1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İlk Harita Nasıl Ortaya Çıktı

Konusu 'Coğrafya' forumundadır ve ~meLek~ tarafından 13 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. ~meLek~
    Cadı

    ~meLek~ GalataSaray'ım

    Katılım:
    15 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    3.052
    Beğenileri:
    188
    Ödül Puanları:
    3.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci (:
    Yer:
    Napcan geLcenmi ki?
    Banka:
    109 ÇTL
    Harita - İlk Harita Nasıl Ortaya Çıktı

    Yeryüzünün bir kısmının veya tamamının belli ölçek ve yöntemlerle küçültülmüş modelinin bir düzlem üzerine tersimi bir diğer deyimle de modern ve gelişmiş bir toplumda yaşayanların, yerin kullanımı ve planlanması için başvurmaları gereken zorunlu bir araçtır denilmektedir.
    İşte bu zorunluluk insanoğlunun yaratılışından bugüne, insan/toprak ilişkisi ile başlamış, bir yerde insanların toprağa bağımlı olması, toprak üzerinde işleme ve düzenleme çalışmalarına baz olacak ölçme gereksinimi nedeniyle, bu işlevin ana altlığı olan harita ve haritacılık mesleğinin doğmasına neden olmuştur.
    Haritacılık çağdaş uygarlık ve bilim modelinin bir ürünü olduğu kadar, onun aynı zamanda kaynakları arasında da yer almaktadır.
    Haritacılığın Batıda çağdaş anlamda gelişmesi Rönesans ve Aydınlanma olaylarına bağlanır. Rönesans "Bilim"i dogmalardan ve efsanelerden kurtararak, doğaya dönük, doğayı anlamaya ve öğrenmeye ve ona egemen olmaya yönelik bir sürece girerken, büyük kaşifler de denizaşırı ülkelere uzanan gezilere girmişler ve bu arada Kopernik Astronomisi, Galile Fiziği, bütün bilgi alanlarına olduğu gibi özellikle deniz haritacılığına da yeni ufuklar açmıştır. Buna karşı, haritacıların yapıtları da dünyanın boyutlarını ve uzak ülkelerin imgelerini somut ve anlaşılır biçimde ilgililere sağlamışlar ve böylece çağdaş bilgiler modelinin oluşmasına yardım etmişlerdir.
    Dünyada haritacılık başlıca İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ haritacılığı gibi üç aşamadan geçmiştir.
    İlkçağ haritacılığının uygarlığın bir fonksiyonu olarak M.Ö. 4000 yıllarında başladığı düşünülmektedir. Babil kentinin, bu dönemlerden kalma ve tablet üstüne çizilmiş bir kadastro haritası bulunmuştur. Bugünkü Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan ve M.Ö. 3800 yıllarında ilk çağın en ileri uygarlıklarının kurulduğu Mezopotamya'da Fırat Nehrinin akışını gösteren balçık üzerine yapılmış haritalarla, Mısır'da bulunan haritalar, araştırmalara göre ilk haritadır. M.Ö. 3000 yılında ise bilgin Yu-Kong, Çin'in bir haritasını çizmiştir. Bu haritaların yanısıra M.Ö. 1300 yıllarında Mısır'da Hamamat Vadisi'nin doğusunda bir maden ocağını gösteren papirüs üzerine çizilen harita da ilk haritalardandır.
    Gayrımenkullerden alınan verginin adil ve hakkaniyet ilkelerine uygun olması için taşınmazın yüzölçüm ve kıymetinin tespitine yönelik mali nitelikli harita ve kadastro çalışmaları da M.Ö. 1878 yıllarında uygulanmaya başlanmıştır.
    Yunanlıların harita yapımında daha ileri bir aşamaya geçtikleri M.Ö. 550 yılında Anaxamandros'un oldukça geliştirilmiş haritalar çizdiği görülüyor.
    İskenderiye'li Ptolemaios (Batlamyus) M.Ö. II. Yüzyılın ilk yarısında dünyanın yuvarlaklığını hesaba katarak yaptığı haritasında ilk kez konik projeksiyon (izdüşüm düzlemi) sistemini kullanmış, boylam ve enlem dairelerini çizmiştir.
    Romalılar harita bilim ve sanatı konusunu belli maksatlara hizmet edici bir araç olarak almışlar ve geniş imparatorluklarının yönetimi için gerekli askeri harekete yardım edecek yol haritaları çizmişlerdir. Bununla birlikte M.Ö. 60 yılında Krates ve M.S. 80 yılında Pompanius Mela tarafından dünya haritaları çizildiği görülüyor. Ortaçağ haritacılığında, bu dönemin felsefesine uygun olarak efsanelerin ve dogmaların etkisi görülüyor. Bu haritalarda Hıristiyan topografyası ve kozmoponisi yer almaktadır. Avusturyalı rahip Beatus'un 778 tarihini taşıyan haritasında Cennetin katları açıklanmaktadır.
