1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İntihar nedir?

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 4 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İntihar nedir?

    İnsanın kendini bilerek ve isteyerek yoketmesi. Hastalıklı bir ruh yapısının ürünü olan kendini öldürme, felsefe alanında birçok öğretilerin temel konusu olmuştur. Bu dünyanın sorunlarını çözmekten uzak bulunan tanrıbilim de, tanrısal yaratmayla çelişik olduğundan ötürü kendini öldürmeyi çoğunlukla yasaklamakla beraber, öte dünyanın sonsuz yaşamını överek kendini öldürmeyi el altından onaylamaktadır. Nitekim, yaratma sorunu bulunmayan dinler —örneğin Jainizm— kendini öldürmeyi en büyük erdem sayarak açıkça onaylarlar. Antik çağ Yunan düşüncesinin hazcılık öğretisi, zorunlu sonuç olarak, kendini öldürmeyi yeğlemeye varır.

    Ölüme çağıran lakabıyla anılan hazcı Hegesias'a göre yaşamak, acı çekmek demektir. Olumlu mutluluğa erişilemez, elde edilebilecek tek mutluluk acısızlık anlamındaki olumsuz mutluluktur ki buna da ancak bilgeler varabilirler. Bilge olmayanlar kendilerini öldürmelidirler. Yaşamanın ereği mutluluk olduğuna göre —ki hazcılık öğretisinin temel düşüncesi budur— ereği asla gerçekleşmeyecek bir yaşamda direnmenin anlamı yoktur.

    Platon'a göre de umutsuz, bir hastalığa yakalananlar kendilerini öldürmelidirler, çünkü ölüm iyileşmeyecek. bir hastalıktan daha iyidir. Doğasal gelişmeyi metafizik bir yaşama iradesi ve isteği olarak gören Alman düşünürü Schopenhauer de, savıyla çelişen kendini öldürmeyle bir hayli uğraşmıştır. Ona göre kendilerini öldürenler, acı çeken bedenlerinin bu acısına son verebilirler ama sonsuz sürekliliklerine engel olamazlar. Varoluşçuluk öğretisini zorunlu sonucu olan bilinemezciliğe dönüştüren ve bunu da varlığın saçma olduğu düşüncesine indirgeyen Fransız varoluşçusu Albert Camus için "tek felsefesel sorun, kendini öldürmedir".

    Gerçekten de varoluşçuluğun zorunlu sonucu ya kendini öldürme, ya da giderek hippiciliğe varan günlük ve anlık mutluluklar için yaşamaktır. Sartre, Camus'nün bu savını, varoluşçuluğun özgürlük savıyla çeliştiği için yadsımış ve bu zorunlu sonuçtan sıyrılabilmek için varoluşçuluk düşünden uyanarak çağımızın özdeksel diyalektik sorunlarına yanaşmaya çalışmıştır. Fransız toplumbilimcisi Durkheim, kendini öldürme olayını bir inceleme konusu yapmış ve bu adı taşıyan bir yapıt yayımlamıştır. Bu yapıtında onu şöyle tanımlar: "Kendini öldürme, bir insanın, doğuracağı sonucu bilerek olumlu ya da olumsuz bir eylemle doğrudan doğruya ya da araçlı olarak kendi kendini ölüme sürüklemişidir".

    Durkheim bu yapıtında yayımladığı istatistiksel bilgilerden kendini öldürmenin, bireysel nedenlerden çok toplumsal nedenlerden ileri geldiği sonucuna varır. Kendini öldürmeyi ruhbilim açısından inceleyen Fransız ruhbilimcisi Profesör Theodule Ribot. kaynaklarımız arasında bulunan Duygular Ruhbilimi adlı yapıtında şöyle demektedir: "İçsel ve dışsal karakteriyle karşı konulamaz eğilimler türüne giren kendini öldürmeyle konuyu kapamak ilk bakışta biraz garip görülebilir.

    Dikkat edilirse kendini öldürmeyle öldürme (katil) arasında yadsınamayacak bir soydaşlık vardır. Çünkü bu türlü eğilimlerle acı çekenlerin kendini öldürmeyle başkasını öldürme arasında sallandıkları bilinmektedir. Onur, olumlu biçimde büyüklük deliliğine vardığı gibi olumsuz biçiminde de benliğin yokedilmesi demek olan kendini öldürmeye neden varmasın? Ama bu ikincil sorunda direnmeyerek diyeceğim ki, kendini öldürme duygusal yaşamın bir belirtisi olduğuna göre bir ruhbilim sorunu karşısındayız demektir. Hem de öyle bir sorun ki şimdiye kadar gerektiğince üstünde durulmamıştır.

