1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İnsani yönünüz yerine Hayvani yönünüzü törpüleyin !

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 12 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İnsanlar fizyolojik güdüler ile donatılmış olarak dünyaya zuhur eder ve toplumdan topluma değişen sosyal güdüler ile şekillenirler ve bunlar uyarıcı niteliğindedir.

    Her yaşayan organizma açlık, susuzluk, soğuk ya da sıcaktan korunma, cinsellik ve annelik duygusu gibi fizyolojik özellikli gereksinimlerini karşılama yoluna gider.

    Sosyal güdüler sonradan öğrenilen özelliğe sahip olduklarından, toplumun değer yargıları ve kişilik mizacı ile de değişim göstermektedirler.

    Sosyal güdüler arasında birlik olma, güçlü olma, başarma, sosyal kabul, kendilik değeri gibi başlıca güdüleri sıralayabiliriz. Bu noktada fizyolojik güdüler dürtüleri, öğrenme, başarma gibi sosyal güdülerimizde ihtiyaçları doğurur.

    Hayvanlar ise doğuştan gelen içgüdülerin, hormonel etkileri ile türün tüm özelliklerini vurgulayan kalıtsal davranışlarla, senkronize biçimde varoluşlarını sürdürmektedirler. İnsanlar güdülenme fonksiyonu ile motivasyon sağlarken, hayvanlarda içgüdüsel bir eylem söz konusudur.

    İnsanı hayvandan ayıran en temel özellik tartışmasız zeka seviyesidir.

    O halde insan; hayvani güdülerini törpülemek yerine neden insani yönünü törpüler? İnsan zekası sayesinde hayvani güdülerini baskı altına alabilir mi?

    İnsanlar zekaları sayesinde, iradeyi takiben dürtülerini baskı altına almakta ve alabilmektedir.

    Dürtülerine göre veya diğer bir deyişle; her dürtüye olanak sağlayarak yaşama eğilimi gösteren insanlarda, hayvani yönler bariz belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Yüksek ego sayesinde benmerkezcilik, üstünlük taslama, aşırı kıskançlık, statü hırsı, uç noktada sahip olma arzusu gibi bir çok insani olmayan kompleks davranışa iter ki, bu davranışlar önemli ölçüde hayvani özellik taşır.

    Bu gibi dürtüler, insanı insanlıktan çıkartacak kadar ileri götürebilecek, ahlaki değerleri hiçe saydıracak, ego tatmininden başka hiçbir manevi değer taşımayan bir varlık haline getirebilecek ki, bu da doğal olarak insan aklına zarar ve ona yakışmayan hareketler zincirine dönüşecektir.

    İnsanlara ve hayvanlara yapılan eziyetleri ele almamız gerekirse, hayvani yönünün ağır bastığı sosyal güdüler arasında olan güçlü olma ihtiyacını yanlış anlayan ya da bilinciyle zevk alan, hayvan özellikli insanları görmek hiçte şaşırtıcı değildir. Buna paralel olarak güçlü olma güdüsü, başkalarının davranışlarını denetleme, etkileme ve kendinin güçlü olduğunu kanıtlama isteğidir.

    Son zamanlarda hayvanlara yapılan eziyetlerde küçümsenmeyecek kadar artmıştır ve üzücüdür.
    Bizler günümüzde sokak hayvanları ile birlikte şehir hayatı yaşamaktayız. Oysa bugün biz yollar, caddeler, fabrikalar, evler yaparak onların doğal ortamını bozmuş onlara ait olan yaşam alanlarını adeta Külhan Beyi gibi kuşatıp yok etmişizdir. Dolayısıyla her ne kadar bizim yaşam hakkımız var ise onlarında yaşam hakkı vardır.

    Son günlerde esefle karşıladığım, çok da bilindik isimlerden hayvan haklarına yönelik saldırılar hayret edici boyuttadır. Kitle psikolojisi dediğimiz olgu ciddi ele alınması gereken bir olgudur. İnsanlar bu psikoloji ile önemli isimlerin konuşmalarının etkisi altına girer ve bir çok davranışlarını bu yönde belirlerler. Buradan hareketle bu gibi isimlerin daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum.

    Duyarlı olmak insani bir erdemdir. Toplumumuz da, her ne kadar genelleme yapmak yanlış ise de ağırlıklı olarak duyarlı bir toplumdur. Fakat ne yazık ki bizi harekete geçirecek hep bir öncü ararız.

    Toplumumuzun bu güzel yanının duyarsızlaşmasını isteyenler ve kitlelere yanlış yönlendirmeler yapanlar vardır ve her daim olacaktır.

