1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ilköğretim Okullarında Eğitimde Fırsat Eşitsizliği

Konusu 'Eğitim İçerikli Makaleler' forumundadır ve wien06 tarafından 22 Eylül 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Özet
    Bu çalışmanın amacı, ilköğretim okulları ikinci kademedeki eğitimde fırsat eşitsizliğinin durumunu incelemektir. Bu çalışmada kuramsal veriler derlenerek nitel ve nicel bir araştırma yapılmıştır.

    Eğitimde fırsat eşitsizliğini ortaya koyabilmek için T.C Milli Eğitim Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun istatistikî verileri toplanarak yorumlanmıştır. Bu sayede Türkiye'de, bölgeler ve cinsiyetler arasında okullaşma oranlarında ve okul başına düşen öğrenci-öğretmen oranlarında anlamlı faklılıklar olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.
    Bu araştırmada sekiz yıllık zorunlu eğitime geçilmeden önceki dönemlerden 1994- 1997 yılları arasındaki verilere ve sekiz yıllık eğitime geçildikten sonra 2007 yılına kadar olan verilere yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre eğitimde fırsat eşitsizliğini en aza indirgeyebilmek için çeşitli çalışmaların yapıldığı, özellikle de ulusal ve uluslararası kampanyaların olumlu etkilerinin olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.


    Giriş
    Bireyler doğarken yasalar önünde eşit olarak doğarlar. Fakat bir çok yönden eşitsizlik içinde yaşarlar. Bu eşitsizlikler aileden ve çevreden kaynaklanabilmektedir. Aileden kaynaklanan eşitsizlikler ailenin eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik yapısıyla ilgilidir. Ekonomik açıdan güçlü olan aileler çocuklarının en iyi okullarda hatta genellikle özel okullarda ve kolejlerde en iyi şartlarda eğitim alabilmelerini sağlarken, ekonomik açıdan güçsüz olan aileler çoğu zaman çocuklarının okuldaki ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanmaktadırlar hatta bazı aileler çocuklarının eğitimini yarıda kesmekte veya hiç başlatmamaktadırlar.
    Çevreden kaynaklanan eşitsizlikler bireyin içinde yaşadığı coğrafi konum ve toplumla ilgilidir. Bireyin içinde yaşadığı coğrafi bölge eğitim-öğretim imkânlarından yararlanabilme derecesini olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Şehirlerde yaşayan bireylerin yararlandığı imkânların bir kısmından köylerde yaşayan bireylerin yararlanması mümkün olmamaktadır. Yine şehirlerde varsıl kesimde oturanların yararlandığı olanaklardan yoksul kesimlerdekilerde yaralanamamaktır. Bu engellerin yanı sıra bireyin içinde bulunduğu toplumun yaşam tarzı, inançları, tutumları ve önyargıları eğitim-öğretimi olumlu ya da olumsuz etkilemektedir.
    Gelişmiş ülkeler, ülkenin kalkınması ve toplumsal refahın artırılmasında başat etkenin eğitim olduğunun bilincinde olarak hareket etmektedirler. Eğitimin ülke genelinde ve bölgeler arasında, köy-kent ve kadın-erkek tüm nüfusa eşit bir şekilde sunumu oldukça önemli bir konudur4 . İnsanların hayatta kalabilme, çevresiyle sağlıklı iletişim kurabilme, daha iyi bir yaşam kalitesini yakalama ve güvenlik gereksinimlerini giderme gibi ihtiyaçları onları bir arada yaşamaya zorunlu kılmıştır5 . Bu zorunlulukları devlet yapısı içerisinde ele almakta yarar vardır. Devlet, ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda, bu toplumu düzenleme, bu topluma güvenlik, refah ve huzur sağlama amacını güden ve bu amaca yönelik olarak kanun koyma, bu kanunları uygulama, yargılama, cezalandırma gibi güçlere sahip olan kurumdur6 .
    Devlet; laik devlet, hukuk devleti, sosyal devlet, şeriat devleti olarak sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırmalar daha da genişletilebilir. Başaran7 devleti; köleci, derebeyi, şeriat, faşist ve sosyalist devlet olarak sınıflandırmıştır. Sosyal devlet, vatandaşlarının ihtiyaç duyduğu hizmetleri adil olarak sunan ve vatandaşları arasında sınıf farkı olmasını engellemeye çalışan devlettir. Sosyal devlette bütün kamu hizmetlerinin devlet tarafından sunulması esastır. Tarihi süreç içerisinde Sosyal devlet anlayışının gelişmesi ile devletin önemli görevlerinden biri de topluma eğitim hizmetlerinin sunulması olmuştur8 . Sosyal devlet insanın yüce bir varlık olduğundan hareketle eğitim hakkının verilmesi görevlerini üstlenir9 Öztürk 19?? (akt. İçer, 1997: 93)10 sosyal devlet anlayışına göre her toplumun görevinin, toplumu oluşturan bireyleri için sosyo-ekonomik imkânları iyileştirmek ve herkese yeteneklerine göre yetişme ve eğitilme fırsatını eşit olarak vermek olduğunu vurgulamaktadır.
    Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak sosyal devlet olmanın şartları arasında yer almaktadır. Sosyal devletler eğitimde fırsat eşitsizliğini en aza indirgeyebilmek için sürekli gayret içinde olmuşlardır. Sosyal devlet yapısını benimseyen ülkeler, bunu kısmen başarabilmiş olsalar da, hiçbir zaman eşitsizliği tamamen ortadan kaldıramamışlardır.
    Eşitlik düşüncesi, toplumsal ve ekonomik gelişmelere koşut olarak olgunlaşmaktadır11 . Genelde toplumbilimciler belli düzeylerde de olsa, servet, güç, saygınlık yoğunlaşmasından kaynaklanan eşitsizliğin kaçınılmaz olduğunu ileri sürmektedirler12 . “Eğitimin amacı, kişileri yaşadığı toplumun ve toplumun bağlı bulunduğu çağdaş dünyanın uyumlu bir üyesi haline getirerek onları çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmaktır”13 . İnsanların yaşamını eğitim yoluyla geliştirdiği kabul edilen evrensel bir gerçekliktir. Eğitim insanın bireysel, çevresel ve sosyal yönlerden başarıya ulaşmasında; barış, özgürlük, sosyal adalet ve evrensel bütünlük ideallerine erişmesinde temel araçtır14 . Uluslararası rekabette, her alanda eğitimi sürekli bir etkinlik olarak gören ve bilgiye sahip olan toplumlar avantajlı hale gelmiştir15 .
    Eğitimde olanak eşitliği, yurttaşlara ulaştırılan eğitimin hiçbir ayrıcalık gözetmeksizin denk olarak sunulması demektir. Bir ülkede eğitimin yurttaşlara denk olarak sunulmasının üç ölçütü vardır. Bunlar; eğitim programlarında, eğitim ortamlarında ve eğitimin yurttaşlara mal oluşunda, eşitliktir. Devlet bu ölçütleri yerine getirdiği sürece eşitliği sağlamaya çalışır16 .
    Turner17 eşitliğin dört türünden söz etmektedir. Bunlar: Tanrı karşısında varlıksal eşitlik ya da kişiler arası eşitlik, fırsat eşitliği, koşullarda eşitlik ve sonuçlarda eşitliktir. Eşitlik yurttaşlık açısından ele aldığında, kişi fırsat eşitliğinde yasal yurttaştır ve liberal sistem içerisinde vardır. Eşit koşullarda birey, toplumsal yurttaştır toplum içerisinde yer alır ve reformizm içinde varlığını sürdürür. Eşit sonuçların uygulanmasında birey ekonomik yurttaş olarak tanımlanırken üretim baz alınmaktadır ve sosyalizm içerisinde yerini korumaktadır18.
    Eğitim hakkıyla ilgili gerek uluslararası gerekse ulusal çeşitli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Uluslararası Hukuki Düzenlemeler; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 19 , Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Beyannamesi20 , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir21 . Ulusal düzeyde ise eğitimde her bireye fırsat ve imkân eşitliği sağlanması amacı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası22 ve Milli Eğitim Temel Kanunu23 ile yasal temellere dayandırılmıştır.
    Eğitimde eşitlik sağlamak amacıyla Türkiye'de değişik zamanlarda değişik etkinlikler düzenlenmiştir. Bunlardan birisi de Ulusal Eğitime Destek Kampanyasıdır. Ulusal Eğitime Destek Kampanyaları düzenlenirken Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim yapısı dikkate alınmaya çalışılmıştır 24 .
    İlköğretim imkânından çağ nüfusunun ne kadarının ne oranda yaralandığının, Türkiye'deki coğrafi dağılıma göre tüm illerdeki bireylerin eşit oranda eğitim fırsatı bulup bulmadığının, okullaşma ve öğrenci-öğretmen oranlarının tüm bölgelerde eşit dağılım gösterip göstermediğinin incelenmesi, eğitimin planlanması açısından önem taşımaktadır.
    Eğitimde cinsiyet, ekonomik durum, coğrafi konum farkı gözetmeksizin eşit fırsatlar sunabilmek için mevcut durumu inceleyen bu araştırma; eğitim planlarının uygulanmasında ve gelecekte hazırlanacak eğitim planlarında kullanılabilecek yararlı bir çalışmadır. Bugüne kadar bu alanda yapılmış başka çalışmalar olsa da, bu çalışmadaki veriler güncellenmiş dolayısıyla da diğer çalışmaların üzerine yeni bilgiler eklenmiş olması nedeniyle önemlidir.
    Araştırmanın Amacı ve Yöntemi
    Bu araştırmanın amacı Türkiye'de ilköğretimde fırsat eşitliğini nicel ve oransal (eğitimsel, sosyal, ekonomik, demografik ve coğrafi) olarak ortaya koymaktır. Bunun için aşağıdaki sorulara yanıtlar aranmaya çalışılmıştır.
    1. Türkiye'de ilköğretim (ilkokul ve ortaokul ) okullarında okullaşma oranları hangi düzeydedir?
    2. İlköğretimden yararlanan illere göre okullaşma oranlarının dağılımı nasıldır? İllere göre okullaşma oranlarının düzeyi nedir ve iller arasındaki okullaşma oranlarında farklılıklar var mıdır?
