1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İnsan DNA'sına Yolculuk

Konusu 'Fen ve Teknoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 30 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İnsan DNA'sına Yolculuk

    [​IMG]

    1950'li yıllarda DNA'nın yapısının anlaşılması, yaradılışın ardındaki sanat ve mühendisliğe hayran olmak yerine, evrime dâir yeni verilerin daha yoğun araştırılmasına sebep olmuştur. Batı tıbbının hızlı geliştiği bu yıllarda, insan DNA'sının tek vazifesinin, proteinlere ait bilgiyi anne ve babadan gelecek nesillere taşımak olduğu düşünülüyordu. Bu dönemde proteinlere hayatın kaynağı olarak bakılmış ve evrimin ilk basamaklarında aminoasitlerin genetik bilgi olmadan nasıl yan yana geldiklerine dâir onlarca makale üretilmiştir. 1960'lı yıllarda ise insan DNA'sının büyük bölümünün aslında proteinleri kodlamadığı anlaşılmıştır. O yıllarda insan genomundaki yaklaşık üç milyar baz çiftinin sadece % 2-5'lik kısmının doğrudan proteinleri kodlama ile ilgili olduğu düşünülmüştür.1 Evrimci bakış açısı varlığa hikmet gözüyle bakmadığı için DNA'nın protein kodlamayan bu büyük kısmını, "junk DNA-hurda/çöp DNA" olarak tanımlamıştı.2 Evrimcilerin ifadesiyle, insan DNA'sının büyük bölümü hiçbir işe yaramamaktadır. Evrimin erken basamaklarında kullanılan şimdilerde kullanılmayan ve işe yaramayan bu kısım, âdeta hücrelerin çekirdeğinde bir yük olarak fazladan yer işgal etmektedir. Evrimcileri heyecanlandıran bu tespit, evrim taraftarı herkesin çok hoşuna gitmiştir. DNA'nın bu kısmına verilen "junk; hurda-çöp" kelimeleri, ateist bilim insanlarının zihninde "gereksizlik ve işe yaramazlık" algısını ciddi şekilde güçlendirmiştir.

    2000'li yıllara gelindiğinde, insan genomunun nükleotid dizi sırası belirlenmiş ve bu, DNA'nın yapısının keşfinden sonraki en büyük ilmî gelişme olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmanın ana neticelerine göre, insan genomunda tahmin edilenden çok daha az gen vardır. 1990'lı yıllarda insan genom kütüphanesindeki gen sayısının yaklaşık 140 bin olması gerektiği iddia edilirken, 2000'li yıllardaki araştırmalar gen sayısını yaklaşık 25–30 bin olarak tescillemiştir. Dahası proteinleri kodlayan kısım, toplam DNA'nın % 5'ini değil, sadece % 1,5'ini oluşturmaktadır. Hurda/çöp DNA olarak tescillenen kısımların çok fazla tekrar dizi ihtiva ettiği anlaşılmıştır. Bu tekrarların varlığı, çoğu bilim adamının zihninde "hurda-gereksiz-işe yaramaz" algısını daha da güçlendirmiştir. Bu yüzden pek çok kıdemli araştırmacı, insan DNA'sının bu bölümünün detaylı araştırılmasının gereksiz olduğunu,3 zaman ve para israfına sebep olacağını4 ifade etmiştir.

    O yıllarda bilim çevrelerinde evrime inanmamak veya evrim karşıtı bir şey yazmak, büyük bir ilmî cehalet kabul edilmektedir. Ancak, peşin hükümlü olmayan bazı uzmanlar, hâdiseye daha farklı bir açıdan yaklaşıyorlardı. Bu bilim insanlarından biri olan Dr. Evan Eichler şöyle diyordu; "Hurda DNA ifadesi bizim cahilliğimizin yansımasıdır."5 Başka bilim adamları ise birbirine yakın türlerde, bu tekrarlayan dizilerin fonksiyonlarının farklı olduğunu gözlemlemişler ve şaşkınlıklarını ifade etmişlerdir.6 Bu araştırmacılar, evrim düşüncesinden vazgeçmeseler de, insan genomundaki DNA'nın daha çözülmemiş çok sırrı olduğunu fark ettikleri açıktır.

