1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İon Kentinin Kuruluşu

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 3 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    MS 2. yy yaşayan yazar Pausanias Klazomenai kentinin İonlar tarafından kuruluşu ve bu kentin yaşadığı bazı tarihi olaylar hakkında bilgiler vermektedir:

    "Klazomenai ve Phokaia kentleri İonlar Asya'ya gelmeden önce yerleşmeye sahne olmamışlardır. İonlar geldiklerinde bunların etrafta amaçsızca dolaşan bir kısmı Parphoros adlı bir Kolophonlu'yu kendilerine önder olarak alırlar ve İda Dağı eteklerinde bir kent kurarlar. Fakat kısa bir süre sonra buradan ayrılırlar ve İyonya'ya geri dönerek Kolophon arazisinde Skyppion adlı kenti kurarlar. Daha sonra Kolophon arazisini de kendi istekleri ile terkederek bugün de hala sahip oldukları toprakları ele geçirirler ve anakarada Klazomenai kentini kurarlar. Sonraki bir dönemde Perslerin yarattığı korku nedeni ile Ada'ya geçerler. Daha sonraları da Philippos'un oğlu Aleksandros anakara ile ada arasında inşa ettirdiği bir set (khoma) ile (ada üzerindeki) Klazomenai'yi bir yarımadaya dönüştürmüştür. Klazomenai halkının İonlar dışındaki büyük bir bölümünü Dorların Peloponnesos'a dönüşleri sırasında yurtlarını terkeden Kleonaili'ler ve Philous halkı oluşturuyordu".

    Pausanias'ın hangi eski kaynaklardan yararlanarak aktardığını bilemediğimiz bu bilgiler kentin kuruluşunu anlatırken Klazomenai tarihinin anahatlarını da belirlemektedir. PausaniasKlazomenai arazisinin İonlardan önce yerleşmeye sahne olmadığını ifade ederken arkeolojik veriler bunun aksine işaret etmekte İonların gelişinden çok önce bu topraklarda kurulan bir yerleşmenin varlığını göstermektedir. Urla'nın İskele Mahallesinin Limantepe Mevkii'nde [resim 01-06] yeralan ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. H. Erkanal tarafından kazısı sürdürülen tarih öncesi dönemlere ait bu yerleşim ilk kez E.Akurgal tarafından saptanmıştır. Ancak 1921-22 yıllarında Atina Milli Müzesi'ne götürülen malzeme arasında bulunan Myken vazolarına ait parçalar Limantepe Höyüğü'nde bulunmuş olabilirler. Bu da G.Oikonomos'un Limantepe Höyüğü'nde de çalışmış olabileceğine işaret etmektedir . Şimdiye kadar ele geçen bulgular yazının henüz tanınmadığı dönemlere ait bu yerleşimin M.ö. 4. bin yıllarında başladığını ve 2. bin yıllarının sonuna doğru da terkedildiğini; Klazomenai topraklarının İonlardan önce hiç de boş olmadığını kanıtlamaktadır.

    Limantepe Mevkii'nde yer alan ve Kalabak-Çeşmealtı yolu tarafından kesilen prehistorik höyükte M.ö. III. bin yılda II. Troia kültürü ile çağdaş at nalı şeklinde kuleleri olan bir surla çevrelenmiş küçük bir liman kentinin varlığı ortaya çıkarılmıştır. Höyüğün batısındaki klasik kentte yapılan derin sondajlarda ve yüzey buluntularında prehistorik malzemenin yok denecek kadar az oluşu tunç çağı kentinin Limantepe ile sınırlı bir alanı kapladığını düşündürmektedir. MGT sektöründe yapılan bir kanal açma çalışmasında ortaya çıkan tunç çağı pithosları bu dönem nekropolünün yeri hakkında fikir vermektedir.