    950 yılında ise Coğrafyacı Ebu İshak İstikrari geometrik bir dünya haritası çizmiştir. Türk asıllı Biruni'nin XI. Yüzyılın ilk yarısında çizdiği denizler haritası önemli bir çalışmadır. Kaşgarlı Mahmut'un 1072-1074 yılları arasında yazdığı "Divanü Lügat-üt Türk" adlı eserinde yeralan daire biçimindeki dünya haritası Türk Bilginlerinin yaptığı ilk harita olarak kabul edilmektedir.
    Ortaçağın sonuna doğru haritacılık alanında gelişmeler olduğu görülmektedir. İdrisi'nin 1154'de Palermo Kralı için çizdiği dünya haritası verdiği ayrıntılar bakımından gelecek dönemin öncü yapıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. XIV. Yüzyıl Ortaçağ haritacılığına yenilikler getirmiştir. XIV. Yüzyılın Arap coğrafyacısı İbn Verdi ise 1349 tarihli haritasında kıtaları, denizleri ve gerçeğe uymayan biçimde göstermek geleneğini sürdürmektedir.
    Yeniçağların başında Rönesans bilim anlayışı haritacılığa yeni ve değişik ivme getirmiştir. Yeni keşifler, yeni kıtaların bulunuşu harita yapımında sağlıklı çizimler için daha uygun ortam yaratmıştır. Osmanlı haritacılığı, İmparatorluğun her alanda gelişmişliğinin doruk noktasına ulaştığı XVI. Yüzyılda ciddi aşamalar göstermiştir. Bu yüzyılın hemen başında Piri Reis'in haritaları Akdeniz Bölgesinde uzun zaman yalnız Osmanlılar için değil, batılı harita çizerleri ve denizciler için de önemli bir kaynak olmuştur. Piri Reis'in C. Colombus'un aslı bulunamayan Amerika haritasından çekilmiş paftası da eserin aslına ışık tutması bakımından önemli olduğu kadar yapım tekniği bakımından da o ölçüde önemlidir.
    Bu dönemde dikkat çeken özelliklerden biri de harita çizenlerin dünyayı çeşitli biçimlerde gösterme eğilimidir. J. Honter'in haritasında dünya bir yürek biçimindedir. Lafreri'nin haritasında görülen dünye ise iki yarım elma şeklinde çizilmiştir. 1581'de Huntig'in üç kıtayı bir çiçeğin üç taç yaprağı olarak çizdiği görülüyor.
    Ülkenin baştan başa bir nirengi ağı ile birleştirilerek haritasının çıkarılması düşüncesini ilk kez Hollandalı Snellius önermiş, fakat uygulaması Fransa'da J.D. Cassini tarafından yapılmıştır. Bu tekniği kullanan Fransızlar 1747-1793, İngilizler 1791-1872 yılları arasında ülkelerinin ayrıntılı haritalarını çıkarmışlardır. İtalyanlar, Avusturyalılar aynı işe 1873 yılında başlamışlardır. Türk haritacılığının gelişmesi ve modernize çalışmaları 1883 yılından sonra yavaş yavaş gelişme göstermiştir. Modern Türk Haritacılığının başlaması ise 1895 yılında Türk subayları ve Fransız harita uzmanları ile oluşan bu Taksim-i Arazi (Jeodezi) komisyonu baz ve nirengi esaslarına dayalı modern anlamda bir harita yapımına başlamak üzere teşkilatlanmaları nedeniyle 1895 yılı hesaba dayalı Modern Türk Haritacılığının başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir. İlk modern harita çalışmalarına Vardar Havzasında Fransızlar tarafından Türk subaylarının da beraberliğinde ufak bir arazi parçasının kadastrosu yapılmıştır. Bir yıl sonra da 1896 Mayıs ayında 1:50 000 ölçeğinde Eskişehir ve Ağapınar paftalarının nirengisi ve topoğrafik bütünlemesi yapılmış, ayrıca 1:10 000 ölçekli Eskişehir Planı meydana getirilmiştir. Komisyonun 1897 yılı ve daha sonraki çalışmaları II. Abdülhamid yönetiminin kuşkulu tutumu yüzünden ekipteki yabancılar tekrar görevlendirilmeyerek ülkelerine dönmüşler ve çalışmalar yapılamamıştır. 1900 yılında İsmet Kaptan komutasındaki "Heybetnüma" korveti ile Aliağa ve İzmir Limanlarının hidrografik haritaları ve İzmir'in 1/500 ölçekli kent planı yapılmıştır. 1903'te Deniz subayı Rahmi Bey'in kumandasında Basra Körfezi'nin hidrografik haritası yapılmıştır.