    Öteden beri bilinen gerçek, temel ve değişmez içgüdünün kendini koruma içgüdüsü olduğudur. Bu gerçeğe göre yaşamak ve yaşamı korumak doğal bir amaçtır. Oysa, iradeli ya da iradesiz, tüm kendini öldürmelerde bu içgüdünün kesinlikle yadsınması (inkarı) sözkonusudur. Yaşama bu türlü son vermelerde ne bir inanca, ne aileye, ne insanlığa ve ne de vatana kurban olma düşüncesi görülüp sadece bir yokolma, bizzat istenen ve amaçlanan bir yokolmanın sözkonusu olduğu görülmektedir. Kendini öldürmenin ulusal, törebilimsel ve toplumsal açılardan incelenmesi bizim alanımızın dışındadır. Kaldı ki bu konularda yapılmış incelemeler pek çoktur (Ribot, burada. Morselli'nin Il Suicido adlı İtalyanca yapıtını öğütlemektedir).

    Bizim incelememiz gereken kendini öldürmenin ruhbilim açısından çözümüdür. Kendini öldürme, usgücünün (zihnin) ya derin düşünme ya da zorunluluk gibi iki karşıt durumunun sonucudur. Düşünüp taşınmayla olan iradeli kendini öldürmelerde, yaşamın korunması içgüdüsüyle dayanılmaz acılar (şifasız hastalıklar, yıkım, yoksulluk, şeref ve namusun yitirilmesi) arasında bir savaşım vardır. Çöküntünün başlangıcı demek olan acının sürüp gitmesiyle yavaş yavaş ölmektense birdenbire ölmek yeğlenebilir. Böylesine bir kendini öldürme usa uygundur. Çünkü iki kötü sonuçtan daha az kötü olan (ehvenişer) seçilmiştir. Zorunlu kendini öldürmelerse daha karmaşıktır. Örneğin kendini birdenbire denize atmak, zehir içmek, boğazını kesmek ya da kendini pencereden fırlatmak bu türlü bir kendini öldürmedir. Bunlardan kimilerinde ölüm önceden tasarlanmıştır, ama bu tasarlama öylesine zorunlu ve karşı durulamaz niteliktedir ki kesinlikle kendini öldürmeyle sonuçlanır.

    Bu türlü kendini öldürmeler amaçsız ve nedensiz gibi görünürse de öyle değildir, gerçekte burada da bir savaşım vardır. Ne var ki bu savaşım, düşünmeli kendini öldürmelerde olduğu gibi korunma içgüdüsüyle us-gücü arasında değil, korunma .içgüdüsüyle yoketme içgüdüsü arasındadır. Ancak burada yoketme içgüdüsü, başkalarına değil, benliğin kendisine yönelmiştir. Bununla birlikte iradeli kendini öldürmenin ruhbilimi, zorunlu kendini öldürmenin anahtarını verir. Çünkü güdüler birinde bilinçli, açık ve düşünme ürünüyken ötekinde bilinçsiz, karanlık ve kördür. Zorunlu kendini öldürme organsal yaşamın ürünüdür. Organizmanın derinliklerinde bulunan yoketme işleminin belirtisidir, örneğin korkunç bir diş ağrısına tutulan adamın başını duvarlara vurması öldürücü bir acıya karşı canını kurtarmak için yapılan içtepisel bir tepkidir. Bu örnek kendini öldürmeye oranla hafif görünürse de şifa bulmaz ve sürekli acılar içinde çırpınan insanların canlanın kurtarmak için birdenbire yaşamaktan vazgeçmelerinin nedenini anlatabilir.

    Gözlemler tanıtlamıştır ki iki kendini öldürme arasındaki fark birinin ruhsal, ötekinin organsal nedenlere bağlı olmasıdır. Zorunlu kendini öldürmeler melankoli, yoketme hastalığı (Lypemanie), hastalık hastalığı (Hypocondrie) gibi hastalıklarda ortaya çıkar, eşdeyişle yaşamsal işlevleri çökmeye yüz tutmuş kimselerde görülür. Soyaçekimcilerin (verasetçilerin) anlayışlarına göre soyaçekimsel (irsi) kendini öldürmeler de vardır.

    Ne var ki ruhsal soyaçekim organsal soyaçekime dayanır. Kendini öldürenlerdeki iradesiz davranışlar delilerdeki ve ilkel insanlardaki tepkisel davranışlara benzer. Genellikle aynı biçimde ve aynı koşullarda yinelenir: Örneğin ya uyurgezerlikte, ya sarhoşlukta, ya kadınların aybaşı durumlarında vb. Bunlar da gösterir ki iradesiz ve zorunlu kendini öldürmelerin kaynağı organsal (uzvi)'dir. Demek ki asıl neden ıra (karakter, mizaç) oluyor demektir.

    Bir bakıma korunma içgüdüsü herkeste varsa da bunun çeşitli dereceleri bulunması olasıdır. Kimilerinde olabilir ki yaşamak isteği her türlü acılara dayanacak kadar güçlüdür. Melankolik yapıdaki insanlarda da pek güçsüz bir korunma içgüdüsünün en ufak bir vuruşla yıkılıp gitmesi olasıdır (muhtemeldir). Özetle, iradesiz ve zorunlu kendini öldürmeler onurun en geri giden ve en olumsuz bir biçimidir.
     

Sayfayı Paylaş