    Prehistorik höyükteki geç tunç çağı tabakaları ile klasik çağ kentinin protogeometrik dönemden başlayarak höyüğün üstünde yer alan tabakaları iyi korunmamıştır. Roma döneminde bu bölgenin tarım arazisine dönüştürülmesi sırasında yapılan tesviyeler ve son yıllarda yeni arkeolojik kazılardan önce buradan toprak alınması ve taş sökülmesi çalışmaları bu tahribata neden olmuşlardır.

    Prehistorik yerleşmede geç tunç çağına tarihlenebilecek mimari izler yok denecek kadar azdır. Herhangi bir tabakaya bağlı olmaksızın geç dönem malzemesi ile bir arada karışık durumda elde edilen Kıta Yunanistan ve Doğu Ege kökenli çeşitli seramik buluntuları kentin söz konusu bölgeler ile yaklaşık 1700-1200 yılları arasında denizaşırı ticari ilişkiler kurduğunu kanıtlamaktadır. Klazomenai'deki Myken seramiklerinin en yoğun olduğu süreç M.ö. 1375-1250 tarihlerine verilen Geç Myken IIIA:2 - Geç Myken IIIB dönemlerini kapsamaktadır. M.ö. 13. yüzyılın sonlarında tüm Ege ve Doğu Akdeniz'i etkileyen bir dizi olaylar neticesinde dengeler büyük çapta değişikliğe uğramıştır. Kıta Yunanistan'daki monarşik düzenin mimari anlamda birer simgesi olan sarayların tahrib olmaları ve kentlerin büyük bir kısmının terk edilmesi Orta Anadolu'da büyük bir güç oluşturan Hitit imparatorluğunun da yıkıma uğramasıDoğu Akdeniz sahilindeki önemli bir ticari üs olan Ugarit'in yerle bir oluşu ve Mısır kralı III. Ramses'in kayıtlarında "Denizden Gelen Halklar" olarak tanımlanan ve kökenleri tam olarak anlaşılamayan kavimlerin yol açtığı istilalar hep aynı tarihlerde ortaya çıkmaktadır.

    1997 yılı çalışmalarında Limantepe'de prehistorik yerleşmenin güney yöndeki sınırlarını bulmak amacıyla yapılan kazı çalışmalarında erken tunç II dönemine ait olan sur duvarının arkasında ilginç bir grup eser ele geçmiştir. Bunlar içlerinde bulunan kül kömür ve yanık kemik parçacıklarının gösterdiğine göre kremasyon mezarlar için urne olarak kullanılan bir grup çömlektir. El yapımı olan bu örneklerin yanında tarihlendirmede yararlı olabilecek herhangi bir buluntu ele geçmemiştir. Ancak söz konusu el yapımı urneler tüm Ege'yi ve Doğu Akdeniz'i derinden etkileyen bu problemli sürece bir başka deyiş ile 1200 sonrasına ait olmalıdırlar. Bu el yapımı çömleklerden hareket ile Klazomenai'deki geç tunç çağı yerleşmesinin tamamen terk edilmediği ve muhtemelen de bölgeye gelen farklı etnik kökenli insan grupları ile basit de olsa yaşamın devam ettiği söylenebilir.

    1998 yılında Limantepe'de erken tunç çağı kent duvarının güneyinde sürdürülen kazılarda İon kentinin kuruluş dönemini doğrudan ilgilendirebilecek önemli mimari izler ve bir grup küçük buluntu elde edilmiştir. Bir bölümü açığa çıkarılan yapı dönemi için çok tipik olan oval planlı bir örnektir. Benzerleri Batı Anadolu'da Eski İzmir'den Miletos'tan ve Euboia'da Eretria'dan tanınan; geç tunç çağı enkazı içine yerleştirilmiş bir yapının kesin tarihlemesi kazısının tamamlanması ardından yapılabilecektir.

    Klazomenai'de İon göçmenlerine ait olan arkeolojik izler şimdilik en erken M.ö. 10. yüzyılın ortalarına bir başka deyiş ile geç protogeometrik döneme aittir. Bu durum Pausanias'ınKlazomenai'nin diğer İon kentlerine göre daha geç bir yerleşim olduğu hakkında vermekte olduğu bilgilerle uyumlu görünmektedir.