    1910 yılından sonra özellikle Türkiye'de haritacılık alanında yapılan çalışmalar üç kısma ayrılmıştır.

    Bunlar;
    • Jeodezik çalışmalar
    • Kartoğrafik çalışmalar
    • Fotogrametrik çalışmalar

    - Jeodezik Çalışmalar : Türkiye'de jeodezik çalışmalar Harita Genel Komutanlığı tarafından yürütülerek sonuçlandırılmıştır. Jeodezik çalışmalara geçmeden önce biraz jeodeziden söz edelim. İnsanlığın tüm yaşamının sürdürdüğü dünyayı tanıma arzusu varoluşundan beri vardır. Jeodezi, insanların varolduğu bütün alanlar ile yakın ilişkide olmasına karşın, jeodezicilerin çalışmaları ve dünyanın şekli az tanınmaktadır. Bütün jeodezik çalışmaların somut sonucu farklı ölçekteki topoğrafik haritalardır. Haritalar modern bir toplumda yaşanılan mekanın kullanımı ve planlanması için gerekmektedir. Harita, kısaca, yeryüzünün gerçek bir parçasının düzgün geometrik bir yüzey üzerinde gösterilmesidir. Bu tanımla jeodezinin amacı anlatılmaktadır. Sözcüğün etimolojik anlamı arazi ölçme ve sınır belirlemektir. Jeodezinin diğer ödevi, tümde ve deteyda yerin şeklini belirlemektir. Üzerinde yaşadığımız yeryüzünün jeodezide özel anlamı vardır.
    1880 yılında Friedrich Robert Helmert (1843-1917)'in bugün de geçerli olan tanımına göre, jeodezi yeryüzünün ölçümü ve şeklinin belirlenmesi ile uğraşan bir bilim dalıdır. Bu nasıl başarılır? Örneğin ; Münih şehir alanının küçük bir bölgesi referans yüzeyi olarak yatay bir düzlem üzerine izdüşürülebilir. Eğer caddeler, binalar ya da işaretli arazi noktaları gibi önemli objeler ölçülür ve bu objelerin X,Y,Z uzay dik koordinatları hesaplanıp referans yüzeyi üzerine dik açılı projeksiyonu yapılırsa gerçeğinin düzlem şekli olan harita elde edilir. X, Y koordinatları objenin konumunu, Z koordinatı da objenin yüksekliğini tanımlar. Projeksiyonda arazi yükseklikleri alışılmış tarzda eş yükseklik eğrileri ile gösterilir. Örneğin; Federal Almanya Cumhuriyeti gibi daha büyük bir sahanın haritası yapılmak istenirse, yer eğriliği etkisi nedeniyle yatay düzlem yerine eğrisel bir referans düzlemi gerekir. Küre yüzeyi bunun için uygun değildir. Çünkü, yerin deniz yüzeyi ile aynı düzeye getirildiği düşünüldüğünde kutuplarda kutuplarda bir basıklık, ekvatorda ise bir şişkinlik görülecektir. Bu yerin şeklinin küre olmadığını aksine a ve b gibi iki yarı ekseniyle belirlenen bir dönel elipsoid olduğunu göstermektedir. Jeodezinin çalışma tarzını kesinlikle etkileyen bir problemde yerin şekliyle olan ilişkisidir. Konum için referans yüzeyi olarak elipsoid uygun olmasına karşın, yükseklikler nasıl gösterilmelidir? Yükseklikler yatay ve düşey kavramlarına bağlıdır; bu nedenle yerin gravite alanı ile bağlantılı bir referans yüzeyi gereklidir. Bununla ilgili olarak