1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İnsanın insanla sınavı

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve zemheri tarafından 7 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. zemheri

    zemheri Usta

    Katılım:
    23 Ekim 2008
    Mesajlar:
    742
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    öğrenci
    Banka:
    6 ÇTL
    İnsanın insanla sınavı


    Hayretten hayrete düşer, asfalta yapışan sakız gibi yapışırız hayatın zeminine. Küçük dilimizi yutacak gibi oluruz. Adaletsizliğin, haksızlığın, zulmün, ihanetin iç çekişleri inletir kalbimizin ücra köşelerini. İnsan insanın en büyük sorusu, derdi, tasası olur. Hayat en çok insanlarla ağırlaşır, darlaşır. "Nasıl olur" deriz, "Bunu nasıl yapabilir bir insan?" Hele kötülük ummadığımız bir insansa bu.
    Bu sorudaki anahtar kelime "insandır". Bir köpek, kurt, aslan, kaplan bu kötülüğü nasıl olur da yapar diye sormayız. Çünkü insandan hayır, iyilik, güzellik bekleriz. Biliriz ki kötülük insana yakışmaz. Biliriz ki "insan fıtraten mükerremdir". Öte yandan hayvanların kötülük yeteneğinin sınırlılığını da biliriz. Hiçbir varlık insanın zulmüne erişemez. Mahiyetindeki zulüm kabiliyetinden dolayı en çok insanlardan korkar, insanlardan çekiniriz. İnsanlardan uzaklaşır ya da kaçarız. İnsan kadar tehlikeli olabilecek başka bir varlığın olmadığını iyi biliriz. Örneğin bir köpek en fazla ısırır. Bizi ısıran köpeğe de en fazla kızarız. Bir köpek ne kalbimizi incitir ne de yorup ağırlaştırır.

    İnsan sadece kötülükle şaşkınlık uyandırmaz. Küçüklü büyüklü sınırsız iyiliğin, fedakârlığın, feragatin de vesilesi olur insan. "İşte" deriz "işte insan demek bu!" Başkaları için gecesini gündüzüne katanlarla soluklanırız. Komşusu açken tok olmayanlarla rahat ederiz. An gelir tek bir tebessümde sonsuz iyilik ve merhametin tecelli ettiğini hissederiz. Ansızın gelen bir telefonla "Nasılsın, seni merak ettim" diye hatırımızı soran arkadaşımızla gözümüz gönlümüz aydınlanır. Sınırsız iyiliğin de kötülüğün de insana özgü olması insanın kabiliyetlerinin sınırsızlığıyla ilgilidir. Aşağıların aşağılarına da düşebilir, iyiliğin zirvelerine de yükselebilir insan. Bu yönüyle kudretin mucizesidir. Bu insana verilen önemin de bir göstergesidir.

    Sadece başkaları değil biz de kendimizi zarara ziyana uğratırız. Bize ikram edilen nezih ve yüksek bir makamı hevâ ve heveslerimiz uğruna çarçur ederiz. Biliriz ki hevâ ve heveslerimize teslim olan büyüklenmeci benliğimizden bize daha fazla zarar veren başka bir varlık yoktur. O zaman da kendimizden uzaklaşmak isteriz. "Bunu nasıl yapabildim" diye dövünürüz. Öfkeyle dolar içimiz. Varlığımız yük olur, belimiz bükülür. Taşıyamayız kendimizi. Hevâ ve heveslerimizden muzdarip kırgın latifelerimizin, O'nun için yaşayacağımız istidatlarımızın uğultusu doldurur içimizi.

    İnsanlarla sınanınca onları, kendimizle sınanınca kendimizi kırık dökük, ayarı bozuk adalet terazimize oturturuz. Terazinin çoğunlukla kötülük kefesi ağır basar. Şeytan kötülük kefesinin ağır gelmesi için nefsimize asılır.

    Kötülüğün sudur ettiği iyi bir insan hâlâ iyi bir insan mıdır peki? Kötülüğü işleyen kendimiz hâlâ iyi biri miyizdir? Kendimizden beklemediğimiz bir davranışla kötülerin kötüsü mü oluruz? Bu soruların cevapları önemlidir. Çünkü insandan ve kendimizden umudumuzu yitirmek hayattan umudumuzu yitirmektir. Çünkü biliriz ki insan kadar bize "yakın" olabilecek dünyevi bir başka dost yoktur. Bu nedenle en çok insanlara bağlanırız. Bir insanla ağırlaşan kalbimiz başka bir insan vesilesiyle ferahlayabilir. Uzaklaşır yakınlaşırız. Yakınlaşınca korkuya kapılıp yeniden uzaklaşırız. İnsandan kaçarken yine insana tutuluruz. Kendimizi terk ederken kendimize yakalanırız. Annesinden korkup onun şefkatli sinesine sığınan çocuklar gibiyizdir.

    Kırık dökük adalet terazimizin ayara ihtiyacı vardır. Bir zaman Nursi'nin de aklına da takılır yukarıdaki sorular. Kendisi de insanlarla sınanır. Özellikle iman ehlinin doğru yolda doğruca ilerlemesi için nice sebep varken şeytanın zayıf desiselerine mağlup olması onu çok düşündürür. "Arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdik ile beraber benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibatı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyakarâne iltifatına kapıldı, onun lehinde benim aleyhimde bir vaziyete geldi" diye anlatır derdini. Hayrete düşer; "İnsanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insan idi" Sonra hatasını anlar. Çünkü "şeytan cüz'î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar". Nefsin şeytanı her vakit dinlediğini söyleyerek iman ehlinin şeytanın desiselerine kapılmalarının inançsızlıktan olmadığını, hem büyük günahları işleyenin küfre girmediğini vurgular. Çünkü şeytanın yaptığı tahriptir ve tahrip kolaydır.

    Kendimizle ve insanlarla sağlıklı ilişki kurmanın yolu adalet terazimizi sıkça ayar ettirmektir. İnsandan ve kendimizden umudumuzu kesmemek için elzemdir bu.

    Mustafa Ulusoy
     

Sayfayı Paylaş