    İon kentinin kuruluş evresindeki sınırlarını tam olarak belirleyebilmek henüz mümkün olamamıştır. Çeşitli etkenlerle üst tabakalara ve yüzeye ulaşmış malzemeden yola çıkarak ilk İon kentinin Limantepe'den başlayarak batıdaki FGT ve MGT sektörlerine kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Daha batıdaki HBT sektöründe izlenen kısıtlı malzeme ise burasının belki de ilk kent alanı içinde yer almadığını ancak daha sonraki bir tarihte yerleşime açıldığını düşündürmektedir.

    Yıldıztepe'nin güney eteklerinde bir kuyunun kazılması sırasında bulunan ve omuz kısmı konsantrik dairelerle bezenmiş urne olarak kullanıldığı anlaşılan büyük bir boyundan kulplu amphora ile Limantepe'de 1998 yılında çöken açma kesiti içinden gelen tüm olarak korunmuş olması nedeniyle onun da urne olarak kullanıldığı sanılan protogeometrik hydria İon kentinin erken buluntuları arasında yer alan iki örnektir .

    Prehistorik yerleşmenin bulunduğu Limantepe höyüğünde Prof Dr. Hayat Erkanal'ın 1998 yılı çalışmaları sırasında Protogeometrik döneme ait oval/apsidal planlı bir evin küçük bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Sayın Erkanal'ın önerisi ve izinleri ile İon yerleşmesinin erken dönemlerini aydınlatabilecek bu alanda 1999 yılında bir çalışma planlanmıştır.

    Evin bir kavis çizen duvarının 700 m.lik kısmı açma sınırları içinde ortaya çıkarılmıştır. Duvar kabaca doğu-batı doğrultusundadır. Henüz tam sınırları belirlenmemiş bulunan evin 700 m.den daha uzun ve 350 m.den daha geniş boyutlarda olduğu anlaşılmaktadır. Her iki yüzü iri taşlarla örülmüş ve iç kısmı moloz nitelikli taşlarla doldurulmuş duvarların kalınlığı 060-070 m. civarındadır. Doğu uçta duvar 090-100 m. yüksekliğe kadar korunabilmiştir ve bütünlük göstermektedir. Batı uçta ise ilk yapı evresiyle arasında bir toprak katmanı bulunan bir duvar parçası izlenmektedir .

    İlk yapı evresi duvarlarının yapının iç yüzünde dikey yerleştirilmiş levha şekilli taşlarla oluşturulduğu izlenmektedir. 1998 kazılarında bu seviyede duvarların dış yüzü ortaya çıkarılamamıştır. Dolayısıyla yapının kısmen toprağa gömülü olduğu ve tabanının yapı dışına göre 15-20 cm. daha derinde olduğu sanılmaktadır. 1999 çalışmalarının kapladığı alanda evin gerçekten de subterranean olup olmadığını belirlemek mümkün olamamıştır.

    Yapı içinde 190/195 m. üst kodlarında plaka taşlarla kabaca döşenmiş armut şekilli bir platform açığa çıkarılmıştır. Bu platformun ilk aşamada 175 m. çaplı bir daire formunda olması ve geç eklentilerle armuta benzer bir şekil kazanmış olması da mümkündür. Üzerinde in situ malzeme ele geçmeyen ve işlevi anlaşılamayan platformun gerçek niteliği çalışma alanının genişletileceği gelecek yıllardaki araştırmalardan sonra açıklığa çıkabilecektir.

    Doğuda ev duvarına yaslanan ve güneye doğru alçalan eğimli bir yüzey gösteren levha taşların yapı enkazına mı veya işlevi anlaşılamayan bir tezgaha mı ait oldukları henüz söylenememektedir.