    Bilim adamlarının ekserisi evrimi destekleyen yaklaşımdan yanaydılar. Onlara göre Yaratıcı -haşa- kesinlikle yoktu; insan DNA'sının en az yarısı, hurda-çöp dizilerden ve mânâsız tekrarlardan oluşuyordu. Bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ortaya koymak için çok fazla zaman geçmesi gerekmedi; yirmi yıl önce cılız çıkan sesler, şimdi çok daha gür çıkıyor. Gerçekte hücrelerde, ne hurda ne de çöp DNA vardı; insan DNA'sı da tıpkı diğer yaratılmışlar gibi bir mühendislik ve ilim ürünü olduğuna dâir çok fazla işaret ihtiva etmektedir. Her bir harfin, her bir kodonun tahminlerimizin çok ötesinde mânâları vardır. Son on yılda yukarıdaki son cümleyi destekleyen o kadar çok ilmî gelişme oldu ki, önümüzdeki on yılda nelerin ortaya çıkacağını kestirmek şimdiden zor görünüyor.

    Protein sentezinde kullanılan genlerin okunup okunmamasını ve seviyesini düzenleyen mekanizmaları araştıran bilim dalı epigenetik, öyle hakikatler ortaya çıkarmıştır ki, "junk-hurda-çöp" kelimelerini kullananların dahi bir daha oturup düşünmesi zarurî hâle gelmiştir. İnsan DNA'sının hurda olarak adlandırılan kısımları, artık daha münasip kelimelerle "non-coding DNA/protein kodlamayan DNA" şeklinde ifade edilmeye başlanmıştır. Hattâ öyle ki, artık diğer kelimeleri kullanmak bilim dışı ve hattâ ayıp kabul edilmektedir. Bu her ne kadar Cenab-ı Allah'ın ilmine olan saygıdan kaynaklanmasa da, en azından evrim düşüncesi ile bulanmış zihinler için, kıymetli bir ilerleme kabul edilmelidir. Bilim camiası için otuz yılda çöp-hurda kelimeleri yerine, daha ilmî ve insanı düşünmeye iten bir tarifin kullanılması sevindiricidir.

    [​IMG]

    Şimdilerde biliyoruz ki, protein kodlayan bir geni çalıştırmak, onun kodladığı bilgiden bir kopya çıkarmak, kopyayı proteine çevirmek, bu proteine onlarca ek yapmak veya ondan bazı parçaları kesmek, başka proteinler ile birleştirmek, üç boyutlu hâle getirmek, sebepler dairesinde tahmin edilenden çok daha karmaşıktır. DNA'nın protein kodlamayan kısımları, gerçekte proteinlere ait bilgiyi kodlamamakta ancak artık "aslî düzenleyiciler" olarak kabul edilen binlerce farklı mikroRNA (microRNA) kodlamaktadır. Bu RNA dizileri, bir proteine ait bilgi taşımadıkları ve protein kodlanmasında kullanılmadıkları için genellikle non-coding RNA (protein kodlaması yapmayan RNA) olarak adlandırılmaktadır.

    Son yıllarda bu mikroRNA'ların çok sayıda vazifesi ortaya konmuştur. Şu ânda hücrelerin içinde gerçekleşen bütün sentez hâdiselerinin mikroRNA'ların kontrolü altında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Son derece kısa olan bu mikroRNA'lar ona yakın farklı grupta sınıflanmakta ve sadece sağlıklı hücrelerdeki sentez faaliyetlerini değil, kanser dâhil, insanoğlunun maruz kaldığı pek çok hastalıkta önemli rol oynamaktadır. Kanser hastalığının erken teşhisi ve tedavisinde bu mikroRNA'ların çok yakın bir zamanda kullanılabileceği de ortaya konmuştur.

    Burada, hurda(!) DNA'da kodlanan ve artık temel düzenleyiciler olan mikroRNA'larla ilgili bir uzmanın ifadelerine yer vermek uygun olacaktır. Yıllardır hurda olarak kabul edilen ve evrim basamakları içerisinde bir türlü kurtulamadığımız(!) DNA'mızın % 50'si bugün, insan genomunun tarifini dahi değiştirmiştir. Genellikle genom deyince akla proteinlere ait bilgiyi kodlayan DNA kısımları gelir ve bu sadece toplam DNA'nın %1,5'i kadardır. Oysa Dr. Mattick ve arkadaşlarına göre, protein kodlayan genlerdeki bilgi, akıl almayacak kadar sofistike (karmaşık) bir kontrol ve düzen içerisinde kullanılmaktadır ve mikroRNA'lar "master (ana/temel) düzenleyiciler"dir. Bu sebeple DNA'mızı "düzenleyici serilerden yaratılmış bir derya ve protein kodlayan kısımları da bu deryadaki adacıklar" olarak tanımlama ihtiyacı duymuşlardır.

