1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İlk Mabet, ilk Ezan, ilk Cami hakkında

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 1 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    İlk Mabet
    Mescid-i Haram:
    Ayet ve hadislerde belirtildiğine göre yeryüzünde insanlara mabed olarak kurulan ilk evdir. Âlemlere uğur, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur. Onda açık açık deliller, İbrahim (a.s)'in makamı vardır. Ona giren güvene erer. Yine o, bütün müslümanların kıblesi, Hanîf Dîni'nin sembolüdür. Hac ve Umre sebebiyle tüm dünya müslümanlarının buluşma ve kaynaşma yeri olup ibâdet ve dinin merkezi, duâ ve niyazın kabul edildiği, günahların bağışlandığı yerdir. Yeryüzünde Peygamber eliyle yapılan ilk mabed olma özelliğine de sahiptir (bk. Âlû İmrân, 3/96-97; Buhârî, Enbiyâ, 10, 40; Müslim, Mesâcid, 1, 2; Ahmed b. Hanbel, V, 150, 156, 157, 160, 166).

    ilk Cami (mescit de diyebiliriz)
    Kuba mescidi.

    peygamber efendimiz asv. mekke den medine ye hicret ederken kuba daki müslümanlarla birlikte inşa edilmiştir.
    bugün hala daha mevcuttur. hac ifa edilirken ziyaret edilebilir.

    bizim bildiğimiz tarzdaki ilk camiler emeviler zamanında yapılmıştır.
    İlk minare de Muaviye zamanında Mısır valisi olan Müslime tarafından Amr Camii’ne yapılmıştır.

    İlk ezan

    Mescid-i Nebi inşa edildikten sonra, namaz vakitlerinde, vaktin girdiğini belirtecek ve Müslümanları camiye davet edecek bir usül yoktu.

    Sadece; "Essalatü Cami'a" denilirdi.

    Resulullah efendimiz, bir gün Eshabıyla istişare ederek, namaz vakitlerinde, müminlerin camiye nasıl davet edilmesi gerektiğini sordular.

    Kimisi, namaz vakitlerini bildirmek için, nasara gibi, nakus yani çan çalalım; kimisi, Yahudiler gibi boru çalınsın dediler. Kimisi de; "Namaz vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım" diye fikirlerini söylediler.

    Resulullah efendimiz, hiç birini kabul etmedi.

    Abdullah bin Zeyd bin Sa'lebe ve hazret-i Ömer, rüyada ezan okunmasını gördüler. Hazret-i Abdullah, sevgili Peygamberimize gelip rüyasını şöyle anlattı:

    "Yeşil bir şal ve peştamal bağlamış, eline çan almış bir kişi gördüm. Ona; "Elindeki çanı satar mısın?" diye sordum.

    Bana; "Ne yapacaksın?" dedi. "Namaz vakitlerini bildirmek için çalacağım" deyince, o zat; "Ben sana daha hayırlısını öğreteyim" dedi ve kıbleye dönerek yüksek sesle; "Allahü ekber, Allahü ekber..." diye okumaya başladı.

    Bitirdikten sonra da; "Namaza kalkacağın zaman da" deyip, ezanı tekrar etti ve sonuna doğru, "Kad kamet-is-salatü" cümlesini ilave etti."

    Bunun üzerine, Resulullah efendimiz;

    "Rüya haktır. O kelimeleri Bilal'e öğret, okusun!" buyurdular. Buna ezan ismi verildi.

    Hazret-i Bilal de, Mescid-i şerifin yakınında bulunan yüksek bir dama çıkarak, ilk ezanı, öğretilen kelimelerle okudu.

    Hazret-i Ömer, ezan sesini işitince, koşa koşa Resulullah efendimizin huzuruna geldi. Hazret-i Bilal'in söylediği kelimeleri aynen rüyasında gördüğünü arz etti. Kaynakwh:




    O gece, Eshab-ı kiramdan bir kısmı da aynı rüyayı görmüşlerdi. İşte bu sırada, Cuma suresi 9. ayet-i kerimesi nazil olup, vahy ile de bildirilmiş oldu.

    Bilal-i Habeşi, bir gün sabah namazı vaktinde sevgili Peygamberimizin kapısı önünde; "Es-salatü hayrun minennevm" diye iki defa seslenmişti.

    Bunu Peygamber efendimiz beğendi. "Bilal, bu ne güzel söz! Sabah ezanını okurken bunu da söyle!" buyurdular.

    Böylece sabah ezanında bu söz de söylenmeye başlandı.

    Peygamberimizin vefatına kadar müezzinlik yapan Bilal-i Habeşi'nin, sesi gür, çok güzel ve pek tesirliydi.

    O, ezan okumaya başlayınca, herkes büyük bir aşk ve vecd içinde dinleyip, kendinden geçerdi. Ezan okurken herkesi ağlatırdı.

    Eshab-ı kiramın, birbirlerini namaz vakitlerinde camiye ezan-ı şerif ile davet etmeleri, Medineli müşrikler ile Yahudilerin pek tuhafına gitti.

    Ezan okunurken alay ve eğlenceye alırlardı. Onların bu maskaralıklarına karşı, Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen; "Onlar, namaza ezan ile davette bulunduğunuz zaman, onu oyun ve eğlence edinirler. Bu da, onların aklı ermez bir kavim olmalarındandır" buyurdu. (Maide suresi: 58)
     

Sayfayı Paylaş