1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İnsan Bağımlılığı

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İnsan Bağımlılığı
    Sevgilisine, eşine o kadar düşkündür ki, bir an bile ayrı kalmaya katlanamaz. Ayrı kaldıkları zamana; kavuşacakları anı düşünerek sabredebilir ancak. Onu başkalarıyla paylaşmaya dayanamaz. Bu başkaları; eşin annesi, babası veya dostları bile olsa, sevdiğinin yanındaki herkesi bir tehdit unsuru olarak görmeye hazırdır. Kıskançlığın; aşırı düşkünlüğün doğal bir uzantısı olduğu bu durumda, “aşırı sevilen” kişi yavaş yavaş kendi çevresinden hatta ortak sosyal çevreden izole edilerek “korumaya” alınır. Giderek bunaltıcı ve dayanılmaz olmaya başlayan bu durumla önce mücadele etmeye çalışan “sevilen” çareyi kaçmakta bulur.

    Anne, çocuğun peşinden koşar, bir dediğini iki etmez, şımartır, kendine bağımlı kılar. Hayatının odağına çocuğu alır. Öyle ki, O sadece çocuğu için ve çocuğu söz konusu olduğunda bir “varlık” özelliği kazanır. Çocuk ise, bağımsız bireysel özellikler ve olumlu bir benlik değeri geliştireceğine; anneye odaklı, itaatkâr ya da tiran rollerine uygun bağımlı kişilik özellikleri geliştirmek durumunda kalır.

    Hayatını eşine, annesine veya çocuğuna adamak, kendisi için bir şey istememek, beklentileri ve tercihleri olan ayrı bir birey olduğu gerçeğini hiç gündeme getirmemek; dışarıdan bakanlar için belki de sadece bir sevgi gösterisi olarak algılanacaktır. Bununla beraber, sözünü ettiğimiz konu, bir kişilik bozukluğunu işaret etmektedir: İnsan bağımlılığı.

    İnsan bağımlılığı; madde, yemek, alkol, kahve bağımlılığı gibi bir bağımlılıktır. Kişinin kendini bir birey olarak görmesini, kendisi için farklı bir şeyler istemesini, kendisi için doğru olanları anlama çabasını bir kenara bırakıp; yaşamının odağına başkalarını koymasıdır.

    Sevgilisi, eşi, çocuğu, dostları ve onların ihtiyaçları, beklentileri, rahatlıkları, zorlukları onun için vazgeçilmez önceliklerdir. Onlar için yaptıkları ve sonrasında aldığı onay; kendini iyi ve değerli hissetmesini sağlar. Tek başına kalırsa hiçbir şey yapamayacağı, ayakta duramayacağı korkusu; insanlarla kurduğu her ilişkiyi bir sınav haline getirmesine neden olur. “Var” olmak için başkalarının varlığına, onayına ihtiyaç duyan kişi, kendi potansiyelini, sınırlarını anlama çabasına giremez. Yalnız kalma korkusu ile giderek daha fazla güç harcar, sınırları aşar. Tek başına kalmak öyle büyük bir korku haline gelir ki; akıl dışı, insanlık dışı davranışlara maruz kalsa bile “dur” demeye kalkışmaz.

    Çeşitli mazeretler bu bağımlılığın normalleştirilmesinde rol oynar. Sevgi, ilgi, görev duygusu gibi. Onlar çocuklarını başkalarından daha fazla sevdiklerine inanırlar. Eşlerine herkesten daha düşkündürler. Fedakârlıklarının sınırı yoktur. Bununla beraber, ilişkilerinde tıkanıklıklar, çatışmalar yaşamaktan kurtulamazlar. İnsan bağımlısı kişilerin geçmişleri incelendiğinde, problemli aile ortamında büyüyen çocuklar oldukları biliniyor. Bunlar, yaşları ilerlediğinde bile büyümesine izin verilmeyen çocuklar. Onlar için neyin doğru olduğunu her zaman bilen aşırı korumacı bir anneye veya baskıcı bir aileye sahiptirler. Yaşlarına uygun sorumluluk verilmeyen bu çocuklar; kendilerini tanıyamadıklarından, tercihlerini de çevrelerinin beklentilerine göre yapmayı öğrenmektedirler. Erken çocukluk çağlarında başlaması gereken bireysel gelişmeleri engellenmekte ve aşırı korumacı veya baskıcı ellerde örselenmektedirler. Ebeveyn, kafasındaki doğrulara göre, olması beklenen modeldeki çocuğa yatırım yapar. Çocuğun özelliklerini tanımayı ve dışa vurmasını sağlayacak adımlar atmayı göz ardı eder.

    Çok seviliyor olsalar da, bu engelleyici bir sevgidir. Kendine güveni, kendine inanmayı ve kendini yansıtmayı engeller. Duygusal iletişim kanallarının yeterince açık olmadığı evlerde yaşadıklarından; sevginin dengeli ifadesinden mahrum büyürler.

    Kendinden şüphe duymayı, her zaman “bir bilene” başvurmayı ve utanmayı öğreten bu ebeveyn sevgisini; yetişkin yaşamlarında, başkaları ile bağımlı ilişkiler kurarak yaşamaya taşırlar.


    Ayla Kahraman​
     

Sayfayı Paylaş