    3.Cinsiyete göre okullaşma oranlarının bölgelere ve illere göre dağılımı nasıldır? Cinsiyete göre okullaşma oranlarının bölgeler ve iller arasındaki dağılımında farklılıklar var mıdır?
    4. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla Türkiye'de yasal düzenlemeler nelerdir?
    5. 2007 yılına kadarki Beş Yıllık Kalkınma Planlarında eğitim-öğretimle ilgili hangi hedefler belirlenmiş ve bu hedeflere ulaşılma düzeyi nedir?
    Verilerin Toplanması ve Değerlendirme
    Araştırmanın verileri Türkiye İstatistik Kurumunda ve Milli Eğitim Bakanlığından elde edilen istatistiksel verilerle sınırlıdır. Araştırma 1994–1995 eğitim öğretim yılı ile 2006–2007 öğretim yılları arasındaki veri ve durumları kapsamaktadır. Araştırmada, açık ilköğretim okulları ile açık liselerin öğrenci sayıları kapsam dışında tutulmuştur. Araştırmaya resmi ve özel okullarındaki tüm öğrenciler ile kadrolu öğretmen sayıları dahil edilmiştir.
    Fırsat eşitliği ile ilgili alan yazın taraması yapılmış ve daha sonra Türkiye İstatistik Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın verileri gözden geçirilerek 1997–1998 eğitim öğretim yılından önceki dönemler için ilkokul ve ortaokula, 1997–1998 eğitim-öğretim yılından sonraki dönemler için ise ilköğretim okuluna devam eden öğrenciler ve dönemin çağ nüfusu bilgileri ile ilgili veriler toplanmıştır. Bu veriler toplanırken cinsiyet, il ve bölge ayrımına göre olan verilerin toplanmasına dikkat edilmiştir. Bu araştırmada kullanılan istatistikî verilerin bir kısmı aynen, diğer bir kısmı ise araştırmacı tarafından yorumlandıktan sonra araştırmaya dâhil edilmiştir.
    Bulgular ve Yorumlar
    Türkiye’de 1994-2007 Yılları Arasında İlkokul, Ortaokul ve İlköğretim Okullarında Okullaşma Oranları
    Tablo I’de öğretim yılı ve eğitim seviyesine göre okullaşma oranları, zorunlu eğitimin 5 yıl olduğu ilkokul ve zorunlu olmayan 3 yıllık ortaokul düzeyinde sunulmaktadır. Cinsiyete göre ilkokul, ortaokul ve dengi okullara yönelik okullaşma oranları yıllara göre verilmektedir.
    [​IMG]
    1994-1995 eğitim öğretim yılında ilkokulda okullaşma oranı toplamda net % 89.34 iken, ortaokul ve dengi okullarda toplamda net %53.43 olarak tespit edilmiştir. 1996-97 eğitim öğretim yılında toplamda net okullaşma oranlarına bakıldığında ilkokulda % 89.40, ortaokul ve dengi kurumlarda % 52.82 olarak tespit edilmiştir. 1996-97 eğitim-öğretim yılında ilkokulda toplamda net okullaşma oranın da dikkat çekici bir artış sağlanamamıştır(Tablo I).
    1996-97 eğitim-öğretim yılında ortaokul ve dengi kurumlarda toplamda net okullaşma oranına bakıldığında ise bir düşme görülmektedir.İlkokullarda toplam çağ nüfusu içerisinde net okullaşma oranına bakıldığında 1994-95 eğitim-öğretim yılında %89.34 iken 1995-96 eğitim-öğretim yılında %88.9 ‘a doğru bir düşüş görülürken, 1996-97 eğitim-öğretim yılında ise tekrar artış göstermiş ve oran % 89.4 olmuştur(Tablo I).
    Tablo I incelendiğinde; 1994-1997 yılları arasında ilkokullarda çağ nüfusu okullaşma oranının %90’ların altında olduğu, özellikle de 1995-1996 eğitim öğretim yılında okullaşma oranının daha da düşük olduğu görülmektedir. Ayrıca erkek nüfusun okullaşma oranı %96-%97’lerde iken kız nüfusun okullaşma oranının %86-%87’lerde olduğu anlaşılmaktadır. Erkek nüfusun okullaşma oranı 1995-1996 eğitim öğretim yılında en düşük seviyede iken 1996-1997 eğitim-öğretim yılında ise en yüksek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Kız nüfusun okullaşma oranı ise 1995-1996 eğitim öğretim yılında en düşük seviyede iken 1994-1995 eğitim öğretim yılında ise en yüksek seviyededir. Bu verilere göre hem kız nüfusun hem de erkek nüfusun okullaşma oranları 1995-1996 eğitim öğretim yılında en düşük seviyededir. Ortaokullarda toplam çağ nüfusunun okullaşma oranına bakıldığında yıllara göre sürekli bir düşüş görülmektedir. 1994-1995 öğretim yılında %53.4 civarında olan toplam çağ nüfusu okullaşma oranı, 1995-1996 öğretim yılında %53.1 civarına düşmüştür. Bu düşüş 1996-1997 öğretim yılında da devam etmiş ve %52.8 civarına kadar düşmüştür.