    Geç tabakaların büyük ölçüde tahrip olduğu alanda evin bir yıkımla sona erdiği anlaşılan ilk yapı evresinin tabanını in situ olarak gözleyebilmek mümkün olabilmiştir. 173 m. üst kodlu ince bir kil taban üzerinde değişik kaplara ait parçaların karışık olarak çok geniş bir alana yayıldıkları belirlenmiştir. Gerek toprağın rengi gerekse yer yer izlenen küller yapının bir yangınla tahrip olduğu anlaşılmaktadır. İn situ buluntuların üzerinde duvara ait taşlar ve yanarak tuğlalaşmış kil topakları gözlenmiştir. Dağınık öbekler halindeki killerin olasılıkla düz damlı olan çatıdan düştüğü akla gelmektedir. 1998 yılında büyük parçalar halinde bulunmuş kömürleşmiş ahşap kirişlere 1999 çalışmalarında rastlanmamış yalnızca ince bir tahtanın kömürleşmiş izi gözlenebilmiştir.

    Kahverengi-bordo hamurlu ve kaba perdahlı bezemesiz bir hydria omuzunda konsantrik daire bezemesi olan boyundan kulplu bir amphora bezemesiz ikinci bir boyundan kulplu amphoragri monokrom kapalı bir kap ve sarı hamurlu band bezemeli bir oinokhoeye ait parçalar ele geçmiştir. Bunlara 1998'de bulunan kapalı bir kabın kaide ve gövde parçaları ile dalga çizgili bir kaba ait parçalar da eklendiğinde evin içindeki seramik buluntuların gerek form gerekse teknik açıdan çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır.

    Seramiklerle bir arada bulunan ve sayıları 20'yi geçen makara formundaki sarımsı hamurlu pişmiş toprak nesnelerin işlevleri bellirlenememiştir. Dokuma endüstrisiyle ilişkili olmaları mümkün görülmektedir.

    Yapının yıkımına yol açan yangın izleri ortadaki platformun batısında açık olarak gözlenememiştir.

    Taban malzemesinin üzerini örterek inşa edilmiş olan ve evin dış duvarına diagonal bir açıyla yaslanan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu bir duvar açığa çıkarılmıştır. Geç bir evreyle ilişkilendirilebilecek bu duvar 060/065 m. genişliğindedir ve kuzeye doğru yükselerek ev duvarına dayanmış plaka taşların üstüne çıkmaktadır. Buluntu durumu duvarın yaklaşık 240 m. kodlarındaki bir tabanla ilişkili olduğunu düşündürmektedir ve olasılıkla evin batı ucunda gözlenen geç evre duvarıyla çağdaştır.

    Açmanın batı uçunda evin duvarı üzerine yerleştirilmiş bir ocağın küçük bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Ocak içi ve altından gelen en geç malzeme Geç Geometrik dönem sonlarına tarihlenmektedir. M.ö. 4. yüzyılda açılmış bir kuyu evin kuzey kısmında ortaya çıkarılmışkuyunun yol açtığı tahrip alanının sınırları çizilebilmiştir. Evin gerçek boyutları mimarisiiçindeki birimlerin işlevleri ve tabakalanması önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla açıklık kazanacaktır.

    Limantepe höyüğünde protogeometrik evin kuzey-doğusunda Prof Dr. Hayat Erkanal'ın yürüttüğü 1999 yılı çalışmalarında bir pithos mezar ortaya çıkarılmıştır . Ağzı düz bir levha taşla korunan ve tüme yakın olarak ele geçen mezarın 06-12 aylık bir çocuk iskeleti içerdiği sanılmaktadır. Pithosun dudak kenarı profillidir. Pithosun ağzı ve iskeletin başı doğuya dönüktür. İskeletin başı yanında bir oinokhoe bir olpe bir düz dipli ve silindirik gövdeli gri monokrom fincan ve küresel gövdeli dışa çekik ağızlı dudaktaki ince band dışında gövde altı firnisli sarımsı hamurlu bir fincan olmak üzere dört vazo ölü hediyesi olarak bırakılmıştır. Dr. Irene Lemos buluntuları geç protogeometrik döneme tarihlemektedir. Bu malzeme söz konusu dönemde hiç değilse bebekler için intramural gömü yapıldığını göstermektedir.
     

Sayfayı Paylaş