    Her birey kendinden sorumludur ve kendine sahip olma güdüsünü sergileyebilir.
    Etrafınıza şöyle dikkatli ve bilinçli bir şekilde bakacak olursanız bazen ayağı topallayarak giden, bir gözü çıkmış, yaralı veya hırpalanmış olduğu her halinden belli olan sokak hayvanlarına rastlarsınız. Prensip olarak bu noktada denilebilecek şudur ki ve oldukça dile getiriliyor. Açlıktan, yoksulluktan bir çare insanları görün önce ! evet doğrudur, bunlarda yaşanıyor dünyanın bir çok yerinde biz bunları görmezden gelelim onlar önemlidir, bunlar önemsizdir kategorisine sokalım demiyorum ki, fakat insan aklı sayesinde çalışabilir, kazanabilir gerekirse bir komşusunun kapısını çalıp bir dilim ekmek isteyebilir yani açıkçası çözüm üretebilir. Oysa ki ağzı var dili yok tabirinde olduğu gibi, kendisine yardım edilmesini bile dileyemeyecek, bir zarar gördüğünde hakkını talep edemeyecek olan bu hayvanlarda bizimle bu hayatı paylaşıyorlar…

    Şimdi bu tarzda düşünen insanlara soruyorum hayvan duyarlılığını insan duyarlılığıyla kıyaslamak vicdanen ne kadar etik? Ya da ne kadar insanca? Nasıl bir mantıktır ki, insan aklına bağımlı bu canlıları hiçe saymak, karşılık veremediği için zulmetmek nasıl bir mantıktır?
    Şimdi bazı çevrelerde hayvan haklarını gözetenler olarak, yanlış algılara mahal vermemek adına belirtmek isterim ki sadece hayvanlar için değildir serzenişimiz, gerekirse insanlara yapılan her türlü zulmün de karşısındayız.
    İnsan olmak sadece insanların haklarına saygı duymak değildir, her canlı saygıyı fazlasıyla hak etmektedir. Sadece insanı değerli görüp, diğerlerini aşağılamak insani bir tutum asla olamaz.

    Hayvanlara yönelik yaptığımız eziyetler ya da vurdumduymaz davranış modelleri bizi insan yapmaz; tam tersine hayvan aklıyla bir, hatta daha da aşağı seviyelere iter.
    Bakın bugün ileri çağ dediğimiz bu çağ da, toplumumuz içinde hayvanlara araçlarıyla çarpıp kaçanlar, onları alıp- satanlar, bir can taşıdığını dolayısıyla bir psikolojiye sahip olduğunu unutup, zevk için evine alan bir ay, iki ay bilemedin üç ay evinde barındırıp sokağa atanlar, insanlığımdan utanarak ifade etmek isterim ki tecavüz edenler vardır ve bunlar uzayda yaşanmıyor, burada, belki de iki sokak ötenizde…
    Bakın aracınızla çarptığınız hayvanların tedavi masraflarını sigorta karşılamaktadır. Yapmanız gereken tek şey insan ve vicdan sahibi olmak kadar basit !
    Aracınızın bagajında büyük boy kalın bir çöp poşeti ve bir çift eldiven bulundurmak o kadar zor mu?

    Aracınızın arkasına bu poşeti serip, bir canı tedavi için veterinere ulaştırmak çok büyük kayıplar mı sağlar sizlere? Aslına bakılırsa bir canı kurtarmanın huzurlu mutluluğunu ve haklı gururunu yaşayamamaktır kayıp olan!

    Bunlar mutluluk reçeteleri ; mutsuzum diye hiç sızlanmaya gerek yok, duyarlı ve farkında bir yaşam tarzı seçmeniz yeterli…
    Acımasız olmayın! Her şeyi belediyelerden beklemek de doğru bir davranış değildir. Bizler hayvani güdülerimizden sıyrılıp insani güdülerimizi geliştirmeliyiz. Doğru ve olması gereken budur. Şayet tersini yapıyorsak burada yanlış olduğunu kabul etmek, akıl süzgecinden geçirmek, telafi etme yoluna gitmemiz gerekmektedir…

    Hayvani yönünüz yerine ille de ben insani yönümü törpülemek istiyorum derseniz de seçim sizindir, mutsuzluğunuz içinde boğulmaya hodri meydan o hal de !
    İnsan insan olduğu için güzeldir, değerlidir, değer verir, şefkatlidir, hoşgörü sahibidir bunlar güzel erdemlerdir. Fakat insana özgüdür hata yapmak da, tekrar tekrar yapmak da; önemli olan yanlışları görmek bunlardan ders almaktır.

    Ne güzel söylemiştir Mevlana; "Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel... "

    Sevgiyle Kalın…

    Kaynak: Blog Milliyet
     

Sayfayı Paylaş