şöyle düşünebiliriz: Deniz yüzeyinin, bir dağ gölünün rüzgarsız bir gündeki gibi hiçbir şeyden etkilenmediği düzgün bir hali düşünülürse, yüzeyin her noktası çekül doğrultusuna, başka bir deyişle kütlesel çekim kuvveti ve yer dönmesinin oluşturduğu merkezkaç kuvvetinin bileşkesi olarak tanımlanan yerçekimi (provite) kuvvetine diktir. Jeoid olarak adlandırılan, kıtaların altından geçtiği düşünülen ideal bu deniz yüzeyi yüksekliklerin hesabı için özel bir referans yüzeyi olarak alınır. Yeryüzündeki bir noktanın yüksekliği jeoid ve yeryüzü noktası arasındaki çekül doğrultusu boyunca olan uzunluktur.
    Her iki referans yüzeyi elipsoid ve jeoidden elipsoid; yerin şeklini iyi bir yaklaşımla göstermesine rağmen, jeoid için provitenin dikkate alınması gerekmektedir.
    Yeryüzünün ölçümü ve şeklinin belirlenmesi çözüm yolu şöyledir. İlk önce yer ölçmesi ile yer elipsoidi ve jeoidi belirlenir, sonra da uygulamalı jeodeziyle yeryüzündeki detay ölçme ve hesaplarının kartoğrafik değerlendirilmesi sonucunda harita elde edilir.

    Türkiye'de jeodezik çalışmalara bilinen üç ağın kurulmasıyla başlanmıştır. Bunlardan,

    1. Türkiye Ulusal Nirengi Ağı
    2. Türkiye Ulusal Nivelman Ağı
    3. Türkiye Ulusal Provite Ağı

    Türkiye Ulusal Nirengi Ağı:
    1910 yılında başlanmış olan ve 1942 yılında Meşedağ noktası başlangıç seçilerek 1944-1953 yıllarında yoğun çalışma ile bitirilen I. derece nirengi ağı ortalama 180 km. uzunluğunda 66 zincir ve 27 poligondan oluşmuştur. Ayrıca 1944-1946 yılları arasında köşegenli dörtgenlerle kurulan bu zincirler daha sonra iş hızında %25 artma sağladığı gerekçesi ile üçgen zincirlere dönüştürülmüştür. Üçgen kenarları 25-35 km'dir. Gözlemler Wild T3 ve Tovistok Teodolitleri ile açı ölçümü yöntemine göre yapılmıştır. Doğrultu ölçmelerine çekül sapmaları bileşenlerinden dolayı alanların dışında her türlü indirgeme, elipsoid yüksekliği yerine ortometrik yükseklikler alınarak yapılmıştır. Bazların yani koordinatları bilinen iki nokta arasındaki kenar ölçümlerin indirgemelerinde de elipsoid yüksekliği yerine ortometrik yükseklikler kullanılmıştır. Noktaların koordinatlarının hesaplanmasında dolaylı ölçüler dengelemesi kullanılmıştır. Ülke nirengi ağının II. Derece noktaları, I. derece zincir arasında ve poligonlar ortasındaki boşlukları doldurmak amacı ile oluşturulan, birbirleri ile komşuluk bağlantıları sağlanmış yüzey ağları yapısındaki II. Derece I. basamak noktaları ile I. derec içindeki boşlukları doldurmak ve sıklaştırmak amacıyla kurulan II. Derece 2. Basamk noktalarından oluşmaktadır. III. Derece noktalar ise I., II. Ya da kendilerinden önce belirlenmiş III. Derec noktalara dayalı olarak nokta dengelemesi yöntemi ile hesaplanmıştır.

