1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İngiliz Şiiri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Suskun tarafından 14 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]
    66. SONE

    Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
    Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
    Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
    Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
    Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
    O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
    Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
    Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
    Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
    Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
    Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
    Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
    Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
    Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.

    Çeviren: Can Yücel
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]SUDA ÖLÜM

    Finikeli Flebas, on beş gün oldu öleli,
    Unuttu martıların çığlığını, dipsiz denizin kabarışını,
    Ve kârını, zararını
    Bir akıntı denizin altında
    Fısıltılarla topladı kemiklerini. Yükselip alçalırken o,
    Geçti bir kez daha yaşlılık ve gençlik çağından
    Çekilirken girdaba.
    İster Putperest ol, ister Yahudi
    Sen ey dümende durup rüzgârı kollayan kişi,
    Unutma ki Flebas bir zamanlar yakışıklıydı, boyu posu
    yerindeydi senin gibi.

    T.S. Eliot





    [​IMG]YEŞİL FİTİLDEN DOĞRU

    Yeşil fitilden doğru çiçeği koşturan o güç,
    Koşturur benim yeşil çağımı... Ha ağacın köklerini kavuran
    Ha boyumu deviren şey...
    Sözüm yitik, açılamam ki boynu bükük güle,
    Aynı kış hummasıyla çarpıldı gençliğim.

    Kayaların içinden suları koşturan o güç,
    Koşturur benim al kanımı... Ha selleri kurutan
    Ha beni muma çeviren şey...
    Sözüm yitik, açılamam ki damarlarıma
    Aynı ağızdır diyeyim dağın pınarından içen.

    Göllerin suyunu fır döndüren o el,
    Kaynatır tez ayaklı kumu... Ha rüzgârı köstekleyen
    Ha çarmıha yelkenimi çektiren şey...
    Sözüm yitik açılamam ki âşığın mezarına,
    Darağacındakinin mayasındandır çamurum

    Sülüktür yapışır çeşmeye zamanın dudakları...
    Varsın akadursun aşk... Madem dökülen kandır
    Onun yaralarını saracak...
    Sözüm yitik, açılamam ki vaktin rüzgârına,
    Yıldızlı bir gökyüzüydü saatin çaldığı saat.

    Sözüm yitik açılamam ki âşığın mezarına;
    Aynı yampiri kurt gezer benim çarşafımda da.

    Dylan Thomas






    [​IMG]HEPTONSTALL

    Mezar taşlarının kara köyü.
    Kafatası bir budalanın,
    Düşleri doğdukları
    yerde ölen.

    Bir koyun kafatası,
    Etleri eriyen
    Kendi çatısının altında,
    Salt sineklerin terk ettiği.

    Bir kuş kafatası,
    Büyük engebelerin
    Çatlak pervazlar gibi
    Duran eklemlere indiği.

    Yaşam çabalıyor.
    Ölüm çabalıyor.
    Taşlar çabalıyor.

    Yağmur yorulmuyor bir tek.

    Ted Hughes
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    44. SONE

    Eğer düşünceden yoğrulmuş olsaydı şu hantal bedenim
    Zalim uzaklıklar alıkoymazdı beni yolumdan ;
    Çünkü o zaman,aramızda mesafe olsa da bizim,
    Sen nerdeysen oraya gelirdim en uzak sınırlardan.
    Yeryüzünün senden en uzak köşesi neresiyse,
    Orası olabilir bir an ayaklarımın bastığı yer;
    Ama,deniz kara dinlemez,aşar geçer düşünce,
    Bir yerde olması için,orayı düşünmesi yeter.
    Ah,düşünce olmadığım düşüncesi öldürüyor beni,
    Bizi ayıran mesafeyi bir sıçrayışta aşardım oysa;
    Ama bunca toprak ve su varken hamurumda,yazık ki,
    Zamanın keyfine uymak zorundayım yana yakıla.

    W. SHAKESPEARE


    [​IMG]
    HİÇLİĞİN TÜRKÜSÜ

    Koca bir çölde
    Sonsuz bir kum denizinde,
    Arıyorum
    Yitik yolu arıyorum
    Bulamadığım bir yolu.
    Bir orada, bir burada
    Bütün yönlerde ruhum
    Bulamıyor aradığını.