    Bütün bu gelişmelere ve hakikatlere rağmen, evrime inanan pek çok bilim insanı, junk-hurda kelimelerinin büyüsüne kapılmış ve bu ifadeleri kullanmaya devam etmiştir. 2001 yılında ülkemizde saygın bir dergi konu ile ilgili ek bir ek yayımlamış ve bilim adamlarının görüşlerine yer vermiştir. Aşağıdaki ifadeler bu ekten alınmıştır:

    "İnsan genomundaki protein kodlayan bölgeler (genler) toplam DNA dizilerinin yalnızca % 1,5'i. Geri kalan bölümün yarısından fazlası tekrarlanan dizilerden (hurda DNA) ibaret. Bu DNA dizilerinin insanın geçmişiyle ilgili, artık kullanılmayan, 'hurda DNA dizileri' oldukları düşünülüyor. Bu dizi tekrarlarının tarihlerinin belirlenerek, ne zaman oluştuklarının belirlenmesi ve başka türlerin genomlarıyla karşılaştırılmaları, evrimin moleküler seviyede incelenmesi açısından önemli. Bu alanda çalışmalar yapıyorlar. Genom araştırmacıları bu tekrarların oranının canlıdan canlıya değiştiğini; meselâ insan hücresi genomunda % 50, hardal otunda % 11, kurtçukta % 7, sinekte % 3 tekrar dizilerinin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Genomlar üzerinde yürütülen biyoinformatik çalışmalarda, sineğin, genomundaki hurda DNA'lardan 12 milyon yıl önce arındığı, memeli organizmalarınsa bu işlemi en son 800 000 yıl önce gerçekleştirdikleri hesaplanmıştır."

    [​IMG]

    Yukarıdaki ifadelerin birinci bölümünün ne kadar yanlış, peşin hükümlü ve bilim dışı olduğu ortadadır. Daha önemlisi birinci bölümdeki ifadeleri doğru kabul ederek yazılan ikinci kısımdaki talihsizliktir. Her bir canlının orijinal olarak yaratılmış olduğunu kabul etmek yerine, canlıların birbirinden türemiş olduğuna inanmak, insana ikinci paragraftaki büyük hataları yaptırıyor. İnsanda çok olan ancak daha alt canlılarda az ve fakat işe yaramaz olan bir şeyden bahsediliyor. Dolayısı ile sineğin daha önceleri sahip olduğu bu hurda kısımlardan 12 milyon yıl önce arındığı ifade ediliyor. Oysa bugün biliyoruz ki sebepler dairesinde insanı insan yapan düzenlemeler, DNA'nın yukarıda hakaret edilen % 50'lik kısmında bulunmaktadır.

    2010'lu yıllarda ise, DNA'mızın hurda dediğimiz kısmının bir ilim deryası olduğunu ve Cenab-ı Allah'ın her şeyi sonsuz ilmi ve hikmeti ile yarattığını, insan DNA'sı vesilesi ile bir kere daha anlamış bulunuyoruz. Sözlerimizi şu hakikat ile bitirelim. Bütün insanların DNA'sı % 99,9 nispetinde aynıdır; geri kalan % 0,1'lik kesime verilen düzenleyici vazifeler ile -Allahu âlem- biz annemize-babamızdan farklılaşıyoruz, ortak dizilerle de binlerce ailevî hususiyete sahip oluyoruz. Sesimiz, yüzümüz, ellerimiz, boyumuz, ten rengimiz vs. pek çok hususiyetin kodları belki de burada gizli (her şeyin doğrusunu Cenab-ı Allah bilir). Yaratıcı'nın DNA'nın bu kısmında neler yazdığını, bize nasıl bir mesaj vermek istediğini henüz tam olarak anlamış değiliz. Görünen o ki, DNA, Yaratıcı'sı hakkında daha binlerce sır barındırıyor.
     

Sayfayı Paylaş