    Türkiye Ulusal Nivelman Ağı :
    Türkiye'de ülke nivelman ağı oluşturma çalışmalarına 1934 yılında başlanmıştır. 1953 yılında kabul edilen nivelman yönetmeliğine göre ülke nivelman ağı I., II., ve III. Derece biçiminde üç sınıfa ayrılmıştır. Ölçüler Wild N3 ve 1988'den itibaren Zeiss Ni 002 nivoları ile invar miralar kullanılarak yapılmıştır. 1965 yılında nivelman ağı dengelemesine başlanmış ancak bu hesaplamalarda yer çekimi ölçülerinin önemi anlaşıldığından 1966 yılından itibaren geometrik nivelman noktaları üzerinde provite ölçülerinin yapılmasına başlanmıştır.

    Türkiye Ulusal Gravite Ağı :
    Türkiye'de ilk gravite çalışması Fransa'dan getirilen DEFFORGES'in 1896'da Eskişehir ve Bakırköy'ü sarkaçla ölçtüğü mutlak gravite ile başlamıştır. Türkiye'de genel anlamda gravite çalışmalarına 1956 da gravite ağı yapımı ile başlandı. 24 noktadan oluşan I. derece gravite ağı 1956-58 yılları arasında kurulmuştur. II. Derece gravite istasyonları, I. ve II. Derece nivelman geçkilerinde 5-10 km. aralıklarla alınmıştır. III. Ve IV. Derece noktaları (5400 nokta) her 1:25000 paftada 6-10 nokta olacak şekilde alınmıştır. Bu geçkilerin dışındaki noktaların yükseklikleri nivelman veya trigonometrik yöntemle +10 cm incelikle hesaplanmıştır. I. derece gravite ağı 1958 de dengelenmiştir.

    - Kartoğrafik Çalışmalar : Haritalar genelde ölçeklerine göre adlandırılırlar. Coğrafya haritaları; Ölçekleri 1:5000000-1:1000000 olan haritalara Coğrafya haritaları adı verilir. Kartoğrafya Haritaları: Ölçekleri 1:1000000-1:200000 arasında olup büyük ölçekli haritalardan küçültülerek yapılır. İstikşaf haritaları: Ölçekleri 1:200000-1:100000 dir. Haritası olmayan ülkelerde hızlı yapılan haritalardır. 1:100000 ölçekli haritalar çoğunlukla 1:25000 ölçekli topoğrafya haritalarından küçültülerek yapılır. Topoğrafya haritaları: 1:100000-1:10000 ölçeğindedir. Arazinin doğal ve yapay tüm ayrıntıları ile şehir, kasaba, orman, çalılık, bataklık ve göl çevrelerini, her çeşit yollarla patikaları, kuru ve sulu derelerle ayrıntıları açık olarak gösterirler. Topoğrafik Planlar: 1:5000-1:1000 ölçeğindedir. Kadastral haritalar: 1:5000-1:500 ölçeğindedir. Belediye, kadastro, imar ve vb. işlerde kullanılır.
    Yapımına Harita Genel Komutanlığınca 1911 de başlanan 1:200000 ölçekli haritalar 1925 yılında hızlandırılarak 1930 da tamamlanmıştır. 40x50 cm boyutlu Bonne projeksiyonunda ve yersel yöntemle yapılan bu haritalar seri nirengiye dayanmaktadır. 124 paftadan oluşmakta olup eşyükseklik eğrilidir. 1927 de Bonne projeksiyonu terkedilerek yine 3 gradlık Gauss-Krüger projeksiyonu uygulandı.1931 yılından itibaren Hayford elipsoidi kullanılarak Gauss-Krüger projeksiyon sistemine geçilmiştir. 1945 yılına kadar üç gradlık Gauss-Krüger dilimleri kullanılmış, 1946 da derece dilimli UTM sistemine geçilmiştir. Yapılan ilk pafta Bakırköy paftasıdır.