    Tablo I incelendiğinde; 1994-1997 yılları arasında ortaokullarda çağ nüfusu okullaşma oranının %50’lerde olduğu görülmektedir. Ayrıca toplam çağ nüfusunun ortaokullarda okullaşma oranı her geçen gün düşmüştür. Bu durum erkek nüfus okullaşma oranı için de aynı iken, kız nüfusun okullaşma oranı farklıdır. Kız nüfusun okullaşma oranı 1995-1996 eğitim-öğretim yılında en düşük seviyedeyken, 1996-1997 eğitim öğretim yılında en yüksek seviyededir. Toplam çağ nüfusunun ortaokullarda okullaşma oranı %52-%54 arasında iken, erkek nüfusun oranı %60-%62 arasında, kız nüfusunki ise %44-%45 arasındadır. Bu verilerden de açıkça anlaşılacağı gibi ortaokullarda okullaşma oranlarında, 1994-1997 yılları arasında erkek nüfusun oranı ile kız nüfusun oranı arasında büyük fark vardır. Erkek nüfusun okullaşma oranı kız nüfusun oranına göre yaklaşık %50 daha fazladır.
    Tablo II’de öğretim yılı ve eğitim seviyesine göre okullaşma oranları, zorunlu eğitimin 8 yıl olduğu ilköğretim düzeyinde sunulmaktadır.
    [​IMG]
    İlköğretim okullarında toplam çağ nüfusu net okullaşma oranı 1997-1998 öğretim yılında %85 civarındaki oran ile en düşük seviyede olmuştur. Bu oran, 2000-2001 öğretim yılına kadar sürekli yükseliş göstermiş ve 2000-2001 öğretim yılında %95 civarında yer alarak en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Sonraki yıllarda ilköğretim okullarında toplam çağ nüfusu net okullaşma oranı düşmüştür. Bu düşüş 2004-2005 öğretim yılına kadar sürmüştür. 2005-2006 öğretim yılı ile 2006-2007 öğretim yılında okullaşma oranında tekrar yükseliş görülmüştür.
    Tablo II incelendiğinde; 1997-2007 yılları arasında çağ nüfusu okullaşma oranının 2000-2001 eğitim-öğretim yılında en yüksek seviyede olduğu görülmektedir. En düşük seviye ise 1997-1998 eğitim-öğretim yılında görülmektedir. Bu durum erkek nüfus ve kız nüfus okullaşma oranları için de aynıdır. Ayrıca toplam çağ nüfusu okullaşma oranı bu yıllarda %84-%96 arasında iken, erkek nüfusta bu oran %90-%99, kız nüfusta ise %79-%91 arasındadır. Bu verilerden de açıkça anlaşılacağı gibi ilköğretim okullarında okullaşma oranlarında, 1997-2007 yılları arasında erkek nüfusun oranı ile kız nüfusun oranı arasında büyük fark vardır. Erkek nüfusun okullaşma oranı kız nüfusun oranına göre yaklaşık %25 daha fazladır. Kız nüfus okullaşma oranına bakıldığında, en yüksek olduğu 2000-2001 yılında %90’ın üzerinde olmuş ve diğer dönemlerin hiçbirinde %90’ın üzerine çıkamamıştır. Erkek nüfus okullaşma oranı incelendiğinde ise, en düşük olduğu 1997-1998 öğretim yılında bile %90’ın üzerinde olmuştur. 2000-2001 eğitim-öğretim yılında erkek nüfusun okullaşma oranı, çağ nüfusunun tamamına yakındır. Açıkça görüleceği gibi kız nüfus okullaşma oranı ile erkek nüfus okullaşma oranı arasında anlamlı fark görülmektedir. Bu da ilköğretim okullarında okullaşma oranlarında kız nüfus ile erkek nüfus arasında eşitsizlik olduğunu göstermektedir.
    İllere Göre İlköğretimde Okullaşma Oranlarının Dağılımı
    Türkiye’de 2006–2007 eğitim-öğretim yılında ilköğretimde bir okula düşen öğrenci sayısı 305 bir şubeye düşen öğrenci sayısı 27, bir öğretmene düşen öğrenci sayısı 26 ve bir dersliğe düşen öğrenci sayısı 34 olarak tespit edilmiştir. Yine aynı eğitim-öğretim yılında Türkiye’de toplamda ortaöğretimde bir okula 382, bir şubeye 29, bir öğretmene16 ve bir dersliğe 31 öğrenci düşmektedir (Tablo III).

    [​IMG]
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    İlk 10 ilden gelen 2003-2004 öğretim yılı öğrenci sayısı verilerine göre, kızların okullaşmasında Siirt %19.49, Van %11.08 ve Muş % 6.34'lük bir artış sağlamıştır.
    Haydi Kızlar Okula Kampanyasının bir yıllık uygulanması sonucunda: 2002-2003 öğretim yılına oranla 2003-2004 öğretim yılında 40.000 kız öğrenci fazladan kayıt olmuştur. Artış oranları %2 ile %20 arasında değişmektedir 29.
