1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İngiliz Parlamentoculuğu

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 20 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İngiliz Parlamentoculuğu

    Batı Avrupa'nın sınırlarına yakın bölgelerinde, 1640-1688 yılları arasında birbirinden farklı olan, öteki Avrupa hükümetlerine hiç benzemeyen iki yönetim biçimi ortaya çıktı. Şaşılacak bir rastlantıyla tam da bu yıllarda, bir uçta İngiliz parlamentoculuğu, öbür uçta Prusya militarizmi kesin biçimlerini aldı. İngiliz İç Savaşları sonunda parlamento egemenliği kurulmuştu.

    Ne var ki (Avam Kamarası'nın kasaba temsilcileri ve şövalye silahtarları tarafından güçlü bir biçimde temsil edilen) eski usul bölgecilik politikasıyla ulusal politikanın gerekleri arasında işlerliği olan bir düzenleme, ancak 1688 Görkemli Devriminden sonra gerçekleştirilebildi. II. Charles yönetimi (1660-1685) ve kardeşi II. James yönetimi (1685-1688) sırasında, yeniden başa geçen Stuart hanedanının egemenleri, doğal olarak parlamentoya güvenemediler ve aslına bakılırsa, parlamentonun ödeneklerine fazla tutsak olmadan davranabilmek için Fransa'dan yardım aldılar. Bu koşullarda, kolay kolay başarılı bir ulusal politika izlenemezdi.

    Hollanda Genel Valisi Orangelı William'ı İngiliz tahtına oturtan 1688 Görkemli Devrimi ile koşullar birden değişti. William dikkatini, XIV. Louis'ye karşı kurulan bir diplomatik-askeri koalisyonun başı olduğu Kıta Avrupasında topladı. Parlamento önderleri kendisine, XIV. Louis'yi durdurmak için gerekli kaynakları sağlarlarsa, İngiltere'nin yönetimini Parlamento'ya bırakmaya dünden razıydı.

    Onun zamanından III. George'un 1760′ta İngiliz tahtına çıkışına kadar hiçbir İngiliz Kralı, parlamento önderlerinden kurtulmak ya da onları denetlemek yolunda bir girişimde bulunmadı. Böylece parlamento önderleri, ülkeyi birbiriyle çatışan yerel, ulusal ve uluslararası çıkarlara hak ettikleri önemi vererek yönetme alışkanlıkları edinip, bu yolda gerekli kurumları geliştirdiler.

    İngiliz politikacıları ve parlamento üyeleri yerel, ulusal ve uluslararası çıkarları uzlaştırabilmek için kabine hükümetini getirdiler. Kabine, bilindiği gibi Kral taralından atandı, ama Parlamento'ya karşı sorumluydu. Kabine'nin Parlamento'da çoğunluğu elde ederek yasaları geçirme yeteneği, parlamento üyeleri arasında kurulan ve pek sıkı olmayan ama gerçek bir klik ve parti ittifakı sistemine dayandı. Yenilen tarafın ara sıra görülen oyun bozanlıklarına ve sık sık hoşnutsuzluk belirten homurdanmalarına karşın, bu hükümet sistemi, Parlamento'da temsil edilen çıkar çevrelerinin türünde ortaya çıkan değişmeleri sürekli yansıtabilme yeteneğine sahipti.

    Onsekizinci yüzyılın hiçbir merkezi bürokrasisi, kendini toplumsal değişmelere bu kadar büyük bir duyarlılıkla uyarlayamazdı. Bu olguda, onsekizinci yüzyılda İngiltere'de uygulanan durumuyla, parlamento hükümetinin özündeki üstünlük yatmaktadır. Dinsel muhaliflerle birlikte mülk sahibi olmayan çoğunluğun da temsil edilmediği bu düzen, demokratik rejimle hiç ilişkisi olmayan bir yönetim biçimiydi. Ahlakça bozulmuş kasabalar ve siyasal destekler, zenginlerin ve soyluların Parlamento'ya tümüyle egemen olmalarını sağladı.

    Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) sırasında Fransızlara karşı kazanılan parlak başarı, böyle bir yönetimin dışa karşı ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi. Buna karşılık, III. George'un, küçük ve bencil çıkarların üstüne çıkabilecek kral yanlısı bir parti geliştirerek onunla Parlamento'yu denetleme çabasının başarısızlığı, Amerikan Devrim Savaşı'nda (1776-1783′te) İngiltere'nin uğradığı onur kırıcı yenilgiyle onaylandı. Bu nedenle, bölük pörçük ve tümüyle sistemsiz bir evrimle İngiliz (İskoçya'nın ve İrlanda'nın 1707′de İngiltere ile birleştirilmesinden sonraki yeni adıyla Britanya) yönetim biçimi, Kıta Avrupası'na egemen olan bürokratik monarşilerden gittikçe farklılaştı.

    Özellikle 1763′ten sonra, bazı Fransızlar ve öteki bazı Kıta Avrupalılar, ortaçağın 1640-1688 arası döneminin eski ve gelişigüzel bir kalıntısı olarak görünen Britanya parlamentoculuğunun, kendi katı yönetim sistemlerine yeni bir biçim verilmesi yolunda örnek olabileceğini düşünmeye başladılar.
     

Sayfayı Paylaş