İnsan neden evlenir?

Hazangülü

Forum Onuru
Katılım
7 Hzr 2006
Mesajlar
10,281
Beğeniler
126
#1
İnsan mezuniyet ya da ehliyet sınavını nasıl veriyorsa aynen öyle evleniyor:
Her ne pahasına olursa olsun normal, normal, NORMAL olmak için hep aynı kalıbın içine dökülmek istiyoruz.
Herkesten yukarıda olamayınca, altta kalmak korkusuyla herkes gibi olmak istiyoruz.

Evlilik, içinde can verdiğimiz dev bir düzenek, cehennemi bir sahtekarlık, organize bir yalan,oynanması beklenen (ve hatta gereken) belirli roller üzerine oturtulmuş bir kurum.

Gerçek bir aşkı mahvetmenin en iyi yolu bu..Sizi böylesine sevdiğiniz ve peşinden koştuğunuz birşeyden (aşktan) tiksindirmeyi amaçlayan bu kurumu yaratabildiğine göre;aşkın gücü, o inanılmaz kudreti (hani derler ya, aşk anarşisttir.. aşk,asla boyun eğmemektir..) toplumu dehşete düşürmüş olmalı.

Toplum böyledir işte: Kendinizi azıcık mutlu hissettiğinizde, sizi hizaya sokmayı görev bilir.

Peki herkes neden yalnızlıktan kaçıyor?
Çünkü yalnızlık insanı düşünceleriyle başbaşa bırakır, sizi düşünmeye zorlar.
Kimse yalnız kalmak istemiyor, çünkü yalnızlık insana düşünmek için ÇOK FAZLA zaman bırakıyor. İnsan ne kadar düşünürse kafası o kadar fazla çalışıyor, dolayısıyla da o kadar mutsuz oluyor.

Ama bu bilgileri henüz evli olanlardan ve daha evlenmemiş olanlardan saklamak gerek. Tıpkı çocukları pornografiden sakınmak gerektiği gibi. Uyurgezerleri uyandırmak çok tehlikelidir, bilmez misiniz?

Gene de kendinizi kötü hissederseniz, şu üç cümleyi sık sık tekrar edin:

Mutluluk diye bir şey yoktur
Aşk imkansızdır
Hiç bir şey vahim değildir
Frederic Beigbeder'nin Aşkın Ömrü Üç Yıldır adlı kitabını bitirdim geçenlerde. Oradan aldım yukarıdakileri.

Evlilik kurumu, feodal toplum düzeninin gerektirdiği ahlak ve törelerin bir ürünüdür. En hisli duyguların(?) insanı olduğu herkesçe bilinen sakallı bir köşeyazarı geçtiğimiz yıllarda şöyle yazmıştı:
"Evlilik kurumunun içinde aşk olması gerektiği fikrini burjuvazi getirdi. Daha önceleri evlilik ciddi ve somut amaçlara yönelik bir kontrattı ve aşkla ilgisi yoktu."

Karl Marx'ın dediği gibi "Altyapı, üstyapıyı belirler".
Toplumsal kurum ve kuruluşlar uzun vadede toplumun ekonomik faaliyetleri tarafından belirlenir.

Yani ne?
O zamanki üretim biçiminin gerektirdiği toplumsal örgütlenme ve bunun doğurduğu ahlak anlayışı evlilik kurumunu zorunlu kılıyordu. Doğacak çocukların neseplerinin (kan bağlarının) hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde belli olması şarttı. Yoksa toprak sahibi soylu(aristokrat) sınıf asaletini nasıl koruyabilirdi? Mülkiyetin dağılımında miras yoluyla devredilen malların 'gerçekten doğru ellere' geçtiği nasıl ispatlanabilirdi?

Tarımsal üretimin gerektirdiği 'ucuz ve güvenilir' işgücü, köylülerin çokça ve 'aile' kurumuna sıkısıkıya bağlı çocuklar yapmasını gerektiriyordu.

Ama gelgelelim, endüstri toplumu ve daha sonra gelen endüstri sonrası toplumu (bilgi toplumu,deyin isterseniz) çok daha farklı üretim biçimleri üzerinde yükselmekte.

Kapitalizm önce geleneksel aileyi böldü, çekirdek ailelere ayırdı. Böylece daha fazla tüketim talebi oluşturdu. Doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ve kadının evdışında çalışmaya başlayarak üretim sürecine doğrudan katılması,toplumsal ilişkileri baştan aşağı ve geri dönülemez şekilde değiştirdi, dönüştürdü.

Modern toplum düzeni artık bambaşka bir altyapı getiriyor. Bu altyapı ise, feodal toplumdan kalma üstyapıyı artık taşıyamıyor.

Alwin Toffler Üçüncü Dalga adlı kitabında bunları uzun uzun anlatıyor zaten. Benim ayrıca tekrar etmeme gerek yok.

Üniversite bitirmiş kariyer sahibi kadınlar bile bir koca bulmak ve evlenmek hedefine kanalize olmuşken, olayın bilimselliği onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama...

Bu tür argümanları duyunca çileden çıkıyor ve bu işin bilimsellikle açıklanamayacağını haykırmaya başlıyorlar.
(O sırada çok yakınlarında bulunursanız, sizi tırmalayabiliyorlar bile. Aman dikkatli olun!)
 
Katılım
16 Ksm 2008
Mesajlar
4,491
Beğeniler
38
Şehir
B!L€C€G!M
#2
Hangi sosyolog demişti tam hatırlamıyorum fakat evlilik için cinselliğin kurumlaşması yorumunu yapmıştı. Buna bir ölçüde katılıyorum. Çünkü evlilik dışı bir beraberlik toplum tarafından çok fazla kabul görmez. Özellikle kadına yapıştırılan bir takım yersiz damgalar mutlaka olur. Bir erkek olarak karşındaki kişiyi bu duruma sokmamak için yapacağın şeyin adı evliliktir.
Sakallı köşe yazarı amcamın dediklerine hiç katılmıyorum. Hani ilk başta baktığınızda toplumun bir normu tamam ama gereksiz bir norm değil. Birliktesiniz ve bir çocuk dünyaya getirdiniz. Kimlik lazım buna. Eşinizle tatile gittiniz oteldesiniz evlilik cüzdanınız olmadı mı bile bir garip bakışlar altındasınız. Yani bu tarz yazılar toplumun bir takım kurallarına baş kaldırıdır ama gereksiz bir başkaldırı. O zaman birini öldürenler için hukukta devreye girmesin. Karşı taraftan biriside onu öldürsün bu devranda böyle gitsin.
Evlilikten köşe bucak kaçan birisi olmama rağmen, en ciddi gördüğüm kurum için bu kadar hafife indirgenmiş bir yazıyı görmek hoşuma gitmiyor. Evliliği niye bu kadar kurcalayıp bir şekle sokmak isterler onuda anlamam. Evlilik olmasaydı toplum işte o zaman düzenden kopardı. Adam gitti bir kadınla tanıştı imamıda çağırdı evlendi ama resmi birşey yok. Sonra gitti bir başka biriyle falan nasıl olsa ispat edecek birşey yok al sana ortada bir sürü kadın bir sürü çocuk 1 tane adam :)...
Kitabı okumadım ama kitaptaki alıntı cümlelerin yazarı herhalde eşinden çok çekmiş oLmaLı :P
 

Benzer konular

Top