    Tablo V'de Haydi Kızlar Okula Kampanyası'nın 2003 yılından itibaren okullaştırdığı kız öğrenci sayıları yer almaktadır.
    [​IMG]
    2006 yılına kadar ki tüm kampanya çalışmaları süresince Türkiye genelinde 273.447 kız çocuğunun okullulaştırılmadığı tespit edilmiş, illerde yapılan çalışmalar sonucunda bunların 222.800 kız çocuğu (%81'i) okullulaştırılmıştır. Ancak tespit edilen 50.647 (%19luk kısım) kız çocuğunun eğitim sistemine kazandırılma çabaları sürdürülmektedir31 .
    Geçmiş yıllara ait veriler incelendiğinde okullardaki cinsiyet oranlarında kız öğrenciler ile erkek öğrenciler arasında büyük farklar olduğu görülecektir.
    Eğitimde Fırsat Eşitliğini Sağlamak Amacıyla Türkiye'de Yapılan Yasal Düzenlemeler
    İlköğretimde fırsat eşitliğini sağlayabilmek için daha doğrusu eşitsizliği en aza indirgeyebilmek için bazı çalışmalar yapılmaktadır. Maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin yeme içme ve barınma ihtiyaçlarının tamamının karşılanabilmesi için Yatılı Bölge İlköğretim Okulu (YİBO) ve Pansiyonlu İlköğretim Okulu (PİO) uygulaması yapılmaktadır.

    YİBO ve PİO'lar; 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu'na göre hazırlanan “Bölge İlkokulları Yönetmeliği”nin birinci maddesindeki “çeşitli sebeplerle henüz bir ilkokul açılmamış olup, birbirine yakın birkaç köyün bulunduğu yerlerde veya evleri ve ev grupları dağınık olan köylerde gündüzlü, yatılı, pansiyonlu bölge okulları açılır” hükmü gereğince planlanarak açılmaktadır. Kırsal kesimde okulu bulunmayan köy ve köy altı yerleşim birimlerinde bulunan ilköğretim çağ nüfusu ile yoksul ailelerin çocuklarının ilköğretim hizmetlerine kavuşturulmasını sağlamak amacıyla yatılı ve pansiyonlu ilköğretim okulları açılmıştır. 2005–2006 eğitim-öğretim yılında 300 YİBO ve 284 PİO' da toplam 164.027 yatılı öğrenciye hizmet verilmiştir. YİBO ve PİO'da öğrenim gören öğrencilerin her türlü giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır32 .

    Fırsat eşitsizliğini en aza indirgemek için yapılan diğer bir çalışma ise okulu bulunmayan nüfusu az ve dağınık yerleşim birimlerinde bulunan ilköğretim çağındaki çocuklar ile birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan okullarda bulunan öğrencilerin daha kaliteli eğitim-öğretim imkânına kavuşturulması, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin sağlanması amacıyla Bakanlıkça “Taşımalı İlköğretim Uygulaması” başlatılmıştır. 1989–1990 öğretim yılında Kırklareli ilinde 3, Kocaeli ilinde 2 merkez okulda deneme mahiyetinde yapılan taşımalı ilköğretim uygulaması ile istenilen başarının elde edilmesi sonucunda uygulamanın yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir. 2005–2006 öğretim yılında 80 il'den, 26.419 okuldan 679.589 öğrenci, 6.131 merkez okula taşınmıştır. 2005–2006 Eylül-Aralık döneminde taşımalı ilköğretim giderlerinde kullanılmak üzere 80 il'e 125.118.746 YTL ödenek tahsis edilmiş olup bir öğrencinin günlük maliyeti 2.38 YTL olmuştur. Taşımalı İlköğretim hizmetlerinde kullanılmak üzere 35.112 araç tahsis edilmiştir. Taşımalı eğitimde öğrencilerin ulaşım ve yeme içme giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. Öğrencilerin yemekleri merkezi bir yemekhaneden veya bakanlığa bağlı bir kurumdan (öğretmen evi, uygulama oteli gibi) temin edilerek okullara ulaştırılmaktadır. Gelen yemekler yemekhane personeli ve nöbetçi öğretmenlerin de yardımıyla öğrencilere sunulmaktadır33.
    Eğitimde fırsat eşitsizliğini en aza indirgemek için yapılan bir diğer uygulama ise özel eğitim kurumlarıdır. Özel eğitim okulları; Anayasamızın34 , 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun35, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu'nun ve 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hükümleri doğrultusunda açılan kurumlardır36. Zorunlu ilköğretim çağında oldukları halde zihin, beden, ruh ve sosyal bakımdan engeli olan çocukların eğitimi, onların işe ve mesleğe hazırlanmaları bu okullarda sağlanır. Özel eğitim gerektiren bireylerin Türk Millî Eğitim Sistemini düzenleyen genel esaslar doğrultusunda eğitimleri sağlanarak, bir iş ve meslek sahibi olarak toplumla bütünleşmeleri ve kaynaşmalarının sağlanması hedeflenmektedir. Özel eğitim okul ve kurumlarında eğitim; Türk millî eğitim sistemindeki kademelendirmeye göre yapılandırılmıştır. Ancak, diğer okullardan farklı olarak, ilköğretim öncesinde hazırlık sınıfı bulunmaktadır. 01.07.2005 tarihli ve 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 35. maddesi ile 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen Ek Madde-3'te yer alan; “Görme, ortopedik, işitme, dil-konuşma, ses bozukluğu, zihinsel ve ruhsal özürlü çocuklardan özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderlerinin, her yıl bütçe uygulama talimatında belirlenen miktarı Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır” hükmü gereğince Bakanlık
    bütçesine ödenekler konulmuştur37.