    - Fotogrametrik Çalışmalar :
    Mesleğimizin en eski yöntemlerinden biri de fotoğraflar yardımıyla harita yapılmasıdır. (Fotoğrafik Harita) İsviçreli tabiat bilgini M.A. Kappeler ilk olarak 1726 yılında çizilmiş iki perspektiften yararlanarak harita yapmıştır. Topoğrafik fotogrametrik harita Alman jeologlar tarafından ele alınmış ve geliştirilmiştir. 1874 yılında Alman W. Jordan Sahra vahası Dachel'de başarı ile kullanmış ve bilinmeyen bölgelerdeki keşif seyahatlerinde başarılı olacağını göstermiştir. 1880 yıllarında ise İtalyanlar Alplerde fotogrametrik çalışmalar yapmışlardır.
    İlk hava fotogrametrik harita S. Finsterwalder tarafından 1903 yılında bataklık bir arazinin 2 balondan alınan fotoğrafı ile yapılmıştır. Hava fotoğrafının sistematik kullanılması ancak, Birinci Dünya Savaşı ile birlikte motorlu uçakların gelişmesi sayesinde ortaya çıkmıştır. 1915 yılında O. Messter'in seri ölçme kamerasının imali ve M. Gasser tarafından fonksiyonlu harita çizim aletini aynı yıllarda buluşu fotogrametriye teknik anlamda boyut kazandırmıştır. Fotogrametrideki gelişmeler 1923 yılında Carl Zeiss ve W. Baverrfeld'in Üniversal prezisyon aleti ve fotoğraf çekme tekniğinin gelişmesine paralel olarak artmaktadır. Mühendislik, orman, jeoloji, botanik, arkeoloji, buzullar, zoolojik araştırmalar, polisiye araştırmalar, rontgenoloji v.s. gibi birçok alanda kullanılan fotogrametri, özellikle kadastro ölçmelerinde Avrupa ülkelerinden; İsviçre, Fransa, Hollanda topraklarının büyük bölümünün ölçülmesini fotogrametri ile yapmış, Almanya ise 1:5000 ölçekli temel haritalarını fotogrametrik yolla tamamlamıştır.
    1925 yılında Harita Genel Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün kurulmaları ile askeri ve sivil amaçlı, coğrafik, fotogrametrik ST ve STK haritaları üretilmeye başlanmıştır. Savunma ve kalkınma amaçları için kullanılan 1:25000 ölçekli topoğrafik haritaların yapımına 1925 yılında başlanmış 1937 yılından itibaren de hava fotogrametrisinin uygulanması ve yapımı hızlandırılan 5557 paftadan oluşan bu haritalar 1968 yılında tamamlanmıştır.1945 yılından itibaren de bu haritalar mühendislik hizmetleri için yetersiz kaldığından 1:5000 ölçekli Fotogrametrik Standart Topoğrafik harita üretimine başlanmış ve halen devam etmektedir.
    Belediye şehir imar planları ve belediye hizmet projelerine esas olan halihazır haritaların yapımına ise 1936 yılında başlanmış olup, ülkemizde kendi amaç ve gereksnmeleri için bugün çok çeşitli harita üretilmektedir. Bu çok seslilik içerisinde harita çalışmaları yapan başlıca kurumlarımıza şöylece göz atacak olursak; H.G.K., T.K.G. Müdürlüğü, D.S.İ., İller Bankası, Belediyeler, Toprak Reformu G.M., Köy Hizmetleri Genel M., Orman G.M. ve Özel Sektör olarak sıralayabiliriz. Hizmetler sektöründe yer almakta olan haritacılık; ülke savunmasından kadastro ve vergilendirmeye, İmar planı ve altyapı projelendirmelerine, enerji ve sulama hizmetlerine, çevre düzenlemelerine, ormanların korunmasına, arazi düzenleme ve toprağa bağlı tüm kaynakların değerlendirmesi ile kalkınma planlarının yapımına kadar pekçok hizmetlerin ana altlığını oluşturmaktadır.
