önerisi zihnin bir buz dağına benzediği yönündeydi. Söyle ki, buzdağının önemli bir bölümü yüzeyin altında kalan ve görünmeyen buzdağı, zihnin gözlemlenemeyen güçler tarafından idare edilen bölümünü temsil eder. Bu benzetme Freud üzerinde büyük bir etki bırakmıştır.

    Şurası ilginçtir ki, deneysel psikolojinin çok şeyler borçlu olduğu Fechner psikanalizin de bir habercisidir. Freud birkaç kitabında Fechner'ın Psikofiziğin Elemanları isimli kitabından alıntılar yapmış, onun çalışmasından haz ilkesi, ruhsal veya zihinsel enerji, zihnin topogrofik yapısı ve yıkıcı içgüdünün önemi gibi bazı temel kavramları türetmiştir. Freud'un biyografisini yazan kişi şuna dikkatleri çekmiştir: "Fechner Freud'un bazı fikirlerini ödünç aldığı tek psikologdur".

    Bilinçaltı fikri Avrupa'da 1880'ler Zeitgeist'ıın çok büyük bir bölümünü oluşturuyordu. Bu dönem Freud'un klinik pratiklerine başladığı zamana denk düşüyordu. Bu fikir sadece meslekten olanlara değil, halka da çok ilginç geliyor ve konu hakkında büyük tartışmalar yapılıyordu. Von Hartmann tarafından 1869'da yazılan Bilinçaltı Felsefesi başlıklı bir kitap o kadar popülerdi ki, kitabın 1869 ve 1882 yılları arasında dokuz baskısı yapılmış, 1870 ve 1880 yılları arasında Almanya'da başlıklarında "bilinçaltı" kelimesi geçen en azından yarım düzine kitap basılmıştı.

    Bu nedenle Freud bırakın keşfetmeyi, bilinçaltı kavramından ciddi anlamda söz eden ilk kişi bile değildir, ilk düşünürlerden bazıları bilinçaltından sadece bahsetmiş olmalarına rağmen, diğerleri bu kavrama büyük bir önem atfettiler. Yine de, Freud'tan önce hiç kimse bilinçaltı güdülerin öneminin farkına varmamış ve bunların nasıl araştırılacağına dair bir yol bulamamıştı. Freud bilinçaltının keşfedilmesinde, daha önceden anlaşılamaz olduğu düşünülen şeyleri açıklayabileceğini düşünmüştü. Bilinçaltı duygu ve düşüncelerin doğrudan veya dolaylı olarak davranışı etkilediğine inanmıştı.
     

Sayfayı Paylaş