    Eğitimde fırsat eşitsizliğini en aza indirgemeyi amaçlayan bir diğer uygulama da burs olanağı sağlamaktır. Öğrencilere genellikle devlet tarafından bazen de bazı özel kuruluşlar tarafından burs imkânı sağlanmaktadır. Bursluluk hizmetlerinden ilköğretim kurumlarının 6, 7 ve 8. sınıfları ile genel ve meslekî teknik orta öğretim kurumları yararlanmaktadır. Bursların dağılımında; 2882 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu kapsamına giren çocuklara % 15, oturdukları yerde ilköğretim okulu bulunmayanlara %10, öğretmen çocuklarına % 25 ve diğer öğrencilere de % 50'lik dilim ayrılmaktadır38 .
    1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun 5'inci maddesi hükmü doğrultusunda Bakanlıkça; İlköğretim Öğrencilerine Ücretsiz Ders Kitabı Temini Projesi başlatılmıştır39. 2003–2004 Eğitim -öğretim yılında başlayan uygulamayla ilköğretim öğrencilerine ders kitapları, fakir zengin ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Ücretsiz ders kitabı dağıtımı uygulamasına 2006–2007 eğitim -öğretim yılında orta öğretim kurumlarında da başlanmıştır.
    Bunların yanı sıra fırsat eşitsizliğini en aza indirgemeye yönelik bazı projeler için uluslararası kuruluşlarla çeşitli antlaşmalar yapılarak maddi kaynak da sağlanmaktadır. Avrupa Birliği Akdeniz Programı (MEDA) kapsamında hazırlanan 8 Şubat 2000 tarihinde imzalanan ve 11 Eylül 2002 tarihinde 5 yıl süreyle uygulamaya konulan hibe projenin amacı, yoksulluğu azaltma perspektifinde eğitim seviyesini artırarak, en dezavantajlı kırsal, şehirsel ve gecekondu bölgelerinde nüfusun yaşam koşullarını iyileştirmektir. Böylece hâlen zorunlu temel eğitimin dışında kalan çocuklar, gençler ve yetişkinlerin temel eğitim kapsamına alınmasını desteklemek eğitimin kalitesinin artırılıp, eğitime erişimi iyileştirerek, özellikle kız çocukları ve kadınlar için yaygın ve örgün eğitimin ortalama seviyesini yükseltmektir. Projenin uygulamaları için Milli Eğitim Bakanlığı'nda oluşturulan Proje Yürütme Ekibinin yanı sıra ilgili birimlerde proje koordinasyon ekipleri ve 24 il millî eğitim müdürlüğünce il proje yürütme ekipleri oluşturulmuştur40.
    Her ne kadar proje ve uygulamalarla eğitimde fırsat eşitsizliği en aza indirgenmeye çalışılsa ve çok önemli başarılar sağlansa da eşitsizliği ortadan tamamen kaldırabilmek mümkün görünmemektedir. Özellikle ekonomik nedenlerden kaynaklanan eşitsizliği ortadan kaldırma olanağı yok gibi. İlköğretim ve orta öğretimlerde okula destek, sınavlara hazırlık ve hayata hazırlık mahiyetinde çeşitli kurslar düzenlenmektedir. Ancak bu kurslara genellikle maddi durumu iyi olan öğrenciler katılabilmektedir. Bir kısım öğrenci ise ekonomik, kültürel ve coğrafi koşullar nedeniyle bu imkânlardan yeteri kadar yararlanamamaktadırlar. Bu da; özellikle sınavlarda bu olanaklardan yararlanan öğrencilerin yarışa bir adım önde başlamasına neden olmaktadır. Dolayısıyla da eşitlik ilkesine aykırı bir durum söz konusudur.
    Eğitim eşitsizliğini en aza indirgemek için yapılan tüm çalışmalara rağmen, başta bölgesel yanlış inanışlar ve gelenekler olmak üzere, çeşitli maddi ve manevi eksiklikler sonucu uzun yıllardır eğitimde cinsiyet ayrımı yapılmaktadır ve kız öğrenciler velileri tarafından okula gönderilmemektedir. Bu eşitsizlik bütün ülke genelinde göze çarpmaktadır. Son yıllarda bu sorunu çözebilmek için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bunların en göze çarpanı ise 2003 yılında başlatılan “Haydi Kızlar Okula kampanyası”dır. Bu kampanya sayesinde kızını okula göndermek istemeyen birçok aile ikna edilmiş ve kızlarda okullaşma oranı hızla artmıştır.