    2000'li yıllara geldiğimiz bu günlerde tarihin akışı içerisinde haritacılık, teknolojik gelişmeler doğrultusunda, elektronik ve bilgisayarlardaki ve yapma uydulardaki gelişmelere paralel olarak, elektronik ölçerler, kayıt üniteleri, sayısallaştırıcılar ve otomatik çizicilerdeki yenilikler kullanılmak suretiyle; mekanik ve çizgi haritacılığından sayısal ve bilgi haritacılığına başka deyişle modern haritacılığa geçişi sağlamıştır. Son yıllarda coğrafi ve kent bilgi verilerinin belli bir teknikle bilgisayar sistemine depolanması, işlenmesi, yönetimi, analizi ve sonuçlarının , görüntüsel ve çizgisel olarak çıktılarının alınıp böylece grafik bilgilerle sözel bilgilerin bilgisayar ortamında entegrasyonu sonucunda CBG/KBS (Coğrafi/Kent Bilgi Sistemi) oluşturulmuştur. Böylece toplumun gereksinimi olan ve sektörümüzden istediği verilere çok yönlü hızlı ve sağlıklı olarak sonuca ulaşma noktasına gelinmiştir.
    Ayrıca; Uzaya fırlatılan yapay uydulardan yararlanılarak elde edilen Konum Belirleme Sistemi (Global Posıtıon System) GPS ölçümleri harita sektöründe yeni bir çığır açmış ve giderek yaygınlaşmış olup bizlerin ana dayanağı olan koordinat verisini en hızlı ve doğru olarak bizlere sunmuştur.
    Uzay çağı, 1980 yıllar sonrasında uzaya gönderilen Landsat ve SPOT uydularından elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi suretiyle 123 yıl sonra bugün fotogrametri ve uzaktan algılama ve yöntemlerindeki hızlı gelişim, elektronik, bilgisayarlar ve teknolojideki baş döndürücü gelişmeler ve sağladığı olanaklar sektörümüze yeni boyutlar kazandırmıştır. Bilhassa büyük ölçüde ihtiyaç duyulan orta ölçekli (1:50000-1:100000) harita üretimine önemli olanaklar sağlamış, 1:50000 ölçekli topoğrafik haritaların revizyonunda SPOT stereo görüntüleri başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Şu anda uydulardan elde edilen stereo görüntülerin ayırma gücü 5-10 m olduğu, uzaya atılacak yeni peyklerle 1 m ayırma gücüne ulaşacağı hedeflenmekte. Bu da 1:25000 ölçekli topoğrafik harita üretimi ve revizyonuna yeni boyut kazandıracaktır. Bu nedenle uzaktan algılama metodlarındaki baş döndürücü gelişmeleri ve sağladığı yararları (Harita, yeryüzü doğal kaynaklarının araştırılması, çevre kirliliği, orman, coğrafi bilgiler, hatta yakın gelecekte projelendirme çalışmaları vs.) toplumumuza yansıtmanın yolunun bu teknolojiye sahip olmak ve uygulanmaktan geçtiğine bir yerde Dünyanın globelleşmesi sonucu haritacılığı da gelişmeler dışında tutamayacağımız sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
    İşte bu tarihsel akış içerisinde mesleğimizin yerinin; bahsedilen ve toplumu yakından ilgilendiren alanlarda etkin bir şekilde uygulanabilirliği ile doğru orantılı olacağı saygınlık bulacağı düşüncesindeyiz.
     

Sayfayı Paylaş