    Bu korkunç boşlukta
    Bu sonsuz boşlukta,
    Her yanım kum
    Alabildiğine parlak, boğucu
    Kumlar uzanıyor çevrenin sonuna değin
    Sonra bir ses duyuyorum
    Tatlı, gür ve kahredici
    Diyor ki bana:
    "Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!
    Bir sanıyorsun kendini
    Yanılıyorsun. Bir ruh değilsin gerçekte
    Yitmiş de değilsin
    Bir hiçsin yalnızca
    Yoksun sen.

    Bertrand Russel


    [​IMG]
    ÖZGÜRLÜK

    Ey herkese içlerindeki odlarca özlem
    Kuğulara göl, arılara petek,
    Yarasalara karanlık, sevgililere
    Sevişme sunan özgürlük,
    Salt bilgeleri kısıtlayan, sınırlayansın,
    Kendisinden yarı kurtulan herkes
    Çeker acılarını yalanlarının,
    Özgürlük, özgürlük, zindanı özgürlüklerin.


    Lawrence Durrel



    [​IMG]
    YÜKSEK PENCERELER

    sokakta genç bir çift gördüm mü,
    tahmin edip oğlanın kızı siktiğini
    ve hap, diyafram bir şey kullandığını kızın da,
    biliyorum bunun o cennet olduğunu

    yaşlı olan herkesin yaşam boyu düşünü kurduğu:
    tüm bağ ve töreler itilmiş bir yana
    modası geçmiş bir biçerdöver gibi
    ve herkes oturmuş o uzun kaydırağa,

    kayıyor mutluluğa doğru. acaba görenler beni de
    demişler midir kırk yıl önce bundan:
    "hayat diye buna denir işte!
    ne tanrı var artık, ne terlemek korkudan

    cehennemi filan düşünüp, ne gerek saklamaya
    kendisinin nasıl göründüğünü rahipten:
    bunun kuşağı oturup o uzun kaydırağa
    kayıp gidecekler kuşlar gibi?" ve geliyor hemen

    sözcükler yerine görüntüsü yüksek pencerelerin:
    camlar güneşi kavrayan
    ve onların ardındaki hava, mavi, derin
    hiçbir şey barındırmayan, hiçbir yerde olmayan ve sonu
    bulunmayan.


    Philip Larkin
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    116. SONE

    Gerçekten seven gönüller arasına engel giremez bence
    Değişen her duruma uyup da kendi de değişen aşka
    Aşk demem ben asla;ya da ötekinin gönlü geçince,
    Kendi de hemen vazgeçmeye hazır olan kişinin aşkına!
    Hayır;aşk bir deniz feneridir;dimdik durur yerinde,
    Fırtınalara karşı koyar,bir an bile sarsılmaz;
    Kılavuz yıldızıdır ,rotasından sapmış her tekneye,
    Yüksekliği ölçülse de ,değerin bilen olmaz.
    Zamanın oyuncağı değildir aşk.Al yanaklarla dudakları
    Alıp götürebilir ama Zaman,orağını savurduğunda,
    Aşkı etkilemez aslında,onun kısacık saatleri,haftaları;
    Sonsuzluğun eşiğine dek dayanır o,Zaman karşısında.

    W. SHAKESPEARE




    [​IMG]
    Yüzünde hissettiğin kış rüzgarı

    Yüzünde hissettiğin kış rüzgarı,
    gördüğün kar bulutları karaltılar
    arasında ve donan yıldızlar
    karaağaçların doruklarında.
    Bahar olacak hasat zamanı
    ve sen bu kez ışıkla; seni
    besleyen yüce karanlık,
    geceler sonra Phoebus uzakta,
    bahar üç kez sabah sana,
    üzgün değil hiç, bildikten sonra
    ve şarkım gelir doğal ılıklığıyla,
    üzgün değil hiç, bildikten sonra
    ve akşam dinler. Üzülür, boşluk
    düşüncesiyle; boş olamaz;
    Uyanık, düşünür ki uykuda.