    Beş Yıllık Kalkınma Planlarında Eğitim-Öğretimle İlgili Hedefler
    Okulların eğitim-öğretim seviyelerini eşit hale getirme çalışması, fırsat eşitliği sağlanması hedefi, ilk defa birinci beş yıllık kalkınma planında daha sonra da diğer bütün beş yıllık kalkınma planlarında yer almıştır41. Birinci beş yıllık kalkınma planında yer alan öğretmen başına düşen öğrenci sayısının azaltılması ve burs sistemi oluşturulması hedeflenmiştir. Bu sisteme göre durumları ne olursa olsun yeteneği olanların bütün imkânlardan yararlanması hedeflenmiştir.

    Bu hedefi gerçekleştirmek için diğer beş yıllık kalkınma planlarında çeşitli tedbirler alınmıştır. Bu tedbirler kapsamında öncelikle ikili eğitim uygulamasına geçilmiş, sonrasında eğitimin niteliğinde azalma görüldüğü için kaldırılması hedeflenmiştir. Sekizinci beş yıllık kalkınma planında da hala “ikili öğretim uygulaması ve kalabalık sınıflar, kırsal alanlarda ise birleştirilmiş sınıf uygulaması eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir.” açıklaması bulunmaktadır.
    İkinci beş yıllık kalkınma planında yatılı bölge okulları kurulmasına devam edilmesi ve ortaokul kademesinde eğitim verilmeye başlanılması hedeflenmiş ve gerçekleştirilmiştir. Birinci beş yıllık kalkınma planında burs sistemi oluşturulması hedefi altıncı beş yıllık kalkınma planına kadar tam olarak uygulanamamıştır. Altıncı beş yıllık kalkınma planında eleme sistemi ile üstün yetenekli fakir öğrencilere burs verilmesi kararı alınmış ve uygulamaya geçirilmiştir. Yedinci ve sekizinci beş yıllık kalkınma planlarında burs verilme uygulaması, harç kredisi uygulaması ile desteklenmiş ve geliştirmeye devam edilmiştir. Bunun yanı sıra parasız eğitimin gerçekten ihtiyacı olanlara sağlanması için birinci beş yıllık kalkınma planında özel okulların desteklenmesine yönelme olmuştur ve ikinci beş yıllık kalkınma planında bu görüş desteklenmiş ancak bu okullar için bir izleme düzeni kurulması hedeflenmiştir.
    Beşinci beş yıllık kalkınma planında özel eğitim gerektiren üstün yetenekli veya zihinsel özürlülerin eğitimi için alt yapı geliştirilmesine imkân sağlanması hedeflenmiştir. Fakat sekizinci beş yıllık kalkınma planına kadar geçen dönemde yeterli alt yapının gerçekleştirilmediği gözlenmiştir.
    Yedinci beş yıllık kalkınma planında özel okulların sayısının arttırılması ve bu okullarda kaynaştırma eğitimine geçilmesinin geliştirilmesi hedeflenmiş fakat tam olarak gerçekleştirilememiştir. Sekizinci beş yıllık kalkınma planına kadar özel okullara destek verilmesi hedefi devam etmiştir.
    Üçüncü beş yıllık kalkınma planında zorunlu temel eğitimin süresi sekiz yıla çıkartılması hedeflenmiştir. Bu hedef ancak yedinci beş yıllık kalkınma planında gerçekleştirilebilmiştir. Sekizinci beş yıllık kalkınma planında ise temel eğitim süresinin on iki yıla çıkarılması hedeflenmiştir.
    Altıncı beş yıllık kalkınma planında ortaöğretimde uygulanan ders geçme ve kredili sisteme geçiş hedeflenmiş ve bu hedef gerçekleşmiştir. Yedinci beş yıllık kalkınma planında ders geçme ve kredili sistemin yeniden düzenlenmesi hedeflenmiştir, 1991-1992 yılında ortaöğretimde uygulanan ders geçme ve kredili sisteme 1995 -1996 yılında son verilmiş sınıf geçme sistemine dönülmüştür.
    Altıncı beş yıllık kalkınma planında ortaöğretim kurumlarının kendi içinde ve yaygın eğitimle yatay ve dikey geçişlere imkân tanıyacak bir yapıya kavuşturulması için gerekli düzenlemelerin yapılması hedeflenmiştir. Yedinci beş yıllık kalkınma planında aynı hedefe yer verilmiş, buna ek olarak eğitimini tamamlayarak hayata atılan veya okuldan ayrılmış herkese, hayatlarının her döneminde, kendi dallarında bilgi ve becerilerini geliştirme imkânı sağlamak hedeflenmiştir.
    Sonuç ve Öneriler
    Bu araştırmada eşitlik kavramı üzerinde durulmuş ve eşitlik türleri açıklanmıştır. Bunlara koşut olarak eğitimde fırsat ve olanak eşitliği ele alınmıştır. Eğitimde fırsat ve olanak eşitliği ile ilgili olarak ilköğretim okullarındaki eğitim olanaklarından kimlerin ne kadar ve hangi düzeyde yararlandığı nicel ve oransal olarak ortaya konulmuş ve buna koşut olarak fırsat eşitlikleri açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmadan elde edilen sonuçlar şu şekilde sıralanabilir:

    1. İlköğretimde net okullaşma yaklaşık %90'dır.
