1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Insanın mana ve hakikatı

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 27 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    İNSANIN MANA VE HAKİKATI

    İlk insanın, Hz Âdem ve Hz Havva'nın (a.s) yaratılışı, âdemoğullarının ne kadar önemli bir mertebeye sahip olduklarını gösterir. Tabi ki bu mertebeyi kazanabilmek için halifelik görevini yürütmek gerekiyor. İnsan halifelik görevini yapamıyorsa mutlaka Allahın yeryüzünde ahkâmını insanlara aktarma görevini yürütmekle ehil olan bir Allah dostuna ihtiyaç vardır.

    Cismi âlemin ilk halifesi Hz Âdemdir. Ruhani Âlemin ilk halifesi ise Hz Muhammet'tir (a.s) çünkü efendimiz şöyle buyuruyor: “âdem, çamur ile su arasında iken ben peygamberdim”

    İnsan, eti kemiği ile değil, ruhunda taşıdığı insani özellikleriyle insandır.

    Bir âlime sormuşlar: insanlar kimlerdir “O da insanlar âlimlerdir. Dünyaya sahip olanlar kimlerdir. O da zahitlerdir. Demiş. peki en alçak olan kimlerdir Oda dünyayı dini pazarlayarak satın almaya çalışan kimselerdir.”

    İnsanın dış görüntüsü ne kadar güzel olursa olsu bunun bir önemi yoktur. Nitekim S.A. kadir Geylani (k.s) şöyle buyurmuş: “Riyakârın dışı temiz olur ama içi pistir.” Önemli olan insani özellikleri ile kalbi ve dışı süslemektir.

    Bu din siyahî bir köleyi erişilmesi mümkün olmayan bir mertebeye ulaştırır. Bunun örnekleri de çoktur. Mesela; Hz Bilal bir siyahî köle iken, Mekke'nin fethinde birçok güzel sesli dururken, Efendimiz (a.s) Hz Bilal'ın, Kâbe'nin çatısına çıkıp ezan okumasını emretmiş, peygamberimiz(a.s) şunu demek istemiş, bu din insanlara renk ve kıyafetlerine bakmasızın, amellerine bakarak kişiyi yükseltir.


    Allah Teâlâ Kur'an'da,

    “ Muhakkak ki insanı en güzel bir biçimde yarattık”(tin 95/4.)buyuruyor.

    En güzel şekil… Âlimlerimiz, ayet-i kerimede ifade buyrulan bu en güzel, şeklin, vücut özelliklerinin yanı sıra, başka hiçbir varlığa verilmeyen mükemmellikler ve kamalat olduğunu söylüyor.

    Âlemlerin rabbinin yeryüzündeki halifesi olarak yaratılan insan, elbette diğer varlıklara benzemeyecek, en güzel ve en üstün olacaktır.

    İnsan, rabbine ezelde verdiği söze sadık kalmayıp, nefsinin kötü arzularına esir olmuş, şeytanın tuzaklarına aldanmış ise, insanlık sıfatından sıyrılmış oluyor. Cismen insan olarak kalsa bile, her türlü kötülük ve bozgunculuğun beklenebileceği bir varlığa dönüşmüş oluyor. Allah Teâlâ, öyleleri için “aşağıların en aşağısı”(tin 95/5.) sıfatını kullanıyor.


    Allah Teâlâ'nın insanlığı eğitmek için gönderdiği peygamberlerin varisi olan rabbani âlimler, bizleri eğitmeye çağırıyor. Onlar her devirde olduğu gibi bugün de yaşantılarıyla, sözleriyle insanı insan olarak yaşatabilmek için çalışıyorlar. İnsanlığı hakka, adalete, barışa ve güzelliklere davet ediyorlar. Kalpleri geçici sevgilerden, baki olana bağlıyorlar.


    Onların ders verdiği o mübarek terbiye okullarında kıyamete kadar bu vazife devam edecektir.
    Kendi kurtuluşumuz adına, diğer insanlar adına, insanlık adına, artık bir an önce bu insanlık okulunda yerimizi almamız gerekiyor.


    İnsan bir yolcu. Rabbinden gelip yine O'na dönen yolda bazen tökezleyip düşen, bazen de kanatlanıp uçarcasına yol alan bir yolcu. Altında, dizgini sağlam tutulmasa hangi çıkmazlara götüreceği belli olmayan bir binek: Nefis. Ve her an önüne düşüp, yolundan saptırmaya hazır sahte bir kılavuz: Şeytan.

    İnsan oğlunu ala-yı illiyyin mertebesine çıkaran şey, kâinatın özeti olması hasebiyle kendi varlığında saklı olan zıtlıklar dünyasında iyi ve güzel adına verdiği mücadelesidir.

    Eğer insanın içinde saklı bu hayır ve şerrin zıtlığı olmasaydı; sadece iyiye, güzele ve hayra yönelik tarafı kalsaydı, o zaman insan olma manasını yitirir, imtihanın sırrı ortadan kalkardı.

    Bu durumda sadece hayırlı ve iyi olanı yapar, melek olurdu.
    Oysa yüce rabbimiz, insanoğlundan çok önceleri melekleri zaten yaratmıştı.

    Bazı düşünürler şöyle demişler:

    “Allah c.c. canlıları üç sınıfa göre yarattı (1) melekleri yarattı onlara aklı ihsan etti. Şehvet vermedi dolayısıyla bırakın günah işlemeyi günaha bile niyet etmezler. Yemek yemezler kısacası insanın duymuş olduğu ihtiyaçlara ihtiyaç duymazlar.

    (2) hayvanları yarattı onlara şehvet yerleştirdi akıl nimetinden mahrum etti. Bunun için hayvanlar sorumlu değillerdir.


    (3)ve Allah en şerefli canlı olan insanı yarattı, ona akıl, şehvet yerleştirdi. Eğer insan akıl nimetini kullanmayıp nefsini yola getirmese hayvanlardan daha da alçak olur.

    Çünkü akıl nefse karşı olarak kullanmalı aksi takdirde oda kötülüğü emreden bir nefise dönüşür. Sohbeti bir ayetin mealiyle bitirmek istiyorum.

    Allah Teâl⠓ hatırla ki rabbin meleklere: ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? Dediler. Allah da onlara: sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi” (bakara 1/30.) Allah cümlemize insani güzellikleri nasip eylesin Âmin

    Enver BAĞATEKİN
     

Sayfayı Paylaş