    John Keats



    [​IMG]
    HAVA VE MELEKLER

    iki uc kez sevmistim seni,
    yuzunu gormeden, adini duymadan once.
    hani tapariz ya meleklere, bize gorunduklerinde:
    kimi oyle bir ses, kimi belirsiz bir alev gibi.
    gene de senin bulundugun yere geldigimde,
    gordugum cok guzel, gorkemli bir hicti!
    ama ruhum etten kemikten olduguna
    ve onlarsiz bir sey yapamayacagima gore,
    bir bedene burunmeli ruhumun cocuklugu olan ask da,
    o da bensiz olamaz annesi gibi.
    bu yuzden senin icin, nedir, kimdir, diye
    "bir sor bakalim" dedim ask'a once,
    sonra biraktim burunsun artik bedenine,
    yerlessin dudaklarina, gozlerine, alnina.
    iste boyle, aska biraz safra yuklesem de,
    "daha dengeli olsa" derken gidisi,
    baktim oyle yuklemisim ki ask teknesini,
    hayranligim bile batacak hale gelmis neredeyse.
    sacinin bir teli bile aska oyle cok is cikariyor ki,
    daha uygun bir beden bulmak gerek bunun yerine.
    cunku ask ne hiclikte barinabilir, ne de
    asiri yogun, asiri parlak varliklarda.
    o halde; nasil bir melek kendi kadar olmasa bile,
    saf ve cisimsiz, havadan yuz ve kanatlar takinirsa,
    benim askimin kuresi olabilir senin askin da.
    iste havanin safligiyla meleklerinki arasinda
    ne fark varsa,
    sonsuza dek
    o fark
    olacak aslinda,
    kadinin askiyla
    erkegin aski arasinda

    John Donne




    [​IMG]
    ATEŞLER

    İnsanlar ocakta ateşler yakarlar
    Herbirisi kendi çatı-ağacının altında, sever
    Dünyaya hükmeden Dört Rüzgâr beni
    Üfler dumanlarını bana.

    Yüksek tepeler ve deniz boyunca
    Ve bütün değişken göklerde,
    Dört Rüzgâr üfler dumanlarını bana
    Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine.

    Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine
    Ve neredeyse kalbim kırılıncaya dek
    Eski hatıraları düşünmekten
    Dumanla bir araya gelen.

    Her rüzgârın her kayışıyla
    Hasretli hatıralar gelir aklıma,
    Kendime ev yaptığım her yerde
    İnsanoğlunun yaşadığı dört bir köşede.

    Dört kere yanar soğuğa karşı
    Ve bir çatı yağmura karşı-
    Dört kere hüzün, dört kere sevinç
    Dört Rüzgâr gene getirir!

    Nasıl cevap verebilirim ki hangisi daha iyi
    Yanan bütün ateşlerin içinde?
    Sık sık misafir ya da ev sahibi oldum
    Sırasıyla her ateşte.

    Nasıl arkamı dönebilirim hangi ateşe
    Hiç kimsenin ocak taşı üzerinde?
    Biliyorum gereken arzu ve merakı
    Kendi yaptıklarım için harcadığım emeklere!

    Nasıl şüphe edebilirim hiç kimsenin sevinç veya üzüntüsünden
    Nerede parlarsa parlasın evlerinin ocağı?
    İnsanın çektiği herşey
    Nasılsa beni de benimkinde ziyaret etmeyecek mi?

    Ey olanca kuvvetiyle üfleyen Dört Rüzgâr
    Ve bilen bütün bunların doğruluğunu,
    Biraz eğil ve taşı şarkımı arkanda
    Bildiğim bütün insanlara!

    Yağmura karşı çatıların
    Veya soğuğa karşı ateşlerin olduğu yerlerde
    Götür onlara benim şarkılarımı ve tekrarla
    Sevgiyle dört kere ve sevinçle dört kere!

    Rudyard Kipling
     

Sayfayı Paylaş