    2. Hem kız nüfusun hem de erkek nüfusun okullaşma oranları 1995-1996 eğitim öğretim yılında en düşük seviyededir.
    3. 1994-1997 yılları arasında erkek nüfusun okullaşma oranı kız nüfusun oranına göre yaklaşık %50 daha fazladır.
    4. “Haydi Kızlar Okula”, “Eğitime %100 Destek” gibi kampanyaları ile okullaşma oranı artış göstermiştir.
    5. Okul başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 305 olduğu görülmektedir.
    6. Okul başına düşen öğrenci sayısı en fazla olan il 1125 öğrenci ile İstanbul'dur.
    7. Okul Başına düşen öğrenci sayısı en az olan il 92 öğrenciyle Ardahan'dır.
    8. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 26 olduğu görülmektedir.
    9. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı en fazla olan il 47 öğrenci ile Şırnak'tır.
    10. Öğretmen Başına düşen öğrenci sayısı en az olan il 15 öğrenciyle Tunceli'dir.
    11. Derslik başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 34 olduğu görülmektedir.
    12. Derslik başına düşen öğrenci sayısı en fazla olan il 62 öğrenci ile Şanlıurfa'dır.
    13. Derslik Başına düşen öğrenci sayısı en az olan il 16 öğrenciyle Tunceli'dir.
    14. Haydi kızlar okula kampanyası ile 2003-2006 yılları arasında yapılan çalışmalar süresince Türkiye genelinde 273.447 kız çocuğunun okullaşmadığı tespit edilmiş, illerde yapılan çalışmalar sonucunda bunların 222.800 kız çocuğu (%81'i) okullulaştırılmıştır.
    Yukarıda belirtilen sonuçlara göre bu araştırmada aşağıda belirtilen öneriler sunulabilir
    İlköğretimde net okullaşma oranını %100'lere çıkarmak için mevcut kampanyalara devam edilmesi ve bu kampanyalara başka kampanyalarla destek verilmelidir. Hatta çocuğunu okula göndermek istemeyen velileri ikna edebilmek için maddi destek, vergi indirimi, askerlik süresinde indirim, askerlik iznini artırma, elektrik faturasında indirim gibi teşviklerde bulunulabilir.
    Erkek nüfusun okullaşma oranı ile kız nüfusun okullaşma oranı arasında büyük fark vardır. Bu farkını azaltılması hatta mümkünse ortadan kaldırılabilmesi için velileri ikna çalışmalarına başlanması önerilir. Velileri ikna edebilmek için de psikolojik destek sağlanması ve maddi imkânlar sunulması faydalı olabilir.
    Haydi kızlar okula kampanyası ile 2003-2006 yılları arasında yapılan çalışmalar süresince Türkiye genelinde 273.447 kız çocuğunun okullaşmadığı tespit edilmiş, illerde yapılan çalışmalar sonucunda bunların 222.800 kız çocuğu (%81'i) okullulaştırılmıştır. “Haydi Kızlar Okula”, “Eğitime %100 Destek” gibi kampanyaların başladığı 1997-1998 eğitim öğretim yılı ile 2006-2007 eğitim öğretim yılı arasında ortaöğretim kurumlarında okullaşma oranı %50 civarında artış göstermiştir. Bu tür kampanyaları destekleyip, yeni kampanyalar düzenleyerek bu oranı daha yukarılara çıkarmak yararlı olacaktır.
    Okul başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 305 olduğu ve derslik başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 34 olduğu görülmektedir. Yeni derslikler ve okullar yaparak ve personel, araç gereç gibi eksikleri tamamlayarak bu sayıyı azaltmak ve özellikle geri kalmış bölgelerde aile planlamasına önem vermek gerekmektedir.
    Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının 26 olduğu görülmektedir. Bu oranı daha aşağılara çekebilmek için yeni öğretmen atamasının yapılması uygun olacaktır.
    Sonraki araştırmacılara eğitimde eşitlik-eşitsizlik boyutundan ziyade, eğitimde yoksunluk boyutunu araştırmaları önerilmektedir.
    Kaynakça
    Akkan, H.,(2000). Öğretmen Ve Yönetici Görüşlerine Göre İlköğretim Birinci Kademe Okullarının Eğitimde Fırsat Eşitliği Açısından İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bolu.

    Akşin, S.,(2001). “Bir Toplumu Dönüştürmek,” Mülkiye, Cilt XXV, Sayı 231, Afşaroğlu Matbaası: Ankara.
    Akyüz, E.,(2001). “Çocuk Hakları Sözleşmesinin Temel İlkeleri Işığında Çocuğun Eğitim Hakkı,” Milli Eğitim Dergisi, Sayı 151, (Temmuz-Ağustos-Eylül) Http://Yayim.Meb.Gov.Tr]).
     

Sayfayı Paylaş